20. bölüm · VATAN VE SEVDA YOLUNDA
20.
Satır arası yorum yapmayı ve yıldıza basmayı unutmayıın!
İyi okumalarr.
🎀
"Canımın içi, böyle şeyler yalnızca romanlarda olur."
İzin ver, romanlardaki gibi bir hayat yaşatayım sana, Biricik Sevdam.
Türkiye/Silopi
Şimdiki zaman
Doğa Özyiğit
"Abi yapma! Dur adam yeni çıktı ameliyattan!" Yaklaşık 40 dakikadır abim Batur'u yağmurun altında koşturuyordu ve az önce çelme takıp yere düşmesini sağlamıştı.
Hastaneden çıkalı 2 gün olmuştu, ve bu 2 vün boyunca abim Batur'a gün verip ışık vermemişti. Hatta gün bile vermemişti.
Batur yüzü gözü çamur içinde koşarken elimden sadece onu izlemek geliyordu. Sabahtan beridir abimin yüzüne bile bakmıyor, konuşmuyordum. 2 gündür yalvarmaktan dilimde tüy bitmiş, abim bana mısın dememişti.
Abim tayin meselesini halletmiş, burada çalışmaya devam ediyordum. Bunda Batur'un da parmağı vardı elbette.
"Çelik, çök!" Diye abim bağırdığında, Batur olduğu yerde durup şınav çekmeye başlamıştı. Abim seri adımlarla yanına ilerlediğinde, bende peşinden gittim. Arkasında durduğumda abim kollarını arkasında birleştirdi.
"Asker!" Abim, şınav çeken Batur'un yanına eğildi.
"Emredin komutanım!" Batur hızlı hızlı şınav çekerken konuştu.
Arkasında duran beni göstererek, "Bak bakalım ben de bu kızı birine yâr edecek göz var mı?" Hiddetle konuştuğunda Batur'un yüzüne daha da yaklaştı.
"Yoktur komutanım!" Var gücüyle bağıran Batur'la abim sırıttı. "Söyle şimdi, seviyor musun kardeşimi?"
"Seviyorum komutanım!" Derin bir bir nefes alıp yüzüne daha da yaklaştı, "Seviyor musun?" Diye kulağına doğru bağırdı.
"Seviyorum komutanım! Sonunda ölüm dahi olsa, seviyorum!"
"Tamam kalk siktir git gözüm görmesin seni bir süre." Abim, gözlerini kapatıp şakaklarını ovuşturmaya başlayınca Batur, ayağa kalkıp tam karşısına geçmişti. Abim gözlerini açar açmaz gördüğü Batur'la sinirle soludu, yüzünü buruşturdu.
"Lan siktir git demedim mi sana!"
"Cidden gideyim mi komutanım?"
"Git Batur!"
"Gideyim komutanım.." yanıma yaklaşıp yanağıma öpücük bile denilmeyecek bir hafiflikte öpücük bırakıp koşarak uzaklaştı. Üzerimdeki şaşkınlığı atamamışken abim aynı sinirle arkasını döndüğünde, bu sefer dehşet saçan gözlerin hedefi bendim.
"Benim.. benim dersim vardı!" Marinette Dupain-Cheng gibi bir kaç cümle geveleyip çantamı da alarak koşar adımlarla parktan uzaklaştım.
Her ne kadar ondan kaçsam da, konuşmasam da, illa konuşacaktım. O benim abim. Bu hayattaki tek limanım.
Bir kaç gün sonra.
Doğa Özyiğit
Nihayet beklediğimiz gün gelmişti. Aslı ve Poyraz abinin düğünü.
Üstümdeki elbiseyi bulabilmek için 3 gün saatlerce mağaza gezmiş, tüm boş vakitlerimde pinterestte modellere bakmıştım. Beyaz elbise almak istememiştim, gelinle pişti olmak istemediğim için. Siyah da almadım, Aslı'nın en mutlu gününde siyahlara bürünmek istemediğim için.
Sonuç olaraksa, kırmızı, kısa ve hafif göğüs dekolitesi olan elbisede karar kılmıştım. Rujumu da sürerek makyajımı tamamladığımda, aynadan uzaklaşıp kendime baktım.
Güzel kadınım ha.
Saçımı sadece düzleştirmiş, başka bir şeye ihtiyaç duymamıştım.
"Doğa çabuk ol." Siyah Stiletto'larımı da giyerek kombinimi tamamladım.
"Geldim abi."
