8. bölüm · VATAN
7.bölüm
Akşam olduğunda hepimiz tesisteki ortak alanda toplanmıştık. Günün yorgunluğu üzerimizdeydi ama Nazlı'nın enerjisi sayesinde kimsenin sessizce oturmasına izin yoktu.
Pars koltuğa yayılmış, elindeki meyve suyunu içerken karşısında oturan Boran'ı inceliyordu.
Boran her zamanki gibi sessizdi.
Kollarını göğsünde birleştirmiş, yüzünde en ufak bir ifade olmadan oturuyordu.
Pars birkaç saniye daha baktı.
Sonra dayanamadı.
“Boran.”
Boran başını kaldırdı.
“Ne?”
“Sen hiç gülüyor musun?”
“Evet.”
Pars kaşlarını kaldırdı.
“Ne zaman?”
Boran kısa bir sessizlikten sonra cevap verdi.
“Gerekince.”
Pars kahkaha attı.
“İşte sorun da bu! Senin hayatında ‘gerekince’ diye bir şey yok.”
Nazlı gülmeye başladı.
Boran Pars'a baktı.
“Senin hayatında da susmak diye bir şey yok.”
Pars hiç aldırmadı.
“Çünkü ben eğlenceliyim.”
“Değilsin.”
“Beni kıskanıyorsun.”
“Hayır.”
“Kesin kıskanıyorsun.”
“Hayır.”
Pars koltuğunda biraz daha yayıldı.
“Bence sen gizliden gizliye benim kadar komik olmak istiyorsun.”
Boran'ın kaşı hafifçe kalktı.
“Pars.”
“Efendim, ciddi ve sıkıcı komutanım?”
Nazlı kahkahasını tutamıyordu.
Alya da yan taraftan gülümseyerek onları izliyordu.
Pars devam etti.
“Gerçekten söylüyorum, seninle aynı odada beş dakika oturunca insanın uykusu geliyor.”
Boran:
“Bitirdin mi?”
“Hayır.”
“Pars.”
“Ne var?”
“Çok sıkıcısın.”
Pars elini göğsüne götürdü.
“Ben mi? Asıl sen sıkıcısın! Hiç gülmüyorsun. İnsan biraz gülümser. Bir şakaya tepki verir.”
Boran ayağa kalktı.
Pars'ın yüzündeki gülümseme bir anda silindi.
“Niye ayağa kalktın?”
“Sen devam et.”
Pars yavaşça koltuğun arkasına geçti.
“Bence otursan daha iyi olur.”
Boran bir adım attı.
Pars bir adım geri çekildi.
“Boran…”
“Ne?”
“Şaka yapıyordum.”
“Devam et.”
“Vazgeçtim.”
“Az önce çok konuşuyordun.”
Pars arkasını dönüp koşmaya başladı.
“BENİM KAÇMAM GEREKİYOR!”
Boran hemen arkasından koştu.
Nazlı kahkahalarla ayağa kalktı.
“İşte beklediğim an!”
Pars masanın etrafında dönüyordu.
“Boran, sakin ol!”
“Dur.”
“Duramam!”
“Niye?”
“Çünkü yakalarsan ne olacağını biliyorum!”
Boran hızlanınca Pars çığlık atarak diğer tarafa kaçtı.
“DEMİR! ASENA! YARDIM!”
Demir koltuğa yaslanmış, olanları gülerek izliyordu.
“Ben karışmam.”
Pars:
“İHANET!”
Tam o sırada Asena'nın bakışları Demir'in bakışlarıyla buluştu.
İkisi de bir an sessiz kaldı.
Demir hafifçe gülümsedi.
Asena da gülümsemekten kendini alamadı.
Tam o sırada Nazlı ellerini beline koydu.
“Eee? Aşkınız bittiyse yardım edin de şu ikisini ayıralım!”
Asena'nın yüzü bir anda değişti.
“Ne aşkı?”
Demir boğazını temizledi.
“Pars'ın başı dertte.”
Nazlı sırıttı.
“Tabii tabii.”
Pars yine bağırdı.
“NAZLI! SEN BENİM TARAFIMDA DEĞİL MİSİN?”
“Değilim!”
Boran tam Pars'a yetişecekken Pars son anda kenara çekildi.
“Yaklaşma!”
Boran durdu.
Pars nefes nefese kalmıştı.
