13. bölüm · Teoden- Yürek Çıkmazı

13. Bölüm

Riva Azur

Geçmiş bölümden kısa bir kesit;

“Bıdık, sen beni a- ne? Hangi hastane?" dediğinde elimdeki pamuk yere düşmüştü. O sırada herkesin telefonuna gene bildirim geldi.

Bu sefer mesajda;

İlk oyunu kazanan sizdiniz ama ikinci oyunda biteceksiniz.

Yazıyordu.

Teoman’dan

Deniz’in endişeli bakışlarından kaçarcazına gözlerimi kapatıp, başımı başka bir yere çevirerek telefonda konuşmaya başladım. Aras, Leyla ve Barış’la beraber dördümüz bir plan yapmıştık və kimse kimseye söylemeyeceği hakkında en değer verdiği kişinin üstüne yemin etmişti.

Herşey bir oyunun parçasıydı ve Deniz haricinde herkes piyondu. Deniz’in sürekli yanında olma sebebim buydu.

Babamın sakladığı sırrı öğrenmek.

Babam asla bana bir baba gibi davranmamıştı, hep sert ve suratsız yüzünü bana göstermiş Akkaya’lıların karanlık yüzünü göstermişti. Leyla ise benim aksime o daha çok prenses gibi, aydınlık yüzünü görmüştü.

Sıla’nın çığlık kostümünü çalması, ondan çalınması hepsi planımızın parçasıydı. Deniz hastaneye kaldırıldığı vakit ona saldırmasını elbette beklemiyor ve istemiyorduk ama bugün planımızın tıkır tıkır işlemesi, o gün Sıla’nın Deniz’e saldırması yüzündendi.

Planımızın büyük bir bütünü halledilmiş geriye sadece küçük ama en önemli ve en kritik yeri kalmıştı. Bugün babamın ofisine girerek orada küçük bir kazı çalışması yapacaktık. Bu yüzden de odakların başka birinde olması gerekiyordu.

Barış’ta.

Planımıza göre Barış’a tefeciler saldırarak para istemiş ama Barış vermeyince de öldürene kadar dövmüşlerdi. Barış bu yüzden kanlar içinde yatarken de Aras yanına gelmiş ve onu hastaneye kaldırmışlardı.

Beni de arayarak en çok ses çıkartacak kişinin yanında söyleyecekti. Deniz’in, karakteri sağlam bir kızdı, hiçbir yanlışa eyvallahı yoktu. Planımızı öğrenince hepimizi elden geçireceğini kalıbımı basardım.

Bugün olan olaylar Deniz’i öyle bir yıpratmıştı patlamaya hazır bomba gibi bekliyordu. Telefonu kapatıp hızla hazırlanmaya başlayınca Deniz koşarak yanıma geldi.

“Ne oluyor? Barış’a ne oldu? Ne hastanesi? Teoman anlatsana!" diye panikle bağırınca içimin yandığını, boğazımda yumru oluştuğunu hissettim.

“Ölesiye dövmüşler bıdığı." dediğimde kaşlarını çattı.

“Neden?" dediğinde hızlıca cüzdanımı cebime sıkıştırdım.

“Bilmiyorum." dediğimde yakamı yakalayıp beni kendisine yaklaştırdı.

“Oyun mu oynuyorsun lan sen benimle? Ne demek bilmiyorum?" dediğinde dıştan ne kadar soğukkanlı gözüksem de içten anam ağlıyordu.

“Ne alakası var Deniz ya?" dediğimde bu sefer yakamı bıraktı.

“Kim saldırmış?" dediğinde saçlarıma çeki düzen vermeye başladım.

Onu oyalamak gerekiyordu.

" Saldırganlar. “ dediğimde ise eliyle ağzını kapattı,

" Ne diyorsun, saldırganlar mı saldırmış, vay anasını ya.” dediğinde dalga geçtiğini o cümlesini bitirdikten iki dakika sonra anladım.

" Lan düzgün cevap versene!” diye sinirle bağırdığında istediğim tepkiye ulaşmıştım.

" Tefeciler saldırmış.” dediğimde anlamayan gözlerle bana baktı.

" O ne alaka be?” dediğinde bilmiyorum anlamında başını sağa sola doğru salladım.

" Her neyse, bende geliyorum.” dediğinde görmemesi için ona arkamı döndüm ve sırıttım.

“İyi olur." dediğimde hızla hazırlandı ve hastaneye doğru yol aldık. An itibariyle üçüncü olan decreye girmişti ve bu diğerlerine göre daha riskliydi.

Arabayı biraz sürdükten sonra durdurdum, Deniz neden durduğumuzu anlamaya çalışırken ona döndüm.

" Burada kal.” dediğimi yapmayacağını zaten biliyordum. Arabadan indiğimde ağacın gövdesine çarpan arabaya doğru ilerledim.

Arabayı durdurmadan önce burada olmadığına yemin edebilirim.

Arkamdan gelen adım sesleri ile arkama döndüğümde bir silah patladı ve kurşunun bedenimi delip geçtiğini hissettim.

Deniz korkmasın diye kendimi sıktığımda, yüzümün aldığı hâl onu daha da çok korkutmuş olacak ki bana doğru ağlayarak koşmaya başladı. O sırada ben yana doğru devrilerek, yere düştüm.