Siyah çantamı ve beyaz ceketimi alarak odamdan çıktım. Abim salonun ortasında beni bekliyordu. Siyah, üstüne tam oturan bir takım elbise giymiş, elindeki kravatla uğraşıyordu. Yanına yaklaşıp, çantamı ve ceketimi sehpanın üzerine bırakıp kravatını düzelttim. Toprak her dışarı çıktığımızda özenle hazırlanır, kravat takmayı unutmazdı. Bende onun sayesinde öğrenmiştim bağlamayı.
"Bu ne?"
"Ne, ne?"
"Üstündeki."
"Elbisenin ne olduğunu bilmiyor musun? Dur tanıştırayım," deyip elimle üstümü gösterip, abime döndüm, "Abi bu elbisem, elbise bu da abim."
"Doğa, git değiş üstünü abiciğim. O kadar insanın içinde bu elbiseyle mi dolaşacaksın."
"Evet. Nikâh şahidisin sen, geç kalmaman gerek. Hadi çıkalım." Ceketimi ve çantamı elime alıp çıkışa doğru yöneldim. Girişteki aynadan son kez kendime bakıp saçımı düzelttim.
"Giy o ceketi soğuk hava."
"Üşümüyorum."
Kapıyı açıp çıktığımda abimde ardımdan çıkıp kapıyı kilitleyerek peşimden geldi. Anahtarı uzatmasıyla, elinden alıp çantama attım. Arabaya geçtiğimizde hemen çalıştırmış, yola koyulmuştuk.
Kısa sürede düğün salonuna vardığımızda bizimle aynı anda Batur da aracını park etti. İkimiz de aynı anda arabadan indiğimiz de, gözleriyle üstümü süzdü. Yüzünde hafif bir gülümseme oluştuğunda, bende gülümsedim.
Yanıma yaklaşıp, "Çok güzel olmuşsun," demesiyle yanaklarımın allandığını hissettim. Ani iltifatlar etmeyin bana lütfen.
"Teşekkür ederim." Abim yanımıza geldiğinde, üçümüz birlikte içeriye doğru ilerledik.
Batur'un söyledikleri beni biraz utandırsa da, bir yanımdan içimde hoş bir sıcaklık belirdi. "Ne o? Ne sırıtıyorsun?"
O anâ kadar sırıttığımın farkında bile değildim. Hemen sırıtmayı kestim. "Hiç, aklıma bir şey geldi de abi," dedim. Abim, tek kaşını kaldırıp baktı. İnanmamıştı. Bu adamın zeki olması beni delirtiyor.
Düğün salonuna girdiğimizde, timin geri kalan üyeleri Koray, Somer ve Tuğçe ablanın oturdukları masaya ilerledik. Koray bizi görünce, "Ooo komutanlarım ve canım yengem, gelmiş. Hoş gelmiş." Dedi gülerek.
Batur sırıtırken, abim ya sabır çekerek sandalyelerden birine oturdu. "Hoş buldum Koray, nasılsın?" Dedim bende gülümseyerek, o da kafasını eyvallah dercesine eğdi. "İyiyim yenge, sen nasılsın?"
"İyiyim bende Koray."
Abim sinirle Koray'a döndü. "Lan oğlum, kes sesini! Yengen falan değil o." Dedi, masadaki suyu alıp kafasına dikledi.
Koray, Batur'a döndü,"Komutanım, Doğa bizim yengemiz değil mi şimdi?" Batur önce bana baktı, bende ona baktım. Gözleri, bir süre yüzümde oyalandıktan sonra Koray'a döndü. "Şimdilik," dedi, sandalyesinde geriye yaslanırken. Kalbim çok hızlı atmaya başladı.
Abim, sinirle gözlerini kapattı,"Kapatın şu konuyu, dellendirmeyin beni."
"Komutanım, siz her gün delleniyorsunuz," dedi Somer. Ah be Somer, niye dedin şimdi bunu.
"Somer, siz bu aralar Koray ile çok kaşınıyorsunuz, sizi bir kaşımak lazım."
O sırada,Aslı ve Poyraz abi müzik eşliğinde içeri girdi. Aslı'nın üstünde, fazla kabarık olmayacak şekilde bir gelinlik vardı ve ona çok yakışmıştı. Poyraz abinin üstünde de şık bir takım elbise vardı. Onlar adına çok mutluydum. Pistin ortasına geçtiklerinde müzik çaldı.
