BİR YABANCININ MESAJI

Vaveyla Yazarı: Seyda

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 9Şu an: BİR YABANCININ MESAJI

YAĞMUR
Alarmım çaldığında gözlerimi açmakta zorlandım.
Yastığa yüzümü gömüp birkaç dakika daha uyumaya çalıştım. Sonra telefonum yeniden çalmaya başladı.
“Of, tamam be!”
Elimi uzatıp alarmı kapattım ve doğruldum. Odam sessizdi. Pencereden içeri giren solgun ışık, perdelerin arasından süzülüyordu.
Bugün sıradan bir gün olacaktı.
En azından ben öyle olmasını istiyordum.
Yataktan kalkıp banyoya girdim. Yüzümü yıkadım, dişlerimi fırçaladım ve aynanın karşısına geçtim. Çillerim her zamanki gibi burnumun üzerinde ve yanaklarımdaydı.
Kapatıcımı elime aldım.
Bir an aynadaki kendime baktım.
İki gün önce, Toprak’ın söylediği o cümle yüzünden kendimi tutamamıştım. Beni en hassas yerimden vurmuştu. Üstelik neye dokunduğunu bile bilmiyordu.
Belki de en çok bu canımı yakmıştı.
Birinin seni tanımadan, geçmişini bilmeden, yalnızca canını yakmak istediği için böyle konuşabilmesi…
Kapatıcımı yüzüme sürdüm.
Artık onun söylediklerini değiştiremezdim. Ama hayatımın geri kalanını onun sözlerine göre yaşayacak değildim.
Hazırlandıktan sonra çantamı alıp aşağı indim.
Annem mutfakta kahvaltı hazırlıyordu.
“Günaydın, kızım.”
“Günaydın.”
Masaya oturdum. Kardeşim bir yandan ekmeğini yerken bir yandan da okulda yapacağı bir etkinlikten bahsediyordu. Onu dinleyip arada sorular sordum.
Annem ise beni sessizce izliyordu.
“Bugün biraz daha iyi görünüyorsun,” dedi.
Elimdeki bardağı masaya bıraktım.
“Daha iyiyim zaten.”
“Güzel. Ama bir şey seni üzüyorsa içine atmak zorunda değilsin, biliyorsun.”
Gülümsedim.
“Biliyorum, anne.”
Aslında biliyordum. Annem bana her zaman destek olurdu. Yine de bazı şeyleri anlatmak kolay değildi.
Özellikle de insanın geçmişiyle ilgili olanları.
Kahvaltımı bitirip ayağa kalktım.
“Ben çıkıyorum.”
Annem yanağımdan öptü.
“Dikkatli git.”
Kapıdan çıktığımda soğuk hava yüzüme çarptı. Gökyüzü bulutlarla kaplıydı. Şemsiyemi çantama koyup yürümeye başladım.
Okula vardığımda kendime bir kez daha aynı şeyi söyledim.
Toprak benim için yok.
Ne söylerse söylesin, ne yaparsa yapsın, artık onunla uğraşmayacaktım.
⸻
OKUL
Koridorda Ece’yle karşılaştım.
“Yağmur! Bekle!”
Bana yetişip koluma girdi.
“Bugün okuldan sonra bir yere gidelim mi? Biraz dolaşırız.”
“Olur. Ama çok geç kalamam.”
“Tamamdır.”
Birlikte sınıfa doğru yürüdük. Tam kapıdan gireceğimiz sırada Toprak’ı gördüm.
Arkadaşlarıyla konuşuyordu. Bizi fark edince bakışları üzerimde durdu.
Ben ise Ece’ye anlatmaya başladığım bir şeye gülerek sınıfa girdim.
Onun bakıp bakmadığıyla ilgilenmiyordum.
Daha doğrusu, ilgilenmediğimi kendime hatırlatıyordum.
