10. bölüm / 16
TANIŞTIĞIMIZ KONSER/Yarı Texting10.BÖLÜM
Bölümler 16Şu an: 10.BÖLÜM
- 1 1.BÖLÜM452 kelime
- 2 2.BÖLÜM839 kelime
- 3 3.BÖLÜM1.200 kelime
- 4 4.BÖLÜM1.767 kelime
- 5 5.BÖLÜM1.105 kelime
- 6 6.BÖLÜM2.502 kelime
- 7 7.BÖLÜM1.634 kelime
- 8 8.BÖLÜM2.211 kelime
- 9 9.BÖLÜM1.739 kelime
- 10 10.BÖLÜM1.811 kelime · Okuduğun bölüm
- 11 11.BÖLÜM1.524 kelime
- 12 12.BÖLÜM1.274 kelime
- 13 13.BÖLÜM1.556 kelime
- 14 14.BÖLÜM1.816 kelime
- 15 15. BÖLÜM2.843 kelime
- 16 16.BÖLÜM1.402 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bölüm sonunda görüşelim🤍 İyi okumalar cnmlarr :)
***
Gökçe Altan
Nihayetinde hastaneden taburcu olmuştum ve eve gelmiştik ama hastaneden çıktığıma hiç mutlu olmamıştım. Kendime geldiğimden beri ablam bana yolda gelirken o tatlı poşetleri de nerden çıktı, diye sormuştu. O kadar gerilmiştim ki anlatamam. Bende tam korumacı bir abla olduğuna inanıyordum. Bazen yalanlar, ne kadar da güzel oluyordu.
Ama neyse ki beni çok iyi tanıyordu. Yere düşen kurabiyeleri almıştı. Şu an onları yiyordum. Zevkten dört köşe olmuştum resmen. Moralimi yerine getiren tek şey bunlar olabilirdi. Kurabiyelerin birazı poşetin içinde, birazı da kutunun içinde olduğu için pislenmemişti, bu yüzden şanslıydım. Fakat triliçe için aynı şeyleri söyleyemezdim. Bir tık yamulmuş ve dağılmıştı, ama bir tık. Ancak ayı ablam bunu sorun etmiyor, afiyetle yiyordu. Masada karşılıklı oturmuş, tatlımızı yerken yüzümüzde güller açıyordu.
"Gökçe," diyen sesini duyduğumda başımı kaldırıp efendim dercesine baktım. "Kız, iyiki tatlıları dışarıdan almışsın yoksa sen bu kadar iyisini yapamazdın." dediğinde gözlerimi kısarak bakış attığımda omuz silkerek tatlısından bir lokma daha aldı. Benim de kurabiyemi bitirmeme az kalmıştı. İki kurabiye kaldığında ikisini de sabırsızca ağzıma attım, küçüklerdi zaten.
Mutfağın kapısı açıldığında içeri annem girdi. Bakışları bizi bulduğunda, "Ne yapıyorsunuz kız siz burada?" diye sordu. Daha sonra önümüzdeki tatlı kutularına baktı. "Aaa... Üstüme iyilik sağlık. Kocana niye tatlı ayırmadın, Ece?" Benim tatlı yediğimi görmemiş olması, beni pozitif anlamda şaşırtmıştı.
"Giray triliçe sevmez anne," dedi ablam. "Ben ona eve gidince yaparım bir şeyler."
"İyi bakayım, bende biraz meyve çıkarayım bari." Dolabın kapağını açıp meyve tabağı çıkardı ve tezgaha koyup onları hazırlamaya başladı. "Gökçe, yardım etsene kızım." dedi arkası dönükken. Tatlım bittiği için sorun etmeden ayağa kalkıp yanına gittim. Boyu benden kısa olduğu için yukarıdaki dolapları genelde ben açıyordum. Dört tane büyük tabak çıkardıktan sonra onları tezgaha koydum. Benim burada işim bitmişti. "Hadi bays, ben odama gidiyorum."
Mutfaktan çıktıktan sonra salondakilerle beş dakika kadar muhabbet ettim, daha sonra odama geldim. Kendimi yatağa bırakır bırakmaz telefonumu alıp biraz TikTok'ta dolaşmaya başladım. Canım çok sıkılıyordu ya. Ablamlar gittikten sonra İlay'la yürüyüşe çıksam iyi olurdu.
Aradan bir saat geçmişti. Az bir şey sosyal medyada takıldıktan sonra mağaramdan çıkıp salona gitmiştim. Bizimkilerle biraz sohbet muhabbet ettikten sonra da ablamlar evine gitmişti. Bende direkt İlay'a yazıp dışarı çıkmıştım. Normalde mağaramda takılırdım ama bazen dışarı çıkmak gerekiyordu. Bu sıralar dışarıyı seviyordum.
