YOKMUŞSUN GİBİ

Vaveyla Yazarı: Seyda

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 9Şu an: YOKMUŞSUN GİBİ

YAĞMUR
Ertesi sabah aynanın karşısında dururken kendime tek bir söz verdim.
Bugün ağlamayacaktım.
Dün söyledikleri canımı yakmıştı. Bunu inkâr edemezdim. Toprak’ın sözleri, unutmaya çalıştığım bir yarayı yeniden açmıştı. Ama onun beni kırabilmesi, ona bunu yapma hakkı verdiğim anlamına gelmiyordu.
Artık yeterdi.
Bir insanın hayatına girmesine izin vermediğin hâlde seni bu kadar üzebilmesi ne kadar saçmaydı.
Yüzüme kapatıcımı sürdüm, saçlarımı taradım ve çantamı aldım. Aynadaki yansımama son kez baktım.
“Bitti,” diye fısıldadım. “Artık yok.”
Toprak Taşkıran benim için yoktu.
En azından ben öyle olmasını istiyordum.
⸻
Okula girdiğimde koridor her zamanki gibi kalabalıktı. İnsanlar konuşuyor, gülüyor, telefonlarını birbirlerine gösteriyordu. Birkaç kişinin bana bakıp fısıldaştığını fark ettim.
Umurumda değildi.
Dün okuldan ağlayarak çıktığımı görmüşlerdi. Bugün de hakkımda konuşabilirlerdi. İnsanların ne düşündüğünü kontrol edemezdim ama onlara ne kadarını göstereceğimi seçebilirdim.
Sınıfa girdim ve yerime oturdum.
Ece yanıma geldi.
“Yağmur, dün ne oldu? Herkes senin Toprak’la kavga ettiğini söylüyor.”
Kitabımı çıkardım.
“Kavga ettik.”
“Nasıl yani? İyi misin sen?”
“İyiyim.”
Ece yüzüme dikkatle baktı.
“Emin misin?”
Ona döndüm ve hafifçe gülümsedim.
“Eminim. Sadece artık bazı insanlara gereğinden fazla anlam yüklememeyi öğrendim.”
Ece bir şey söyleyecek gibi oldu ama vazgeçti. Elimi sıktıktan sonra kendi sırasına geçti.
Tam o sırada sınıfın kapısı açıldı.
Toprak içeri girdi.
Normalde geldiğinde sınıftaki birkaç kişinin ona seslendiğini, onun da kendinden emin bir tavırla karşılık verdiğini bilirdim. Bugün de aynı şey oldu.
Ama bu kez başımı bile kaldırmadım.
Çantamdan defterimi çıkardım, kitabımı açtım ve öğretmeni bekledim.
“Günaydın, Su.”
Kalemim kâğıdın üzerinde ilerlemeye devam etti.
Bir saniye geçti.
İki saniye.
Toprak’ın sıramın yanında durduğunu hissedebiliyordum.
“Sağır mı oldun?”
Sayfayı çevirdim.
“Seninle konuşuyorum.”
Kalemimi bıraktım, çantamdan silgimi çıkardım ve hiçbir şey söylemeden yeniden yazmaya başladım.
Sonunda yanımdan uzaklaştı.
İçimden derin bir nefes aldım.
İşte buydu.
Ona cevap vermek zorunda değildim. Her hakareti karşılıksız bırakmamak zorunda değildim. Beni sinirlendirmesine izin vermek zorunda değildim.
Toprak Taşkıran, ilk defa benim sessizliğimle baş başa kalacaktı.
TOPRAK
Beni duyduğuna emindim.
Duyduğu hâlde cevap vermemişti.
Yağmur Özcan, bana cevap vermemişti.
Normalde söylediğim tek bir kelimeye bile karşılık bulurdum. Bana laf sokar, bağırır, ters ters bakardı. Sinirimi bozardı ama en azından benimle konuşurdu.
Şimdi ise sanki sınıfta yoktum.
“Ne yapmaya çalışıyor bu?” diye mırıldandım.
Yanımdaki arkadaşım omuz silkti.
“Kim?”
“Kim olacak lan?”
Yağmur’a baktı. Sonra sırıttı.
“Bilmiyorum. Belki senden sıkılmıştır.”
“Komik mi bu?”
“Biraz.”
Ona ters ters baktım. Arkadaşım gülerek önüne döndü.
Yağmur ise tek bir kez bile başını kaldırmadı.
Derse başladık. Öğretmen dönem projesiyle ilgili açıklamalar yaparken Yağmur not alıyordu. Benim söylediğim hiçbir şeyi umursamıyordu ama öğretmenin ağzından çıkan her kelimeyi yazıyordu.
Tuhaf olan, bunun beni neden bu kadar sinirlendirdiğiydi.
