5. bölüm · Törenin Gölgesi
Kaçış
Konağın kapısına vuran yumruk sesi bütün evi titretti.
— Fatih! Yaz’ı bize teslim et!
Kalbim yerinden çıkacakmış gibi atıyordu.
Rüzgâr hemen yanıma geldi.
— Yaz, korkma. Ben yanındayım.
Babam elini kapının üzerine koydu.
— Hepiniz arka tarafa geçin.
Annem titreyen sesiyle sordu:
— Fatih, kim bunlar?
Babam cevap vermedi.
Devran ise pencereye yaklaşıp dışarı baktı.
— En az dört kişiler.
Rüzgâr ona döndü.
— Ne yapacağız?
Devran’ın bakışları bana çevrildi.
— Yaz’ı buradan çıkarmamız gerekiyor.
— Ben hiçbir yere gitmiyorum, dedim.
Babam sertçe:
— Gideceksin!
— Ama neden? Herkes benden bir şey saklıyor. Lale kim, bu insanlar kim, neden beni istiyorlar?
Babamın yüzündeki sert ifade bir anda kırıldı.
— Çünkü seni korumaya çalışıyoruz, kızım.
— Beni korumak için yıllardır yalan söylediniz!
Annem gözyaşlarını tutamadı.
— Haklısın…
Tam o sırada kapı bir kez daha sarsıldı.
GÜM!
Rüzgâr kolumdan tuttu.
— Şimdi tartışmanın sırası değil. Gitmemiz lazım.
Devran duvardaki eski bir tabloyu kaldırdı.
Arkasında küçük bir kapı vardı.
Şaşkınlıkla baktım.
— Bu da ne?
— Konağın gizli çıkışı, dedi Devran.
Babam başını salladı.
— Lale’nin kaçtığı gece de bu yolu kullanmıştık.
Bir anda içimde bir umut belirdi.
— Lale gerçekten burada mıydı?
— Evet, dedi babam. Ve geride sana ulaşacak bir şey bıraktı.
— Ne?
Babam cevap vermeden önce dışarıdan kapının kırılma sesi geldi.
— Kaçın!
Hepimiz gizli kapıdan içeri girdik.
Rüzgâr en son çıkarken kapıyı kapattı.
Dar ve karanlık bir tünelde ilerliyorduk.
Devran önden gidiyordu.
— Dikkatli olun. Zemin eski.
Bir süre sonra önümde küçük bir ışık belirdi.
Tünelden çıktığımızda kendimizi konağın arkasındaki ormanda bulduk.
Derin bir nefes aldım.
Fakat arkamızdan bir ses geldi.
— Yaz!
Döndüm.
Murat bize doğru koşuyordu.
— Dur!
Rüzgâr hemen önüme geçti.
— Sen de kimsin?
Murat nefes nefese kaldı.
— Size yardım etmeye çalışıyorum.
Devran şüpheyle baktı.
— Bizi neden takip ettin?
Murat elindeki küçük kutuyu gösterdi.
— Bunu Yaz’a vermem gerekiyor.
Kutuyu bana uzattı.
Titreyen ellerimle aldım.
— İçinde ne var?
— Lale’nin bıraktığı son şey.
Kutuyu açtım.
İçinden eski bir fotoğraf çıktı.
Fotoğrafta annem Betül, genç bir Lale ve babam Fatih vardı.
Ama fotoğrafın arkasında bir cümle yazıyordu:
“Yaz’a gerçeği söyleyin. Çünkü gölge onu bulmadan önce o gölgeyi bulmalı.”
Başımı kaldırdım.
— Bu ne demek?
Kimse cevap vermedi.
Sonra telefonum çaldı.
Bilinmeyen bir numaraydı.
Titreyerek açtım.
Karşıdan bir kadın sesi geldi.
— Yaz…
Nefesim kesildi.
— Kimsiniz?
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra kadın fısıldadı:
— Ben Lale.
Gözlerim doldu.
— Lale mi?
Rüzgâr ve Devran bana baktı.
Kadının sesi titriyordu.
— Beni dinle. Kimseye güvenme.
— Ama…
— Özellikle de…
Bir anda telefon kesildi.
— Kime güvenmemeliyim? diye bağırdım.
Cevap yoktu.
Ekrana baktığımda yeni bir mesaj geldi.
Mesajda yalnızca bir adres vardı.
Ve altında tek bir cümle:
“Yarın gece burada ol. Gerçeği tek başına öğreneceksin.”
Rüzgâr telefonu elimden aldı.
— Tek başına gitmeyeceksin.
Devran karanlık ormana baktı.
— Çünkü artık mesele sadece Lale değil.
— Ne demek istiyorsun? dedim.
Devran bana döndü.
— Seni arayanların kim olduğunu öğrendim.
— Kim?
Devran’ın yüzü ciddileşti.
— Törenin gölgesi.
Ve o anda uzaktaki ağaçların arasında birinin bizi izlediğini fark ettim.
Ama bu kez…
Gölge kaçmadı.
Bize el salladı.
———————————————————————
