16. bölüm · VATAN VE SEVDA YOLUNDA
16.
Satır arası yorum yapmayı ve yıldıza basmayı unutmayıın!
İyi okumalarr.
🎀
"İnsanlar söylediklerinizi ya da yaptıklarınızı unutur ama onlara ne hissettirdiğinizi asla unutmaz."
Bana hissettirdiklerini, ölsem dahi unutmam, Biricik Sevdam.
7 ay önce
Silopi -İrak sınırı
Yazardan
"Tek bir hatanla yakarım seni Kartal!" Doruk'un katı sesiyle Koray sakince, "O iş bende komutanım."
Timin Kartal'ı yine iş başındaydı. Keskin nişancı olan Kartal, en yüksek noktalarda avını gözüne kestirir ve gözünü dahi kırpmadan tetiği çekerdi.
Şimdi de o anlardan birisiydi. Oldukları bölgenin en yüksek tepesinde yerini almış ve avını gözüne kestirmişti. Evin içindeki maskeli adamları teker teker kontrol etti.
Tetiği çekmek üzereyken Batur'un, "Durun!" Sesi kulaklığından çıkınca, Koray durdu.
"N'oldu!"
"İçeride siviller var komutanım. İçeride 8 sivil var."
"Hepsi maskeli komutanım, içeride bir sivil yok."
"Var! Dikkatli bakıyorsan eğer 4 kişiyi ellerini kelepçeleyerek içeri odaya götürdüler! Sen dağın başında nasıl görmüyorsun onları Kartal!"
"Komutanım eğer içeri götürdülerse ben dışarıdaki adamları vuracağım! Sivilleri vurmayacağım!"
"Kartal! 4 kişi kaldı! Hangisini vuracaksın biliyor musun? Ya sivilleri vurarsan?!"
Tam o an acı dolu bir çığlık sesi doldu herkesin kulaklarına. Koray'ın acı dolu çığlığı.
Batur'un dedikleri yüzünden oyalandıkları için Koray fark edilmişti. Halbuki çok iyi bir yere saklanmıştı. Çamurun içine.
Her kimse, onu sırtından vurmuştu. Arkasından gelen ayak seslerinin uzaklaşması üzerine, onu vuranın buradan uzaklaştığını anladı.
Koray vurulmuş ve 3 aydır peşlerinde oldukları grup kaçmaya yeltelenmişti.
Sırtında hissettiği yoğun acıya rağmen dikkatini toplamaya çalışıp kaçanları vurmaya çalıştı.
"Kartal!"
1 kişiyi gözüne kestirip takibe aldı. Sırtındaki acı konsantre olmasına yardımcı olmazken tetiği çekti. Mermi adamın kolunu sıyırsa da ikinci atışında diz kapağına vurduğu için adam acı içinde yere düştü.
"Komutanım ben iyiyim. Siz onların peşinden gidin." Acı içinde kıvransa da tekrar tekrar konsantre olmaya çalıştı.
"Kartal hareket etme!" Hepsi koşarak yanına geldiğinde Poyraz ve Soner dikkatlice onu yüzüstü yana yatırdı. Aslı yanına diz çökerken formasını yaranın olduğu bölgeye kadar kaldırarak çantasından sargı bezini çıkardı.
"Biraz acıtacak." Diyerek kanamanın durması için sargı bezini yaraya bastırdı. Koray büyük bir çığlık atarken Aslı bezi olabildiği kadar dikkatlice bastırmaya çalıştı.
"Helikopter gelmek üzere, biraz daha dayan oğlum hadi." Doruk endişeyle Koray'a bakarken, "İyiyim ben komutanım merak etmeyin." Dişlerini kırarcasına sıkarak konuşmaya çalıştı.
"Çok kanaması var. Çok kan kaybediyor komutanım. Mermi kaburgasına bile saplanmış olabilir."
Yaklaşan helikopter sesiyle herkes başını kaldırdı. Helikopter iniş yaptığında, Poyraz ve Somer tekrardan Koray'ı dikkatlice kaldırdı. Aslı da bezle sırtına dikkatlice bastırarak peşlerinden gitti. Hepsi helikoptere bindiğinde helikopter tekrar havalandı.
