3. bölüm / 15
Valizimde Sen VarsınBÖLÜM 3
Bölümler 15Şu an: BÖLÜM 3
- 1 BÖLÜM 12.670 kelime
- 2 BÖLÜM 2676 kelime
- 3 BÖLÜM 3699 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 BÖLÜM 4980 kelime
- 5 BÖLÜM 5605 kelime
- 6 BÖLÜM 6513 kelime
- 7 BÖLÜM 71.604 kelime
- 8 BÖLÜM 81.442 kelime
- 9 Bölüm 91.520 kelime
- 10 Bölüm 10703 kelime
- 11 BÖLÜM 11953 kelime
- 12 Bölüm 121.024 kelime
- 13 Bölüm 131.194 kelime
- 14 Bölüm 141.140 kelime
- 15 Bölüm 151.208 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Taksiden indiklerinde İstanbul’un o kendine has, Boğaz’dan süzülüp gelen serin rüzgârı yüzlerine çarptı. Beşiktaş’ın sakin, sarmaşıklarla kaplı tarihi sokaklarından birinde, zamana meydan okur gibi duran butik otelin kapısının önüne geldiklerinde Duru derin bir nefes aldı; sanki uzun süredir tuttuğu nefesini yeni bırakıyormuş gibi omuzları düştü.
"İşte bu!" dedi, omzuna kayan çantasını tek bir hareketle yukarı iterken. "İşte ruhumu, bedenimi ve nihayetinde açlıktan bayılmak üzere olan benliğimi teslim edebileceğim o huzurlu nokta."
Aslı gülerek otelin ahşap kapısını itmelerine yardım etti. "Daha otele yeni adım attık Duru, hemen ruhunu teslim etme. Önce odalarımıza yerleşelim, ardından bu şehrin en güzel kahvesini nerede içebiliriz ona bakacağız."
Mina ise iki arkadaşının arasında sessizce durmuş, etrafı inceliyordu. Otelin o nostaljik ama bir o kadar da zarafet akıtan lobisi, İzmir’in o üzerindeki ağır, kasvetli havasını yavaşça silip süpürüyordu. Resepsiyondaki işlemler bittikten sonra kulpları pirinç detaylı asansörle üst katlara çıktılar. Ahşap parkeli koridorun sonundaki odayı açtıklarında, yüksek tavanları, sokağa bakan ferah Fransız balkonu ve o eskitme mobilyalarıyla oda üçünü de anında büyüledi.
Ancak bu büyü, valizlerini açana kadar sürdü.
Duru ile Aslı kendi sırt çantalarını ve valizlerini odanın bir köşesine bırakırken, Mina da orta boy bej, sert kapaklı valizini odanın ortasındaki ceviz sehpanın üzerine yatırdı. Yolculuğun yorgunluğundan sızlayan boynunu esnetirken fermuara uzandı.
"Nihayet üzerimdeki bu sıkıcı kıyafetlerden kurtulup uzun bir duş alabileceğim," diye mırıldandı Mina, derin bir nefes alarak.
Metal fermuarı büyük bir hareketle çekip kapağı açtığı an, odada sanki zaman durdu. Birkaç saniye boyunca ne Duru’dan bir ses çıktı ne de Aslı’dan.
Mina’nın gözleri şaşkınlıkla sonuna kadar açıldı. Karşısında kendi katlanmış pijama takımları, renkli bluzları ya da günlüğü durmuyordu. Valizin içi; kusursuz bir simetriyle yerleştirilmiş koyu renk lüks erkek gömlekleri, kaşmir siyah bir kaşkol, deri kaplı kalın bir mimari ajanda ve en üstte duran, odanın havasını bir anda değiştiren o pahalı erkek parfümünün odunsu, keskin kokusuyla dolmuştu.
