2. bölüm / 9
TOPRAĞA DÜŞEN YAĞMURSIRADAN BİR OKUL GÜNÜ
Bölümler 9Şu an: SIRADAN BİR OKUL GÜNÜ
- 1 TANITIM169 kelime
- 2 SIRADAN BİR OKUL GÜNÜ1.227 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 GİZLİ BELGE1.736 kelime
- 4 BENDEN UZAK DUR1.192 kelime
- 5 HERKESİN BİR SIRRI VARDIR919 kelime
- 6 GÖRDÜĞÜNÜ UNUT1.071 kelime
- 7 NEFRETTEN DAHA FAZLASI989 kelime
- 8 YOKMUŞSUN GİBİ837 kelime
- 9 BİR YABANCININ MESAJI2.030 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sıradan Bir Gün
Alarmımın sesi, odamın sessizliğini böldüğünde gözlerimi açmak için kendimle küçük bir savaş vermem gerekti.
Yastığımın altına soktuğum elimi çıkarıp komodinin üzerindeki telefona uzandım. Ekrana gözlerimi kısarak baktım. Sabahın yedisiydi.
Harika
Hayatımın en güzel günlerinden biri daha, yataktan kalkmak zorunda olduğum gerçeğiyle başlamıştı.
Alarmı susturup birkaç saniye tavana baktım. Perdelerin arasından içeri sızan solgun gün ışığı, odamın duvarına ince bir çizgi bırakıyordu. Dışarıdan araba sesleri, apartmanın içinden de bir kapının kapanma sesi geliyordu. Herkes kendi sabah telaşına başlamıştı.Benimse henüz yataktan çıkmaya niyetim yoktu.
Ne yazık ki okulun benim fikirlerime pek saygısı yoktu.İç çekerek doğruldum, ayaklarımı yere bastım ve terliklerimi aradım. Birini yatağın altında, diğerini de masamın yanında bulunca güne karşı ilk küçük zaferimi kazanmış sayıldım.
Banyoya gidip yüzümü yıkadım. Aynadaki yansımama kısa bir süre baktım. Dağılmış saçlarım, uykulu gözlerim ve yüzümdeki çiller…Elimi yanağıma götürüp bir an durdum.Sonra bakışlarımı çevirdim.Makyaj çantamı açıp kapatıcıyı çıkardım. Her zamanki gibi çillerimi mümkün olduğunca gizledim. Bu, üzerinde uzun uzun düşündüğüm bir karar değildi artık. Sabah rutinimin sıradan bir parçasıydı. Dişlerimi fırçalamak, saçlarımı taramak, çantamı kontrol etmek… Hepsi gibi.
Aşağıdan annemin sesi geldi.“Yağmur! Kahvaltı hazır!”“Geliyorum!”Sesimin evin içinde yankılanmasıyla birlikte dolabıma yöneldim. Ne giyeceğime karar vermek için birkaç dakika harcadım. Sonunda fazla düşünmeden bir kot pantolon, sade bir üst ve okul için uygun bir ceket seçtim. Saçlarımı tarayıp omuzlarıma bıraktım.Aynada son kez kendime baktım.Fena değildi.Zaten bugün kimseden etkilenmeye, kimseye kendimi kanıtlamaya ya da birilerinin dikkatini çekmeye çalışacak değildim.
Tek istediğim, derslerin çabucak bitmesi ve eve dönmekti.Çantamı omzuma takıp odadan çıktım.
Mutfağa girdiğimde annem masayı topluyordu. Küçük kardeşim ise önündeki kahvaltıyla mücadele ediyor, bir yandan da telefonuna bakmaya çalışıyordu.Annem beni görünce başını kaldırdı.
“Sonunda uyandın.
“Bence oldukça erken uyandım.”
“Yedi buçukta hâlâ yatakta olsaydın erken sayılmazdı.”
Sandalyeye oturup önüme bırakılan tabağa baktım.“Bugün okula gitmesem?
Annem hiç düşünmeden cevap verdi.“Hayır.”
“Bir kere bile düşünmedin.”
“Çünkü cevabım değişmeyecek.”
Kardeşim gülmeye başladı.Ona döndüm.“Sen de çok komiksin zaten.”
“Ben bir şey demedim ki.”
“Yüzün dedi.”
Annem başını iki yana sallarken gülümsüyordu. Ben de istemeden güldüm.Kahvaltımı bitirip çantamı kontrol ettim. Defterlerim, kitaplarım, kalemliğim… Her şey yerindeydi. Telefonumu cebime koyup kapıya yöneldim.
“Akşam geç kalma,” dedi annem arkamdan.
“Tamam.”
“Bir de kardeşinle—”
“Anne, daha evden çıkmadım.”
“Ben yine de söyleyeyim.”