Yavaş yavaş Koray'ın gözleri kapanırken, "Sakın kapatma gözlerini!" Diye Aslı bağırdı. Elinden bir şey gelmiyordu. Kanamayı durdurmaya çalışmak dışında bir şey yapamıyordu.
"Vatan sağ olsun komutanım." Diyerek gözlerini kapattı. Koray'ın gözlerini kapatmasının üstüne Aslı bezle biraz daha baskı uygulayıp kanamayı durdurmaya çalıştı.
Tahmini 20 dakikanın ardından helikopter hastanenin bahçesine iniş yaptığında Koray'ı dikkatlice sedyeye yatırarak hemen ameliyathaneye aldılar. Herkes ameliyathanenin önünde beklerken Batur duyduğu suçluluk duygusuyla duvara yaslanarak yere çöktü.
Doruk'ta yanına çökerek oturduğunda, "Adamlar da kaçtı, Koray da yaralandı."
"Özür dilerim komutanım."
"Dileme Çelik, belki de içeride gerçekten siviller vardı." Batur başını duvara yaslayarak gözlerini kapattı.
Bir süre sonra ameliyathanenin kapısı açıldığında hepsi ayaklandı. Doktor dışarı çıktığında Doruk karşısına geçti.
"Hastanın yakınları sizler misiniz?"
"Evet biziz, Koray nasıl?"
"Durumu şimdilik stabil," dediğinde herkes içinde tuttuğu nefesi büyük bir rahatlamayla bıraktı. "Şanslıyız ki, mermi kaburgasına saplanmamış, veya ciddi bir hasar bırakacak kadar derine inmemiş."
"Görebilir miyiz peki?"
"Tabi, ama çok yormamaya ve yanında çok kalmamaya çalışın lütfen, geçmiş olsun." Diyerek yanlarından geçip gitti.
Koray odaya alındığında hepsi başında uyanmasını beklerken, yavaş yavaş gözlerini açan Koray pütürlü sesiyle, "Lütfen şehit oldun Koray deyin."
"Maalesef, bir süre daha bizimlesin Koray."
"Yapmayın be komutanım."
"Lan it, beni bırakıp nereye gidiyorsun!" Soner hafifçe Koray'ın kafasına vurduğunda, Koray acıyla inleyerek gözlerini kapattı.
"Lan bir şey yapmadım!"
"Komutanım hasta yatağında şiddet görüyorum."
"Koray, özür dilerim kardeşim. Benim yüzümden oyalandın ve vuruldun."
"Yaralanmam değil de, adamlar kaçtı. 3 aydır peşlerindeydik."
Batur hüzünle başını sallayarak koltuğa oturdu. Nereden bilebilirdi ki, birkaç cümlesinin askerliğine mâl olacağını?
Şimdiki zaman
Türkiye/Silopi
Yazardan
Derler ki; Bu hayatta en çok neyi sevip sahiplenirsen, en çok o sevip sahiplendiğinden sınava çekilirsin. En çok neyi seversen, ilk onu alır hayat elinden.
Günler birbirini kovalarken Batur görevden süreli uzaklaştırma almış, diğerleri ise Batur'un aklanması için gece gündüz demeden bir şeyler bulmak için çalışıyorlardı.
Yine hep birlikte çalıştıkları günlerden birindeydiler. Herkes Doruk'un evinde toplanmış, bir şeyler araştırıyordu. Hatta Doğa bile onlara yardım etmek için abisine yalvarırken Doruk bana mısın demiyordu.
"Doğa hayır."
"Abi-"
"Tekrar etmeyeceğim."
Doğa, İrmik ve Sütlaç'ı kucağına alarak odasına gidecekken arkasını döndü. "Bu kedi benim olsun, zaten senden çok ben bakıyorum."
Batur seri adımlarla Doğa'nın yanına gelip İrmik'i ondan alarak katı sesle, "Olmaz," deyip geri yerine oturdu.
"Peki." Arkasını dönüp odasına girdi. Bilgisayarını ve kulaklığını alarak yatağa oturdu. Kulaklığını takıp açtığı diziye odaklanmaya çalıştı ama aklı hâlâ içerideydi.
