7. bölüm / 9
TOPRAĞA DÜŞEN YAĞMURNEFRETTEN DAHA FAZLASI
Bölümler 9Şu an: NEFRETTEN DAHA FAZLASI
- 1 TANITIM169 kelime
- 2 SIRADAN BİR OKUL GÜNÜ1.227 kelime
- 3 GİZLİ BELGE1.736 kelime
- 4 BENDEN UZAK DUR1.192 kelime
- 5 HERKESİN BİR SIRRI VARDIR919 kelime
- 6 GÖRDÜĞÜNÜ UNUT1.071 kelime
- 7 NEFRETTEN DAHA FAZLASI989 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 YOKMUŞSUN GİBİ837 kelime
- 9 BİR YABANCININ MESAJI2.030 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
YAĞMUR
“Gördüğünü unut.”
Toprak’a söylediğim son cümle buydu.
Arkamı dönüp merdivenlerden inerken arkamdan seslenmedi. Belki de umursamıyordu. Belki de onun gözünde ben, birkaç laf söyleyip geçebileceği herhangi biriydim.
Bilmiyordum.
Bilmek de istemiyordum.
Eve vardığımda üzerimi değiştirip yatağıma girdim. Gözlerimi kapattığımda onun yüzü karşıma çıkıyordu. Özellikle de bana Su dediği an.
Babamın bana verdiği o isimden nefret ediyordum. Çillerimden, aynaya her baktığımda onu hatırlamaktan, birinin bana onunla ilgili bir şey söylemesinden nefret ediyordum.
Ve Toprak, bunların hiçbirini bilmeden bile canımı acıtmayı başarıyordu.
Ertesi sabah yüzüme kapatıcı sürdüm, çantamı aldım ve evden çıktım.
Bugün onunla konuşmayacaktım.
Ne olursa olsun.
⸻
İlk ders başladığında öğretmenimiz dönem projesi için grupları açıklamaya başladı.
“Yağmur Özcan ve Toprak Taşkıran.”
Başımı kaldırdım.
Toprak da bana bakıyordu.
“Hocam, grup değiştirebilir miyim?” diye sordum.
“Hayır, Yağmur. Birlikte çalışacaksınız.”
Yanımdan Toprak’ın sesi geldi.
“Benim için sorun yok hocam.”
Ona döndüm.
“Senin için sorun olmaması, benim için de olmayacağı anlamına gelmiyor.”
Sırıttı.
“Merak etme, Su. Sana katlanırım.”
“Ben sana katlanmak zorunda kaldığım için öğretmene dilekçe yazacağım.”
“Yaz da imzalayayım.”
“İkiniz de yeter artık,” dedi öğretmen. “Dersin ortasında tartışmayacaksınız.”
Önüme döndüm. Toprak’ın sıranın altında telefonuyla oynadığını görüyordum ama umurumda değildi.
Ta ki teneffüste telefonlarımız aynı anda titreyene kadar.
Kuzey Koleji İtiraf Sayfası’ndan bildirim gelmişti.
Ekranımı açtım.
“Taşkıran ailesinde yeni bir kriz! Şebnem Taşkıran dün gece eve dönmedi. Acaba bu kez neredeydi? Görünüşe göre Kuzey Koleji’nin kusursuz aileleri sandığımız kadar kusursuz değil.”
Yanımda sandalye sertçe geriye çekildi.
⸻
TOPRAK
“BU NE LAN?”
Ayağa kalkmıştım. Telefonumu elimde sıkıyordum. Annemin adını okulun dedikodu sayfasında görmek kanıma dokunmuştu.
Yanımdaki Yağmur bana döndü.
“Toprak, sakin ol,” dedi istemsizce.
Ona baktım.
“SEN BANA SAKİN OL DEME!”
“Ne bağırıyorsun? Ben mi paylaştım sanki?”
“BİR DE MASUM MASUM KONUŞUYORSUN!”
“Senin derdin ne, lan? Her şeyi ben mi yapıyorum?”
