18. bölüm · Törenin Gölgesi

Karanlığın İçinden

BEYZANUR YILDIRIM

Konağın bütün ışıkları bir anda sönünce avluyu karanlık kapladı.
Çığlıklar yükseldi.
— Herkes sakin olsun! — diye bağırdı Rüzgâr.
Yaz olduğu yerde donup kalmıştı. Az önce yere düşen kutuyu bulmaya çalışıyordu.
Bir el onun bileğini tuttu.
Yaz korkuyla irkildi.
— Kimsin?
— Benim, Devran.
Devran onu kendine doğru çekti.
— Buradan çıkmalıyız.
— Hayır! — dedi Yaz. — Kutuyu bulmadan hiçbir yere gitmem.
— Yaz, burada güvende değilsin!
Tam o sırada karanlığın içinden bir ses duyuldu.
— Hiçbiriniz güvende değilsiniz.
Yaz’ın kalbi hızlandı.
Ses, biraz önce konağa giren adamındı.
Rüzgâr hemen sesin geldiği yöne doğru koştu.
— Sen!
Adam geri çekildi.
— Beni yakalayamazsın, Rüzgâr.
— Nedenmiş?
— Çünkü bu gecenin sonunda herkes birbirinden şüphe edecek.
Bir anda ışıklar yeniden yandı.
Adam ortadan kaybolmuştu.

Yaz yere baktı.
Kutuyu bulmuştu.
Ama kapağı açılmıştı.
İçinde yalnızca küçük, eski bir fotoğraf ve bir mektup vardı.
Yaz mektubu eline aldı.
— Bu da ne?
Devran yanına geldi.
— Açma.
Yaz ona döndü.
— Neden?
— Çünkü bazı gerçekler insanın hayatını değiştirir.
— Zaten hayatım değişti, Devran!
Yaz mektubu açtı.
İlk satırı okuduğunda gözleri doldu.
“Sevgili Yaz, eğer bu mektubu okuyorsan, artık saklanacak hiçbir şey kalmamış demektir.”
Yaz’ın elleri titredi.
— Bu mektup bana yazılmış.
Devran sessizce bekledi.
Yaz okumaya devam etti.
“Babanın sana anlattığı hikâyeye inanma.”
Yaz başını kaldırdı.
— Babam…
Devran’ın yüzü gerildi.
Mektubun devamında şu yazıyordu:
“Yıllar önce yaşanan olayın gerçek sorumlusu Fatih değildi. Gerçek suçlu, en güvendiğimiz kişinin ta kendisiydi.”
Yaz nefesini tuttu.
— En güvendiğimiz kişi kim?
Tam o sırada Betül yanlarına geldi.
Yaz annesine baktı.
— Anne, sen bunu biliyor muydun?
Betül’ün gözlerinden yaşlar süzüldü.
— Evet.
— Kim yaptı?
Betül cevap vermekte zorlandı.
— Yaz…
— Kim?
Betül gözlerini kapattı.
— Rüzgâr’ın doğduğu gece… her şey başladı.
Yaz şaşkınlıkla abisine baktı.
— Rüzgâr mı?
Betül başını salladı.
— Hayır. Rüzgâr değil.
Bir an sustu.
— Rüzgâr’ın babası…
Fatih uzaktan onları duyuyordu.
Bir anda bağırdı:
— Betül!
Herkes sustu.
Fatih hızla yanlarına geldi.
— Yeter!
Yaz babasına döndü.
— Artık yeter, baba! Bana gerçeği söyle!
Fatih’in gözleri doldu.
— Yaz, seni korumak için sustum.
— Beni korumadın! Beni yıllarca karanlıkta bıraktın!
Fatih başını öne eğdi.
— Haklısın.
Bu cevap Yaz’ı daha da şaşırttı.
Fatih devam etti:
— Ama bilmediğin bir şey daha var.
Devran yaklaştı.
— Nedir?
Fatih gözlerini Devran’a çevirdi.
— Babanın ölmediğini söyleyen adam doğru söylüyor.
Devran’ın yüzü bembeyaz oldu.
— Nerede?
Fatih cevap vermeden önce konağın kapısına baktı.
— Burada.
Devran’ın nefesi kesildi.
— Ne?
Kapı yavaşça açıldı.
Herkes dönüp baktı.
Karanlığın içinden bir adam içeri girdi.
Devran’ın gözleri doldu.
Adam birkaç adım attı.
— Oğlum…
Devran olduğu yerde kaldı.
— Baba?
Adam başını salladı.
Devran ona doğru yürüdü.
— Sen öldün sanıyordum.
— Ölmem gerekiyordu.
— Neden?
Adam Yaz’a baktı.
— Çünkü seni ve onu korumak zorundaydım.
Yaz şaşkınlıkla kendisini gösterdi.
— Beni mi?
Adam başını salladı.
— Evet, Yaz. Çünkü senin doğduğun gece yalnızca bir çocuk dünyaya gelmedi.
Bir an sustu.
— Bir sır doğdu.
Devran’ın sesi titredi.
— Nasıl bir sır?
Adamın bakışları Fatih’e çevrildi.
— Törenin gerçek nedeni.
Avluda yeniden sessizlik oldu.
Adam son sözünü söyledi:
— Bu tören, Yaz’ı korumak için değil…
Yaz’a baktı.
— Onu bulmak için yapıldı.
Yaz’ın yüzü bembeyaz oldu.
— Beni kim bulacak?
Adam cevap vermedi.
Konağın dışından bir araba sesi duyuldu.
Ardından kapının önünde birkaç kişi belirdi.
Fatih’in yüzündeki bütün renk çekildi.
— Hayır…
Devran ona baktı.
— Ne oldu?
Fatih fısıldadı:
— Onlar buraya geldiyse…
Gözlerini Yaz’a çevirdi.
— Artık hiçbirimiz kaçamayız.
————————————————————————