İlay'la sahilde buluştuktan sonra yürüyüş yapmaya başlamıştık, bir yandan da sohbet ediyorduk.
"Öyle yani, kafam çok karışık. " Kol kola girmiş yürürken durgun sesini duymamla kısa bir an ona baktım. Mine'yle kavga etmişlerdi, ondan bahsediyordu. Nasıl bir kavga olduğu hakkında derin bir bilgiye sahip değildim. Yani kavganın detayı hakkında pek bir şey bilmiyordum ve açıkçası da merak etmemiştim. İlay ve Mine sık sık kavga ederdi, sonra da hiçbir şey olmamış gibi çok samimi olurlardı. Bu yüzden karışmak pek tercihim değildi.
Ama yine de ikisine de moral, nasihat vermeye çalışıyordum. "Siz yine barışırsınız," demiştim ki, İlay bir anda adımları durarak bana döndü. "Gökçe," Yavaşça bakışlarını kaçırır gibi olduğunda, "Ben onun saçını yoldum, biraz da patakladım." diyerek gerçeklerin daha derinine indiğinde beni tam anlamıyla şoka uğrattı. Kaşlarım çatıldığında, "Ne?" dedim anlam veremeyerek.
"Doğru duydun," Az önce bakışlarını kaçırıp çekinmiyormuş gibi şimdi büyük bir öfke vardı gözlerinde. Bir anda şiddetli bir fırtına gibi esip gürlemeye başladı. "Ama haketti, beni çıldırttı. Yoksa ben asla fiziksel bir şiddette bulunacak birisi değilim." Elim ağzıma gittiğinde şaşkınca ona bakıyordum.
"Neden böyle oldu ki? Yani konunun detayına fazla inmedin, hafif bir sebepten dolayı kavga ettiniz sanıyordum ben. Konu ne ki?" Sinirle burnundan gülerek başını çevirdi ve dışarıdaki havayı içine doğru çekti. "Eniştecilik," dediğinde baştan aşağı kaskatı kesildim. Az önce bir şok geçirdiysem şimdi bin katını geçiriyordum.
"Emre'ye de hesap sordum bak, o bile doğruları söyledi. Ama Mine... O bana yalan söyledi! Dostum dediğim kişi bana yalan söyledi, Gökçe!" Ellerini saçlarından geçirdiğinde göz bebekleri titrer tibi oldu. Boğazı düğümleniyordu sanki. "Söylesene, ben bu kızı nasıl affedeyim şimdi?" Yutkunup başımı eğdim. Şakaklarımı ovuşturup düşünmeye başladığımda, "Affetme." diyebildim sadece. Bana göre bu, affedilecek bir şey değildi. Bu ağır bir şeydi.
Dostluğa çekilmiş en büyük silah, ihanetti.
Bize aksiyon lazım abi derken de kastettiğim şey kesinlikle bu değildi.
***
İlay'la bu konu hakkında uzun uzun konuşmuştuk. Bana her şeyi detaylıca anlattığında kendime gelememiştim. İlay anlatırken arada sinir krizleri geçirecek gibi olunca da biraz oturup bir şeyler yemiştik. Tuhaf bir şekilde atıştırmalık herhangi bir şey, İlay'ı sakinleştiriyordu. Sahilde oturduğumuz süre zarfı boyunca İlay'ı sakinleştirmeye çalışmıştım ve o kadar yorulmuştum ki, eve gidecek mecalim kalmamıştı. İlay'ı kız kardeşim olarak görüyordum, onun acısını kendi acım sayıyordum. Ama bir yanım onu iyileştirmeye çalışırken, diğer yanım onun acısıyla kahroluyordu.
Yine de dostluk bazen böyle bir şeydi, en azından bazı kişilere rağmen.
Mine'nin yaptıklarını hâlâ aşamıyordum. Sen, arkadaşının sevgilisiyle nasıl bir yıldır gizlice görüşüyor olabilirsin? Dostunun, kardeşinin yüzüne öyle şeyleri yaptıktan sonra nasıl bir şey olmamış gibi bakabilirsin? O kız çok iyi bir oyuncuydu. Mine'yle diğer kızlar kadar samimi olmadığım için şanslıydım.
Gece'yle aram bozulduğunda İlay'a, İlay'la aram bozulduğunda Gece'ye giderdim. Ama ikisiyle de aram bozuksa ortada kalırdım. Mine'yle fazla muhattap olmazdım. İnsan meğerse hissediyormuş bazı şeyleri. Bizim yüzümüze hiç utanmadan bakarken meğer nasıl da sinsiymiş. Üstelik her şeyi habersiz değil bilinçli yapmıştı. Bu bildiğin saf kötülüktü.
