6. bölüm / 9
TOPRAĞA DÜŞEN YAĞMURGÖRDÜĞÜNÜ UNUT
Bölümler 9Şu an: GÖRDÜĞÜNÜ UNUT
- 1 TANITIM169 kelime
- 2 SIRADAN BİR OKUL GÜNÜ1.227 kelime
- 3 GİZLİ BELGE1.736 kelime
- 4 BENDEN UZAK DUR1.192 kelime
- 5 HERKESİN BİR SIRRI VARDIR919 kelime
- 6 GÖRDÜĞÜNÜ UNUT1.071 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 NEFRETTEN DAHA FAZLASI989 kelime
- 8 YOKMUŞSUN GİBİ837 kelime
- 9 BİR YABANCININ MESAJI2.030 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
YAĞMUR
Bazı sabahlar yataktan kalkmak bile insana ağır gelirdi.
O sabah da onlardan biriydi.
Dün gece aynanın karşısında uzun süre oturmuştum. Yüzümdeki kızarıklıklar geçmişti ama aklımdaki görüntüler hâlâ yerli yerindeydi. Yağmurun altında koşarken yüzümdeki kapatıcının akıp gitmesi, Toprak’ın bana bakışı ve ardından ağzımdan çıkan o iki kelime…
Bir daha Su deme bana!
Beni en çok korkutan şey, onun o an ne düşündüğü değildi. Beni asıl korkutan, yıllardır kimseye göstermediğim bir yanımı bir yabancının görmüş olmasıydı.
Hem de o yabancının Toprak Taşkıran olması.
Harika. Gerçekten harika.
Yüzümü yıkayıp aynaya baktım. Çillerim yine oradaydı. Onları saklamak için harcadığım zamanın bazen ne kadar anlamsız olduğunu biliyordum ama mesele yalnızca çillerim değildi.
Bazı şeyleri saklamak, onları unutmanın tek yolu gibi geliyordu.
Çantamı alıp evden çıktım.
Bugün kimseyle uğraşmayacaktım. Özellikle de Toprak’la.
Kendime verdiğim bu sözü okulun kapısından girer girmez bozmak üzere olduğumu henüz bilmiyordum.
⸻
Koridorda yürürken arkamdan gelen sesleri duydum.
“Yağmur!”
Gözlerimi kapattım.
Allah’ım, sabır ver.
Dönmedim.
“Hey, bakıyorum sana!”
“Ben de duymamazlıktan geliyorum. Bir sorun mu var?”
Toprak yanıma yetişti. Her zamanki gibi elleri cebindeydi. Yüzünde, insanın sinirlerini bozmak için özel olarak tasarlanmış o kendini beğenmiş ifade vardı.
“Dün benden aldığın kâğıt yüzünden hâlâ konuşacağız.”
“Dün sana geri verdim.”
“Arkasındaki yazıyı gördün mü?”
“Evet.”
“Ve?”
“Ve ne?”
Bir adım yaklaştı.
“Beni aptal yerine koyma.”
İstemsizce güldüm. “Seninle ilgili bir şeyi bilmek için seni aptal yerine koymama gerek yok. Bunu kendin gayet güzel başarıyorsun.”
Yüzündeki gülümseme silindi.
“Çok komiksin.”
“Sen de çok yorucusun. Bak, ikimiz de birbirimiz hakkında bir şeyler öğrendik. Şimdi yoluma gidebilir miyim?”
Yanından geçmeye çalıştım ama kolunu önüme uzattı.
“İtiraf sayfasındaki yazıyı sen mi hazırladın?”
“Hayır.”
“Yalan söyleme.”
“Ya sabır! Kaç kere hayır demem gerekiyor? Yüz kere mi? Bin kere mi? Yoksa kafana dank etmesi için alnına mı yazmam lazım?”
“Bana bağırma.”
“Sen bana emir vermeyi bırakırsan belki bağırmam!”
Etrafımızdaki birkaç kişi dönüp bize baktı. Toprak bunu fark ettiğinde sesini alçalttı.
“Benim ailemle ilgili bir şey yayımlanırsa seni sorumlu tutarım.”
