29. bölüm · VATAN

28.bölüm

Melike

Araç izleri ormanın derinliklerine doğru uzanıyordu.

Bozkurt Timi saatlerdir aynı izleri takip ediyordu.
Demir en önde yürürken Asena çevreyi dikkatlice kontrol ediyor, Pars ve Nazlı geride kalmamaya çalışıyordu.

Ancak Boran'ın aklı hiçbirinde değildi.
Onun aklında sadece Alya vardı.
Sarı saçları...
Yeşil gözleri...

Gülümserken gözlerinin kenarında oluşan o küçük ifade...

Boran yürürken bile sürekli onu düşünüyordu.

Şu an nerede?
İyi mi?
Beni düşünüyor mu?

Kalbi her geçen dakika biraz daha sıkışıyordu.
Alya'nın yeşil gözleri gözlerinin önünden gitmiyordu.

Boran o gözlere ilk baktığı günü hatırladı.
Belki Alya fark etmemişti.
Belki de hiçbir zaman fark etmeyecekti.

Ama Boran o gün kaybolmuştu.
O yeşil gözlerde.

Alya'nın sarı saçları rüzgârda hareket ederken Boran'ın istemsizce ona baktığı anlar geldi aklına.

Bazen Alya konuşurken onu dinlemiyormuş gibi görünürdü.
Ama aslında söylediği her kelimeyi hatırlardı.

Her gülüşünü...
Her kızdığı anı...
Her küçük hareketini...
Boran'ın mavi gözleri bir anda doldu.

Başını öne eğdi.
Ya onu bir daha göremezsem?
Bu düşünce zihninden geçer geçmez durdu.
Hayır.

Bunu düşünemezdi.
Düşünmek bile istemiyordu.
Pars arkasına döndü.

— Boran?
Boran cevap vermedi.
Nazlı ona baktı.
— İyi misin?
Boran birkaç saniye sessiz kaldı.

Sonra yavaşça konuştu.
— Onu bulmamız lazım.
Demir durdu.
Herkes ona döndü.
Boran gözlerini araç izlerine dikmişti.

— Ne olursa olsun bulmamız lazım.
Demir sakin bir sesle cevap verdi.
— Bulacağız.
Boran başını kaldırdı.
Mavi gözlerinde hem korku hem de umut vardı.

— Ya geç kalırsak?
Kimse hemen cevap veremedi.
Boran'ın sesi titredi.
— Ya Alya şu an bizi bekliyorsa?
Asena yavaşça yanına yaklaştı.

— Boran...
— Ya korkuyorsa?
Boran'ın sesi daha da kısıldı.
— Ya yalnız olduğunu düşünüyorsa?
Pars başını eğdi.

Boran derin bir nefes aldı.
— Onun yanında olmam gerekiyordu.
Demir sert ama sakin bir ifadeyle:
— Kendini suçlama.
Boran gözlerini kapattı.

— Ama suçluyorum.
Bir an sessizlik oldu.
Sonra Boran konuşmaya devam etti.
— Çünkü onu koruyacağıma söz vermedim belki...
Sesi titredi.

— Ama içimde hep onu korumak vardı.
Nazlı'nın gözleri dolmuştu.
Boran devam etti.
— Alya güçlü biri.
Dudaklarında buruk bir gülümseme oluştu.

— Biliyorum. Hepimizden güçlü olduğu zamanlar bile oluyor.
Pars hafifçe gülümsedi.
— Doğru.
Boran gözlerini tekrar yere indirdi.

— Ama güçlü olması onun korkmadığı anlamına gelmez.
Bu sözlerden sonra herkes sessizleşti.

Boran'ın Alya için ne kadar endişelendiği artık saklanamayacak kadar açıktı.
Ekip tekrar yürümeye başladı.

Bir süre sonra Boran yeniden öne geçti.
Demir ona baktı.
— İzlerden ayrılma.
— Ayrılmam.
Boran yürürken zihninde Alya'nın görüntüsü vardı.

Sarı saçları...

Boran bazen onun saçlarına bakarken zamanın durduğunu hissederdi.

Güneş vurduğunda daha da parlayan saçları...

Boran'ın dikkatini her zaman çekmişti.
Ama bunu Alya'ya hiç söylememişti.

Söylemeye cesaret edememişti.
Çünkü Alya'nın yanında olduğu her an kalbi farklı atıyordu.

Boran bunu kendine bile uzun süre itiraf edememişti.
Onu seviyordu.
Sadece arkadaş gibi değil.

Sadece aynı ekipte olduğu biri gibi değil.
Aşk ile seviyordu.

Bazen Alya güldüğünde onunla birlikte gülmek isterdi.

Bazen Alya üzgün olduğunda bütün sorunlarını ortadan kaldırabilmeyi isterdi.

Bazen de hiçbir şey söylemeden sadece iyi olduğunu görmek yeterdi.
Ama şimdi...

Şimdi Alya'nın iyi olup olmadığını bile bilmiyordu.
Boran'ın içi paramparçaydı.

— Alya...
İsmi dudaklarından farkında olmadan çıktı.
Nazlı bunu duydu.
— Onu çok seviyorsun.
Boran bir anda durdu.

