19. bölüm · VATAN VE SEVDA YOLUNDA

19.

Doğa

Satır arası yorum yapmayı ve yıldıza basmayı unutmayıın!
İyi okumalarr.

🎀

"Bazen beklemek lazım, en güzeli için."

Yolun sonunda sen varsan, hep beklerim, Biricik Sevdam.

Şimdiki zaman
Türkiye/Silopi
Doğa Özyiğit

Elimdeki çantayı makyaj masamın üstüne bırakıp, masanın üstündekileri çantaya yerleştirdim. Hepsini yerleştirdiğimde, fermuarı kapatıp valizin içine yerleştirdim. Abim içeri girdiğinde naşımı kapıya yönelttim.

"Eşyalarını yerleştirdin mi?"

"Evet," deyip arkamı dönerek valizin de fermuarını kapatıp diğerinin yanına bıraktım.

Ne mi yapıyordum?

Hazırlanıyordum. Çünkü ben 23 değil 3 yaşında olduğum için abim ve arkadaşı benim yerime karar vermiş, ve bende bu karar üzerinde Ankara'ya gidiyorum. Çünkü ben yetişkin değil, 3 yaşında küçük bir çocuğum.

"Hadi güzelim, tribin sırası değil."

"Peki," deyip saçımı ev topuzu yapıp paltomu giyerek çantamı ve valizlerimi alıp odadan çıktım.

Kırılmıştım, çok fazla hem de. Yerime karar vermeleri, beni düşündükleri sanmaları ve tayinimi istemelerine ister istemez kırılmıştım. Özellikle de, Batur'un bunu niye yaptığını anlamıyordum.

Gözleri, garip bakıyordu. Sanki, âşıkmış gibi bakıyordu. Gözler yalan söylemez, gözler kalbin aynasıdır. Gözleri öyle bakarken, bunu yapması. İşte bu aklımı karıştırıyordu.

"Benim evim Atatürk Lisesi'ne çok uzak," deyip valizlerimi bagaja yerleştirmesi için abime uzatıp, arka koltuğa geçtim. Abim valizleri bagaja yerleştirip, sürücü koltuğuna geçtiğinde, arkaya döndü.

"Öne geçseydin?"

"Önde oturmak istediğimde, hep arkadaşın geliyordu. Bende direkt geçeyim dedim." Gözümden düşen bir kaç damla yaşı, aceleyle elimin tersiyle sildim.

"Ağlıyorum! Öğrencilerimle vedalaşmama bile izin vermedin çünkü!"

"Ama güzelim-"

"Tamam ağlamıyorum sür gidelim."

Abim oflayarak öne döndüğünde arabayı çalıştırıp bahçeden çıktı. Havaalanının yolunu tutarken ben de kulaklığımı çıkarıp taktım. Müzik dinlemek bir nebze de olsa beni sakinleştiriyordu. Özellikle de Emir Can İğrek dinlemek.

Soğuk rüzgar cama çarpıyor, uğultu sesi çıkarıyordu. Yağmur damlaları camda kayarak diğerleriyle birleşiyordu. Yağmuru seviyordum. Yağmurdan sonra oluşan toprak kokusunu daha çok seviyordum. Okuduğum bir kitapta, belki de; yağmurdan sonra oluşan toprağın hoş koku, toprağın altında yatan yakınlarımız sayesinde bu kadar güzeldir diyordu. Belki de öyleydi, annem ve babam sayesinde bu kadar güzel kokuyorlardı belki de.

Araba aniden durduğunda öne savrulmuştum. Önümdeki koltuktan tutunarak destek aldığımda, dikeldim.

"Ne oldu?"

Abim bana cevap vermeden arabadan indiğinde camdan dışarıya baktım. Araba kazası olmuştu. Ve araba çok tanıdıktı.

Araba Batur'undu.

Kulaklığımı ve telefonumu çıkarıp koltuğa bıraktığımda, aceleyle arabadan indim. Abimin yanına geçtiğimde, "Arabaya dön," dese de umursamadım.

