11. bölüm · Teoden- Yürek Çıkmazı

11. Bölüm

Riva Azur

Eski bölümden kısa bir kesit;

‘’Senden de özür dilerim Deniz.’’ dediğinde, Deniz zoraki bir şekilde gülümsedi. Telefonuma hatta odadaki herkesin telefonuna gelen bildirimle herkes telefonlarına gömüldü.

Asıl oyun şimdi başlıyordu.

Deniz’den

Teoman ve Aras kavgasından sonra telefonlarımıza gelen toplu mesajla bazılarımız korku ile, bazılarımız ise endişe ile birbirimize bakmıştık. Birkaç hafta önce görmeye bile tahammülümün olmadığı insanlarla şu anda birşeyler planlıyor olmak hayatın bana götü ile gülme şekliydi.

Telefonlarımıza gelen mesajda, hazırlıklı olmamız, oyunun daha şimdi başladığı yazıyordu. İlk başlarda gene Sıla sanmıştım ama şu anda o gerizekalı da bu kadar korkunç birşeyi yapacak cesareti yoktu, kısacası götü yemezdi yani. Telefonlarımızı birbirimize çevirdiğimiz zaman yanımıza Leyla’da geldi.

‘’Teoman, bu mesajı senin yazma ihtimalin yüzde kaç?’’ dediğinde Teoman göz devirdi.

‘’Sence ben o kadar psikopat mıyım?’’ dediğinde Aras, ldi.

‘’Sence ben o kadar psikopat mıyım? diye sorduğunda da Aras, Leyla ve ben aynı anda cevap verdik.

‘’Evet.’’ dediğimiz zaman başını hayır anlamında sağa - sola doğru salladı.

‘’Siz benim kalbimi çok kırıyorsunuz.’’ dediğinde ister istemez gülümsedim.

Teoman sanki hissetmiş gibi anında gözlerini bana dikmişti ve gülüşümü gördüğünde dudakları yavaşça kenara doğru kıvrıldı. O sırada Leyla tekrardan konuşmaya başladı.

‘’Bu sefer sizce kim?’’ dediğinde gülüşüm soldu, çünkü cidden artık sıkılmıştım bu durumdan. O çığlık maskesini de, bu mesajı atan kişinin de canı cehenneme diye bağırmama az kalmıştı.

‘’Sıla olduğunu hiç sanmıyorum ama bugün eksta garip davranıyor.’’ dediğimde Leyla’da beni onayladı. Leyla, Akkaya’lılar arasında en normaliydi diyebilirdim, genellikle iyi anlaşamazdık ama ikimizin de birbirimize çok yardımı dokunmuştu.

Genellikle Ezgi ve Sıla ile takılırdı ama aramız Aras gelince daha çok açılmıştı, onunla arkadaş olmama sebebim ise Sıla’nın yaptıklarına Ezgi ile beraber sadece göz belertip birde dalga geçiyormuş gibi ‘’ Sıla.’’ demeleriydi sadece.

Eğer normali buysa da ben tam anlamıyla bir enayiydim, çünkü Sıla ağladığında bile birkez onu teselli edip, kendimden bir anı anlatarak her defasında başıma bela açtığım olmuştu. Pişman mıydım hayır ama yanlış kişiyi teselli etmiştim, çünkü Sıla tam olarak başına gelen çoğu belayı hak ediyordu.

‘’Biz Sıla ile ayrıldık.’’ dediğinde düşüncelerimin arasından hızlıca kopup gözlerimi Teoman’a diktim.

‘’Nasıl?’’ dediğinde Teoman bir kaşını kaldırarak konuşmaya başladı.

‘’Bu ne biçim bir soru ya?’’ dediğinde hala ona bakıyordum,gerçekten neden ve nasıl ayrılmışlardı?

‘’ Cevap ver artık.’’ diye Leyla cevap verdiğinde, Teoman derin bir nefes aldı ve ciddi bir hale büründü.

‘’ Konuşarak ayrıldık, ben ona ayrılalım dedim bitti.’’ dediğinde ciddi birşey beklediğim için hem Teoman’a, hemde kendime küfrettiğimde Teoman gözlerini gene bana dikmişti.

‘’ Ne tip tip bakıyorsun?’’ dediğimde gülümsedi.

‘’Hiç, deniz kızı.’’ dediğinde ona karşılık olarak sadece bakmakla yetindim. O sırada Aras ve Leyla işlerinin olduğunu söyleyerek yanımızdan ayrıldığında, bende su içmek için mutfağa ilerlediğimde elektriklerin kesilmesi ile gözüm korku ile pencereye kaydı. Orada sadece bir gölge vardı.

Sertçe yutkunarak, sadece bir gölge, biri yok orada diye diye kendimi sakinleştirmeye çalışıyordum. Korkudan haberim bile yoktu duvara yaslanarak yere oturduğumdan. Göz yaşlarımın yanağımdan süzüldüğünü hissedebiliyordum. Ayağa kalkmaya yeltendiğimde başım oldukça döndüğü ve kalbim oldukça hızlı atıyordu.

