11. bölüm · VATAN VE SEVDA YOLUNDA
11.
Uzun bir aradan sonra 2 bölüm birdenn. Oylamayı ve yorum yazmayı unutmayınızzz.
Satır arası yorum yapmayı ve yıldıza basmayı unutmayıın!
İyi okumalarr.
🎀
"Konuşmayı severim, fakat herkesle değil."
Sen herkes değilsin, Biricik Sevdam.
Geçmiş zaman
Türkiye/Giresun
Yazardan
"Baba! Anne! Buse!" Batur heyecan ve neşeyle koşturarak annesinin ve babasının odasına daldı. Babası Hamza ve annesi Yeşim aceleyle masanın üstündeki kağıtları toplayarak çekmeceye tıktı.
"N'oldu anneciğim? Bir şey mi oldu?" Yeşim oğlunun yanına gelerek, Batur'un boyuna eğildi.
"Bu gün öğretmen büyüyünce ne olmak iatediğimizi sordu." Soluk soluğa konuşmaya başladı.
"Ben de dedim ki Asker olmak istiyorum öğretmen beni tebrik etti. Aferin sana Batur dedi," deyip kocaman gülümsedi. Babasının yüzünün kızardığını görünce gülüşüyü yarıda kesildi.
"Asker mi olacaksın oğlum?" Hamza oğlunun yanına gelip kolundan sıktı. Yeşim, eşinin ellerini tutup, "Lütfen bir şey yapma.."
"Evet." Hamza Batur'un kolunu sertçe sıkarak peşinden sürükledi.
Peşinden sürükleyerek bodruma indi, bodrumun kapısını açıp Batur'u içeri fırlatarak kapıyı yüzüne kapatıp kilitledi.
"Bir kaç gün aç susuz orada kalda aklın başına gelsin!"
"Asker olacağım! Senden korkmuyorum.." Sonlara doğru sesi titrese de dik durmaya çalıştı. Batur küçük bedenini kapının öbür ucunda yere oturup duvara yasladı.
Okuldan yeni gelmişti, çantası bile sırtındaydı. Küf korkuyordu burası, rutubetliydi, fare sesleri geliyordu, karanlıktı. Korkuyordu. Daha 10 yaşında bir çocuktu.
Neden diye düşündü, neden babası böyle yapıyordu ona? Neden onu en küçük şeyde bu bodruma kapatıyordu?
Batur hıçkırarak ağlamaya başlayınca kapının diğer tarafından bir ses duydu. Kardeşiydi, Buse'siydi.
"Abi.." Batur kardeşinin sesini duyar duymaz göz yaşlarını aceleyle silip ayağa kalktı. Kapıya yaslanıp, "Abim."
"Babam niye kızdı sana?"
"Ödevimi tam yapmamıştım, o yüzden. Sen ödevlerini yap ama tamam mı güzelim?"
"Tamam.." Batur başını kapıya yaslayıp eliyle ağzını kapattı. Buse de aynı şekilde başını kapıya yasladı. Ta ki, babası gelip Buse'yi bir hışımla alana kadar.
"Bu gün abi cezalı, abi cezalıyken ne yapıyorduk güzel kızım?" Hamza kızının saçını okşadı. Buse korkarak elini kaldırdı ve gözlerini sıkıca kapattı.
"Abiyle konuşmuyorduk.."
"Aferin benim güzel kızıma," deyip yanağını öperek odasına götürdü.
Batursa çantasını çıkarıp kapının yanındakı duvara yaslandı. Çantasını açıp kitabını çıkararak okumaya başladı. En sevdiği kitabıydı, Küçük Prens. O da annesinin prensiydi bir zamanlar.
Önünden kocaman bir fare geçtiğinde büyük bir çığlık atıp ayağa kalkarak kapıyı yumruklamaya başladı.
"Baba fare var var burada korkuyorum lütfen çıkar beni." Kapıyı yumruklasa da, çığlıklar atsa da, ağlasa da bir faydası yoktu. Babası onu oradan çıkarmayacaktı. Oğlunun asker olmasını istemiyordu, hangi terörist baba oğlunun Türk askeri olmasını isterdi? Hangi, sadece para uğuruna kendi Vatanına ihanet eden baba oğlunun Türk askeri olmasını isterdi?
Kararlıydı Batur, olacaktı, asker olacaktı. Adının anlamı bile kahraman, savaşçıydı. Asker olup hem Vatanını, hem de kardeşini koruyacaktı.
Şimdiki zaman
Türkiye/Silopi
Yazardan
"Komutanım, siz Doğa bacıma âşık mısınız?" Gölge'nin aniden sorduğu soru üzerine herkes ona döndü. Batur kafasını Gölge'ye çevirdi.
