UYANIŞ kitap kapağı

7. bölüm / 10

UYANIŞ

7.

Vaveyla Yazarı: melodi

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 10Şu an: 7.

Dalların arasından sıyrılıp nihayet kutlamanın yapıldığı aydınlık düzlüğe çıktığımda ciğerlerim hâlâ cayır cayır yanıyordu. Adımlarımı toparlamaya çalışarak telaşla etrafı taradım; Amy’yi bulmalıydım. Az önce o ağaçların arasında gördüğüm şey bir hezeyan olamayacak kadar gerçekti ve içimde kabaran dehşet artık tek başıma taşıyabileceğim bir yük olmaktan çıkmıştı. Birilerine haber vermeliydik, yardım çağırmalıydık.

Fakat bu kör edici paniğin ortasında bile bakışlarım benden bağımsız bir çekimle ormanın girişine, Jason’ın kaybolduğu o zifiri karanlığa kayıp duruyordu.

Ve birkaç saniye sonra kalabalığı yararak yeniden ortaya çıktı.

Olduğum yerde kaskatı kesilip onu izlemeye koyuldum. Yüzünde en ufak bir telaş, nefesinde en küçük bir düzensizlik yoktu. Az önce ölümün kıyısında bir fırtına kopmamış gibi, sarı ışıkların altında akıl almaz bir rahatlıkla yürüyordu.

Ta ki başını ağır ağır kaldırıp doğrudan gözlerimin içine bakana kadar.

Nefesim boğazıma tıkandı. Bakışı öylesine delici, öylesine keskindi ki yalnızca gözlerime değil, kafatasımın ardındaki düşüncelere, ruhumun en dip kuytularına kilitlenmiş gibiydi. Sırtımdan aşağı buz gibi bir ürperti indi. Yüzümdeki paniği maskelemek için tırnaklarımı avuçlarıma batırdım. Jason’ın sıradan biri olmadığını artık sadece sezmiyordum; dehşet verici bir kesinlikle biliyordum. Zihnimde aniden Emma belirdi; içimi kavuran bir pişmanlıkla sarsıldım. Onu Jason’a doğru nasıl da kendi ellerimle itmiş, cesaretlendirmiştim.

Jason gözlerini benden ayırmadan dudaklarının kenarını hafifçe kıvırdı; tekinsiz, neredeyse kayıtsız bir gülümsemeydi bu. Ardından elini kaldırıp bana sakin bir selam verdi. Kararsızlık saniyelerimi çaldı. Görmezden gelsem şüphe uyandırır mıydım? Kalbim göğsüme vururken elimi mecburiyetle havaya kaldırıp belli belirsiz karşılık verdim.

“Kim o?”

Koluma aniden dokunan elle irkilerek yerimden sıçradım. Amy hemen yanımdaydı, kaşlarını çatmış, Jason’ın kalabalığın arasına karışan siluetini izliyordu.

“Şimdilik boş ver onu,” dedim, sesimdeki titremeyi bastırmaya çalışarak. “Sana… sana çok önemli bir şey anlatmam lazım Amy.”

Amy yüzümdeki kireç gibi beyazlığı fark edince ciddileşti, bana doğru bir adım sokuldu. “Tamam tatlım, dinliyorum. Ne oldu?”

Ağzımı araladım. O kâbusu, insanüstü hızla kaybolan o gölgeyi, boynumdaki sızıyı ve ormandaki o can çekişen kadını bir çırpıda haykıracaktım ki...

Orman patikasından bir kadın çıktı.

Olduğum yerde donakaldım. Boynuna sıkı sıkıya, neredeyse çenesine kadar kalın bir ipek eşarp sarmıştı. Adımları sendeleyerek de olsa ilerliyor, yüzünde sadece fazla içmiş birinin sersemliği okunuyordu. Bu... az önce can havliyle inleyen o sesin sahibi olabilir miydi? Ama tek parça halindeydi. Yürüyor, insanlara çarpıp hafifçe gülüyordu.

“Evet?... Nora, daldın yine?” dedi Amy, endişeyle yüzüme bakarak.

Boğazım düğümlendi. Kadın oradaydı, sapasağlam yürüyordu. Kendi aklımdan şüphe edecek noktaya gelmiştim. Neler dönüyordu bu lanet kasabada? Amy’ye bunu anlatsam beni bir kliniğe kapatmak istemeyeceğinin garantisi var mıydı? Onu da bu tekinsiz, nereye varacağı belirsiz karanlığın içine çekmeye hakkım yoktu.

Zoraki bir nefes alıp başımı iki yana salladım.

“Şey diyecektim…” dedim sesimi toparlayarak. “Tysen’la nasıl başa çıkacağımı soracaktım. Yine Amber’ın peşine takıldı, tek kelimemi bile dinlemiyor.”

Korkakça bir geri adımdı, biliyordum. Ama kararımı o an vermiştim: Önce burada tam olarak neyin döndüğünü tek başıma çözecektim. Ve eğer bu işin ardında Jason varsa, o maskesini kendi ellerimle indirecektim.

“Kızlar!”

Tiz, kırık dökük bir çığlık düşüncelerimi bıçak gibi kesti. İkimiz de sesin geldiği yöne döndük; Clara sendeliyerek, topuklularının üzerinde cambazlık yaparak bize doğru geliyordu. Elinde yarısı dökülmüş bir kadeh vardı. Dağılmış makyajına rağmen o her zamanki kusursuz, kontrolcü Clara imajını korumak için çaresiz bir savaş veriyordu.

“Hadi gidelim buradan…” dedi yanımıza ulaştığında, sesi nefes nefeseydi. “Size anlatmam gereken o kadar çok şey var ki…”

Fakat cümlesini tamamlayamadı.

Yüzündeki o zoraki gurur maskesi bir anda çatladı; dudakları büzüldü, omuzları çöktü ve gözlerinden ardı ardına sıcak yaşlar süzülmeye başladı. Bütün o kibirli direnci gözlerimizin önünde un ufak olmuştu.

“Ben…” dedi hıçkırıklarının arasından, sesi bir çocuk gibi incelerek. “Ben niye hep kaybediyorum?”

Amy tek kelime etmeden kollarını açıp Clara’nın sağ tarafına girdi. Ben de hızla sol kolunu omzuma atıp dengesini sağladım. Clara başını hafifçe omzuma düşürdü; parfümüne karışan ağır alkol kokusu genzimi yaktı.

Bu gece Ravenwood’un karanlığı hepimizden bir parça koparmıştı ve yapılacak en doğru şey, daha fazlasını kaybetmeden bu ormandan uzaklaşmaktı.