İrmik'i düşündü, neden bu kadar değerliydi Batur için? Küçük bir kedi, onun içine ne kadar büyük bir anlam taşıyordu?
O bunları düşünürken Sütlaç'ta miyavlayarak Doğa'nın ayaklarının üzerinde yerini rahatladı. Bilgisayarı yana bırakıp Sütlaç'ı kucağına alarak tüylerini okşamaya başladı.
Gülümseyerek Sütlaç'ın tüylerini okşarken bir anda büyük bir şiddetle gök gürledi. Öyle bir şiddetle gürledi ki, Sütlaç Doğa'nın kucağından atlayarak yorganın altına girdi. Tekrar gök gürlerken odanın kapısı açıldığında Doğa çığlık attı.
"Şş benim güzelim." Doruk yanına gelerek yatağa oturdu.
"Gök gürlemesinden korkarsın sen," deyip kardeşine sarıldı. Doğa ellerini abisinin boynuna dolarken Doruk onun belini okşadı.
"İyi misin abiciğim?"
"İyiyim. İşine devam et sen zaten dizi izliyorum."
"Olmaz, yağmur çok şiddetli, tekrar gök gürlerse çok kötü olursun. Hadi içeri."
"Kaç gündür izin vermiyordun, şimdi mi izin veriyorsun?"
Doruk ayağa kalkarak kapıya yöneldi, "O zaman sana iyi dizi izlemeler," deyip odadan çıkacakken tekrar gök gürlemesi sonucu Doğa zıplayarak yerinden kalktı.
"Geleyim bende," diyerek abisinin kolunun altına girdi. İkisi birlikte salona döndüklerinde Poyraz gülümsedi.
"Oo, Doğa bacım, yüzünüzü gören cennetlik."
Doğa gülümseyerek Poyraz'a döndü, "Ne bileyim Poyraz abi, okul ev ödev falan derken kendime bile vakit ayıramıyorum."
"Sen ingilizce öğretmeniydin değil mi?"
"Evet."
"Çay yapsana Doğa dilim damağım kurudu. Hadi abiciğim sen çay yap."
Doğa oflayarak mutfağa yürüdüğünde, Somer, bağırarak, "Buldum! Yemin ederim buldum!"
"Ne buldun?" Doruk bilgisayar başında oturan Somerin yanına oturdu.
"Bir kaç gün önce bir numaradan bana arama gelmişti. O sıralarda da daha yoğun çalıştığımız için pekte takmamıştım hemde yanlışlıkla olmuştur diye düşündüm. Numara sabah tekrar arayınca kuşkulandım ve numarayı hacker bir arkadaşıma gönderdim. Ceren numarayı araştırdı ve sonuç olarak bana bir konum gönderdi," diyerek haritada bir yer gösterdi.
"Burası benim vurulduğum yer değil mi?"
"Tam da orası kardeşim. 7 ay önce Çelik komutanın babası olduğunu bilmeden peşine düştüğümüz adamın saklandığı yer. İki teorim var, ya orada birileri tutuluyor ve yardım istemek için aradı. Ya da her kimse, bilerek arıyor."
"Yani diyorsun ki, ya birileri bize yardım etmek için aradı yada bizden yardım istemek için aradı."
"Evet komutanım." Doruk cebinden telefonunu çıkararak bir numarayı arayıp telefonu kulağına dayadı.
"Merhaba albayım."
Karşı tarafı dinleyerek yanıt verdi, "Somer bir konum buldu ve bu konum 7 ay önce Batur'un babası olduğunu bilmeden peşine düştüğümüz adamın ikametgâhı. İzniniz olursa sabah yola çıkıp oraya gitmeyi ve bir şeyler bulmayı umuyoruz."
Tekrar karşı tarafı dinleyerek, "Hayır merak etmeyin, Batur'un bizimle gelmesine müsaade etmeyeceğim." Dediğinde Doğa elinde çay tepsisiyle salona döndü. Tepsiyi sehpanın üstüne bırakarak Batur'a döndü. Onun da onu izlediğini fark edince utanarak gözlerini kaçırdı.
