15. BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Elyndra 🤍

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 15Şu an: 15. BÖLÜM

Not: Cnmlar selammm, bölüme geçmeden önce birkaç bir şey söylemek istiyorum. Benim bu kitabı artık yazma hevesim kalmadı çünkü bazı olayların çok hızlı olduğunu düşünüyorum. Hep bir ihanet olayı, can sıkıcı durumlar gerçekleşiyor. Bu bölümde olan olay da bir anda doğaçlama gerçekleşti, silmeye üşendim. Daha yarım kalan birçok mesele vardı ama hiçbiri kafamdaki gibi gerçekleşemedi maalesef.

Benim yazdığım çoğu kitap doğaçlama üzerine oluyor. Dolayısıyla çoğu yer hatta hiçbir yer içime sinmiyor. Yeni bölüm isteyenler olduğu için de biraz gerilip bölümü hızlıca yazmaya çalışıyorum ama olmuyor böyle.

Her neyse uzun lafın kısası devam etmemi isterseniz bir şekilde ederim ama yeni kurguya geçmeyi düşünüyorum. Kafamda biraz bir şeyler canlanıyor. Düşüncelerim resmen yapboz gibi dağıldı, bir şeyleri oturtabilirsem yeni kurguya geçerim. Ay neyse çok uzattım, iyi okumalar. 🤍
-

4 Kasım 2026

Gökçe: Hastaneden taburcu olalı bir ay oldu. Artık iyiyim, gelecek misin?

4 Aralık 2026

Gökçe: Mine'yi buldum, hesap sorup bir tık patakladım. Faillerimden birisi ağır yaralı. Başımızdaki tehlike biraz daha azaldı. Dönecek misin?

4 Ocak 2027

Gökçe: Uraz beni patronunuza götürdü, bir güzel hesaplaştık.

4 Şubat 2027

Gökçe: Beni özledin mi? Sana o kadar çok söz söylemiştim ama ben dayanamıyorum. Özledim, lütfen gel artık. Affedeceğim, kırgınlığı bırakacağım.

4 Mart 2027

Gökçe: Uraz beni vuran kişiyi nihayet bulup bir güzel dövdü, sonrasında polise teslim etti. 50 yılın üzerinde hapis cezası yedi. Artık gelebilirsin.

Gökçe: Bu arada 6 gün sonra doğum günüm. Yirmi dört yaşına giriyorum :) O zaman gelir misin?

4 Nisan 2027

Gökçe: Doğum günüme gelmedin, her neyse. Canın sağ olsun. Üniversiteden mezun oldum bu arada.

4 Mayıs 2027

Gökçe: İlay ve Uraz sözlendi.

4 Haziran 2027

Gökçe: Uraz ve İlay nişanlandı. En yakın arkadaşının nişanına katılsaydın güzel olurdu.

Gökçe: 24 Haziran doğum günün bu arada. Şimdiden doğum günün kutlu olsun. Umarım çok mutlusundur.

4 Temmuz 2027

Gökçe: Gel artık.

4 Ağustos 2027

Gökçe: Artık sana dair çoğu şeyi hatırlamıyorum.
Tek bildiğim bir zamanlar ansızın hayatıma girdiğindi. İsmin ve yaşın dışında bazı şeyleri unuttum sanırım. Unuttuğuma inanamıyorum. Her neyse.

4 Eylül 2027

Gökçe: İlay ve Uraz evlendi. Çok mutlular. Bazıları ise çok yarım kaldılar.

Gökçe: Bu arada, onunla aranızdaki fark ne biliyor musun? Uraz korkak birisi değil. Sevdiğinin iyiliği için ondan vazgeçmedi. Sevdiğini yakmayı değil, onunla yanmayı göze alarak kalmayı tercih etti. Sen bundan anlamazsın tabii.

4 Ekim 2027

Gökçe: Bugün beni terkedişinin üzerinden tam bir yıl geçti.

Gökçe: Artık gelme. İstemiyorum. Kendi yoluma bakmaya karar verdim. Senin yüzünden küstüğüm duygularımla tekrar barışacağım. Umarım vicdanın rahattır.