Zorlanarak, "Kardeşim gibi gördüğüm birisine âşık olamam." Deyip önüne döndü.
"Ses tonunuz hiç öyle demiyor komutanım, körkötük âşıksınız. Hem bakışlarınızdan da belli."
"Gölgeciğim canına mı susadın canım arkadaşım, senin yüzünden biz ceza alacağız şu çeneni azıcık kapatır mısın?" Yarasa'nın Gölge'yi uyararak çimdiklemesiyle, Gölge kime, ne dediğinin farkına vararak sertçe yutkundu.
"Yok komutanım, yani öyle değil. Ben azıcık cahilim de cümle kuramıyorum." Panter gülerek arkasına yaslanıp olacakları izlemeye koyuldu.
Batur ayağa kalkıp elleriyle yavaşça Gölge'nin yakasını düzeltti, sakin bir sesle, "Sen bu gün hiç koşmadın, ben fark ettim. Koşmak iyidir bak, kanser riskin azalır, kilo verirsin. Hadi koçum sen bi' 100 tur koş iyi gelir sana." Gölge ayağa kalkıp ağzının içinde mırıldanarak koşmaya başladı. Batur tekrar geri yerine oturduğunda arkasına yaslandı.
"Çok gülüyorsun Panter hayırdır? Çok mu komiğine gitti?"
Panter üzerinde hissettiği bakışlarla boğazını temizleyip oturuşunu düzelterek, "Yok ne alaka komutanım."
"Güzel." Deyip başını gökyüzüne kaldırdı. Yarın küçük Buse'sinin doğum günüydü. 23 yaşına girecekti yarın. Doruk'un gelmesini bekliyordu. Albaydan izin alacaktı Doruk onun için. Doruk'la Batur'un arkadaşlığı çok derindi. Silah arkadaşıydı onun. Bu hayatta önce Vatanı için, sonraysa gerekirse Doruk ve sevdalı olduğu kız için canından geçerdi. Bir de yaşasaydı kız kardeşi için.
Başını karşıya çevirdiğinde Doruk'un yanlarına geldiğini görünce ayağa kalkıp, "Dikkat!" Diye bağırdı.
Hepsi ayağa kalktığında Doruk yanlarına yetişip oturmalarını işaret etti. Eski yerlerine oturduklarında Doruk, "Gölge nerede?"
Batur parmağıyla koşan Gölge'yi işaret ettiğinde Doruk başını çevirip Gölge'ye baktı.
"Ne yaptı yine?"
"Çelik komutanımın kız kardeşinize âşık olduğunu ileri sürdü." Kartal'ın lafı üzerine Doruk kaşlarını kaldırarak yüzünü Batur'a çevirdi.
"Komutanım bi' bakın bakalım Ateş komutanımda Doğa'yı birisine yâr edecek göz var mı?"
"Çok güzel bir noktaya değindin, Panter." Doruk Batur'un yanına oturup ona döndü.
"Yarın sabah gidip akşam burada olacaksın. İzin alana kadar canım çıktı. Birinci dereceli yakının olduğu için tekrarı olmamak şartı ile izin verdi."
"Sağ olun komutanım." Gülümseyip başını tekrar gökyüzüne kaldırdı. Sessizce, "Geliyorum abiciğim," diye fısıldadı.
"Ben çıkıyorum. Kalk seni de bırakayım." Doruk ayağa kalktığında Batur da ardından kalktı.
Gölge nefes nefese yanınlarına geldiğinde Doruk'u görüp hazırda bekledi.
"Yarasa, Gölge nöbet devriyeli olarak sizde." Gölge Yarasa'ya bakıp hafifçe gülümsedi, ardından tekrar eski ifadesini takınıp, "Emredersiniz komutanım." Dediler ikisi de bir ağızdan. Doruk ve Batur çıkışa doğru ilerlerken Gölge ve Yarasa dışındakiler içeri geçti.
Gölge, Yarasa'nın yanına yaklaşıp kulağına eğilerek, "Aslı Salihoğlu olmana çok az kaldı, nişanlım."
Doruk arabaya bindiğinde, Batur da yanına geçti. Arabayı çalıştırıp askeriyenin bahçesinden çıktığında Batur kahkaha atmaya başladı.
"Oğlum, sen hâlâ bu stickerleri çıkarmadın mı lan," deyip kahkaha atmaya devam etti.
"Sen de iyice yan koltuk prensesi oldun ha." İkisi de güldüğünde Doruk arabayı park etti. Batur Doruk'a dönüp, "Eve mi atıyorsun lan beni."