"Tamamdır komutanım, iyi geceler." Diyerek telefonu kapattı.
"Yarın sabah yola çıkıyoruz, sen gelmiyorsun Batur." Batur tam ağzını açıp bir şey diyecekken Doruk elindeki çaydan içerek, "İtiraz istemiyorum."
"N'oldu?"
"Yok bir şey abiciğim." Sanki hiç bir şey olmamış gibi bir rahatlıkla çayını yudumlarken Aslı, "Komutanım sizin çay sevginiz başka bir boyut. Bazen operasyonun ortasında canınız çay çekecek diye ödüm kopuyor."
"Lan hamile miyim ben çay aşereyim!" Gözleriyle Poyraz'ı işaret edip, "Sen bu adama sevdalı değil misin? Bende buna sevdalıyım işte!" Elindeki çayın hepsini bitirdiğinde Doğa'ya dönüp, "Bana kupamda çay getir abiciğim. Hadi."
"Ya sabır!" Ayaklarını yere vura vura mutfağa girmesiyle çığlık atması bir oldu.
"Lan n'oldu!" Doruk ve diğerleri koşarak mutfağa girdiğinde Doğa sandalyenin üzerinde zıplıyor, yerdeki örümceği işaret ederek çığlık atıyordu. Poyraz örümceği alıp Doğa'nın gözünün önüde tutunca bir çığlık daha koptu Doğa'dan.
"Abi örümcek!" Doruk sabır çekerek kardeşini kucağına alıp salona götürdü.
"Kızım zararsız hayvan neyinden korkuyorsun!"
"Ya korkuyorum işte."
"Of Doğa of!"
"Gitmesen olmaz mı?"
"Olmaz."
Yüzünü timine çevirip, "Batur hariç herkes yarın sabaha hazır olsun. Gerekirse birimiz ölecek ama o çocuk aklanacak."
"Emredersiniz komutanım!" Hepsi bir ağızdan konuşup toparlanmaya başladılar. Hepsi eşyalarını toplayıp çıkarken Batur dönüp Doğa'ya baktı, iç çekti ve çıktı.
"Birlikte uyuyalım mı?" Gözlerini kırpıştırarak abisen döndü.
"Uyuyalım başımın belası uyuyalım!" Doruk gülerek kardeşini kolunun altına aldı. İkisi birlikte odaya doğru yürüken Doruk iç çekti.
Bir gün şehit olursa, kim kardeşini böylesine mutlu edecekti?
Ertesi gün
Silopi - İrak sınırı
"Kartal bak bu geçen seferkine benzemez, vurulursan iyileştikten sonra ben seni hastanelik ederim."
"Komutanım, kimi vuracağımı yola çıktığımızdan beri anlatıyorsunuz. 2 dakika sessiz olsanız konsantre olup adamı vuracağım zaten!"
"Öldürücü bir hasar bırakma yakarım çıranı!"
Timin geri kalanı silahlarını kuşanıp ağaçların arasından yürüyerek evin arka tarafından içeri girdiklerinde, gerçekten yardıma ihtiyacı olduğu bariz bir şekilde belli olan 2 kişi vardı.
Sandalyeye bağlı 2 kadın onları gördüklerinde korksalar da, Doruk formasının üstündeki Türk bayrağını göstererek sessiz olmalarını işaret etti.
Kadınların gözleri parlarken kafalarını sallarken diğerleri kapıyı açıp içeri girdi. Salondaki adamları teker teker vurarken 3 kişi, Hamza Bozkır'ın kaçmasına yardım ederken üçünü de vursalar da adam kaçmayı başarmıştı. Ama hesaba katmadığı şey, Kartalın onu beklediğiydi.
Dışarı çıktığı anda Kartal Hamza'yı omzundan vurdu. Hamza kahkaha atarken, diğerleri onun yanına geldi.
"Batur'u aklamak için geldiyseniz, bu olmayacak. Onun askerliğe dönmesindense, ölmeyi yeğlerim."
Hepsinin bildiği tek bir şey vardı, bu hiçte düşündükleri kadar kolay olmayacaktı.
