14. bölüm · VATAN VE SEVDA YOLUNDA

14.

Doğa

Satır arası yorum yapmayı ve yıldıza basmayı unutmayıın!
İyi okumalarr.

"Sevmek ve beklemek aynı şey değildir. Herkes sever ama herkes bekleyemez."

Ben seni ömrümün sonuna kadar beklerim, Biricik Sevdam.

3 yıl önce
Türkiye/Giresun
Yazardan

"Arabanız da çok güzelmiş beyefendi."

"Cıvıma Buse! Askeriyeye gidiyorum, arabayı sana vereceğim. Veterinerden çıktığın gibi doğruca eve. Duydun mu beni?"

"Anladım abi anladım! Anlama yoksunluğum yok çok şükür!" Buse kucağındaki kediyi severken Batur arabayı çalıştırdı.

"Para da verirsin, kumluk, mama kabı, oyuncakları, evi. Bir sürü şey alacağım." Heyecanla her harfi uzatırken Batur gülümsedi.

"Cebimde cüzdanım var, cüzdanımdan kartımı al." Dediğinde Buse heyecanla abisinin formasının cebinden cüzdanını çıkardı, kartını alarak cüzdanı tekrar cebine koydu.

"Şifresi ne?"

"0511."

"Ya doğum tarihim mi? Canım abim." Gülümseyerek abisinin yanağına kocaman, sulu bir öpücük bıraktı. Batur arabayı sağa çekip Küçük Buse'sine döndü.

"Ben gidiyorum, sende veterinere sonra da doğru eve. Duydun mu beni?"

"Duydum abim duydum. Ama alacağım bazı şeyler var, sana irmik tatlısı yapacağım. Çok seversin."

"Çok oyalanma, dikkatli ol." Deyip kardeşinin yanağına uzun bir öpücük bırakıp arabadan indi. Buse de İrmik'i koltuğa bırakıp arabadan indi. Sürücü koltuğuna geçip kendine uygun ayarlamalar yapıp müzik açtı. Müziğe eşlik ederek arabayı çalıştırıp askeriyeden çıktı.

Kendi hâlinde müziğe eşlik ederek haritadan veterinerin yolunu bulup yola yokuldu. Veterinere geldiğinde arabayı park edip İrmik'i kucağına alarak arabadan indi. İçeri geçip müayine odasına girdi.

İrmik'in bütün kontrolleri ve aşıları yapıldıktan sonra Buse kedisini tekrar kucağına alıp veterinerden çıktı. Arabaya geçip İrmik'i yan koltuğa bırakarak müziği açtı, tekrardan yola koyuldu. Petshopa gelip istediği eşyaları alarak hepsini bagaja koydu.

Neşeyle tekrar sürücü koltuğuna geçip müzik açtı. Mustafa Sandal - Aşka Yürek Gerek açarak marketin yolunu tuttu. Şarkının verdiği coşkuyla İrmik'i kucağına alıp başına öpücükler kondurdu. Dikkatini hem yola, hem de İrmik'e vermeye çalışarak araba kullanıyordu. İrmik'i severken karşıdan gelen büyük aracı görmese de diğer araba sahibi yolunu değiştirmeye çalıştı ama nafileydi, araçlar birbirine büyük bir şiddetle çarpmıştı bile. Buse bir anlık koruma içgüdüsüyle kendini İrmik'in üzerine siper etti. Olansa ona ve abisi Batur'a oldu.

Şimdiki zaman
Türkiye/Silopi
Doğa Özyiğit

"Abi ne oluyor ya sabah sabah!" Gözümü ovuşturarak odamdan çıkıp sesin geldiği tarafa ilerledim. Karşımda tüm timi gördüğümde esnedim. Bir tek Çelik Komutan yoktu.

"Üstünü değiştir öyle gel!" Abimin bağırması üzerine üstüme göz attım. Hava soğuk olsa da ev fazlasıyla sıcak olduğu için şort pijamayla yatıyordum. Üstümdeyse kolsuz, ilk iki düğmesi açık pijama üstü ve şortu vardı. Saçlarımdan bahs etmiyorum bile.