“Bak, özür dilerim.”
Boran:
“Ne için?”
“Her şey için.”
Boran ona birkaç saniye baktı.
Sonra geri döndü.
“Tamam.”
Pars şaşırdı.
“Gerçekten mi?”
“Evet.”
Pars rahat bir nefes aldı.
“İşte bu! Ben de diyordum ki Boran aslında—”
Boran tekrar arkasına döndü.
Pars'ın gözleri büyüdü.
“ŞAKA YAPTIM!”
Ve yeniden kaçmaya başladı.
Bu kez Boran da kahkaha atmasa bile yüzünde belli belirsiz bir gülümseme vardı.
Pars bunu fark edince bağırdı:
“GÜLDÜ! GÜLDÜ! HERKES GÖRDÜ MÜ?”
Boran:
“Koş.”
Pars:
“Koşuyorum zaten!”
Bir süre sonra ikisi farklı taraflara ayrılınca Nazlı fırsatı kaçırmadı.
Boran daha yerine oturamadan Nazlı elindeki yastıkla omzuna vurdu.
“Bu da benden!”
Boran şaşkınlıkla ona baktı.
“Sen ne yapıyorsun?”
Nazlı bir kez daha vurdu.
“Pars'a yaptıklarının cezası.”
Boran yastığı almaya çalıştı.
Nazlı kaçtı.
Alya da kahkahayla ayağa kalkıp Nazlı'nın yanına geçti.
“Ben de yardım edeyim.”
Boran ikisine baktı.
“İkiniz birden mi?”
Nazlı:
“Evet.”
Alya yastığı kaptığı gibi Boran'ın koluna hafifçe vurdu.
“Bu da benden.”
Boran başını iki yana salladı.
“Bu ekip tamamen delirmiş.”
Nazlı:
“Geç fark ettin.”
Pars uzaktan bağırdı:
“BORAN! BENİM İNTİKAMIMI ALIYORLAR!”
Boran ona baktı.
“Sen önce saklanmayı bırak.”
Pars hemen koltuğun arkasına geçti.
“Ben burada yokum.”
Nazlı kahkaha attı.
“Bence hiç çıkma.”
Alya da gülerek:
“Kesinlikle.”
Asena bütün bu karmaşayı izlerken gülmekten kendini alamadı.
Demir yanına gelip alçak sesle konuştu.
“Her günümüz böyle mi geçecek?”
Asena gülümseyerek ona baktı.
“Sanırım.”
Demir başını salladı.
“Fena değil.”
Asena bir an ona baktı.
“Değil.”
Tam o sırada Pars'ın sesi yeniden yükseldi.
“BİZİM ROMANTİK ÇİFT YİNE BAKIŞIYOR!”
Asena'nın yüzü kızardı.
Demir ise gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.
Nazlı kahkahalarla bağırdı:
“Pars, sus artık!”
Pars:
“NE YAPAYIM? GÖRÜYORUM!”
Boran koltuğun üzerinden ona baktı.
“Pars.”
Pars:
“Efendim?”
“Kaç.”
Pars'ın gözleri büyüdü.
“Yine mi?”
Boran ayağa kalktı.
Pars:
“YİNE Mİ?”
Ve tesis bir kez daha kahkahalar ve koşuşturmacayla doldu.
Koşturmacanın sonunda hepimiz nefes nefese kalmıştık. Pars kendini koltuğa bırakmış, Nazlı ise hâlâ gülmekten konuşamıyordu.
“Tamam,” dedi Demir. “Yeter. Hepimiz acıktık.”
Pars hemen doğruldu.
“Sonunda mantıklı bir şey söyledin.”
Boran ona baktı.
“Sen zaten bütün gün yemek düşünüyorsun.”
Pars elini kalbine götürdü.
“Beni olduğum gibi kabul et.”
Nazlı ayağa kalktı.
“Haydi mutfağa. Açlıktan birbirimizi yemeden önce yemek yiyelim.”
Hep birlikte yemekhaneye geçtik. Masaya oturduğumuzda Pars yine Boran'ın karşısına geçti.
Boran kaşığını eline almıştı ki Pars konuşmaya başladı.
“Boran.”
“Ne?”
“Yemeğini bile ciddi yiyorsun.”
Boran kaşığını bıraktı.
“Pars…”
“Ne?”
