1. bölüm · Törenin Gölgesi

Gölgedeki Sır

BEYZANUR YILDIRIM

Sabahın ilk ışıkları perdelerin arasından odamın içine süzülürken gözlerimi yavaşça açtım. Dışarıdan gelen kuş sesleri, evin içindeki sessizliği bozuyordu.
Bugün sıradan bir gün değildi.
Bunu daha gözlerimi açar açmaz hissetmiştim.
Yatağımdan kalkıp aynanın karşısına geçtim. Saçlarımı toparlarken kendime baktım.
Ben Yaz’dım.
On altı yaşındaydım ve hayatımın en garip günlerinden birinin başlayacağından henüz habersizdim.
Kapım birden açıldı.
— Yaz! Hâlâ hazırlanmadın mı?
Abim Rüzgâr kapının önünde durmuş, kollarını göğsünde birleştirmişti.
— Günaydın sana da, dedim gülerek. Birazdan hazırlanacağım.
Rüzgâr kaşlarını kaldırdı.
— Birazdan mı? Törene geç kalacağız.
— Daha çok zaman var.
— Annem de aynı şeyi söyledi. Sonra yarım saat boyunca çantasını aradı.
Tam o sırada koridordan annemin sesi geldi.
— Rüzgâr! Benim hakkımda konuştuğunu duydum!
Rüzgâr bana bakıp fısıldadı:
— İşte başladı.
Gülmemek için dudaklarımı ısırdım.
Annem Betül, odanın kapısında belirdi.
— Yaz, hadi kızım. Baban bizi bekliyor.
— Tamam anne.
Annem birkaç saniye bana baktı. Sonra yüzündeki gülümseme yavaşça kayboldu.
— İyi misin?
Şaşırdım.
— İyiyim. Neden?
— Bilmiyorum… Bugün içimde garip bir his var.
Rüzgâr’ın yüzündeki ifade de değişti.
— Anne, yine mi?
Betül başını iki yana salladı.
— Hayır. Bu kez farklı.
O sırada aşağıdan babamın sesi duyuldu.
— Betül! Yaz! Rüzgâr! Hazır mısınız?
Annem derin bir nefes aldı.
— Hadi. Baban bekliyor.

Arabaya bindiğimizde babam Fatih, her zamanki gibi sessizdi. Ellerini direksiyona sıkıca kenetlemişti.
— Baba, iyi misin? diye sordum.
Bana dikiz aynasından baktı.
— İyiyim kızım.
Ama sesi hiç de iyi olduğunu söylemiyordu.
Rüzgâr da bunu fark etmişti.
— Baba, törenle ilgili bir şey mi var?
Fatih birkaç saniye cevap vermedi.
Sonra gözlerini yola çevirdi.
— Bugün sadece törene gidiyoruz. Başka bir şey düşünmeyin.
Bu cümle beni daha da şüphelendirdi.
— Neden herkes bugün garip davranıyor?
Annem hemen araya girdi.
— Yaz, bazı günler insanın içine bir sıkıntı çöker. Hepsi bu.
Pencereden dışarı baktım.
Fakat o anda yolun kenarında duran yaşlı bir adam gözüme çarptı.
Bize bakıyordu.
Daha doğrusu… bana bakıyordu.
Göz göze geldiğimiz anda adamın yüzü bembeyaz oldu.
Sonra başını eğip hızla uzaklaştı.
— Baba!
Fatih aniden frene bastı.
— Ne oldu?
— Şu adam…
Babam aynadan arka tarafa baktı.
— Hangi adam?
— Az önce burada duran yaşlı adam.
Rüzgâr camdan dışarı baktı.
— Kimse yok.
Adam gerçekten yoktu.
Ama ben onu gördüğüme emindim.
Ve daha da garip olan şey, adamın giderken söylediği son cümleyi hâlâ duyabiliyor olmamdı.
“Tören başladığında gölge uyanacak.”
Kalbim hızla çarpmaya başladı.
— Yaz? dedi annem.
— Anne…
— Ne oldu?
Cevap veremedim.
Çünkü tören alanına yaklaştığımızda, kalabalığın ortasında aynı adamı tekrar gördüm.
Bu kez bana bakıyordu.
Ve elinde eski, siyah bir kutu vardı.
Kutunun üzerinde ise ailemizin yıllardır kullandığı bir sembol vardı.
O an anladım.
Bugün sadece bir tören olmayacaktı.
Bugün, ailemin yıllardır sakladığı bir sır ortaya çıkacaktı.
Ve o sırrın merkezinde ben vardım.
——————————————————————————