20. bölüm · Törenin Gölgesi
Eski Kapının Ardında
Konağın ağır kapısı hâlâ açıktı.
Yaz, kapının üzerinde yazan isme bakarken nefesini tutmuştu.
DEVran.
Devran birkaç adım geri çekildi.
— Bu benim adım…
Rüzgâr sertçe sordu:
— Daha önce bu konağa geldin mi?
— Hayır.
— Emin misin?
Devran başını salladı.
— Eminim. En azından hatırladığım kadarıyla…
Yaz ona yaklaştı.
— “Hatırladığım kadarıyla” ne demek?
Devran gözlerini kapattı.
— Çocukluğumla ilgili bazı şeyleri hatırlamıyorum.
Yaz şaşkınlıkla ona baktı.
— Neden?
— Bilmiyorum. Bana hep küçükken kötü bir olay yaşadığımı söylediler. Ama ne olduğunu hiçbir zaman anlatmadılar.
Rüzgâr bir anda sustu.
Yaz bunu fark etti.
— Abi… sen bir şey biliyorsun.
Rüzgâr cevap vermedi.
— Abi!
Rüzgâr sonunda başını kaldırdı.
— Devran’ın ailesini tanıyordum.
Devran’ın gözleri büyüdü.
— Ne?
— Babasını.
— Nereden?
Rüzgâr derin bir nefes aldı.
— Çünkü yıllar önce bu konağa gelen adamlardan biriydi.
Devran öfkeyle yaklaştı.
— Babam burada mıydı?
— Evet.
Devran’ın yüzü değişti.
— Bana babamın buraya hiç gelmediğini söylediler.
Rüzgâr acı bir gülümsemeyle başını eğdi.
— Sana çok şey söylememişler.
Yaz araya girdi.
— Peki tören neydi?
Rüzgâr cevap vermeden eski kapıya baktı.
— Bunu öğrenmenin tek bir yolu var.
— Neymiş?
— İçeri girmek.
Devran kapının önüne geçti.
— Ben gireceğim.
Yaz hemen onun yanında durdu.
— Ben de.
Rüzgâr itiraz etti.
— Hayır. Yaz, sen burada kalacaksın.
Yaz kararlı bir şekilde başını salladı.
— Hayır. Bu kez beni geride bırakmayacaksınız.
Devran ona baktı.
— Korkmuyor musun?
Yaz gözlerini kapıya dikti.
— Korkuyorum. Ama bilmemek daha korkutucu.
Üçü birlikte içeri girdiler.
Kapı arkalarından büyük bir gürültüyle kapandı.
İçerisi eski bir taş koridordu. Duvarlarda yıllardır kimsenin dokunmadığı tablolar asılıydı.
Bir süre sonra Yaz durdu.
— Burada bir şey var.
Duvarın üzerinde küçük bir sembol vardı.
Devran sembole yaklaşınca yüzü bembeyaz oldu.
— Bunu biliyorum.
Yaz ona baktı.
— Nereden?
Devran elini sembolün üzerine koydu.
— Çocukluğumdan beri gördüğüm bir rüyanın içinde vardı.
Rüzgâr şaşkınlıkla ona baktı.
— Nasıl bir rüya?
Devran gözlerini kapattı.
— Büyük bir oda… ortasında bir masa… etrafında insanlar… ve ağlayan bir bebek.
Yaz’ın kalbi hızlandı.
— Bebek mi?
Devran başını salladı.
— Evet.
Tam o sırada duvarın içinden bir tıkırtı geldi.
Yaz geri çekildi.
— Ne oldu?
Devran sembole bastırınca duvarın bir bölümü hareket etti.
Gizli bir kapı açıldı.
İçeriden eski bir sandık çıktı.
Rüzgâr sandığı görünce donup kaldı.
— Bu sandığı tanıyorum.
Yaz ona döndü.
— Nereden?
— Annemin odasındaydı.
Devran sandığın kapağını açtı.
İçinde eski fotoğraflar, mektuplar ve sararmış bir doğum belgesi vardı.
Yaz belgeyi eline aldı.
Gözleri satırlarda dolaştı.
Sonra yüzü değişti.
— Devran…
— Ne oldu?
Yaz belgeyi ona uzattı.
Devran okudu.
Bir süre hiçbir şey söylemedi.
Belgede iki isim yan yana yazıyordu.
Yaz.
Devran.
Ve doğum tarihleri aynıydı.
Rüzgâr’ın gözlerinden yaş süzüldü.
— Size söylemek istediğim şey buydu.
Yaz’ın sesi titredi.
— Biz… aynı gece mi doğduk?
Rüzgâr başını eğdi.
— Evet.
Devran belgeye bakarken fısıldadı:
— O zaman tören…
Rüzgâr tamamladı:
— Sizin doğduğunuz gece yapıldı.
Yaz geriye doğru bir adım attı.
— Neden?
Rüzgâr cevap veremeden sandığın içinden başka bir kâğıt düştü.
Yaz eğilip aldı.
Kâğıdın üzerinde tek bir cümle vardı:
“İki çocuk doğacak. Biri konağın varisi, diğeri törenin anahtarı olacak.”
Devran Yaz’a baktı.
Yaz da ona.
İkisinin de aklında aynı soru vardı:
Hangisi anahtardı?
Tam o anda üst kattan bir bebek ağlaması duyuldu.
Yaz’ın yüzü bembeyaz oldu.
— Ama bu imkânsız…
Devran elini tuttu.
— Artık hiçbir şeyin imkânsız olduğundan emin değilim.
Rüzgâr yukarı baktı.
— Ses oradan geliyor.
Üçü merdivenlere yöneldi.
Ancak merdivenin ilk basamağına adım attıkları anda arkalarındaki gizli kapı kapandı.
Ve karanlığın içinden aynı ses yeniden duyuldu:
— Törenin gerçek yüzünü öğrenmek istiyorsanız, önce hanginizin kurban olduğunu öğrenmelisiniz.
Yaz’ın eli Devran’ın elini daha sıkı kavradı.
Bu kez ikisi de geri dönmeyecekti.
———————————————————————