"Ben artık eve geçeyim," İlay ayaklandığında bende onunla birlikte kalktım. Gülümseyerek bana baktığında omzuma dokundu. "Her şey için teşekkür ederim bebişim, beni dinlediğin için çok sağol. Bu çok iyi geldi. Seni çok seviyorum." Onu kendime çekip sımsıkı sarıldım. İyi hissetsin diye elimle hafifçe sırtına vuruyordum. Sarılışıma karşılık verdikten sonra yavaşça geri çekildi.
Vedalaştıktan sonra sahilin karşısında durağa doğru yürümeye başlamıştı. Bende biraz daha yürüyüş yapıp kafamı dağıtarak öyle gidecektim. Biraz da yalnız başıma kafamı dinlemeye ihtiyacım vardı.
Bazı yükleri eşit paylaşmaktan kendi yüklerimi ağırlaştırıyordum. Kendime verdiğim en büyük zarar bu oluyordu bazen.
Attığım her adımda esen rüzgar saçlarımı uçuruyordu. Önümü tam göremiyordum, bu yüzden bir bedene çarptığımda adımlarım kendiliğinden durdu. Saçlarımı kulağımın arkasına sıkıştırıp çarptığım kişiye baktığımda dudaklarım aralandı. Donup kalır gibi oldum. Yine mi? Bir tesadüf eseri daha. Bu kişi, o gizemli yabancıydı. Adını asla öğrenemediğim o adam.
Bu sefer şaşırmadım veya heyecanlanmadım. Çünkü eğer öyle yaparsam kalbime yazık etmiş olacaktım. Yaptığım her heyecan, kalbime büyük bir stresle sızı olarak dönüyordu. Düz bakışlarla ona baktığımda, "Pardon," diyebildim sadece. İlk defa yanından geçip gitmeyi diledim. Zira bir şey demeyecekti.
Ben ise boşu boşuna umutlanacaktım. Sanki yoldan geçen, hiç tanımayıp çarptığım birinden özür diler gibi yanından geçtim. İlerlemeye devam ediyordum ki, adımlarım birden bire durdu. Durmama neden olan şey kolumu tutan elleriydi. Yönümü istemsizce ona çevirerek gözlerine baktım.
"Altay," dedi bir anda. Çekinirmiş gibi baktı gözlerime. "Bir türlü söyleyemediğim ismim, Altay." Kısa bir an şaşırdıktan sonra hızla kendime çekidüzen verdim. Şu an kendime en çok şaşırdığım noktalardan birisi, bunun artık önemsiz olduğunu düşünmemdi. Memnun oldum veya olmadım diyemedim. Düz bakışlarım üzerinde gezinmeye devam ederken hiçbir şey deme zahmetinde bulunmadım. Neden böyle olmuştu bilmiyordum. Belki söylememesinin önemli bir sebebi vardı, onu anlıyordum. Ama bilmiyorum işte.
"Artık bir önemi kalmadı," dedim kendimi zorlayarak. "Kendini boşu boşuna tehlikeye attın."
Ben ne dedim az önce? Bir saniye, bu ben miyim?
"Önemi kalmadı," diye mırıldandı sessizce, benim dediklerimi tekrarlayarak. Dudakları düz bir çizgi halini aldı. "Pekala. Haklısın. Ben çok geç kaldım."
Anlam veremeyerek baktım. "Ne?"
Uzun süre bir şeyler düşündükten sonra umutlu bir ifadeyle gözlerimin içine bakarak, "Atakan ismini hatırlıyor musun?" diye sordu. Evet, bu isim bir yerden tanıdık gelmişti sanki. Ama tam olarak nerede görmüş veya duymuştum, hatırlamıyordum. Yine de başımı salladım, hatırladığımı belli etmek için. Başımı sallar salmaz parmaklarını bana doğru şıklattı. "Ben oyum işte."
Jeton nihayet düştüğünde, "Anladım..." dedim. Başka ne diyebilirdim ki? Hiçbir demeden uzun uzun suratıma bakınca kafam karışmıştı. "Atakan'a mı yazayım yani?" diye sordum kafamı kaşıyarak. Kafa beyin kalmamıştı cidden.
Ciddi bir ifadeyle bakarken, "Yani... Öyle birisi yok ama sen bilirsin." deyince kendimi tutamayıp bir anda güldüm. Güldüğümü görünce o da hafif tebessüm ederek bana baktı. Gülmem yerini kahkahaya bıraktığında karnıma giren ağrılar yüzünden karnımı tuttum ve yere çömelerek gülmeye devam ettim. Ben genelde komik bir söze değil, kişinin yüz ifadesini görünce kahkaha krizlerine giriyordum. Yoksa Altay komik bir şey dememişti yani. Ama yüz ifadesi komikti işte.