Gökçe: Ne halin varsa gör, hoşçakal.
✔️

***

15 Aralık 2027

Gökceealtn: Sizi bu aralar biraz post yağmuruna tuttum 😝

900B beğeni, 160B yorum

İlayakkockandemir: Mükemmelsin abla bizi post yağmuruna tutmaya devam ett😍

Yorum beğenildi ❤

Ecealtnyılmazcelik: WAOWW HANİ WAOOW

Yorum beğenildi ❤

Nurayaltan: Seninle gurur duyuyorum anneciğim❤

Yorum beğenildi ❤

Moda tasarımcısı olduğum günden beri annem neredeyse her postuma yorum yapmaya başlamıştı.

Geceyıldzz: AŞKIIIMM 💓

Yorum beğenildi ❤

User5647: Ayy abla 1 milyon olacaksın globala doğru yol aldınnn

↪️1 Yanıt

Gökceealtn: Sizin sayenizde bebeğim 🤍

Elifsiiwaltanq: YUVAN OLAYIM YIK BENİ

↪️1 Yanıt

Gökceealtn: Cok hosuma gitti bunu düsünücem 😝

Urazkandemir: Güzellik🤍

Yorum beğenildi ❤

Ranaymıssımwq: Abla Ege Demirsoy'la sevgili misiniz

Yagmurosee: Egeyle shipledim ❤

-

Ofisteki odamda yeni bir çizim yaparken birden kapım çalınarak açıldı. "Kolay gelsin!" diyen bir ses duyduğumda başımı kaldırdım. İçeri giren Ege'yi gördüğümde gülümseyerek ayağa kalktım ve masamın yanından geçip ona doğru ilerledim. "Hoşgeldin," Beni kendine çekip sımsıkı sarıldığında neşeli sesini duydum. "Hoşbuldum," Sarılışına karşılık verdikten sonra geri çekildim.

Masamın önündeki boş koltuklardan birine oturduğunda bende tam karşısındaki yerimi aldım.
"Kahve ister misin?" diye sordum masamın üzerinde duran telefonu aldığımda. Dudakları düz bir çizgi halini aldığında bir kez başını salladı. "Olur,"

Bize iki tane kahve söyledikten sonra telefonu masaya koyup arkamda yaslandım. "Ee, nasıl gidiyor, işler güçler falan?"

"İyi gidiyor, yabancı mankenle anlaştık bugün. Yarın Türkiye'ye gelecek. Senin şu yeni bitirdiğin elbiseleri deneyecek ve beğenirse, senin de rızanı alırsak satış yapacağız." Şaşkınca gülümsediğimde Ege'nin kahverengi gözlerine baktım. "Ege, sen ciddi misin?" Başını salladığında neşeyle ellerimi birbirine vurdum. Bu haber beni çok mutlu etmişti. Bu işi aylardır yapıyordum; birçok elbise tasarlıyordum ve satılıyordu ama bu beni ayrı mutlu etmişti. Çünkü son tasarladığım elbiseleri birinin üzerinde görmeyi hep çok istemiştim. Üstelik bunun yabancı bir manken olması bize fena kârlı bir satış yaptırırdı. Bunu acilen İlay'a anlatmalıydım, bacıma söylemezsem olmazdı.

Ege, güneş kadar parlak sarı saçlarını düzelttikten sonra bana baktı. "Şimdi nasıl bir şey çiziyorsun?"

Bacağımı diğerinin üzerine atıp ellerimi önümde birleştirip gülümsedim. "Böyle eski yılların vibe'ını veren bir şey çiziyorum. Fantastik bir evrenin havası var sanki. Üst kısmı dar altlara doğru geniş bir kesimi var. Hatta bekle anlatmakla uğraşmayayım, direkt göstereyim sana." Masadan çizdiğim elbisenin resmini aldığımda ona gösterdim. Resme baktığında dudaklarını aralanarak şok içinde bana baktı. Etkilenmiş gibiydi. "Gökçe, bu harika bir şey!"

Gülümsemem genişlediğinde elbiseye baktım. "Bunu başarılı bir mankenin üzerinde görmek çok güzel olurdu." derken iç çektim.

Ege, sanki aradığımız fırsat elimizdeymiş gibi parmaklarını şıklattı. "Sana dediğim mankene çok yakışır bu, ne dersin? Kadın gelince ona denettirelim."