Ders başladığında defterimi açıp notlarımı almaya başladım. Öğretmenimiz dönem projesi hakkında konuşurken Toprak arada bir bana bakıyordu. Bunu fark etsem de başımı kaldırmadım.
Dersin sonunda öğretmenimiz ikimizin de içinde olduğu proje grubunu hatırlattı.
“Yağmur, Toprak, çalışmanızı aksatmayın. Yarın kütüphanede buluşup ilerleyebilirsiniz.”
“Tamam hocam,” dedim.
Toprak da başını salladı.
Ders bittiğinde çantamı toplarken yanıma geldi.
“Yarın dörtte kütüphane.”
“Tamam.”
Bir an durdu.
“Başka bir şey söylemeyecek misin?”
Başımı kaldırdım.
“Ne söylememi bekliyorsun?”
“Hiç.”
“Güzel.”
Çantamı alıp sınıftan çıktım.
Arkamdan bir şey söylemedi.
İçimde küçük bir rahatlama hissettim. Her konuşmamızın kavgaya dönüşmesi beni yormuştu. Onunla tartışmak, hakaretlerine cevap vermek, her seferinde kendimi savunmak zorunda kalmak istemiyordum.
Beni yanlış anlayabilirdi.
Benden nefret edebilirdi.
Bunları değiştirmek benim görevim değildi.
TOPRAK
Yağmur’un tavrı değişmişti.
Bunu inkâr edemezdim.
Eskiden söylediğim her şeye karşılık verirdi. Bazen öyle bir laf sokardı ki ne cevap vereceğimi bilemezdim. Şimdiyse birkaç kelimeden fazlasını söylemiyordu.
Bana kızgın olduğunu biliyordum.
Ama onun sessizliği, kavga etmesinden daha rahatsız ediciydi.
Öğle arasında telefonumu çıkardığımda Kuzey Koleji İtiraf Sayfası’ndan yeni bir bildirim gördüm.
Açtım.
“Taşkıran ailesinin kusursuz görüntüsünün ardında saklanan gerçekler var. Bazı sırlar yıllarca saklanabilir ama sonsuza kadar değil.”
Paylaşımın altına onlarca yorum gelmişti.
Bazıları annemin adını yazıyor, bazıları ailemiz hakkında tahminlerde bulunuyordu.
Telefonu kilitledim.
“Allah kahretsin.”
Birileri ailemizi okulun eğlencesi hâline getirmişti.
Bunun arkasında kimin olduğunu bulacaktım.
Başımı kaldırdığımda Yağmur’u bahçeye çıkan kapının yanında gördüm. Ece’yle konuşuyor, gülüyordu.
Bir an yanına gitmeyi düşündüm.
Sonra kendime kızdım.
Ne diyecektim? Sayfadaki paylaşımı gördün mü diye mi soracaktım?
Zaten bana cevap vermeyecekti.
Telefonumu cebime koyup ters yöne yürüdüm.
Ailemin meselesini kendim çözecektim.
Yağmur’un bana yardım etmesine ihtiyacım yoktu.
YAĞMUR
Son ders bittiğinde Ece’yle okuldan çıktık.
Yakındaki küçük kafeye uğrayıp sıcak çikolata aldık. Pencere kenarındaki masaya oturduk. Dışarıda insanlar aceleyle yürüyor, rüzgâr ağaçların dallarını sallıyordu.
Ece pipetini bardağına batırdı.
“Son zamanlarda çok sessizsin.”
“Öyle miyim?”
“Biraz. Eskiden biri seni sinirlendirdiğinde hemen anlatırdın. Şimdi hiçbir şey söylemiyorsun.”
Bardağımı iki elimle tuttum.
“Her şeyi anlatmak istemiyorum artık.”
Ece başını salladı.
“Anladım.”
Bir süre başka şeylerden konuştuk. Derslerden, hafta sonu planlarından ve öğretmenimizin verdiği ödevlerden…
Güldüm. Gerçekten güldüm.