Fikrimin ince gülü,
Kalbimin şen bülbülü,
Fikrimin ince gülü,
Kalbimin şen bülbülü,
O gün ki gördüm seni,
Yaktın ah,yaktın beni,
O gün ki gördüm seni,
Yaktın ah,yaktın beni,
Somer, Tuğçe'yi dansa kaldırmıştı. Ben onlara bakarken, yanımda bir hareketlilik oluştu. Baktığımda Batur ayaklanmıştı. Bir kaç adımda benim olduğum sandalyenin yanına geldi ve elini uzattı.
"Bu dansı bana lütfeder misiniz, Öğretmen Hanım?"
Kalbim hızla çarparken, gülümseyip uzattığı elini tuttum. Elim, onun elinin içinde piste ilerledik. Ellerini, belime yerleştirdi, bende ellerimi onun omuzlarına yerleştirdim. Başımı abime çevirdiğimde Koray'la sinirli sinirli bir şeyler konuşuyordu. Gülümsedim. Önüme döndüğümde Batur'un yüzündeki tebessümle bana baktığını gördüm. Bende ona tebessüm ettim.
Ateşli dudakların,
Gamzeli yanakların,
Ateşli dudakların,
Gamzeli yanakların,
O gün ki gördüm seni,
Yaktın ah,yaktın beni,
O gün ki gördüm seni,
Yaktın ah, yaktın beni,
Batur'un o yakışıklı çehresine baktım. Allah özene bezene yaratmıştı. Müziğin son sözleri geliyordu.
O gün ki gördüm seni,
Yaktın ah,yaktın beni,
O gün ki gördüm seni,
Yaktın ah, yaktın beni.
Müzik bitince, ellerimi omuzlarından istemeyerek de olsa çektim. O ise belimi bırakmamıştı. Tek eliyle belimi kavrayarak masaya yönlendirdi bizi. Masaya gelince sandalyemi çekti, gülüp teşekkür ederek oturdum.
"Bugün de pek centilmensiniz, Batur Efendi," dedi abim her kelimesini bastırarak. Batur, yerinde dikleşti. "Efendim komutanım, anlamadım?" Abim kafasını salladı. "Anladın sen, anladın."
Koray, ayağa kalktı. Bütün bakışlar ona döndü. "Koray, nereye?" Dedim merakıma yenik düşerek. O da boğazını temizledi. "Batur Komutanım?" Dedi, sesi soru sorar gibiydi. Batur, anlamış gibi kafa salladı. Batur da ayağa kalktı. İkisi de üstlerindeki takım elbisenin ceketlerini çıkartıp, gömleklerinin kollarını sıvadılar. Koray, orkestranın yanına gitti. Orkestranın başındaki adam ile konuştuktan sonra Batur'a dönüp bir baş haraketi yaptı.
Batur, Koray'ın yanına ilerledi. "Vallahi tahmin ettiğim lan." dedi Somer, ben anlamayarak ona baktım. "Ne tahmin ettiğin Somer?" Dedim, o tam konuşacakken düğün salonunda şarkı sesi yükseldi. Horon. Hızla bakışlarımı piste çevirdim.
Batur ve Koray, yan yana, başları dik bir şekilde duruyorlardı. Şarkının sözleri gelince ayaklarını hem sağa hem de sola olacak şekilde oynamaya başladılar. Normal hızla oynarken, bir anda bağırıp eğildiler ve hızlandılar. Tekrardan başları dik bir şekilde karşıya baktılar. Bakışları bana döndü. Şu an çok karizmatik göründüğüne itiraz edemezdim.
Horon oynamaları bitince bize doğru geldiler. Etrafa baktığımda kızların hayran bakışları onlardaydı. Kaşlarımı çattım. Ne bakıyordu bunlar? Ayı mı oynatıyorduk? Yanımdaki sandalyesine oturdu Batur. Ellerini masanın üstüne koydu. Kızların buraya baktıklarını görebiliyordum. O an ki dürtüyle ellerimi Batur'un ellerinin üstüne koydum. Batur'un şaşkın bakışları bana döndü. Sonra ben ona gülümseyince, o da bana gülümsedi. Ellerimi ellerinin arasına aldı. O sırada abimin,
"Lan! Ne yapıyorsunuz siz orada? Ayırın ellerinizi! Doğa çek ellerini, Çelik çek lan ellerini kardeşimin ellerinin üstünden!"
Gözlerimi devirdim. Abiler hep aynıydı. Batur elleri arasındaki ellerimi daha sıkı tuttu. "İlk kardeşiniz ellerimi tuttu komutanım." Dedi sakin sesiyle. Abim bana döndü. "Konuşma lan sen!" Dedi. Bipolar olabilir miydi abim? Bence olabilirdi.