"Evet Batur çok aşığım sana aşkımdan ölüyorum, lütfen benimle 1 gece geçir,"
"Vay amına koyayım kaç yıldır aşıksın bana. Talibim çok ona göre cevap vereceğim." Doruk gülerek kapıyı açıp, "İn lan in." Deyip arabadan indi.
Kapıya gelip zili çaldığında içeriden Doğa'nın, "Geldim!" Diyerek kapıya koşuşu duyuldu. Elinde fırın eldiveniyle kapıyı açıp koşarak mutfağa girdi. İkisi de ayakkabılarını çıkarıp içeri geçtiğinde Doruk mutfağa geçti.
"Ya abi çıkaramıyorum şunu elim yandı." Deyip eldiveni çıkararak bileğini gösterdi. Doruk eldiveni alıp eline takarak borcamı fırından çıkarıp tezgaha koydu. Ecza dolabından yanık kremi alarak Doğa'nın bileğini tutup yavaşça kremi sürdü.
"Teşekkür ederim." Deyip yanağına öpücük bıraktı, bıçağı alarak borcamdaki tatlıyı dilimledi.
"Döktürmüşsün yine, ne oldu bir işin mi düştü?" Tencereyi açıp mercimek kokusunu içine çekerek gülümsedi. Batur da mutfak kapısına yaslanıp abi kardeşi izledi.
"Dersim erken bitti. Telefonda oyalanırken çıktı karşıma canım çekti. Sen yemezsin." Hıh diye bir ses çıkarıp arkasını döndü.
"Aa, Çelik," deyip güçlükle, "Abi, sende mi geldin." Dedi.
"Rahatsız ettiysem kusura bakma, Doruk zorla getirdi."
"Yok ne rahatsızlığı hoş geldin. Ben Sütlaç'ın mama kabını doldurayım." Diyerek mutfaktan çıkıp odasına geçti.
"Ben gideyim."
"Otur oturduğun yerde." Doruk üstünü değiştirip mutfağa geçerek sofrayı hazırlamaya başlayınca Btur pencere kenarında duvara yaslandı.
"İrmik'i Doğa'ya bırakabilir miyim?"
Başını olumlu anlamda sallayıp, "Bırak tabii."
"Otursanıza." Doğa mutfağa girip tezgahın önüne geçti. Kaselere mercimek çorbası doldurup sofraya bıraktı. Doruk ve Batur masaya oturduğunda, Doğa kendine de çorba doldurup masaya oturdu.
"Ben yarın evde olmayacağım, İrmik'i sana bıraksam bir sorun olmaz değil mi?"
Doğa'nın gözleri heyecanla parıldadığında başını salladı, heyecanla, "Olur, kızımla arkadaş olurlar hem." Batur'a kaçamak bir bakış atıp önüne döndü.
"Kaç yaşı olacaktı?"
"23."
Çekingenlikle Batur'a dönüp, "Kimin?"
"Buse'nin."
"Anladım." Hepsi yemeğine döndüğünde, Doğa çorbasını bitirip tabağını alarak ayağa kalktı.
Diğer ikisi de yemeğini bitirip ayağa kalkınca Doğa onların da tabağını alıp makinaya dizdi. Tatlıdan dilimleyerek tabaklara koydu. Çaydanlığın altını açıp telefonunu alarak tezgaha yaslandı.
Batur, "Ben gidip İrmik'i getireyim." Deyip evden çıktı.
Doğa bardaklara çay, kendi kupasına kahve doldurup tabaklara tatlı koyarak salona geçti. Hepsini masaya bıraktığında kupasını alıp koltuğa oturdu.
"Çelik abi nereye gitti?" Telefonunda oyalanarak kahvesini içerek tatlısını yemeye başladı.
Kapının çalmasıyla Doruk ayaklanıp kapıyı açtı. Batur kucağında İrmik'le içeri geçtiğinde botlarını çıkarıp salona doğru yürüdü. Doğa İrmik'i alıp başını okşayarak Batur'a döndü.
"Göreve mi gidiyorsun?"
"Giresun'a."
Doğa İrmik'i öperek başını anladım anlamında salladı. Kedinin karnını okşayarak canını yakmamaya çalışarak sarıldı.
"Kızlarımızı değişelim ben İrmik'i istiyorum."
"Kızımı vermem." Sütlaç koşarak Doğa'nın kucağına atladığında ikisinin de başını okşadı.
Batur'sa sadece koltuğa oturup hevesle kedileri okşayan Doğa'ya gülümseyerek baktı.
