20. bölüm · Teoden- Yürek Çıkmazı
20. Bölüm
Eski bölümden kısa bir kesit;
“Geçecek, bunların hepsi bitecek, sana söz veriyorum." dediğinde dışarıdan duydukları ses ile bakışları oraya döndüğünde telefonlarına gelen bildirim sesi ile korku ve endişe dolu bakışları birbirine döndü.
Deniz’den
Hayatımın çoğunda kendimi bir yere ait hissedememiştim, evimde, okulumda ya da herhangi bir en basit yerde bile hep fazlalık gibi hissetmiştim. Teoman’a olan kırgınlığımdan, Aras’ı yara bandı yapmıştım. Bu da o yarayı kapatmamış, üstüne o yaraya tuz basmıştı.
Yatağımda uzanıyorken bir yandan resim çizip, diğer yandan da müzik dinliyordum. Kendi iç dünyama o kadar kapanmıştım ki başımı kaldırdığım zaman odamı tanıyamamıştım bile. Tekrardan resmime yöneldiğim zaman bu seferde Teoman’ı çizdiğimi fark etmemle durdum.
Sertçe yutkunup resmini incelemeye başladım. O kadar canımı yakmış ve beni değersiz hissettirmişti ki hatırladıkça nefes bile alamıyordum. O günden beri uyku bana haramdı.
Herşeyi boşverip, derin bir nefes alarak saate baktım. 23:06, doğum günüme 54 dakika kalmıştı ve ben 00:00’da burada olmayacaktım. Ayağa kalkarak son kez valizimi kontrol ettikten sonra, defterimi çantamın içine koyup, çantamı da kapattıktan sonra son kez odama bakıp boş olan bu evi terk ettim.
Kısa bir otobüs yolcuğu derken taksiye konum atarak onun gelmesini beklerken bir yandan da sırt çantamdan pasaportumu almaya çalışıyordum. Çantamda az eşya olmasına rağmen pasaportları bulamayınca bu seferde bir kenara çekilip valizimi açarak içine bakmaya başladım. Bulamayınca derin bir nefes aldım ve sakinleşmek için beşe kadar saydıktan sonra elimi cebime attım.
Pasaport cebimdeydi, içimden kısa bir küfür savurup evde zorla kapattığım valizi tekrar kapatmak için saçımı gelişi güzel toplayarak valizin üzerine oturdum ve fermuarı çektim. O sırada da taksici gelmişti, ben valizimi alır işimi kolaylaştırır diye beklerken o bunu yapmamış, hatta kalkmaya bile yeltenmemişti, sinirle derin bir nefes alıp valizimi bagaja zar zor yerleştirdikten sonra taksiye bindim.
Kısa süre içinde araba hareket etmeye başlamıştı, bir yerden sonra havalimanının yolunu kaçırınca öksürdüm.
‘’Daldınız sanırım kaçırdınız yolu.’’ dediğim zaman birşey demeyip yüzüme dahi bakmaması sinirimi bozmuştu. Hızlıca ona döndüm.
‘’Beyefendi, beni duymuyor musunuz?’’ dedikten sonra cümlemin devamı gelemedi, çünkü karşımdaki taksici değil, Teoman yani namıdiğer Demir’den başkası değildi.
Karşımdaki şoföre dikkatlice baktığım zaman anlamıştım onun Teoman olduğunu, sinirle ona bakmaya devam ederken onunla muhattap olmamak, sesimi çıkartmamak için kendimi sıkmıştım ama sonradan bunu neden yaptığımı düşünüp ona ifadesiz bir şekilde bakarak kin kusmaya başladım.
‘’Dalga mı geçiyorsun sen benimle amk? Ne derdin var senin benimle? Bitmedi mi oyunların, salsana bir beni.’’ diye ardı ardına konuşmaya devam ederken Teoman iç çekip arabayı aynı hızda kullanmaya devam etti. Bende bir anlık sinirle, sağlıklı düşünemeyip kapıyı açtığım zaman Teoman afallayarak bana baktı ve beni tutmaya çalıştı.