“Yemek yiyeceğim.”
“Ben de onu söylüyorum zaten.”
Nazlı kahkahasını tutamadı.
“Adam yemek yerken bile rahat bırakmıyorsun.”
Pars omuz silkti.
“Ben ortamın neşesiyim.”
Boran:
“Sen ortamın gürültüsüsün.”
“Bence aynı şey.”
Alya gülümseyerek başını iki yana salladı.
“İkiniz de hiç değişmeyeceksiniz.”
Yemek boyunca sohbet devam etti. Nazlı bir ara Pars'ın tabağındaki ekmeği gizlice aldı.
Pars birkaç saniye sonra fark etti.
“Ekmeğim nerede?”
Nazlı masumca baktı.
“Ne ekmeği?”
“Az önce buradaydı!”
Alya gülerek ekmeği Nazlı'nın arkasında gördü.
“Onu sen aldın.”
Nazlı:
“Kanıtın var mı?”
Pars ayağa kalkacak gibi oldu.
“Ben seni—”
Demir hemen araya girdi.
“Yemek yiyin.”
Pars tekrar oturdu.
“Peki.”
Birkaç dakika sonra herkesin sesi yavaş yavaş azaldı. Günün yorgunluğu kendini belli etmeye başlamıştı.
Alya'nın gözleri kapanmaya başladı.
Nazlı bunu fark etti.
“Uykun mu geldi?”
Alya başını salladı.
“Biraz.”
“Git yat istersen.”
Alya:
“Biraz daha oturacağım.”
Boran o sırada sandalyesinde sessizce oturuyordu.
Alya birkaç dakika daha dayanabildi.
Sonra başını yavaşça Boran'ın omzuna yasladı.
Boran bir anda donup kaldı.
Pars bunu fark edince ağzını açtı ama Demir hemen elini kaldırıp onu susturdu.
“Sus.”
Pars fısıldayarak:
“Ben hiçbir şey demeyecektim.”
Nazlı da gülümseyerek Alya'ya baktı.
Alya çoktan uykuya dalmıştı.
Boran omzundaki başa baktı. Bir süre ne yapacağını bilemedi. Sonra kıpırdamamaya karar verdi.
Nazlı alçak sesle:
“Boran, sakın hareket etme. Uyandırırsın.”
Boran başını hafifçe salladı.
“Tamam.”
Pars dayanamadı.
“Vay be.”
Boran ona baktı.
“Ne?”
“Senin de yumuşak bir tarafın varmış.”
“Pars.”
“Tamam, sustum.”
İki saniye sessizlik oldu.
Pars tekrar fısıldadı:
“Gerçekten çok tatlı görünüyorsunuz.”
Boran gözlerini kapattı.
“Ben bunu duymamış olayım.”
Nazlı gülümseyerek masadaki tabakları toplamaya başladı.
Asena ise olanları izlerken istemsizce gülümsedi.
Demir onun yanına geldi.
“Sanırım sonunda herkes yoruldu.”
Asena masaya baktı.
Pars hâlâ konuşmaya çalışıyor, Nazlı onu susturmaya uğraşıyor, Boran ise omzunda uyuyan Alya'yı uyandırmamak için kıpırdamadan oturuyordu.
“Evet,” dedi Asena. “Ama güzel bir akşamdı.”
Demir başını salladı.
“Uzun zamandır böyle gülmemiştik.”
Asena ona baktı.
“Bence ekibin ihtiyacı olan şey tam olarak buydu.”
Demir hafifçe gülümsedi.
“Belki de.”
Masadaki kahkahalar yavaş yavaş azalırken tesisin içini sakin bir sessizlik kapladı.
Boran hâlâ aynı yerde oturuyordu.
Pars ona baktı.
“Omzun uyuşmadı mı?”
Boran:
“Uyuştu.”
“E niye söylemiyorsun?”
Boran, Alya'yı uyandırmamak için sesini alçalttı.
“Uyusun.”
Pars birkaç saniye sustu.
Sonra gülümsedi.
“İşte şimdi gerçekten güldürecek bir şey söyledin.”
Boran ona baktı.
“Bir daha konuşursan seni dışarı atarım.”
Pars kısık sesle güldü.
“Tamam, tamam.”
Ve o gece, bütün günün koşuşturmacasından sonra ilk kez herkes gerçekten sakinleşti.