İki araba şiddetle birbirine çarpmıştı. Öndeki araçtakı adam iyiydi, arabası da aynı şekilde. Ama Batur'un aracı için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Ve kendisini göremiyordum.

"Abi Batur yok?"

Abim irkilerek kendine geldiğinde, koşarak arabanın önüne geçti. Batur içeri de sıkışmıştı.

"Batur! Aç gözünü kardeşim!" Ambulans ekipleri güçlükle Batur'u arabanın içinden çıkarıp ilk müdaheleyi yaptığında, ben şoktan çıkamamış bir şekilde olanları izliyordum.

Abim yanıma geldiğinde kolumdan dürtüp, "Gel düş önüme seni uçağa bırakıp hastaneye döneceğim."

"Aklından bile geçirme! Ben de geleceğim!"

Durumu ağırdı, her ne kadar nefret ediyorum senden desem de, o benim sevdiğim adamdı. Ve ölüm riski bile varken, benden gitmemi istemesi, imkânsızdı.

"Doğa hadi!"

"Hayır dedim!" Deyip ön koltuğa geçtim, "Bin arabaya ve hastaneye sür!"

O da hemen ardımdan arabaya bindiğinde, inat olduğumu bildiği için, diretmeden yola koyuldu. Hastanenin önüne geldiğimizde, aceleyle arabayı park edip ikimiz de aynı anda indik. İçeri girdiğimiz de, abim girişten hangi odada olduğunu öğrendi. Birlikte odaya ilerlediğimiz de odaların birisinden çıkan sedyeyle ayaklarım yere çivilendi.

Hastanın yüzüne kadar örtü örtülmüştü.

Ölmüş müydü? Batur, ölmüş müydü?
Ölsen bile affetmeyeceğim seni demiştim, gerçekten, ölmüş müydü?

"Doğa! Hadi abiciğim niye duruyorsun!" Abim kolumdan tutup tabiri caizse peşinden sürükleyerek koridorun en sonundakı odanın önüne getirdiğinde, içeride olabilme ihtimaliyle, bir nebze de olsa rahatlamıştım. Doktor içeriden çıktığında yanına geçmiştik.

"Hastanın yakınları siz misiniz?"

"Evet, durumu nedir?"

"Durumu şimdilik stabil, ameliyatı kısa ve iyi geçti."

"Görebilir miyiz?"

"En fazla 5 dakika olacak şekilde lütfen. Tekrar geçmiş olsun."

Abim başını salladığında kapıyı açıp içeri geçti. Bende ardından ilerlediğimiz de, Batur hafif aralı gözleriyle bize doğru baktı. Abim yanına geçip oturduğunda, Batur bakışlarını benden ayırmadı.

"Gelsene." Pürüzlü sesiyle zorlukla konuşmasıyla yavaş adımlarıla yanına ilerledim.

Başını abime çevirdiğinde, "Doruk, gitmesin."

Narkozluydu ve ne dediğini bilmiyordu. O yüzden saçnalıyordu belki de.

"Batur, sen değil miydin bu fikri aklıma sokan? Şimdi gitmesin mi diyorsun?"

Duyduğum laflar karşısında buz kesildim. Gitmemi isteyen, Batur muydu?

"Gitmesin. Ben çok seviyorum onu. Doruk, ben kardeşine âşığım."

Hayır, hepsi narkozun etkisi. Şu an narkozlu ve ne dediğini bilmiyor.

"Bende." Düşündüğümün aksine, ağzımdan çıkan tek kelimeye ben bile şaşırmıştım. Abime döndüğümde, şaşkın gözleri ikimizin arasında mekik dokuyordu.

Batur sertçe yutkunup yatakta dikelmeye çalıştı. Hemen yaklaşıp ona yardım ettiğimde elimi tutmuş, bırakmamıştı.

"Gitme, yalvarırım gitme."

"Batur narkozun etkisindesin kardeşim, saçma salak konuşma."

"Narkozlu ya da ayık, kardeşini seviyorum, Doruk. İlk gördüğüm andan itibaren."

"Üzgünüm, gitmem gerek. Bunu siz yaptınız." Elini bırakıp pencere kenarına geçtiğimde pencereye yaslanarak gözlerinin içini izledim.