"Sana benim hakkımda gereksiz bir bilgi vereyim mi?" dedim gülmemi engellemeye çalışarak zar zor ayağa kalktığımda. Ver dercesine baktı. "Birisi bana bir şey dediğinde yüz ifadesi tuhafsa ben kendimi tutamam." dedim. "İster çok ciddi, ister çok komik bir konu olsun, farketmez. Ben tam orada patlarım." Otuz iki diş sırıttığımda tebessüm eder gibi dudakları kıvrıldı.
"Gül gül, gülmek iyidir. Bu arada verdiğin bilgi de gereksiz değildi." Hafiften afallasam da belli etmedim ve yavaşça gülmeyi bıraktım. Çenem ve karnım ağrımıştı.
Dudakları aralandı. Elini açtığında yukarı kaldırıp, "Gökçe Hanım, ben..." diyordu ki bir anda sustu. Dudaklarını sımsıkı birbirine bastırdığında havadaki eli yanına düşmüştü. Aklına artık her ne geldiyse bakışlarını kaçırdı. "Neyse, boş verin."
"Benim artık eve gitmem gerekiyor," dedim nefes vererek. "Eğer iletişimlik bir durum olursa yazarsınız."
"Erken değil mi?" diye sordu çekinirmiş gibi baktığında.
"Saat geç oldu, üstelik ben saatlerdir burdayım."
"Pekala..." Etrafa bakındıktan sonra bana baktı. "İstersen bırakabilirim, arabayla gelmiştim zaten." Bir şey demek için dudaklarım aralanır gibi oldu ama konuşamadım. Yani, bilemiyordum. Ona her ne kadar çok bağlanmış gibi hissetsem de ismini bile bugün öğrenmiştim. Üstelik mafya olduğunu düşünüyordum, fazla bir güven duygusu besleyememiştim ona karşı. Hayatımda belirli bir sıfata da sahip değildi ne olsa. Kısacası kendim gidecektim. Bacaklarım tutmasaydı bile kendim giderdim.
"Ben kendim giderim, teşekkürler yine de." dedim ve yönümü çevirip hoşçakal, bile demeden kendi yoluma doğru yürümeye başladım. Bir durgunluk vardı sanki üzerimde. Hiçbir şey hissedemiyordum. İçimde nasıl bir duygu vardı, onu adlandıramıyordum.
Aslında aradığım fırsat tam arkamdaydı, bizi tekrar bir tesadüfün bulmasını istemiştim ama sadece istemişim. Tesadüfüm gerçekleşince bir tuhaf gelmişti. Anladım ki bazen istemekle, yaşamak bir değilmiş.
***
Yatağıma uzanmış, pikeme sarılarak telefonuma bakıyordum. O kadar çok hiçbir şey yapasım yoktu ki, sadece telefona bakabiliyordum. Eve geldikten sonra anneme biraz yardım etmiştim, ondan sonrasında bir şeyler atıştırmıştım. Bugünümün çoğu rutin geçmişti yani. Altay dışında...
Sahi Altay demişken, ne yapmıştı acaba?
Gerçi bunu neden merak ediyordum ki?
Muhtemelen şu an aklına bile gelmiyorumdur.
Telefonumdan bildirim sesi geldiğinde iç çekerek İnstagram'dan gelen mesaja tıkladım.
Bir yeni mesaj
Altytlz: Selam Gökçe Hanım rahatsız ettiğim için kusura bakmayın merak ettim de ondan yazdım
Altytlz: Eve geldiniz mi diye
Altytlz: Yanlış anladıysanız çok özür dilerim
Altytlz: Umarım yanlış anlamamışsınızdır
Altytlz: Sanırım epey boş konuştum
Yüzümde oluşan belli belirsiz gülümseden habersiz bir şekilde ona yazmaya başladım.
Gökceealtn: Bence artık resmiyete gerek yok sadece Gökçe yeter
Gökceealtn: Ne de olsa bundan sonra görüşücez gibi geliyor
Altytlz: Evet sanırım öyle olacak gibi
Gökceealtn: Baştan tanışalım mı o zaman :)
Altytlz: Tabiki çok sevinirim :)
***
Yavaştan bizimkilerin beraber oldukları sahneler gelmeye başlıyor sonunda yaniii buralara kadar biraz sıkıcı olaysız ilerlemiş olabilir gerçi bi tık bir şeyler oldu ama her neyse
Bu arada size beleş bi spoi verim yaşlı teyzeyi ilerdeki bölümlerde yine görücez uzun uzun degil ama hikayesini görürüz
Ve, ve, ve... Altay ve diğer yan karakterlerin de işlerine biraz değinmek istiyorum mafya demek biraz sacma pek bir mafya olarak göremiyorum onları ama okuruz elbet
Hayırlısıyla ilk 10 bölümü hallettik
Böyle yani begenip yorum yapmayı unutmayın cnmlar 🤍🌸🌹
Bölüm etkileşimi