Dudaklarımı büzdüm. "Daha çizimi var ama elbisenin kendisi yok ki."

"Ya, sen orasını düşünme. Tasarlama sende, yaratım işi bende. Rahat ol."

Tebessüm ederek ona baktığım sırada kapı çaldı. "Gir," dediğimde içeri giren kişiyi görünce şaşırarak karşımdaki kıza bakıyordum. İlay burada ne arıyordu?
Elinde kahve tepsisiyle sırıtarak bize doğru ilerken, "Da-daa!" dedi neşeyle. Kahve tepsisini ortamızdaki masaya koydu. "Sürpriz, şaşırdınız mı?" Gülerek ayağa kalktığımda ona sımsıkı sarıldım. "Beklemiyordum gelmeni." Sırtıma hafifçe vurup sarılışıma karşılık verdikten sonra geri çekildi. "Ben sürprizle doluyumdur, bebeğim."

Ege'yi görünce dudaklarını hafifçe sarkıtarak gülümsedi. "Egeciğim," Ege de tebessüm ederek ayağa kalktığında İlay'a sarıldı. "Hoşgeldin, İlaycığım." dedi onun yanaklarını öperek. Bu samimiyet hafiften beni afallatmıştı. Her neyse.

"Hoşbuldum, hoşbuldum. Sizin odaya gelirken kapıda Ferhunde'yi görüp aldım elinden kahveyi. Sürpriz yapayım dedim."

"İyi yapmışsın," dedim kuru bir sesle. Bir anda modum düşmüştü nedense.

İlay güldü. "Fena trafik vardı valla dışarıda."

"Değil mi?" dedi Ege ona katılarak. "Sabahları bu civarlarda daha çok oluyor." İlay ve Ege bir anda beni varlığımı unutarak yoğun bir sohbete dalmışlardı. Benim de kafa bambaşka yerlere gitmişti o sırada. Bakışlarım tam olarak onların üzerindeydi ama kafam başka bir alemdeydi.

Dalgın bir şekilde onlara bakarken karnıma bir anda değişik bir ağrı saplanınca öne doğru büküldüm. İnlememek için yanaklarımın içine bastırdım. Ağrı bir türlü geçmeyince ayağa kalkıp İlay ve Ege'ye bakarak, "Ben bir lavaboya gidip geliyorum. Siz takılın." dediğimde başlarını salladılar, bende odadan çıktım. Ne alakaysa odadan çıktığımda karnımdaki ağrı bir anda gidiverdi. Oda tuhaf bir enerji yaymıştı sanırım. Karnımın ağrısı geçtiği için tekrar odaya girecektim ki, elim kapı kolunda durdu. Girecekken vazgeçtim, biraz hava almaya çıksam iyi olurdu.

Ferhunde'nin yanına gidip soğuk kahve aldıktan sonra terasa çıkıp gökyüzüne bakan boş bir yere oturarak kahvemi içmeye başladım. İçimde tuhaf bir his vardı. Bir şeyler oluyordu sanki şu an, hem de kötü şeyler. Ne olduğuna anlam veremeyerek kahvemi içmeye devam ettiğim sırada yakınlarımdan gelen bir ses duydum. "Gökçe," Başımı çevirmemle Uraz'ı görünce şaşırmadan edemedim. "Uraz? Ne oldu, senin burada ne işin var?"

"Gökçe, seninle konuşamamız gereken konular var." Yüzündeki ciddi ifadeyi gördüğümde hafiften gerilsem de belli etmemeye çalıştım. "Tamam, gel konuşalım." Yanımdaki boş koltuğu işaret ettiğimde oturdu.

Direkt uzatmadan konuya girip, "Gökçe..." dediğinde sesi ağlamaklı çıkıyordu. "Sen çok fazla şey atlattın biliyorum, belki de şu anda bir sürü derdin vardır. Ama ben... Bunu tek başıma atlatamıyorum. Altay da yok artık zaten. Ne aramalarıma dönüyor ne de kendisi arıyor." Altay ismi geçtiğinde uzun zaman sonra içimde bir yerlerin cız ettiğini hissettim ama belli etmeden Uraz'ı dinlemeye devam etmiştim. "İlay çok değişti, Gökçe. Sen farketmemişsindir ya da sana hâlâ aynıdır, bilmiyorum ama ben yaşıyorum, ben görüyorum." Titrek bir nefes aldı. "Her şey çok üst üste geliyor. Bunu duyduğun an yıkılacaksın belki de ama daha fazla dayanamıyorum, söyleyeceğim."