Bir ışık yüzüme tutulduğunda gözlerimi kapattım istemsizce, o ışığın sahibi hızla yanıma koşup kocaman elleri ile yüzümü sardığında ışıklar geri geldi ve o kişinin Teoman olduğunu gördüm.

‘’Deniz kızı, deniz kızım bana cevap ver, birşey söyle.’’ dediğinde sadece suratına bakıyordum.

‘’ Deniz.’’ dediğinde sertçe yutkunarak derin bir nefes almaya çalıştım, başarılı olamayınca tekrardan deneyerek elimi kalbimin üstüne koyarak tekrar denemeye çalıştım. Bu sırada ister istemez bedenim kasılıyordu. Nefes almaya çalıştıkça hırıltılı sesler çıkarıyordum.

Teoman’da bunu fark ettiği için hemen bir bardak alıp, onun içine su doldurararak bana getirmişti. Ben getirdiği suyu zar zor içmeye çalışırken de pencereleri açarak temiz havayla dolmasını sağladı mutfağın. Pencereyi açtıktan sonra yanıma gelerek bir elini belime, diğerini de bileğime sararak başımı göğsüne yasladı.

Hiçbir şekilde konuşmuyordu ama kalbi o kadar hızlı atıyordu ki kendime geldiğim zaman bir an onun kriz geçirdiğini sanmıştım. Ona doğru baktığım zaman üşüdüğümü sanmış olsa gerek, üzerindeki ceketini çıkararak vücuduma sardı. O sırada göz kapaklarım ağırlaşmaya başladığında ellerimi onun göğsüne koyarak ona iyice sokuldum. Gözlerim kapandığında bileğimdeki elini çekmiş saçlarımı okşamaya başlamıştı, o kadar yorgundum ki tepki bile veremiyordum hiçbir şeye, en son duyduğum cümle ise.

‘’Çok güzelsin deniz kızı, senin yanındayken ingiliz atı olmak yerine deniz atı olmayı bazen tercih edesim geliyor.’’ dediğinde yavaşça gülümsedim ve pencereden bizi izleyen, sürpriz ve gizli misafirimizden habersiz bir şekilde uykuya daldım ingiliz atı kılıklı hırtın kollarında.

… 2-3 saat sonra …

Gözlerimi burnuma dolan nefis yemek kokuları ile araladığımda, Teoman’ın hala bana sarılı bir şekilde uyuduğunu gördüm de gülümseyerek elimi yavaşça saçlarına doğru uzattım.

“Bana dokunmak için ölüp bittiğini biliyorum Deniz kızım." dediğinde başımdan aşağıya kaynar su dökülmüş gibi hissettim ve anında elimi indirdim.

“ Hayaller dünyasından çık hemen man kafa." dediğimde ise gözlerini açıp, gülümsedi. Eski günlerdeki gibi, yavaşça onun kollarından ayrılıp ayağa kalkmamla tezgahın önünde annemi görmem bir olmuştu.

Pat diye karşıma çıktığı için dengemi kaybedip çığlık atarak Teoman’ın kucağına düştüm. Teoman şaşkınlıktan ne yapacağını bilmez bir haldeydi, bende öyleydim. Hem annemi burada beklemiyordum, hem de Teoman’la bu şekilde yakalanmayı beklemiyordum.

Çığlığım ne kadar yüksek çıktıysa, evdeki herkes mutfağa yavaş yavaş toplanmaya başlamıştı. Hızla kendime gelmeye çalışarak Teoman’ın üzerinden kalktığım zaman, Teoman'da aynı şekilde ayağa kalkmıştı.

Az önceki absürt anı unutmaya çalışarak boğazımı temizledikten sonra anneme döndüm.

“Senin burada ne işin var?" dediğimde az önce ki olaya takılıydı hala - pardon Teoman Akkaya ile beni bu şekilde gördüğü için olayın şokunu ve gülümseyişini bastıramıyordu. -

“Olanları duydum, duyunca da boğazınızdan bir anne yemeği geçsin dedim kendi kendime." dediğinde kaşlarımı çatıp, bizim evde hiç yemek yapmadığı geldi aklıma.

“Sen ve yemek yapmak, ilginçmiş." dediğim zaman gülüşü soldu.

“ Ali nerede?" dediğim zaman eline aldığı sosisleri hamurun üzerine serpiştirdi.

“ Okula gitti." dediğinde kaşlarımı iyice çattım.

“Anne bugün günlerden cumartesi ne okulu?" dediğimde zeytinleri eline alıp çekirdeklerini ayırırken Teoman ile aynı anda konuştuk.

“Teoman siyah zeytin sevmiyor."

“Ben siyah zeytin sevmem."

İkimizde aynı anda benzer şeyleri söylediğimiz zaman sessizce küfrettim. O sırada telefonuma gelen mesajla elimi cebime koyup, telefonumu alarak mesajlara girdim.

Mesajdaki görsel hem beni şok etmiş, hemde beni paniğe sürüklemişti. Görselin hemen altında ise;

Oyun daha yeni başlıyor, sonraki level senin için geliyor.