O anda Poyraz abi geldi. "Canım komutanlarım, nikâh başlayacak." Dedi heyacanla, bu heyacanına gülümsedim. Tuğçe abla ve abim ayaklandı. Nikâh masasına doğru ilerlediler. Nikâh memuru da gelmişti. Üstünü düzeltip oturdu. Elindeki evrakları kontrol edip mikrofonu eline aldı.
"Sayın konuklar, huzurlarınızda bulunan bu çift, kendi özgür iradeleriyle evlenmek istediklerini beyan etmişlerdir."
Salonda derin bir sessizlik oldu. Aslı ve Poyraz abi birbirlerine baktılar, gözlerinde binlerce duygu vardı.
Memur önce Aslı'ya döndü.
"Sayın Aslı Soykan, Mehmet oğlu Poyraz Salihoğlu'nu iyi günde kötü günde, hastalıkta ve sağlıkta eş olarak kabul ediyor musun?"
Aslı, yüzünde mutlu bir tebessümle başını dikleştirdi ve bağırdı.
"Evet!"
Bütün salondan alkış sesler yükseldi. Bizim masadan Somer ve Koray ıslık çaldı. Ardından memur Poyraz abiye döndü.
"Sayın Poyraz Salihoğlu, Levent kızı Aslı Soykan'ı iyi günde kötü günde, hastalıkta ve sağlıkta eş olarak kabul ediyor musun?"
Poyraz abi, önce gözlerini Aslı'ya çevirdi, sonra derin bir nefes alarak kocaman bir gülümsemeyle bağırdı.
"Evet!"
Bir alkış daha yükseldi salondan. Nikâh memuru şahitlere döndü. "Sizler şahitlik ediyor musunuz?" Tuğçe abla ve abim de "Evet," diye bağırdılar. Nikâh memuru evrakları imzalattı ve gülümseyerek son sözünü söyledi.
"Bende sizleri karı koca ilan ediyorum." Elindeki evlilik cüzdanını Aslı'ya uzattı. Aslı elindeki evlilik cüzdanını bize bakarak salladı. Gülümsedik hep beraber.
Aslı, Poyraz abinin ayağına basmış olacakki Poyraz abi yüzünü buruşturdu. Poyraz abi Aslı'nın elini tuttu. Ve yavaşça alnını öptü.
Nikâh memuru gittikten ve nikâh masası salonun ortasından kaldırıldıktan sonra eğlenceli şarkılarla düğüne devam edilmişti.
Aslı'nın annesi Azerbaycanlı olduğu için, ara sıra Azerbaycan şarkıları da çalıyordu ve kesinlikle favorim, Ayaz Babayev - Ay Tenli Kadın'dı. (mutlaka dileyin harika bişiiii.)
Herkes pistten çekildiğinde, Aslı ve Poyraz abinin annesi birlikte piste yürüdüler. Şarkı çalmaya başlayınca ikisi birlikte dans ettiğinde, şarkının sözlerine kulak kesildim.
Dilim baldı qaynana
(Dilim baldır kaynana)
Dediyim oldu qaynana
(Dediğim oldu kaynana)
Gözəlliyim oğlunu,
(Güzelliğim oğlunu)
Səndən aldı qaynana.
(Senden aldı kaynana)
Kaş ki deyək hər zaman
(Keşke desek her zaman)
Sən mənə can qaynana,
(Sen bana can kaynana)
Mən sənə can qaynana.
(Ben sana can kaynana)
Şarkı bittiğinde, ikisi sıkıca sarıldı. Onları izlerken, Batur'un, "Ağlıyor musun sen?" Demesiyle irkildim.
"Korkuttum mu?" Elini belime koyup hafifçe kendine çektiğinde, başımı omzuna yasladım.
"Yok," dediğimde, saçlarımın üstünde dudaklarını hissettim. Sadece bir kaç saniye sürdü. Öptü ve hemen geri çekti dudaklarını. Hafifçe gülümsediğimde, abimin radarında yine biz vardık.
"Yenge," Koray'ın seslenmesiyle başımı ona çevirdim. Somer'le ikisi ooo diye sesler çıkarınca yanaklarımın kızardığını hissettim.
"Şu yan masa da kız var ya, başörtülü olan."
"Ee, Koray?"
"Tanıyor musun onu?"
Yerimde dikelip hafifçe başımı yana eğdiğimde, yan masada oturan Eylül'ü gördüm. Bizim okulda çalışıyordu ve Edebiyat hocasıydı. Tam da Edebiyat kadınıydı. Romanlardan fırlamış gibiydi.