Kalbim yoğun stresten hızlanmaya başladığında Uraz, beni şoka sokacak o sözleri söyledi. "İlay beni aldatıyor olabilir, Gökçe..." Nefes almayı unuttuğumda elimdeki kahve parmaklarımın arasından kayıp yere düştü. "Ne?" Sanki kapalı alandaymışız gibi sesim terasta yankılandığında dudaklarım aralanarak önüme döndüm.

Uraz boş bulunup, "Ege diye bir herifle," diye mırıldandığında âdeta çığlık atarak ayağa kalktım. "Ne!" diye bağırdığımda şok içinde Uraz'a bakıyordum. "U-Uraz sen ciddi misin? Hangi Ege, nasıl bir Ege?" Tahmin ettiğim Ege olamazdı, değil mi?

"Ege Demirsoy mudur, Demirkoy mudur öyle bir şey... Ama ben onun bir yerlerine koyacağım beklesin o." Son dediklerini mırıldandığı için bir şey anlamamıştım.

"Bence bir yanlış anlaşılma olmalı, onlar çünkü ofisimde sohbet ediyorlar şu an." dediğimde bakışları öyle bir hızla bana döndü ki irkildim. "NEY!" diye yüksek sesle inanamayarak bağırdığında ayağa kalktı ve içeri doğru koşmaya başladı. Artık yanındaki koltuğa nasıl çarptıysa koltuk devrilmişti. Bende yerimde duramayıp hızla arkasından koştum. "Uraz, bekle!" Tabii bundan önce koltuğu düzeltmiştim.

"Laaan!" diye resmen tüm ofisi inlete inlete bağırırken depar atar gibi koşuyordu. Hızımı biraz daha arttırarak ona yaklaştım. Odamın önüne geldiğinde ne yapacağını anlamam zor olmadı. Kapımı kırmak için tekme atacağını anladığımda, "Uraz, du-" dememe kalmadan kapıya öyle güçlü vurdu ki kapının menteşesi bile yerinden çıktı.
Kapım âdeta bir mazlum gibi yere devrildiğinde dudaklarımın arasından küçük bir çığlık döküldü. Şu an bundan daha önemli meselelerimiz olduğu için kapımı fazla umursamadım ama içim gitmemiş de değildi.

Uraz yeri kırarcasına sert adımlarla içeri girdiğinde hızla arkasından içeri girdim. Ancak içeride kimseyi görmedim. "Lan?" diye mırıldandığım sırada şirketten birkaç kişi buraya toplanmıştı. "Gökçe Hanım, ne oluyor? Güçlü bir ses duyduk, merak ettik." dedi Handan Hanım.

"Bir şey yok," dedim yalandan kibar bir sesle. "Dışarıdan şiddetli bir rüzgar esti de ondan kapım kırıldı." Uraz rüzgarı.

Bu sefer Fikret Bey söze atıldı. "Birisi bağırıyordu sanki?"

"Kapım kırılınca ben bağırdım."

"Erkek sesiydi ama?" Bu da Nalan Hanım'dı.

"Canım erkek sesi çıkartmak istedi."

"Neden?"

"Bazen mutasyon geçiriyorum, arada oluyor öyle."

"Erkek sesi çıkartmak mı?"

"Hee, aynen. Hadi işinize dönün lütfen. Olay falan yok." Bunlar var ya, ne sinsiydi... Hepsi dedikodu, eğlence arıyordu kendine. Sırf bunun için gelmedilerse başka bir şey bilmiyordum.

Aradıkları olayı bulamayınca somurtarak gittiler. Bende göz devirerek Uraz'a baktım. "Yaptığını beğendin mi? Zebellah gibi üşüştüler başımıza."