Telefonumu yüzüne doğru kaldırdım.
“Annem hakkında paylaşım yapılıyor. Dün de o saçma kâğıdın arkasında itiraf sayfasıyla ilgili mesaj vardı. Şimdi de sen benimlesin ve bu mesaj geliyor. Bana bunun tesadüf olduğunu mu anlatacaksın?”
“EVET! ÇÜNKÜ TESADÜF!”
“YALAN SÖYLEME!”
“YALAN SÖYLEMİYORUM, ŞEREFSİZ!”
Sınıftaki herkes bize dönmüştü.
Yüzümün öfkeden kızardığını hissediyordum. İnsanların fısıldaşmalarını, telefonlarını birbirlerine göstermelerini ve bana bakmalarını görüyordum.
Bundan nefret ediyordum.
Ailem hakkında konuşmalarından da nefret ediyordum.
Ve karşımdaki kızın hiçbir şey olmamış gibi oturmasından da.
“Benim ailemle ilgili ne biliyorsun sen?” diye sordum.
“Hiçbir bok bilmiyorum! Bilmek de istemiyorum!”
“Öyleyse neden sürekli işin içindesin?”
“ÇÜNKÜ BENİ RAHAT BIRAKMIYORSUN! BİR GÜN DE BENİ SUÇLAMADAN DUR!”
“Belki de suçlanmayı hak ediyorsundur!”
Güldü ama bu gülüşün içinde zerre eğlence yoktu.
“Sen gerçekten hastasın.”
“Sen de yalancının tekisin.”
“DEFOL GİT!”
“BANA EMİR VERME!”
“LAN SEN KİMSİN DE BANA BAĞIRIYORSUN?”
Sırama yaklaştım. Gözlerim öfkeyle parlıyordu.
“Benim ailemin adını ağzına almayacaksın. Annem hakkında bir daha tek kelime duyarsam seni bu okulda rahat bırakmam. Anladın mı?”
“Anlamadım! Ne yapacaksın? Beni okuldan mı attıracaksın? Babana mı şikâyet edeceksin? Yoksa yine o zengin çocuk tavırlarınla herkesi satın almaya mı çalışacaksın?”
“AĞZINI TOPLA!”
“TOPLAMAZSAM NE OLACAK?”
“Senin gibi insanların ne yapacağı belli olmaz. Her şeyin arkasında senin parmağın olabilir!”
“Yeter be! Senin ailenin sorunları beni ilgilendirmiyor! Annenin nerede olduğunu bilmiyorum, babanın ne yaptığını bilmiyorum, senin ne bok yediğini de bilmiyorum!”
Yüzümdeki ifade sertleşti.
“Benim ailem hakkında konuşmaya hakkın yok.”
“Benim hakkımda konuşmaya senin hakkın var mı peki? Her gün bana hakaret ediyorsun, adımı bile bile yanlış yerden kullanıyorsun, sürekli beni tehdit ediyorsun. Sonra da bana saygıdan mı bahsediyorsun?”
“Sen saygıyı hak edecek ne yaptın?”
“SENİN GİBİ BİR PİSLİĞE KARŞI SUSTUĞUM YETERİNCE GÜN OLDU!”
Bir an sessizlik oldu.
Yağmur’un sözleri sınıfta yankılanırken herkes bize bakıyordu. Sanki biraz daha konuşsak bütün okul başımıza toplanacaktı.
Ona öyle bir baktım ki yüzündeki öfkenin arasından kısa bir tereddüt geçti.
Sonra dudaklarımı alaycı bir gülümsemeyle kıvırdım.
“Dün de çok cesurdun, değil mi? Sonra merdivenlerde ağlayıp duruyordun.”
⸻
YAĞMUR
İçim buz kesti.
“Kes sesini.”
“Ne oldu? Yine mi gözlerin doldu?”
“Toprak, sus.”
“Dün ağladığını gördüm, Yağmur. Şimdi de aynı numarayı yapıyorsun. İnsanların acımasını sağlamak hoşuna mı gidiyor?”