Gülümseyerek başımı salladım, kapıyı açtım ve dışarı çıktım.Yeni bir gün başlamıştı.Ve o günün diğerlerinden farklı olacağına dair en ufak bir fikrim yoktu.Okulun bahçesine girdiğimde her zamanki kalabalıkla karşılaştım.Girişin önünde arkadaşlarıyla konuşanlar, son anda ödev yetiştirmeye çalışanlar, kantinden aldıkları yiyeceklerle bir köşeye çekilenler… Herkes bir şeylerle meşguldü.Bir grup öğrenci kahkahalarla konuşurken yanlarından geçtim. Birkaç kişi selam verdi, ben de karşılık verdim. Çok kalabalık bir arkadaş çevrem yoktu. Zaten herkesle yakın olmak gibi bir isteğim de bulunmuyordu.
Bazı insanlar yalnız kalmaktan korkardı.Ben ise bazen insanların arasında bulunmanın, yalnız olmaktan daha yorucu olduğunu düşünürdüm.Okul binasına doğru ilerlerken çantamın askısını omzumda düzelttim. Tam merdivenlere yönelmiştim ki bahçenin diğer tarafında bir hareketlilik dikkatimi çekti.İstemeden başımı çevirdim.
Toprak Taşkıran adını okulda bilmeyen pek kimse yoktu. Onu tanımak için aynı sınıfta olmanız bile gerekmiyordu. Koridorda yürüyüşünden, arkadaşlarının arasında konuşmasından, öğretmenlerle kurduğu rahat iletişimden bile kim olduğunu anlamak mümkündü.Etrafında birkaç kişi vardı. Biri bir şey anlatıyor, diğerleri gülüyordu. Toprak da onlarla birlikte gülümseyerek konuşuyordu.
Onun hakkında özel bir düşüncem yoktu.En azından o sabah yoktu.Sadece bakışlarım bir anlığına onun bulunduğu tarafa kaymıştı.Tam yeniden önüme dönecekken başını kaldırdı.Göz göze geldik.Bir saniye.Belki daha az.Ne şaşırdı ne gülümsedi ne de bakışlarını özellikle üzerimde tuttu. Yüzünde herhangi bir anlam aramama neden olacak bir ifade yoktu. Bana baktı, sonra sanki karşısındaki kalabalıkta başka birini fark etmiş gibi gözlerini çevirdi.Ben de yoluma devam ettim.Hepsi buydu.
Ne kalbim hızlandı ne içimde tuhaf bir his oluştu ne de arkamı dönüp yeniden bakma ihtiyacı duydum.Sadece okul bahçesinde iki insanın birbirine bakmasıydı.Bir anlamı yoktu.Olmak zorunda da değildi.
Merdivenleri çıkarken telefonumu çıkarıp saate baktım. İlk dersin başlamasına birkaç dakika kalmıştı.
Toprak Taşkıran’ı düşünmeyi bıraktım.Zaten aklımda tutmam gereken çok daha önemli bir şey vardı Matematik sınavı.
Sınıfa girdiğimde Ece sırasına oturmuş, defterinin arasında bir şeyler arıyordu.
“Yağmur, matematik ödevini yaptın mı?”
diye sordu.Çantamı sıranın yanına bıraktım.“Günaydın sana da.”
“Günaydın. Yaptın mı?”
“Yaptım.”
“Birazdan bana gösterir misin?”
“Ödevini kontrol etmek için mi?”
Başını salladı.“Tabii.”
Ona birkaç saniye baktım.“Tabii ki hayır.”
Yüzündeki ifade değişince gülmeye başladım.“Şaka yapıyorum. Teneffüste bakarsın.”
“Bir gün seni gerçekten seveceğim.”
“Önce ödevini kendin yapmayı dene.”Sıramıza oturduk.
Kitaplarımı çıkarırken sınıf yavaş yavaş doldu. Birkaç dakika sonra öğretmen içeri girdi ve herkes yerine geçti.Ders başladı.Tahtaya yazılanları defterime geçirdim, soruları çözdüm ve anlamadığım bir yer olduğunda parmak kaldırıp sordum. Öğretmen yeni konuya geçmeden önce geçen haftaki konuyu tekrar etti. Sınıfın yarısı dikkatini vermeye çalışırken diğer yarısı teneffüsün hayalini kuruyordu.
Ben notlarımı düzenliyordum.Dersin ortasında kalemimin mürekkebi bitti. Kalemliğimi açıp yenisini çıkardım. Sonra öğretmenin sorduğu soruya cevap verdim.Her şey normaldi.Bir sonraki ders edebiyattı. Öğretmen bir metin hakkında yorum yapmamızı istediğinde birkaç öğrenci gönülsüzce konuştu. Sıra bana geldiğinde düşüncemi söyledim. Öğretmen başını sallayıp cevabımı beğendiğini belirtti.Arka sıralardan birinin fısıltıyla konuştuğunu duydum ama dönüp bakmadım.Dersler devam etti.