Benimle kavga etmesini istemiyordum.
Sadece beni görmezden gelmesini istemiyordum.
İkisi aynı şey değildi.
En azından kendime böyle söylüyordum.
Teneffüste yanına gittim.
“Projeyi ne zaman yapacağız?”
Defterini kapatıp çantasına koydu.
“Ders programına bak.”
“Seninle konuşuyorum.”
“Duydum.”
“Öyleyse cevap ver.”
Başını kaldırdı. Gözleri benimkilerle buluştu ama yüzünde ne öfke ne de korku vardı.
Yalnızca bıkkınlık.
“Proje için uygun olduğun zamanı mesaj atarsın. Ben de uygun olduğumda cevap veririm.”
Ardından ayağa kalktı.
“Bu kadar.”
Yanımdan geçip gitti.
Kolundan tutacak oldum ama kendimi durdurdum. Geçen sefer bana dokunmamamı söylemişti. Bir daha aynı şeyi yapmayacaktım.
Bunu neden düşündüğümü bilmiyordum.
Sadece arkasından bakakaldım.
YAĞMUR
Öğle arasında bahçeye çıktım. Hava kapalıydı ama yağmur yağmıyordu. Bir banka oturup kitabımı açtım.
Birkaç dakika sonra önümde bir gölge belirdi.
Başımı kaldırmadım.
“Burada mı saklanıyorsun?”
Sayfayı çevirdim.
“Yağmur.”
Okumaya devam ettim.
“Bana trip mi atıyorsun?”
Bu kez kitabımı kapattım. Ona baktım.
“Hayır.”
“Öyleyse neden benimle konuşmuyorsun?”
Sorunun saçmalığı karşısında gülmemek için kendimi zor tuttum.
“Çünkü konuşmak istemiyorum.”
“Dün söylediklerim yüzünden mi?”
İşte bu.
İlk defa dün söylediklerinden bahsediyordu.
Bir an için içimdeki bütün öfkenin yeniden yükseldiğini hissettim. Dün sınıfta herkesin önünde söylediği sözler, gözlerimin dolması, yağmurun altında eve kadar yürümem…
Hepsi aklıma geldi.
Ama ona bunları anlatmayacaktım.
“Konuşmak istemiyorum, Toprak,” dedim sakin bir sesle. “Bunu anlamak bu kadar zor olmamalı.”
“Ben sadece—”
“Bak, seninle kavga etmek istemiyorum. Benden nefret edebilirsin. Hakkımda istediğini düşünebilirsin. Ama ben artık senin ne düşündüğünle ilgilenmiyorum.”
Yüzündeki ifade değişti.
“Beni umursamıyor musun yani?”
Ona birkaç saniye baktım.
Sonra kitabımı yeniden açtım.
“Hayatımda daha önemli şeyler var.”
Ayağa kalktı. Bir şey söylemesini bekledim ama konuşmadı.
Ben de beklemedim.
Kitabımı alıp bahçenin diğer tarafına yürüdüm.
Arkamı dönmedim.
Çünkü bazen birini yenmenin yolu ona daha ağır sözler söylemek değildi.
Bazen sadece gitmekti.
Ve ben ilk defa gerçekten gidiyordum.
TOPRAK
Onu izlerken telefonum titredi.
Ekranda Kuzey Koleji İtiraf Sayfası’nın bildirimi vardı.
Yeni paylaşım.
Açtım.
“Bazı insanlar ailelerinin sırlarını saklamak için herkesi karşısına alır. Peki ya sakladıkları sır, sandıklarından çok daha büyükse?”
Altında tek bir cümle daha vardı.
“Taşkıran ailesi, sıradaki paylaşım sizin için.”
Gülümsemem silindi.
Bu kez mesele yalnızca annem değildi.
Birileri ailemin içinde bir şeyler olduğunu biliyordu. Bizi izliyor, bekliyor ve doğru zamanı kolluyordu.
Başımı kaldırıp Yağmur’a baktım.
Bahçenin diğer ucunda Ece’yle konuşuyordu. Gülümsemişti bile.
Sanki ben hiç var olmamışım gibi.
Telefonumu cebime koydum.
Yağmur’un beni umursamaması canımı sıkıyordu.
Ama itiraf sayfasındaki mesaj daha büyük bir sorundu.
Ve ikisinin birbiriyle bağlantılı olup olmadığını öğrenmeden rahat etmeyecektim.
Bir sonraki paylaşımın ne olacağını bilmiyordum.
Ama biri ailemin sırlarını ortaya çıkarmaya kararlıydı.
Ben de o kişinin kim olduğunu bulmaya kararlıydım.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

6okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.