“BENİM GÖZYAŞLARIMIN SENİNLE NE İLGİSİ VAR, LAN?”
“Bilmiyorum. Belki de ilgi görmek için her şeyi yapıyorsundur.”
“Sen gerçekten iğrenç bir insansın.”
“En azından senin gibi iki yüzlü değilim!”
Gözlerim dolmaya başlamıştı. Başımı çevirdim ama bunu fark etmişti.
Ve durmadı.
“Ne oldu? Söyleyecek lafın mı kalmadı?”
Dişlerimi sıktım.
“Seninle konuşmak istemiyorum.”
“Tabii. Çünkü gerçeklerle yüzleşemiyorsun.”
“Yeter artık!”
“Belki de seni kendi ailen bile sevmiyordur!”
Her şey sustu.
O cümle içimde bir yere çarptı. Babamın gidişini, sekiz yaşımda arkasından ağlayışımı, bir daha dönmeyeceğini anladığım o günü hatırladım.
Toprak bunları bilmiyordu.
Ama bilmemesi, söylediği şeyi daha az acı verici yapmıyordu.
Gözlerim doldu. Bu kez yaşlarımı tutamadım.
Yüzüne baktım.
“Bu sefer çok ileri gittin, Taşkıran.”
Sesim titriyordu. Daha fazla orada kalırsam herkesin önünde ağlayacaktım.
Çantamı aldım ve sınıftan çıktım.
“Yağmur!”
Durmadım.
“YAĞMUR, GERİ DÖN!”
Koştum.
Okulun kapısından çıktığımda yağmur yağıyordu. Normalde yüzüme bir damla bile değmesin diye uğraşırdım. Kapatıcımın akmasından, çillerimin ortaya çıkmasından nefret ederdim.
Ama o an hiçbirini umursamadım.
Koşmaya devam ettim. Gözyaşlarım yağmurla karıştı. Nefesim kesilene kadar yürüdüm, sonra yine koştum.
Eve vardığımda kapıyı açıp içeri girdim.
Annem salondaydı. Beni görünce hemen ayağa kalktı.
“Yağmur? Kızım, ne oldu sana?”
Başımı eğdim.
“Bir şey yok, anne.”
Annem yanıma gelip ıslak saçlarıma dokundu.
“Bir şey yok mu? Sırılsıklamsın, gözlerin kıpkırmızı. İyi misin sen?”
Dudaklarımı birbirine bastırdım.
İyi değildim.
Hiç iyi değildim.
Ama bunu anlatacak gücüm de yoktu.
“Anne, lütfen. Sadece odama gitmek istiyorum.”
Yüzüme dikkatle baktı. Daha fazla soru sormak istiyordu, belliydi. Yine de elimi tuttu.
“Peki, canım. Üstünü değiştir, hasta olacaksın. Bir şeye ihtiyacın olursa ben buradayım, tamam mı?”
Başımı salladım.
Tam merdivenlere yönelmiştim ki küçük kardeşim odasından çıktı.
“Abla? Niye ağlıyorsun?”
Yüzümü hemen sildim.
“Ağlamıyorum, ufaklık. Yağmurda ıslandım sadece.”
Bana inanmadığı belliydi ama bir şey söylemedi.
Odama girdim, kapıyı kapattım ve yatağıma oturdum.
Annemin sesi koridordan geldi.
“Yağmur, bir şey olursa bana anlatabilirsin, biliyorsun değil mi?”
Gözlerimi kapattım.
“Biliyorum, anne.”
Ama anlatamadım.
Çünkü bazı yaraları kelimelere dökmek, onları yeniden yaşamak demekti.
Ve ben bugün aynı acıyı ikinci kez yaşamak istemiyordum.
Toprak Taşkıran’dan nefret ediyordum.
Gerçekten nefret ediyordum.
Bir gün söylediklerinden pişman olur muydu, bilmiyordum.
Ama ben onun bu sözlerini kolay kolay unutmayacaktım.
Bölüm etkileşimi