Zaman bazen insanın canını sıkacak kadar yavaş, bazen de ne olduğunu anlamadan geçecek kadar hızlı ilerliyordu.
O gün ikisini de yaşadım.Bir ders bitiyor, diğeri başlıyordu. Tahtalar siliniyor, defterler açılıyor, zil çalıyor ve koridorlar yeniden doluyordu.
Öğle arasında Ece’yle kantine indik. Bir şeyler aldık, okulun bahçesindeki boş masalardan birine oturduk.Konuşmalarımızın büyük kısmı sınavlar, öğretmenler ve hafta sonu yapılacak planlar hakkındaydı.
“Cumartesi dışarı çıkalım mı?” diye sordu Ece.
“Nereye?”
“Bilmiyorum. Bir yere.”
“Harika bir plan. Bayıldım.”
“Yağmur, seninle plan yapmak neden bu kadar zor?”
“Çünkü ortada plan yok.”
Gülerek omzuma vurdu.Bir süre daha konuştuk. Sonra zil çaldı ve yeniden sınıflara döndük.Günün geri kalanında da farklı bir şey olmadı.Bir derste öğretmen tahtaya kaldırdı. Başka bir derste sınıftan biri yanlış cevap verince herkes güldü. Son derse doğru hepimiz saate bakmaya başladık.Ben de birkaç kez baktım.
Sonunda zil çaldığında çantamı topladım ve sınıftan çıktım.Gün bitmişti.Okul kapısından çıktığımda sabahki kalabalığın yerini dağılmakta olan öğrenci grupları almıştı.Kulaklığımı taktım, telefonumdan müzik açtım ve yürümeye başladım.Hava sabaha göre biraz daha sıcaktı. Sokaktaki insanlar kendi işlerine yetişmeye çalışıyor, arabalar peş peşe ilerliyor, dükkânların önünden tanıdık sesler yükseliyordu.Yol boyunca gün içinde yaşadıklarımı düşündüm.Matematik ödevini bitirmiştim.Edebiyat dersinde öğretmenin sorusuna doğru cevap vermiştim.Cumartesi için hâlâ bir planımız yoktu.Ve eve gidince yapmam gereken birkaç şey vardı.Gördüğün gibi, hayatımın son derece heyecan verici bir günüydü.
Apartmana vardığımda merdivenleri çıktım, anahtarı kapıya taktım ve içeri girdim.
Ev sessizdi.Ayakkabılarımı çıkarıp çantamı odama bıraktım. Üzerimi değiştirdim, yüzümü yıkadım ve mutfağa gidip kendime bir şeyler hazırladım.Annemin işi vardı, kardeşim de henüz eve gelmemişti.Bir süre telefonumla ilgilendim. Gelen mesajlara cevap verdim, sosyal medyada birkaç gönderiye baktım ve sonra sıkıldım.Kitaplarımı çıkarıp ödevlerimi tamamladım. Ertesi gün için gerekli defterleri çantama yerleştirdim. Masamın üzerindeki dağınıklığı topladım.Pencerenin önüne gidip dışarı baktım.Güneş yavaş yavaş alçalırken gökyüzü turuncuya dönüyordu.
Karşı apartmanın balkonunda biri çamaşır topluyor, aşağıdaki kaldırımda iki çocuk koşuyordu.Bir süre öylece durdum.Sonra perdeyi kapatıp odama döndüm.Akşam yemeğini yedik. Kardeşim gün içinde yaşadığı bir olayı anlatırken annem onu dikkatle dinledi. Ben de arada konuşmaya katıldım.
Sofra toplandıktan sonra odama geçtim.Duş aldım, pijamalarımı giydim ve yatağıma uzandım.Telefonumun ekranında birkaç bildirim vardı. Hepsine göz gezdirip telefonu komodinin üzerine bıraktım.
Gün boyunca yaşadığım her şeyi düşündüğümde aklıma takılan özel bir şey yoktu.Her zamanki gibi bir okul günüydü.Her zamanki gibi yorulmuştum.Her zamanki gibi ertesi sabah yeniden kalkmam gerekecekti.
Gözlerimi kapatmadan önce aklımdan son bir düşünce geçti: Keşke hafta sonu daha çabuk gelseydi.Sonra yorganı omzuma kadar çektim.Dışarıdaki sesler yavaş yavaş azaldı. Ev sessizleşti. Telefonumun ekranı karardı.
Ve ben uykuya daldım.O günün sıradan olduğunu düşünüyordum.Çünkü bazen bir günün ne kadar önemli olduğunu anlamak için üzerinden zaman geçmesi gerekir.Ama o gece, benim için sadece bitmiş bir gündü.Henüz hiçbir şey başlamamıştı.
Henüz.
Bölüm etkileşimi