Herkes ona baktı.
Boran önce cevap vermedi.
Sonra gözlerini kapattı.
— Evet.
Sesi neredeyse fısıltı gibiydi.

Pars şaşkınlıkla:
— Nihayet söyledin.
Boran ona bakmadı.
— Onu seviyorum.
Bu kez sesi daha netti.
— Hem de sandığınızdan çok daha fazla.

Asena'nın yüzünde buruk bir gülümseme oluştu.
Boran devam etti.

— Alya'nın bunu bilip bilmemesi bile umurumda değil şu an.
Gözlerini araç izlerine çevirdi.
— Sadece onu bulmak istiyorum.
Mavi gözleri yeniden doldu.

— Sadece karşıma çıkıp bana kızmasını istiyorum.
Pars hafifçe gülümsedi.

— Ona kızdıracak bir şey bulursun sen.
Boran'ın dudaklarında kısa bir gülümseme oluştu.
Ama hemen kayboldu.

— Bana bağırsa bile...
Derin bir nefes aldı.
— Yeter ki iyi olsun.
Saatler sonra araç izleri ormanın dışındaki eski bir yola ulaştı.
Demir hemen durdu.
— Herkes dikkatli olsun.
Asena etrafı kontrol etti.

— İzler buradan devam ediyor.
Pars ileriyi gösterdi.
— Şurada bir yapı var.
Herkes aynı anda başını kaldırdı.

Ağaçların arasından eski ve kullanılmayan bir bina görünüyordu.

Boran'ın kalbi bir anda hızlandı.
— Orada olabilir.
Demir hemen cevap verdi.
— Kesin konuşma.
Boran gözlerini binadan ayırmadı.

İçinde garip bir his vardı.
Sanki Alya oradaydı.
Sanki o yeşil gözler karanlığın bir yerinde onu bekliyordu.

Boran'ın nefesi hızlandı.
— Alya...
Demir ona döndü.
— Kendini kontrol et.
Boran başını salladı.
— Kontrol ediyorum.
Ama etmiyordu.

Ellerini sıkmıştı.
Kalbi göğsüne sığmayacak gibiydi.

O binaya baktıkça Alya'nın yüzü gözlerinin önüne geliyordu.

Sarı saçları...
Yeşil gözleri...
Ve o gülüşü...
Boran'ın gözlerinden bir damla yaş süzüldü.
Hızla sildi.
Kimsenin görmesini istemiyordu.
Ama Pars görmüştü.
Pars sessizce yanına yaklaştı.
— Korkuyorsun.
Boran gözlerini binadan ayırmadı.
— Çok.
Pars ilk kez hiçbir şaka yapmadı.
— Ben de korkuyorum.
Boran ona baktı.
Pars devam etti.
— Ama korkmak vazgeçeceğimiz anlamına gelmiyor.
Boran başını salladı.
— Hayır.
Gözlerini tekrar binaya çevirdi.
— Vazgeçmeyeceğim.
Aynı saatlerde Alya bulunduğu yerde sessizce oturuyordu.
Kapının dışından gelen sesleri dinlemeye çalıştı.
Sonra gözlerini kapattı.

Boran geldi aklına.
Onun mavi gözleri...
Sarı saçları...
Bazen ona bakarken söylemek isteyip söyleyemediği şeyler...
Alya derin bir nefes aldı.

— Boran...
İsmi dudaklarından sessizce çıktı.
O sırada çok uzakta olmayan bir yerde Boran da aynı ismi söylüyordu.

— Alya...
Sanki birbirlerini duyacaklarmış gibi.
Demir ekibe döndü.
— Bina şüpheli görünüyor. Araç izleri de bu yöne geliyor.
Asena başını salladı.

— Yaklaşacağız mı?
Demir kısa bir süre düşündü.
— Önce çevreyi kontrol edeceğiz.
Boran sabırsızlandı.

— Ya içerideyse?
Demir gözlerini ona çevirdi.
— Eğer içerideyse yanlış bir hareket onu daha büyük bir tehlikeye sokabilir.

Boran dişlerini sıktı.
Haklıydı.
Ama beklemek çok zordu.
Alya belki birkaç metre ötedeydi.

Boran ise ona ulaşamıyordu.
İçindeki çaresizlik onu tüketiyordu.
Başını kaldırıp gökyüzüne baktı.

Sonra sessizce konuştu.
— Dayan.
Kimseye söylemiyordu.
Bu söz Alya içindi.
— Ne olur dayan.
Mavi gözleri yeniden binaya döndü.

— Sana söylemem gereken çok şey var.
Dudakları titredi.

— Belki söylemeye cesaret edemedim.
Bir an sustu.

— Ama seni seviyorum Alya.
Sesi neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı.

— Seni gerçekten seviyorum.
Demir hareket işareti verdi.

— Bozkurt Timi, hazır olun.
Herkes yerini aldı.
Boran son kez binaya baktı.
Kalbi korkuyla çarpıyordu.

Ama artık içinde korkudan daha güçlü bir şey vardı.

Aşk.

Ve Alya'yı bulmak için o an dünyadaki her şeyle mücadele etmeye hazırdı.

Çünkü Bozkurt Timi Alya'yı geride bırakmayacaktı.

Boran ise...
Sevdiği kadını bulmadan asla vazgeçmeyecekti.