Çokta umrumda dercesine göz devirdi Uraz. Etrafa baktığımda kafamın içinde gerilim müziği çalmaya başlamıştı. "Az önce burdalardı, nereye gitmiş olabilirler?" Uraz kendini yılgınca koltuğa bıraktığında dirseğini koltuğa yaslayarak sol şakağını ovuşturdu. Kafamdaki gerilim müziği yerini duygusal müziğe bıraktığında, yanına oturdum. Dostane bir şekilde koluna tuttuğumda burukça tebessüm ettim. Bize aksiyon lazım abi dediğim güne tükürmek istiyordum. Mutluluk bir kez bile yüzümüze gülmemişti resmen. Bundan bir yıl önce vurulduğuma hâlâ inanamıyordum. Ölümden dönmüştüm, sevdiğim adam beni terk etmişti.

Şimdi de en yakın arkadaşım diğer arkadaşımı aldatmıştı. Yani öyle düşünüyorduk. Ben artık kimseye güvenemiyordum. Güven bir ayna gibidir, bir kez kırıldı mı hep çizik gösterir, dediklerinde çok haklılarmış. Ben bu saatten sonra ne İlay'a ne de Altay'a güvenebilirdim. Altay zaten sırra kadem basmıştı. Ama İlay hâlâ buradaydı. Belki de şu an bu şirketteydi. Ve belki de tam şu an kocasını aldatıyordu. İnanamıyordum, artık hiçbir şeye inanamıyordum.

Bir konser eğlencesiyle başlayan hayatım nasıl devam ediyordu... Bugünlere geleceğimiz asla aklıma gelmezdi. Gençliğim yavaş yavaş tükeniyordu. Hayat dolu bir kızdım ben. Şimdi ise yaşadığımız hayat, eziyet gibi geliyordu.

Uraz'ı teselli edeyim diyecektim ama ben daha kendimi teselli edemiyordum. Ben kendimi anlayamıyordum, başkasını nasıl anlayabilirdim ki?

"Bizim hikayemizde mutluluk diye bir duygu yok, Gökçe. Hep sevdiklerimizin ihanetine uğruyoruz." Gözlerini dolduğunda sesi titriyordu. "Şu an belki, karım beni burada aldatıyor ama ben yanına gidip hesap soramıyorum. Evlenmemizin üzerinden çok geçmedi. Aklında, kalbinde birisi olsaydı, başkası var deseydi hiçbir şey demezdim. Sineye çeker, bir süre acımı yaşardım. Aldatmaya gerek var mıydı? Sadakatini bozmaya gerek var mıydı?"

"Biz artık kimseye kolay kolay güvenmeyeceğiz." Bunu en yakınlarımızdan görmüştük. İkimizde dost ve aşk acısı çekiyorduk. Bundan daha üstü yoktu. Hadi, ben neyse kendime yeni bir hayat kurmuştum ama Uraz evlenmişti. Öyle ayrılalım demekle olmazdı işte.

Ortamdaki sessizliği Uraz'ın çalan telefonu böldü. Başımı kaldırıp masanın üstüne duran telefonunun ekrana baktığımda, arayan kişiyi görünce yıllar sonra içimde tuhaf yakıcı bir his belirdi. Altay. Genzimde bir acı yer aldığında Uraz'a baktım. Telefonunun çaldığından bile habersiz gibiydi. Gözlerini kapatmış, iç sesini dinliyordu sanki.

Telefon ardı arkasına üç kez çaldı. Uraz'ı bakması için dürtüklemiştim ama uyuduğu için bakmamıştı. Dördüncü kez çaldığında daha fazla dayanamayarak telefonu aldım ve odamın balkonuna çıktım. Gözlerim titrediğinde boğazıma inen yumruyla sertçe yutkunarak telefonu açtım. Karşı taraftan ses kulağıma ulaştığında bir yıl sonra kalbim ilk defa sızlayarak attı. "Uraz? Nasılsın kardeşim? Birkaç aydır görüşmüyorduk." Nefes alışverişlerimin hızlanmaması için kendimi yırttığım dakikalardaydım. İmtihan gibi geliyordu.