Hızlıca arkamı dönüp odama ilerledim. Arkamdaki gülüşmeleri duymazlıktan gelip üstüme bordo boğazlı kazak ve gri eşofman giydim. Saçlarımı tarayıp elimle düzelttim, banyoya girip ihtiyaçlarımı gidererek çıktım. Yatağıma göz attım, İrmik ve Sütlaç uzandığı için dokunmadım.

Tekrar odadan çıkıp salona doğru yürüdüm. Poyraz abi ayağa kalkıp, "Merhaba Doğa bacım." Diyerek elini uzattı.

Gülümseyerek elini tuttum, "Günaydın." Deyip abimin yanına oturdum.

"Abi? Ne oluyor?"

"Doğa sen okula gitmiyor musun?"

"Bugün pazar."

"Tamam git kahvaltı hazırla."

"Aç değilim."

"Ben açım Doğa, git hazırla!" Oflayarak ayağa kalkıp mutfağa geçtim. Bir şeylerle oyalanıyormuş gibi yapıp salona kulak kesildim. Evet ayıp ama merak ediyorum? Ayrıca Çelik Komutan da yoktu. Belki de onunla ilgiliydi.

"Hamza Bozkır." Hamza Bozkır? Bozkır? Batur'un soyadı değil miydi?

"Hamza Bozkır, bir silah kaçakçısı ve öyle de düşündüğünüz gibi değil. Büyük bir örgüt ve hepsinin başında Hamza Bozkır duruyor. Adam aslen İraklı, karısı ve iki çocuğu var, Batur Bozkır ve Buse Bozkır. Eşi de Yeşim Bozkır." Çelik Komutanın babası, silah kaçakçısı mıydı? "Evet Çelik'in babası."

Sanki sorduğum soruyu duymuşta cevap vermişti abim. Nasıl olabilirdi ki? Bir Türk askerinin babası, silah kaçakçısıydı. Ben asker olmak istediğimi söylediğimde beni günlerce aç susuz karanlık bir odaya kilitlediler. Söylediklerini hatırladıkça taşlar yerine oturuyordu. Hangi terörist baba, oğlunun Türk askeri olmasını isterdi ki?

Peki Çelik Komutan? O nasıl yüzleşecekti bu gerçekle? Ya da, o da bilir muydu? Kafamda binbir soruyla yüzleşirken bir anda abim mutfak kapısının önünde belirdi.

"Hii." Diye bir ses çıktı ağzımdan.

"Hi tabi! Sen deminden beridir bizi mi dinliyorsun?"

"Yok ben öbürlerinin çay isteyip istemediklerini sormaya geliyordum abi."

"Duyduklarını, tek bir kişiden dahi duyarsam, kardeşim demem yakarım Doğa."

"Ay tamam be! Gidiyorum ben Işıl'la buluşacağım!" Deyip koşarak odama geçtim. Yatağın üstünde İrmik ve Sütlaç'ı göremeyince odayı aradım. Odada olmadıklarına kanaat getirince odadan çıkıp abimlere soracakken İrmik'i Aslı ablanın, Sütlaçı'ysa Tuğçe ablanın kucağında görünce durdum.

"Bir şey mi oldu Doğa bacım?"

"Yok, İrmik'le Sütlaç'ı soracaktım. Ben odamı yoparlayayım." Poyraz abi başını olumlu anlamda salladığında abime baktım. Gözleriyle odana dedi sanki. Arkamı dönüp odama girdim, yatağımı toplayıp üstümü değiştirdim.

Üstüme beyaz, mavi çizgili kazak, siyah kumaş pantolon giyip takılarımı taktım. Hafif bir makyaj yapıp saçımı da düzleştirdikten sonra, parfüm sıktım ve tamamiyle hazırdım. Paltomu giyip, çantamı da alarak odadan çıktım. Salona geldiğimde Poyraz abi bana döndü ve ıslık çaldı.

"Ne güzel olmuşsunuz Doğa bacım."

"O gözlerini sokarım senin münasip yerlerine Poyraz!"