‘’Deniz, saçmalama kapat şu kapıyı. Konuşalım, konuşunca beni anla-’’ dediğinde sesine tahammülüm olmadığı için elinden kaçarak sözünü kestim.
‘’Adımı bir daha ağzına alma, bizim seninle konuşacak birşeyimiz yok. Bu da planlarından birisi ve ben artık senin planlarına kendimi alet etmeyeceğim.’’ dediğimde susarak dikiz aynasından bana baktı.
‘’Bunca zamandır iyi birisi olmadığımı biliyorum, başkaları birşey dediğinde umrumda olmuyor ama sen söyleyince kendini canavar gibi hissediyorum.’’ dediğinde bir an durdum ama sonra alayla kahkaha atıp ona yaklaştım.
‘’Doğru hissediyorsun, sen bir canavarsın.’’ dedim nefretle, Teoman sertçe yutkunarak bakışlarını kaçırdı.
‘’Arabayı durdur, kimsenin beni seninle görmesini istemiyorum. Benim bir sevgilim var zaten.’’ dediğimde Teoman’ın dikkati dağıldı ve önündeki arabaya çarpacakken son anda frene bastı. Ardından arabayı hızlıca kenara çekip bana baktı.
‘’Ne demek sevgilim var? Şu anda bana sadece yalan söylüyorsun.’’ dediğinde ona sert bir bakış attım.
‘’Sen kimsin ki sana yalan söyleyeyim? O kadar bile gözümde değerin yok.’’ dediğimde ise Teoman ne kadar inanmıyorum dese de gözleri doğruları gösteriyor, öfke içinde parlıyorlardı.
‘’Kim?’’ dediğinde boş bulunup ‘’Ne?’’ dediğim zaman kaşlarını iyice anlattı.
‘’Şu hayali sevgilin diyorum, kim?’’ dediğinde, ne diyeceğimi bilemediğim için bakışlarımı kaçırdım.
‘’Kim olduğu seni ilgilendirmez.’’ dediğim zaman Teoman’dan gelen seslerle ilk ciddiye almadım. Hatta arabayı durdurduğundan emin olup kapımı açarak dışarıya çıktım. O da bu sırada arabadan inmiş ve direk bileğimi sertçe tutarak beni kendine çevirmişti.
‘’Sana o piç kim dedim?’’ diyerek kükrediğinde bir an irkilsem bile kendime gelerek bileğimi ondan kurtarmaya çalıştım.
‘’Seni ilgilendirmez Teoman!’’ dediğim zaman oldukça öfkelenmiş, öfkeden de gözü dönmüştü. Yanımdan birkaç adım atarak ayrıldı ve yere eğilip eline ne geldiyse arabaya fırlatmaya başladı.
‘’O şerefsiz puşt kim söyle hemen!’’ diyerek eline bir avuç büyüklüğünde taş alarak arabaya fırlattığında en sonunda arabanın camında kırık oluşmuştu. Taşı bırakıp bu seferde yumruğu ile camı kırmaya başlayacakken korku ile bileğini tuttum.
‘’Ya dursana Teoman, mal mısın?’’ sorduğum zaman bana dönüp bakmadı bile. Hatta hiç yokmuşum gibi davranıp sertçe cama yumruğunu geçirince bu sefer az önceki yaptığının aynısını ben yaptım ve sertçe bileğini tutarak kendime çevirdiğim zaman Teoman boş bir şekilde bana bakıyordu.
Dudakları hareket ediyor ama sesi çıkmıyordu, gözleri yavaştan dolmaya başladığında sertçe yutkundum. Onu hiç böyle görmemiştim.
‘’Teoman, iyi misin?’’ diye sormama kalmadan, Teoman’ın burnu kanamaya başladı ve üzerime doğru yığıldı. Onu tuttum ama gücüm ayakta durmasına yetmediği için yere yavaşça uzandırıp başını kucağıma koydum.