"Bugün, Eva'yla buluştuk ya. Şu anki yaşadığım hayat çok iyi gerçekten." Eva mı? Beni çok çabuk unutmuştu demek. Pekala, öyle olsun bakalım. Konuşmaya devam ettiğinde onu dinledim. "Büyük patrondan da haber yok. Valla keşke daha önceden gelseydim buraya. Ama-" Son cümlesiyle kendimi daha fazla tutamayıp sert bir sesle lafa atıldım. "Değil mi, keşke daha önceden gitseydin. Bende senin gitmen için bahane oldum zaten. Umarım yeni manitanla mutlusundur."

"G-Gökçe..." diye titreyen sesi şaşkın gibiydi.

"Seni tanıdığım o günün içine sıçayım! Keşke o telefon karıştırdıktan sonra bir daha hiç karşılaşmasaydık, senden nefret ediyorum!" Gözlerimin dolmasına zar zor engel oluyordum ama sesimin titremesi konusunda elimden bir şey gelmiyordu. Boğazıma oturan yumruyla sertçe yutkundum. "Ben umutlanmıştım, bizden bir şey olur sanmıştım. Çok aptalmışım... Kimsen yok diye üzülmüştüm, senin kimsesizlik hissini doldurmaya çalışmıştım. Kendime bile tanımadığım sevgiyi sana avuç avuç vermiştim. Ama sen bambaşka sulara yol almışsın."

"Gökçe, bir dinle-" demişti ki tekrar sözünü kestim. Bir yıldır içimde biriken öfke ve keder duygusu dolup taşmıştı. Bugün, bana bu telefonda tek bir kelime söylemeye bile hakkı yoktu. Ben konuşacaktım. İç sesim dahi her şeyim konuşacaktı. Susmayacaktım. İster çenem ağrısın, ister onun kulakları patlasın, umrumda değildi.

"Sen korkaksın, çok korkaksın... O kurşun var ya, senin yokluğun kadar acıtmadı. Birkaç güne geçip gitti ama senin yokluğun, kalbimde derin bir yara
açtı." Sesim çatallı ve ağlamaklı çıkmaya başladığında hafifçe iç çektim. "Aklım çoktan unuttu ama kalbe söz geçmiyor işte..." Aklın unutamadığını kalp hatırlarmış. Sol gözümden bir damla yaş süzüldü. Tam bu anda, ağlamamak o kadar zordu ki... Ağlamamam gerektiğininin bilincindeydim ama yapamıyordum, kolay değildi.

Konuşacağım, susmayacağım demiştim ama bundan sonrasına mecalim kalmamıştı, bu yüzden biraz da ona söz hakkı tanıdım. "Gökçe, ben böyle olmasını istemezdim. Gerçekten. Özür dilerim, her şey için senden çok özür dilerim. Zaten yakında döneceğim. Karşına çıkarım, aramızdaki sorunları hallederiz." Onu affedeceğimi mi sanıyordu.

Hissiz bir şekilde güldüm. "Hallederiz ya, hallederiz..." diye mırıldandım kendi kendime.

"Gökçe, biliyorum yüz defa da özür dilesem bir şey değişmeyecek ama beni de anlamalısın."

"Eğer buraya dönme gibi bir girişimde bulunursan karşıma çıkma," dedim ve alayla ekledim. "Gerçi sen manitanla gelirsin, beni ne yapacaksın ki."

"Eva kız arkadaşım deği-" diyecek olduğunda gocunmadan tekrar lafını kestim.

"Neyse ne, artık seninle ilgilenmiyorum. Beni haketmediğini ve içimdeki kırgınlıkları söylemek istemiştim sadece. Yeni hayatında mutluluklar dilerim."

Kapatacağımı anlamış olmalı ki, "Gökçe..." dedi kıvranan, içli bir sesle. "Ne olur kapatma, biraz sesini duyayım, n'olur." Yüzsüzlüğün kaçıncı boyutuydu bu?
"Gökçe, bak sana anlatamadığım çok fazla şey var. Telefonda konuşulacak şeyler değil. İzin ver, haftasonu görüşelim, her şeyi anlatayım sana." Bu zırvalıklara daha fazla katlanamadığım için bıkkınlıkla nefes vererek telefonu kapattım. Her ne anlatacaksa umrumda değildi. Vaktinde yapmalıydı.
Çalışmadığın bir sınava, sınav bittikten sonra çalışmanın bir anlamı yoktu.