"Hödüksün! Teşekkür ederim Poyraz abi." Diyerek İrmik'le Sütlaç'ın mama ve su kaplarını doldurdum. Ben ayakkabılarımı giymek için kapının yanına gelirken abim de operasyon hakkında konuşuyor, görev dağılımı yapıyordu. Topuklu botlarımı giyerek anahtarımı aldım.

Abim yanıma gelip alnımı öptü, "Sen geldiğinde ben evde olmayacağım. Kendine dikkat et olur mu güzelim? Ne zaman gelirim bilmiyorum. Ama kısa sürer diye düşünüyorum." Abim baş parmağıyla yüzümü okşadığında parmak uçlarıma yükselip yanağına büyük bir öpücük kondurdum.

"Dikkatli ol sende." Dediğimde yanağımı öpüp geri çekildi. Bu adam ne ara bu kadar temas sever olmuştu?

Anahtarımı çantama atıp çantayı da omzuma taktım. Kapıyı açıp dışarı çıktığımda derin bir nefes aldım. Ev sıcaktı ve çok fazla adam olduğu için içerisi fazlasıyla havasızdı. Duruşumu düzeltip bahçeden çıktım. Telefonumu alarak Toprak'ı aradım.

Toprak telefonumu açar açmaz şarkı söylemeye başladı, "Oy benu vurun vurun, nedur çektiğum zulüm. Bu dünyanın yükuni bir ben bir de omuzlarum. Ardı neydi lan ardını unuttum."

"Toprak sen yine Sen Anlat Karadeniz'e mi başladın?"

"Dün gece bitirdim fıstık." Sabır çekerek kafeye doğru ilerledim. Arabayı almadım, temiz havada biraz yürümek iyi gelecekti.

"Sen ne yapıyorsun?"

"Arkadaşımla buluşacağım."

"Oo, Doğa hanım. Unutulmuşuz ha? Bende diyorum sen niye beni hiç arayıp sormuyorsun. Öyle olsun.. Ne de olda Toprak enayi.."

"Toprak saçmalama, sen benim arkadaşım değilsin."

"Bunu da söylemezsin be kadın!"

"Lan sen benim kardeşim gibisin. Hatta gibi değil, direkt kardeşimsin."

"Seviyorum lan seni salak şey."

"Toprak cıvıma." Karşıdan gelen öğrencimin ablası olan Pınar'ı görünce, "Toprak beni sonra arasam olur mu? Akşam görüntülü konuşalım hatta."

"Olur, bende sınavları okuyacaktım zaten. Hadi hoşça kal."

"Hoşça kal." Deyip telefonu kapattım. Pınar gülümseyerek yanıma gelip karşımda durdu.

"Merhaba hocam."

"Merhaba Pınarcığım, nasılsın?"

"İyiyim siz?"

"İyiyim bende. Bir şey mi oldu? Pelin'i mi soracaktın?"

"Hocam siz kimsiniz? Kendinizi ne sanıyorsunuz?" Sorduğu soru karşısında şaşkınlıkla kaşlarımı çattım.

"Anlamadım?"

"Diyorum ki burası küçük, herkes herkesi tanır. Ama siz sonradan gelen bir öğretmensiniz sadece. Askerleri baştan çıkarmasanız?"

"Bir dakika ne?"

"Demir timi komutanıyla çok yakınsınız, hatta komple timle çok yakınsınız. Ne ayak? Ateş komutandan uzak durun." Allah'ım niye bütün deliler beni buluyor?

"O niyeymiş?"

"Çünkü ben ona aşığım. Ondan uzak durun. Bir kaç kezde onun evinden sizi çıkarken gördüm." Büyük bir kahkaha attığımda kız bana deli misin? bakışı atsa da umursamadım.

"Âşık olduğun Ateş komutan benim öz abim."

Kız şaşkınlıkla bakarken sadece, "Ne?" Diyebildi.

"Gelecek sefere âşık olduğun adamı iyice araştırmanı öneririm Pınarcığım hadi hoşça kal." Omzuna hafifçe vurup yoluma devam ettim. Hiç bir şey yapmadığım hâlde nefret ediliyorum, demek ki bir şeyler başarmışım.