Bunu onlar istemişti. Özellikle de Batur. Şimdi gitme demesinin hiç bir anlamı yoktu. Gitmek zorundaydım. Ben öğretmendim. İster Ankara da, ister Silopi de isterse de Türkiyenin başka bir bölgesinde, öğrencilerim beni beklerdi. Çünkü ben öğretmendim.

"Gitme demenin bir anlamı yok, bunu siz istediniz, siz yaptınız. Beni çocuk yerine koyarak yerime karar verdiniz. Şimdi gitme demeye hakkınız yok. Öğretmenim ben, Türkiyenin neresi olursa olsun, eğitim veririm. Benim için fark etmez neresi olduğu. Benim için önemli olan eğitim vermek. Ama siz, siz beni yetkin değil de, 3 yaşında bir çocuk yerine koyduğunuz için, şimdi ben gitmek zorundayım. Çünkü ben öğretmenim." Hepsini tek nefeste söylediğim için derin bir nefes aldım.

"Tamam, hasta ziyaretinin kısası makbuldür. Kalk, uçağı kaçıracaksın Doğa."

Batur abime dönüp, "2 dakika konuşabilir miyim? Sadece 2 dakika. Lütfen."

"Peki, 2 dakikanız var ama," deyip dışarı çıkınca pencerenin yanınadan ayrılıp, az önce abimin durduğu yere geçtim.

"Gitmesen? Ben bir şekilde ayarlarım, burada çalışırsın. Yalvarırım gitme. Lütfen."

Derin bir nefes alıp gözlerimi kapattım. Lütfen şu an narkoz etkisinde olsun ve narkoz yüzünden bunları söylesin. Lütfen.

"Narkoz etkisin-"

"Değilim. Narkozlu değilim. Olsam bile bu seni sevdiğim ve gitmemeni istediğim gerçeğini değiştirmiyor."

"Peki, bu sefer güvenmek istiyorum. Lütfen bu sefer beni yanıltma. O zaman beni ölsen bile bulamazsın çünkü."

"Söz," deyil elimi tuttu. Dayanamayıp yanına oturduğumda eliyle belimi kavrayıp kendine çekti.

Odanın kapısının pat diye açılıp içeri bir grup insanın girmesiyle neye uğradığımızı şaşırmış, ayağa bile kalkamamıştım.

"Aha ben size dedim değil mi çok kalmaz bunlar olur diye!" Poyraz abinin konuşmasıyla gözlerim aralarında abimi aradı. Gözlerim, ateş saçan bir çift göze takıldığında yutkundum.

"Olmuşlar valla, komutanım."

"Yerin rahat mı yenge?" Koray'ın gülerek sorduğu soruyla yanaklarımın kızardığını hissetmiştim.

"Siz mi sesinizi kesersiniz ben mi sizin boğazınızı keseyim?"

Odadan ooo nidaları yükselirken, yanaklarım daha da kızardı. Aceleyle ayaklanıp abimin yanına geçtiğimde, evde konuşacağız bakışları atıp önüne döndü.

"Hazır herkes buradayken söyleyim, Allahın izniyle, bir sorun çıkmazsa hafta sonu düğünümüz var. Hepiniz davetlisiniz. Özellikle de sen Doğa Bacım." Kocaman gülümseyip Poyraz abiye döndüm.

"Seve seve geleceğime emin olabilirsiniz."

Abim Batur'un yanına geçip, "Yok yok, turp gibisin sen. Araba çarpsaydı duramazdın yerinde. . Somer, sen git taburcu işlemlerini hallet. Benim Batur'la işim var biraz."

Somer, "Emredersiniz komutanım," diyerek odadan çıktığında abim Batur'un baş ucunda durdu.

Bildiğim bir şey vardıysa o da; Abim Batur'un canını okuyacaktı.

🎀
Kendimi Kardeşlerim'in senaristi gibi hissediyorum. Her bölüm hastanedeler. WOJDOEKCOFK0CKR.
Bu hafta kaçıncı bölüm, kıymetimi bilin ola göreeeee.
Öptümkineee.