Telefon tekrar çaldığında umursamadım. Telefonun kenarındaki kapatma tuşuna bastıktan sonra içeri girip Uraz'ın telefonunu masaya koydum. Kafam o kadar çok karışık ki... Ne yapacağımı bilemiyordum. İlay gerçekten de Uraz'ı aldatıyor muydu acaba ya?
Kendi kendime düşündüğüm sırada kapının eşiğinde beliren gölgeyi hissederek başımı kaldırdım ve oraya baktım. Tam karşımdaki kişiye bakarken yüzümde afallayan bir ifade vardı. "İlay?"

Saçları dağılmış, kalbi yerinden çıkacakmış gibi hızla atıyordu. Sararmış ve bana dehşetle bakan yüzünü gördüğümde endişeyle ayağa kalktım. "Sen iyi
misin?" dememe kalmadan bana doğru koştu ve kollarını bedenime dolayarak sımsıkı sarıldı. "Çok kötü şeyler oldu, Gökçe... Ben, Uraz'ı aldatmadım sana yemin ederim." Olanlara hâlâ anlam veremediğim için kendisine sarılmadım. Ha bir de, yanımızda Uraz'ın da olduğundan haberi var mıydı?

"İlay, ben neler olduğunu anlayamıyorum. Sakince anlatır mısın lütfen?" Hafifçe beline dokunup onu terasa doğru yönlendirdim. "Gel, terasta konuşalım. Ne anlatacaksan orada anlat."

Uraz'a çaktırmadan terasa çıktığımızda karşılıklı olarak koltuklara oturduk. Oturduğum yerde hafifçe öne eğilerek ellerimi önümde birleştirdim. İlay ise bu sırada gözünden akan yaşları silmekle meşguldü. Titrek titrek nefesler alırken görevli Ferhunde'ye hızlıca bize içecek bir şeyler ve su getirmesi için mesaj attım. Telefonu cebime koyup İlay'a baktığımda, "Ne oldu?" diye sordum. "Sorun nedir?"

"Ege..." diye mırıldandı dişlerini sıkarak. "Sorun bu!" Sinirle yumruklarını sıktığında her an ortamızdaki masaya geçirmek ister gibiydi. "Siz gittikten sonra bana zorla dokunmaya çalıştı. Hatta odasına götürdü." Ağlamaktan kızarmış gözleriyle bana baktı. "O sandığın gibi masum birisi değil, Gökçe. Üç yıldır saplantılı bir şekilde bana aşıkmış. Bana yakınlaşmak için seni kullanıyormuş!" Kemiklerime kadar buz kestiğimde inanamayarak karşımdaki kıza bakıyordum.

"Odasına götürüp bana zorla yaklaştığı anları unutamıyorum! Uraz'a da mesaj atmış, gerizekalı."

Gözlerimi kısa bir an yumduktan sonra beni asıl korkutan o soruyu sordum. "Ne yaptı sana?" Ne olur tahmin ettiğim şey olmasın.

Gözlerine yaşlar akın ettiğinde başını iki yana salladı.
Söylemek istemiyormuş gibi bakışlarını kaçırdığında, "Uraz'dan boşanacağım." dedi. "Doğrudan olmasa da onu aldattım. Ona daha fazla ihanet edemem." Aldatmak mı?

"İlay, o odada neler yaşandı?" Korkumu sesime yansıtmamaya çalışıyordum ama nafileydi. Kaşlarım büküldüğünde ellerini avucumun arasına aldım. "O piç, sana dokundu mu? Lütfen söyle..." Omuzları sarsıldığında ağlaması daha da güçlendi. Söylerse kendinden utanacakmış gibi bir hali vardı. Kendini sıkıp zorlayarak, "Öptü..." dediğinde hareketsiz kalarak suratına bakakaldım. "Ne?"

***

BÖLÜM SONU

Anket?

1) Bu kitaptan devam.
2) Yeni kurguya geç
3) İkisi de olsun.
4) Diğer... Sizin fikirleriniz?

Yorumlarda görüşelim lütfen. 🤍

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

20okunma 4beğeni 3yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18