HERKESİN BİR SIRRI VARDIR

Vaveyla Yazarı: Seyda

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 9Şu an: HERKESİN BİR SIRRI VARDIR

YAĞMUR

“Bana bir şey saklamadığını söyledin.”

Toprak’ın sesi koridorda yankılanırken gözlerim elindeki belgeye takıldı.

Belgenin arkasında ne olduğunu ben de bilmiyordum. Dün o kâğıdı çantama attığımda tek düşündüğüm şey, Toprak’ın yüzümü görmesini engellemekti. Sonrasını merak bile etmemiştim.

Ama şimdi, onun yüzündeki ifadeyi görünce içime kötü bir his çöktü.

“Ne var arkasında?” diye sordum.

Toprak kâğıdı bana çevirdi.

Üzerinde tek bir cümle yazıyordu.

YAKINDA KUZEY KOLEJİ İTİRAF SAYFASINDA.

Kaşlarımı çattım.

“Bu ne şimdi?”

Toprak’ın gözleri gözlerime kilitlendi.

“Bunu sen mi yazdın?”

Bir an ona bakakaldım. Sonra inanamayarak güldüm.

“Sen kafayı mı yedin?”

“Cevap ver, Yağmur.”

“Hayır, yazmadım! Daha ne söylemem gerekiyor?”

“Dün belgeyi sen aldın. Bugün arkasında itiraf sayfasıyla ilgili bir yazı çıkıyor. Sence buna inanmamı mı bekliyorsun?”

“Evet, çünkü doğruyu söylüyorum, lan!”

Koridordan geçen öğrenciler bize bakmaya başladı. Toprak etrafına aldırmadan bir adım yaklaştı.

“Benim ailemle ilgili bir şey paylaşmaya kalkarsan seni rahat bırakmam.”

“Senin ailenle ne alakam var benim?”

“Bunu bana sen söyleyeceksin.”

“Allah aşkına, kendini ne sanıyorsun? Herkes seninle uğraşmak zorunda mı?”

Toprak belgeyi katladı.

“Benimle gel.”

“Nereye?”

Cevap vermeden kolumdan tuttu ve beni koridorun sonundaki yangın merdivenine doğru çekti.

Kolumu sertçe kurtardım.

“Ne yapıyorsun lan sen? Bir daha kolumdan tutma!”

“Bağırmayı kes de konuşalım.”

“Sen önce insan gibi davranmayı öğren!”

Yangın merdiveninin kapısını açıp içeri girdik. Kapı arkamızdan kapandığında koridorun gürültüsü uzaklaştı.

Toprak belgeyi havaya kaldırdı.

“Şimdi doğru düzgün anlat. Bu yazıyı sen mi yazdın?”

“Hayır!”

“Yağmur, benimle dalga geçme.”

“Seninle dalga geçmiyorum, salak! Gerçekten bilmiyorum!”

Yüzüme birkaç saniye baktı. Sonra alaycı bir gülümsemeyle başını salladı.

“Tabii. Sen hiçbir şey bilmiyorsun zaten. Belgeyi de yanlışlıkla aldın, yazıyı da yanlışlıkla görmedin. Ne kadar şanslısın.”

“Senin kadar kendini beğenmiş birini hayatımda görmedim.”

“Ben de senin kadar baş belası birini görmedim.”

“Harika. O zaman birbirimizden uzak duralım!”

“Önce benim ailemle uğraşmayı bırak.”

Sinirden ellerimi saçlarıma götürdüm.

“Ben senin ailenle uğraşmıyorum! Kaç kere söyleyeceğim?”

Toprak sustu. Sonra yüzüme bakarak o sinir bozucu kelimeyi söyledi.

“Peki, Su.”

İçimdeki öfke bir anda yükseldi.

“Bana Su deme!”

“Niye? İsmini söylemek yasak mı?”

“Yağmur de!”

“Yağmur Su Özcan. Gayet güzel bir isim bence.”

“Senin fikrini soran olmadı!”

Güldü.

Gerçekten güldü.

“Ne oldu, Su? Yine mi sinirlendin?”

O an yüzüne bir şey fırlatmamak için kendimi zor tuttum.

“Bir gün şu kendini beğenmiş suratındaki sırıtışı sileceğim, Taşkıran.”

“Önce şu boyunu aşan işlere burnunu sokmayı bırak, sonra tehdit edersin.”

“Siktir git!”

Gülümsemesi biraz daha genişledi.

“İşte şimdi tanıdığım Yağmur’a benzedin.”

“Senin sorunun ne, biliyor musun? İnsanları küçümseyince kendini büyük zannediyorsun. Ama aslında sadece ne kadar berbat biri olduğunu gösteriyorsun.”

Bu kez yüzündeki gülümseme silindi.

“Beni tanımıyorsun.”

“Tanımak da istemiyorum!”

“Öyleyse ailemin işlerine karışma.”

“Ben karışmadım!”

Sesim titremeye başlamıştı. Öfkeden mi, yorgunluktan mı bilmiyordum.

Dünden beri kendimi açıklıyordum. Bir gün önce yüzümdeki makyajın akmasından korkmuştum. Şimdi ise yapmadığım bir şey yüzünden suçlanıyordum.