O an Toprak’ı düşünmüyordum.
Bunun ne kadar iyi hissettirdiğini fark edince içimden bir şey hafifledi.
Kafeden ayrıldığımızda Ece kendi evine gitti, ben de otobüs durağına yürüdüm.
Eve vardığımda annem akşam yemeğini hazırlıyordu. Üstümü değiştirip ona yardım ettim. Sonra kardeşimle oturup ödevlerini kontrol ettik.
Akşam yemeğinde hep birlikteydik. Kardeşim okulda yaptığı bir resmi gösterdiğinde annem onu övdü. Ben de resme bakıp gülümsedim.
Küçük, sıradan bir akşamdı.
Böyle akşamları seviyordum.
Kimsenin bağırmadığı, kimsenin kimseyi incitmeye çalışmadığı, geçmişin masaya oturmadığı akşamları…
Yemekten sonra odama çıktım. Ödevlerimi bitirdim, ertesi gün için çantamı hazırladım ve yatağıma uzandım.
Saat 22.18’di.
Telefonumda birkaç bildirim vardı. Birini kontrol ederken tanımadığım bir hesaptan gelen mesajı fark ettim.
Profil fotoğrafı yoktu.
Kullanıcı adı da rastgele harflerden oluşuyordu.
Mesajı açtım.
“Toprak Taşkıran’dan uzak durduğunu sanıyorsun.”
Kaşlarımı çattım.
Bir sonraki mesaj hemen geldi.
“Keşke onun ailesi hakkında bilmen gerekenleri de bilseydin.”
Ekrana birkaç saniye boyunca baktım.
İlk düşüncem bunun itiraf sayfasıyla bağlantılı olduğuydu.
İkinci düşüncem ise bu kişinin beni nereden tanıdığıydı.
Parmaklarım klavyenin üzerinde durdu.
Sen kimsin?
Yazdım ama göndermedim.
Bu kişiye cevap vermek istemiyordum. Belki amacı beni korkutmaktı. Belki de beni Toprak’ın ailesiyle ilgili bir şeye çekmeye çalışıyordu.
Telefonu yatağın üzerine bıraktım.
“Benim sizin saçmalıklarınızla uğraşacak hâlim yok,” diye mırıldandım.
Lambayı kapattım ve yorganı üzerime çektim.
Toprak’ın hayatından uzak duracaktım. İtiraf sayfasını da takip etmeyecektim. Bir yabancının mesajıyla bütün kararlarımı değiştirmeyecektim.
Gözlerimi kapattım.
Tam uykuya dalacakken telefonum yeniden titredi.
İstemeden elimi uzatıp ekranı açtım.
Aynı hesaptan yeni bir mesaj gelmişti.
“Beni görmezden gelebilirsin, Yağmur. Ama gerçekleri sonsuza kadar görmezden gelemezsin.”
Nefesim boğazıma takıldı.
Bu kişi adımı biliyordu.
Bana doğrudan yazıyordu.
Ve Taşkıran ailesiyle ilgili bir şey bildiğini iddia ediyordu.
Mesajı tekrar okudum. Ardından ekran görüntüsünü aldım ve telefonu kapattım.
Yarın ne yapacağımı bilmiyordum.
Belki mesajı tamamen görmezden gelecektim.
Belki de bu kişinin kim olduğunu öğrenmek zorunda kalacaktım.
Ama bir şeyden emindim.
Ben Toprak’tan uzak durmaya çalışırken biri, beni yeniden onun hayatına çekmek istiyordu.
Telefonu komodine bıraktım, yüzümü yastığa gömdüm ve gözlerimi kapattım.
Bu gece uyumak istiyordum.
Sadece uyumak.
Fakat karanlığın içinde, aklımda tek bir soru dönüp duruyordu:
Beni tanımayan biri, Toprak’ın ailesi hakkında bilmem gereken şeyleri nereden biliyordu?