"Eylül mü? Bizim okulda çalışıyor Edebiyat öğretmeni."
"İşte bizimki ona körkütük âşık." Somer gülerek Koray'ın ensesine hafifçe vurduğunda, güldüm.
"Onu bana yapsana yenge. Bak ne istersen yaparım söz bak."
"Yaparım aramız iyi zaten, bir şey de istemiyorum."
"Heyt be yengem!" Güldüğüm de, Koray arkasına dönüp Eylül'e baktığında, göz göze geldiler. Eylül utanarak önüne döndüğünde, Koray gülümsedi. Bu iş kolay olacaktı, çünkü ikisi de birbirine körkütük âşıklardı.
Poyraz abinin annesi olduğunu bildiğim kadın, yanımıza gelerek bizi dansa kaldırdı.
"Sen Doruk oğlumun kardeşi, Doğa mısın kızım?"
"Evet teyzeciğim." Gülümsediğimde o da bana gülümsemiş, "Neslihan bende, damadın annesiyim."
"Memnun oldum Neslihan teyzeciğim."
"Pekte güzelmişsin."
"Teşekkür ederim." Utanarak gülümsediğimde, imayla konuşmaya başlamıştı, "Öbür oğluma mı alsam seni?" Bir anda belimde hissettiğim elle, soluma döndüğüm de, Batur'u gördüm. Neslihan teyzeye gülümsemiş, sonra bana dönmüştü.
"Bir sorun mu var, sevgilim?"
Son kelimesiyle donakalmışken, Neslihan teyze gülmüştü. "Pamir'e alacaktım, oğlum."
"Yok Neslihan teyzem, biz mutluyuz."
"Allah mutluluğunuzu artırsın oğlum."
"İnşAllah teyzem, inşAllah."
Neslihan teyze gülerek uzaklaştığında arkasından baktım. Kadın da kesinlikle gülme hastalığı vardı. Ne zaman baksam gülüyordu.
"Ne oldu güzelim?"
İçimden, güzelin miyim gerçekten diye sormak isteği gelse de, aklıma Wattpad kitapların da olmadığımız geldi. Gülümseyerek ona döndüğümde, o da tebessüm etmiş, burnuma küçük bir öpücük kondurmuştu.
İkimiz birlikte bolluca dans ettikten sonra yorularak yerimize geçmiştik. Konuklar yavaş yavaş dağılmaya başlayınca saate baktım. Saat gece 11'e geliyordu. Abimlerin düğün bitmeden çıkmayacağını bildiğim için, Tuğçe ablayla ayağa kalkıp Aslı'ların yanına ilerlediğimiz de, çantamdan aldığım yüzüğü de unutmamıştım.
Kiyafet için gezerken, Aslı'ya küçük bir hediye almak isteyip, yüzük almıştık Tuğçe ablayla. Üstünde pembe kalpli bir taş vardı. Aslı dışarıdan bakıldığında çok sert gibi görünse de, aslında çocuksu bir yapısı vardı. Kendisi ailenin tek çocuğu olduğu için, el bebek gül bebek büyümüştü. Ama el bebek gül bebekde büyüse, böyle bir kadına dönüşmüştü.
İkisinin yanına çıktığımız da, Aslı, Poyraz abiyi kovmuş, bizi de yanına oturtmuştu.
"Sana küçük bir şey aldık," dedi Tuğçe abla. Yüzük kutusunu ona doğru uzattığım da, kendini tutamamıştı. Kutuyu açıp yüzüğü gördüğün de ikimize de sarılmıştı. Tabii gözlerinden yaşlar akarak.
"Ağlama valla çekemem Poyraz'ı."
"Ne gerek vardı.."
"Sus vardı Aslı, her şeyi bizden habersiz yapmışsınız, düğüne 3 gün kala haberimiz olmuş. Bu da telafi gibi bir şey işte."
Birlikte gülerek sohbete daldığımız da, bir süre sonra Poyraz abi gelmişti. Salona baktığım da sadece bizim masasakıların ve ailelerin kaldığını fark ettim. İkimiz birlikte abimlerin yanına döndüğümüz de, çantamı alıp ceketimi omzuma attım.
Aslı'yla Poyraz abi birlikte salondan çıktıkların da, biz de peşlerinden çıkmıştık. Herkes arabalara geçtiğin de, Batur'a son kez bakıp, gülümseyerek arabaya bindim.
Harika bir gündü ve bugünü daha da harika kılan, Batur'un sözleriydi.