Duru arkasından merakla boynunu uzatıp valizin içine baktı. Gözleri neredeyse yerinden fırlayacak gibi olurken, yaşadığı şok saniyesinde kahkahaya dönüştü:
"Oha! Mina... Sen buraya gelirken valize gizli bir sevgili mi zulaladın, yoksa biz havalimanından çıkarken yanlış bir boyuta mı ışınlandık? Bu gömlekler ne?"
Aslı şaşkınlıkla ellerini ağzına götürdü. "Allah aşkına bu nasıl mümkün olabilir? Bunlar kesinlikle kadın kıyafeti değil!"
Mina kaşlarını çatıp ellerini valizin kenarlarına bastırdı. Kalbi göğfes kafesinde düzensiz ve hızla atmaya başlamıştı. Titreyen parmaklarıyla valizin içindeki o siyah deri ajandayı kaldırdı. Ajandanın yaprak aralarından sarkan Fransızca mimari notları ve havalimanında peş peşe durdukları o anımsadı. Zihnindeki çarklar yavaşça döndü ve o adamın keskin, kahverengi gözleri gözünün önüne geldi.
Nefesi kesilir gibi oldu. "Havalimanı..." diye fısıldadı, sesindeki şaşkınlık odanın duvarlarında yankılandı. "Bant sırasındaki o adam..."
Duru durumu anladığı an gözleri parladı; yüzünde dedikodu peşinde koşan bir çocuğunkine benzer kocaman bir sırıtış belirdi:
"Bekle bir dakika... Hani şu havalimanında arkamızda duran, resmen yürüyen bir felaket olan, Paris uçuşundan yeni indiği tescilli o yakışıklı adamdan mı bahsediyorsun? Söylesene, valizleriniz... karıştı mı?!"
Mina ne diyeceğini bilemeyerek elindeki ajandaya baktı. Evren, adeta en alaycı haliyle aralarındaki mesafeyi silmiş, daha ilk günden yollarını birbirine düğümlemişti.
Aynı dakikalarda... İstanbul'un diğer ucunda, Boğaz’ın lacivert sularına bakan lüks bir otel odasında...
Aras, üzerindeki gri ceketini yatağın üzerine yorgun bir hareketle fırlatıp boynunu ovdu. Havalimanından beri zihnini meşgul eden o yoğun toplantı temposundan sıyrılmak için odanın camına yaklaşmış, dışarıdaki İstanbul siluetini izlemişti. Ardından, acilen duş alıp üzerini değiştirmek üzere masanın üzerine bıraktığı bej valizine yöneldi.
Toplantı evraklarını, projeye ait bazı kritik çizimleri ve en önemlisi temiz gömleklerini almak için valizin metal fermuarını çekti.
Kapağı kaldırdığı an, karşısında gördüğü manzara karşısında Aras’ın kaşları havaya kalktı.
Valizin içinde parıltılı kumaşlar, zarif kadın kıyafetleri, lavanta kokulu küçük bir ipek kese, renk renk makyaj malzemeleri ve en üstte duran, üzerinde tatlı pembe detaylar olan yumuşacık bir şal duruyordu. Havadan gelen o hafif lavanta ve taze yasemin kokusu, odanın o soğuk, kurumsal havasını bir anda dağıttı.
Aras’ın o sert, yorgun ve gergin yüz hatları aniden yumuşadı. Dudaklarının kenarında, günlerdir yüzünde belirmeyen o derin, istemsiz tebessüm yavaşça yayıldı. Havalimanında arkasında duran o sarı saçlı, ela gözlü kadının o an aklından geçen hayali, şimdi odasının ortasındaki bu valizle somutlaşmıştı adeta.
Elini yavaşça uzatıp o lavanta kesesini parmaklarının arasında hafifçe çevirdi. İçinden fısıltı halinde dökülen kelimelere engel olamadı:
"Demek yollarımız buraya kadar kesişti, ela gözlü kadın... Görünüşe göre bu şehir ikimize de huzur vermeye niyetli değil."
Bölüm etkileşimi