BÖLÜM 8 — Bir Yabancının Mesajı
YAĞMUR
Alarmım çaldığında gözlerimi açmakta zorlandım.
Yastığa yüzümü gömüp birkaç dakika daha uyumaya çalıştım. Sonra telefonum yeniden çalmaya başladı.
“Of, tamam be!”
Elimi uzatıp alarmı kapattım ve doğruldum. Odam sessizdi. Pencereden içeri giren solgun ışık, perdelerin arasından süzülüyordu.
Bugün sıradan bir gün olacaktı.
En azından ben öyle olmasını istiyordum.
Yataktan kalkıp banyoya girdim. Yüzümü yıkadım, dişlerimi fırçaladım ve aynanın karşısına geçtim. Çillerim her zamanki gibi burnumun üzerinde ve yanaklarımdaydı.
Kapatıcımı elime aldım.
Bir an aynadaki kendime baktım.
İki gün önce, Toprak’ın söylediği o cümle yüzünden kendimi tutamamıştım. Beni en hassas yerimden vurmuştu. Üstelik neye dokunduğunu bile bilmiyordu.
Belki de en çok bu canımı yakmıştı.
Birinin seni tanımadan, geçmişini bilmeden, yalnızca canını yakmak istediği için böyle konuşabilmesi…
Kapatıcımı yüzüme sürdüm.
Artık onun söylediklerini değiştiremezdim. Ama hayatımın geri kalanını onun sözlerine göre yaşayacak değildim.
Hazırlandıktan sonra çantamı alıp aşağı indim.
Annem mutfakta kahvaltı hazırlıyordu.
“Günaydın, kızım.”
“Günaydın.”
Masaya oturdum. Kardeşim bir yandan ekmeğini yerken bir yandan da okulda yapacağı bir etkinlikten bahsediyordu. Onu dinleyip arada sorular sordum.
Annem ise beni sessizce izliyordu.
“Bugün biraz daha iyi görünüyorsun,” dedi.
Elimdeki bardağı masaya bıraktım.
“Daha iyiyim zaten.”
“Güzel. Ama bir şey seni üzüyorsa içine atmak zorunda değilsin, biliyorsun.”
Gülümsedim.
“Biliyorum, anne.”
Aslında biliyordum. Annem bana her zaman destek olurdu. Yine de bazı şeyleri anlatmak kolay değildi.
Özellikle de insanın geçmişiyle ilgili olanları.
Kahvaltımı bitirip ayağa kalktım.
“Ben çıkıyorum.”
Annem yanağımdan öptü.
“Dikkatli git.”
Kapıdan çıktığımda soğuk hava yüzüme çarptı. Gökyüzü bulutlarla kaplıydı. Şemsiyemi çantama koyup yürümeye başladım.
Okula vardığımda kendime bir kez daha aynı şeyi söyledim.
Toprak benim için yok.
Ne söylerse söylesin, ne yaparsa yapsın, artık onunla uğraşmayacaktım.
⸻
OKUL
Koridorda Ece’yle karşılaştım.
“Yağmur! Bekle!”
Bana yetişip koluma girdi.
“Bugün okuldan sonra bir yere gidelim mi? Biraz dolaşırız.”
“Olur. Ama çok geç kalamam.”
“Tamamdır.”
Birlikte sınıfa doğru yürüdük. Tam kapıdan gireceğimiz sırada Toprak’ı gördüm.
Arkadaşlarıyla konuşuyordu. Bizi fark edince bakışları üzerimde durdu.
Ben ise Ece’ye anlatmaya başladığım bir şeye gülerek sınıfa girdim.
Onun bakıp bakmadığıyla ilgilenmiyordum.
Daha doğrusu, ilgilenmediğimi kendime hatırlatıyordum.