Artık bıkmıştım.

“Bak, Toprak. Ben bu yazıyı yazmadım. O itiraf sayfasının kime ait olduğunu da bilmiyorum. Belgeyi sana geri verdim. Şimdi lütfen beni rahat bırak.”

Toprak’ın bakışları sertleşti.

“Ben sana inanmıyorum.”

“İnanma! Umurumda bile değil!”

“Eğer benimle oyun oynuyorsan seni rezil ederim, Su.”

Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım.

“Sen gerçekten bir pisliksin.”

“Sen de masum rolünü fazla iyi oynuyorsun.”

Bu söz içime oturdu. Bir an cevap veremedim.

Sonra kapıya yöneldim.

“Biliyor musun? Senden nefret etmek bile yorucu. Çünkü her gün yeni bir saçmalıkla karşıma çıkıyorsun.”

Arkamdan seslendi.

“Demek benden nefret ediyorsun, Su?”

Dönüp ona baktım.

“Evet. Hem de tahmin edemeyeceğin kadar.”

“Güzel. En azından bir konuda dürüstsün.”

“Defol git, Toprak.”

Kapıyı açıp koridora çıktım. Tam o sırada zil çaldı.

Sınıfa girdiğimde Ece hemen yanıma geldi.

“Yağmur, neredeydin? İyi misin?”

“İyiyim.”

“Suratından hiç öyle görünmüyor.”

Çantamı sıraya bıraktım.

“Toprak’la tartıştım. Yine.”

Ece gözlerini devirdi.

“Şaşırdım mı? Hayır. O çocuk gerçekten tam bir gerizekâlı.”

İstemeden güldüm.

“Lütfen bugün onun adını bir daha söyleme.”

“Tamam, tamam.”

Ders başladı. Öğretmenin anlattıklarına odaklanmaya çalıştım ama aklım sürekli itiraf sayfasına kayıyordu.

Yakında Kuzey Koleji itiraf sayfasında.

Bu yazıyı kim yazmıştı?

Neden birinin aile belgelerinin arkasına böyle bir şey yazılmıştı?

Ya gerçekten birisi okulda herkesin sırlarını paylaşmayı planlıyorsa?

Telefonumu sıranın altında açıp sayfayı aradım. Sayfa karşıma çıktı. Profil fotoğrafı sıradan bir okul simgesiydi ve yöneticisinin kim olduğuna dair hiçbir bilgi yoktu.

Son gönderide yalnızca kısa bir açıklama vardı:

Bazı sırlar saklandıkça büyür. Çok yakında herkesin konuştuğu şeyleri öğreneceksiniz.

Altında yorumlar birikmişti.

Kim açtı bu sayfayı?

Umarım benim adım geçmez.

Bence okulun yarısı birbirini ifşa edecek.

Ekranı kapattım.

İçime huzursuzluk çökmüştü. İnsanların birbirlerinin sırlarını eğlence olsun diye paylaşması fikrinden nefret ediyordum.

Ya benim hakkımda da bir şey yazarlarsa?

Ya geçmişimden kimsenin bilmesini istemediğim bir şey ortaya çıkarsa?

Başımı iki elimin arasına aldım.

Bugün artık hiçbir şey düşünmek istemiyordum.

Sonraki derslerde Toprak’la göz göze gelmemeye çalıştım. Başaramadım. Bir ara arkamdan kalemime dokunup fısıldadı:

“Ne oldu, Su? Bütün gün suratın asık.”

Arkamı dönmeden cevap verdim.

“Bir daha konuşursan o kalemi bir yerine sokarım.”

Kısık sesle güldüğünü duydum.

“Ne kadar da naziksin.”

“Senin yanında insanın karakteri bozuluyor.”

Öğretmen arkamıza döndüğünde ikimiz de sustuk.

Nihayet son zil çaldı.

Kitaplarımı çantama koyarken Ece yanıma geldi.

“Birlikte çıkalım mı?”

“Bugün biraz yalnız kalmak istiyorum.”

Ece yüzüme baktı ama üstelemedi.

“Peki. Eve varınca yaz bari.”

Başımı sallayıp okuldan çıktım.

Otobüs camından dışarı bakarken gün boyunca yaşadıklarımı düşündüm. Toprak’ın suçlamalarını, o belgeyi ve gizemli itiraf sayfasını…

Bir şeylerin ters gittiğini hissediyordum.

Ama ne olduğunu bilmiyordum.

Eve vardığımda ayakkabılarımı çıkarıp doğrudan odama geçtim. Çantamı yere bıraktım, yatağıma uzandım ve gözlerimi kapattım.

Yarın okula gitmek istemiyordum.

Toprak’ı görmek istemiyordum.

Kimsenin sorularını cevaplamak istemiyordum.

Sadece biraz huzur istiyordum.

Fakat Kuzey Koleji’nde herkesin sakladığı sırların yavaş yavaş ortaya çıkmaya başladığını henüz bilmiyordum.

Ve en kötüsü, bir gün kendi sırrımın da o sayfada yazılı olabileceği ihtimaliydi.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

24okunma 8beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.