İçimde bir şey gerildi.
“Senin ailenle ne işim olur benim?” dedim. “Kendi hayatımı düzene sokmaya çalışıyorum. Herkes senin kadar zengin, şımarık ve dünyayı kendi etrafında dönüyor sanan biri değil.”
Gözleri sertleşti.
“Ne dedin sen?”
“Duydun.”
Bir an boyunca birbirimize baktık. Sonra omzunun üzerinden bir ses yükseldi.
“Taşkıran! Hoca sizi bekliyor!”
Toprak gözlerini benden ayırmadan geriye cevap verdi.
“Geliyorum.”
Ardından bana döndü.
“Bu konuşma bitmedi, Su.”
Kalbim bir anlığına tekledi.
“Bana öyle seslenme.”
“Niye? İsminin bir parçası değil mi?”
“Toprak, yapma.”
Sesim bu kez öfkem kadar güçlü çıkmadı. Bunu fark etmesi beni daha da sinirlendirdi.
Dudaklarının kenarı kıvrıldı.
“Demek bu kadar kolay sinirleniyorsun.”
“Defol git.”
“Memnuniyetle.”
Gittiğinde koridorun ortasında birkaç saniye öylece kaldım. Ellerimin titrediğini fark edince onları yumruk yaptım.
Ona bunu belli etmeyecektim.
Kimseye belli etmeyecektim.
⸻
TOPRAK
Yağmur’un benden nefret ettiği açıktı.
Açık olmayan şey, “Su” dediğimde neden bir anda başka birine dönüşmesiydi.
Sanki o isim, yalnızca sinirini bozan bir kelime değilmiş gibi…
Ama bunun üzerinde durmaya niyetim yoktu.
Benim tek derdim kâğıttı. Daha doğrusu, o kâğıdın arkasındaki mesajdı.
Yakında Kuzey Koleji İtiraf Sayfası’nda.
Birileri ailemle ilgili bir şey biliyordu. Ya da bildiğini sanıyordu.
İkisi de canımı sıkmaya yetiyordu.
Öğle arasına kadar Yağmur’u görmedim. Görmediğim zaman daha az sinirleneceğimi düşünmüştüm.
Yanılmışım.
Çünkü öğle arasında sınıfın kapısının önünden geçerken onu merdivenlerin yakınındaki boş koridorda gördüm. Başını öne eğmişti. Elindeki kâğıdı buruşturuyor, diğer eliyle gözlerini siliyordu.
Olduğum yerde durdum.
Ağlıyor muydu?
Yağmur mu?
Dün bana bağıran, bugün koridorun ortasında lafımı ağzıma tıkan o kız mı?
Bir adım attım. Sonra durdum.
Belki de onu rahat bırakmalıydım.
Bu düşünce bana o kadar yabancı geldi ki kendi kendime güldüm.
Ben ne zamandan beri birini rahat bırakmayı düşünüyordum?
Tam geri dönecekken Yağmur’un sesi geldi.
“Yeter artık…”
Çok kısık söylemişti. Sanki kimsenin duymasını istemiyordu.
“Gerçekten yeter.”
Başını kaldırdı. Gözleri kızarmıştı. Elindeki kâğıdın bir köşesinde, aceleyle yazılmış birkaç kelime seçebiliyordum. Ne yazdığını okuyamadım ama kâğıdı göğsüne bastırışından bunun onun için önemli olduğunu anladım.
Bir süre nefesini düzene sokmaya çalıştı. Sonra telefonunu çıkarıp ekrana baktı.
Bir mesaj gelmiş olmalıydı. Yüzü bir anda bembeyaz kesildi.
“Hayır,” diye fısıldadı. “Lütfen… şimdi değil.”
O an ilk kez Yağmur’un yalnızca bana karşı sert olmadığını düşündüm.
Sanki bütün dünyaya karşı kendini korumaya çalışıyordu.
Ve bunu yaparken yorulmuştu.
Çok yorulmuştu.