Ders başladığında defterimi açıp notlarımı almaya başladım. Öğretmenimiz dönem projesi hakkında konuşurken Toprak arada bir bana bakıyordu. Bunu fark etsem de başımı kaldırmadım.
Dersin sonunda öğretmenimiz ikimizin de içinde olduğu proje grubunu hatırlattı.
“Yağmur, Toprak, çalışmanızı aksatmayın. Yarın kütüphanede buluşup ilerleyebilirsiniz.”
“Tamam hocam,” dedim.
Toprak da başını salladı.
Ders bittiğinde çantamı toplarken yanıma geldi.
“Yarın dörtte kütüphane.”
“Tamam.”
Bir an durdu.
“Başka bir şey söylemeyecek misin?”
Başımı kaldırdım.
“Ne söylememi bekliyorsun?”
“Hiç.”
“Güzel.”
Çantamı alıp sınıftan çıktım.
Arkamdan bir şey söylemedi.
İçimde küçük bir rahatlama hissettim. Her konuşmamızın kavgaya dönüşmesi beni yormuştu. Onunla tartışmak, hakaretlerine cevap vermek, her seferinde kendimi savunmak zorunda kalmak istemiyordum.
Beni yanlış anlayabilirdi.
Benden nefret edebilirdi.
Bunları değiştirmek benim görevim değildi.
TOPRAK
Yağmur’un tavrı değişmişti.
Bunu inkâr edemezdim.
Eskiden söylediğim her şeye karşılık verirdi. Bazen öyle bir laf sokardı ki ne cevap vereceğimi bilemezdim. Şimdiyse birkaç kelimeden fazlasını söylemiyordu.
Bana kızgın olduğunu biliyordum.
Ama onun sessizliği, kavga etmesinden daha rahatsız ediciydi.
Öğle arasında telefonumu çıkardığımda Kuzey Koleji İtiraf Sayfası’ndan yeni bir bildirim gördüm.
Açtım.
“Taşkıran ailesinin kusursuz görüntüsünün ardında saklanan gerçekler var. Bazı sırlar yıllarca saklanabilir ama sonsuza kadar değil.”
Paylaşımın altına onlarca yorum gelmişti.
Bazıları annemin adını yazıyor, bazıları ailemiz hakkında tahminlerde bulunuyordu.
Telefonu kilitledim.
“Allah kahretsin.”
Birileri ailemizi okulun eğlencesi hâline getirmişti.
Bunun arkasında kimin olduğunu bulacaktım.
Başımı kaldırdığımda Yağmur’u bahçeye çıkan kapının yanında gördüm. Ece’yle konuşuyor, gülüyordu.
Bir an yanına gitmeyi düşündüm.
Sonra kendime kızdım.
Ne diyecektim? Sayfadaki paylaşımı gördün mü diye mi soracaktım?
Zaten bana cevap vermeyecekti.
Telefonumu cebime koyup ters yöne yürüdüm.
Ailemin meselesini kendim çözecektim.
Yağmur’un bana yardım etmesine ihtiyacım yoktu.
YAĞMUR
Son ders bittiğinde Ece’yle okuldan çıktık.
Yakındaki küçük kafeye uğrayıp sıcak çikolata aldık. Pencere kenarındaki masaya oturduk. Dışarıda insanlar aceleyle yürüyor, rüzgâr ağaçların dallarını sallıyordu.
Ece pipetini bardağına batırdı.
“Son zamanlarda çok sessizsin.”
“Öyle miyim?”
“Biraz. Eskiden biri seni sinirlendirdiğinde hemen anlatırdın. Şimdi hiçbir şey söylemiyorsun.”
Bardağımı iki elimle tuttum.
“Her şeyi anlatmak istemiyorum artık.”
Ece başını salladı.
“Anladım.”
Bir süre başka şeylerden konuştuk. Derslerden, hafta sonu planlarından ve öğretmenimizin verdiği ödevlerden…
Güldüm. Gerçekten güldüm.
O an Toprak’ı düşünmüyordum.
Bunun ne kadar iyi hissettirdiğini fark edince içimden bir şey hafifledi.
Kafeden ayrıldığımızda Ece kendi evine gitti, ben de otobüs durağına yürüdüm.
Eve vardığımda annem akşam yemeğini hazırlıyordu. Üstümü değiştirip ona yardım ettim. Sonra kardeşimle oturup ödevlerini kontrol ettik.
Akşam yemeğinde hep birlikteydik. Kardeşim okulda yaptığı bir resmi gösterdiğinde annem onu övdü. Ben de resme bakıp gülümsedim.
Küçük, sıradan bir akşamdı.
Böyle akşamları seviyordum.
Kimsenin bağırmadığı, kimsenin kimseyi incitmeye çalışmadığı, geçmişin masaya oturmadığı akşamları…
Yemekten sonra odama çıktım. Ödevlerimi bitirdim, ertesi gün için çantamı hazırladım ve yatağıma uzandım.
Saat 22.18’di.
Telefonumda birkaç bildirim vardı. Birini kontrol ederken tanımadığım bir hesaptan gelen mesajı fark ettim.
Profil fotoğrafı yoktu.
Kullanıcı adı da rastgele harflerden oluşuyordu.
Mesajı açtım.
“Toprak Taşkıran’dan uzak durduğunu sanıyorsun.”
Kaşlarımı çattım.
Bir sonraki mesaj hemen geldi.
“Keşke onun ailesi hakkında bilmen gerekenleri de bilseydin.”
Ekrana birkaç saniye boyunca baktım.
İlk düşüncem bunun itiraf sayfasıyla bağlantılı olduğuydu.
İkinci düşüncem ise bu kişinin beni nereden tanıdığıydı.
Parmaklarım klavyenin üzerinde durdu.
Sen kimsin?
Yazdım ama göndermedim.
Bu kişiye cevap vermek istemiyordum. Belki amacı beni korkutmaktı. Belki de beni Toprak’ın ailesiyle ilgili bir şeye çekmeye çalışıyordu.
Telefonu yatağın üzerine bıraktım.
“Benim sizin saçmalıklarınızla uğraşacak hâlim yok,” diye mırıldandım.
Lambayı kapattım ve yorganı üzerime çektim.
Toprak’ın hayatından uzak duracaktım. İtiraf sayfasını da takip etmeyecektim. Bir yabancının mesajıyla bütün kararlarımı değiştirmeyecektim.
Gözlerimi kapattım.
Tam uykuya dalacakken telefonum yeniden titredi.
İstemeden elimi uzatıp ekranı açtım.
Aynı hesaptan yeni bir mesaj gelmişti.
“Beni görmezden gelebilirsin, Yağmur. Ama gerçekleri sonsuza kadar görmezden gelemezsin.”
Nefesim boğazıma takıldı.
Bu kişi adımı biliyordu.
Bana doğrudan yazıyordu.
Ve Taşkıran ailesiyle ilgili bir şey bildiğini iddia ediyordu.
Mesajı tekrar okudum. Ardından ekran görüntüsünü aldım ve telefonu kapattım.
Yarın ne yapacağımı bilmiyordum.
Belki mesajı tamamen görmezden gelecektim.
Belki de bu kişinin kim olduğunu öğrenmek zorunda kalacaktım.
Ama bir şeyden emindim.
Ben Toprak’tan uzak durmaya çalışırken biri, beni yeniden onun hayatına çekmek istiyordu.
Telefonu komodine bıraktım, yüzümü yastığa gömdüm ve gözlerimi kapattım.
Bu gece uyumak istiyordum.
Sadece uyumak.
Fakat karanlığın içinde, aklımda tek bir soru dönüp duruyordu:
Beni tanımayan biri, Toprak’ın ailesi hakkında bilmem gereken şeyleri nereden biliyordu?

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

3okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.