Bunu fark etmiş olmamdan hoşlanmadım. Çünkü birinin zayıf bir anına tanık olmak, o kişiyi daha iyi tanıdığın anlamına gelirdi.
Yağmur’u tanımak istemiyordum.
Onun sırlarını, neden o isimden nefret ettiğini ya da neden gözyaşlarını benden saklamaya çalıştığını umursamıyordum.
Umursamamalıydım.
Ama geri dönüp gitmek yerine birkaç saniye daha orada kaldım.
Sonra ayakkabımın altındaki küçük taş yerinden oynayıp ses çıkardı.
Yağmur başını kaldırdı.
Göz göze geldik.
Yüzündeki ifade önce şaşkınlığa, sonra öfkeye dönüştü. Gözlerini hızla sildi ve ayağa kalktı.
“Ne yapıyorsun sen burada?”
“Geçiyordum.”
“Geç o zaman.”
Yanına doğru bir adım attım.
“Az önce ağlıyor muydun?”
“Sanane?”
“Bir şey sordum.”
“Ben de cevap verdim. Sanane, dedim!”
Sesindeki titremeyi saklamaya çalışıyordu. Bu beni garip bir şekilde rahatsız etti.
“Tamam, sakin ol.”
“Sakin mi olayım?” Acı bir kahkaha attı. “Sen kimsin de bana sakin olmamı söylüyorsun? Herkesin hayatına burnunu sokup sonra hiçbir şey olmamış gibi davranıyorsun. Bir de gelip burada beni mi sorguluyorsun?”
“Ben sadece—”
“Hayır! Sen sadece hiçbir şey yapmıyorsun, Toprak. İnsanları yargılıyorsun, aşağılıyorsun, sonra da kendini haklı sanıyorsun. Siktir git artık!”
Söyledikleri yüzüme çarpılmış gibi hissettirdi.
Cevap verebilirdim. Her zamanki gibi onu susturacak bir şey bulabilirdim.
Ama gözlerinin içine baktığımda boğazıma takılan bir şey oldu.
Çünkü ağlamamak için kendini zorladığı belliydi.
“Yağmur…”
“Adımı söyleme.”
Sesi bu kez neredeyse bir fısıltıydı.
“Lütfen.”
O tek kelime, bütün öfkesinden daha ağır geldi.
Bir an ne diyeceğimi bilemedim. Yağmur bunu fark edince hemen arkasını döndü. Elindeki kâğıdı çantasına koydu ve merdivenlere yöneldi.
Gitmesine izin vermeliydim.
Ama ağzımdan çıkan cümleyi durduramadım.
“Ne gördüysem kimseye anlatmayacağım.”
Yağmur olduğu yerde durdu.
Yavaşça bana döndü. Gözleri hâlâ ıslaktı ama yüzünde yeniden o tanıdık, sert ifade vardı.
“Benden ne gördüğünü unutmanı istiyorum,” dedi. “Anladın mı? Hiçbir şey görmedin. Hiçbir şey duymadın.”
“Bana ne yapacağımı söyleme.”
“Ben de senin hayatına karışmıyorum. Sen de benimkine karışma.”
Aramızdaki sessizlik uzadı.
Sonra yüzündeki ifadeyi değiştirdi. Sanki az önceki kırılgan kız hiç var olmamıştı. Çenesini kaldırdı, gözlerini sildi ve merdivenlerden inmeye başladı.
Arkasından bakarken içimde tuhaf bir öfke büyüdü.
Bana ne olduğunu anlatmamıştı.
Anlatmasını da beklemiyordum.
Ama bir şeyi anlamıştım: Yağmur’un sakladığı şey, benim tahmin ettiğimden çok daha derindi.
Ve o an, istemediğim hâlde onun sırrının kıyısına kadar gelmiştim.
Yağmur son basamağa geldiğinde durdu. Bana bir kez daha baktı.
“Toprak,” dedi, sesi bu kez soğuktu. “Gördüğünü unut.”
Dudaklarımı birbirine bastırdım. Yüzümdeki bütün ifadeyi sildim ve ona doğru bir adım attım.
“Gördüğünü unut.”
Bölüm etkileşimi
