6. bölüm · TANIŞTIĞIMIZ KONSER/Yarı Texting

6.BÖLÜM

İrosiii

Gece: Kanka bize gelecekmişsin

Gece: Niye haber vermedinn kızzz markete giderdim

Gece: Gerçi hâlâ gidebilirim de

Gece: Aman ne malım bende

Gece: Neyse askımm özel bir istegin var mı

Gece: Sakın para harcamak yok

Gece: Herseyi ben yapıcam

Gece: Makarna salatası yapim mi sana :)

Gökçe: Aynur Aydın geliyor sevgili izleyenler

Gece: Seversin🥰

Gökçe: ĞEMDDŞDKDÖSKDÖKDDŞ

Gece: WİSNXÖZKSÖKSSZ

Gece: Aklıma hilzey editi geldi bak

Gökçe: dimi benimde

Gece: Ne yaptın bu arada

Gökçe: Dondurmacıdayım

Gece: Ne alaka

Gökçe: Of uzun hikaye ya

Gökçe: Ben biraz geç gelirim haberin olsun

Gece: Noldu kız meraklandım

Gece: Ne olduğunu söyle sadece detaya gerek yok gelince anlatırsın

Gökçe: Bir tane bunak, ihtiyar, fosil, kuşak bilmem ne, 1930 doğumlu (şüpheli), murat kuyumculuk çanta, köy şalvarı, oğlumu sana ayarlayım mı tipi teyzelere benzeyen... Amaaaan yaşlı işte öyle bir tiple hafif bir kavga ettik

Gece: Özür dilerim ama bi bok anlamadım

Gökçe: Bir yaşlıyla kavga ettik

İsteyince kısa kesilebiliyormuş ya.

Gece: NE?! NASILLL

Gece: Dondurmacı ne iş peki

Gökçe: Alnıma buz tutacam

Gece: Ne oluyor amk

Gökçe: Kanka bastonuyla alnıma vurdu iste sisti biraz buz tutucaz simdi

Gece: Caz derken??? Tutucazzz dedin kim var orada

Gökçe: Konserdeki adam

Gece: manifest konseri mi

Gökçe: Kac tane konsere gittik kanka biz

Gece: Ay doğru beyin gitti

Gökçe: var mıydı ki

Gece: Hıhhh öyle olsn ben gidiom bb

Gökçe: Paşalar gibi döner

Gece: Paşa döner mi dediiiin

Gökçe: Off benim ekran süresi cok geride kaldı beaa bu seyde baya geride kaldı zaten

Gökçe: Full kitap okuyorum bu aralar

Gece: kanka ne güzel iste genel kültür kazanıyosun

Gökçe: Dimi sorma genel kültür

Gece: Ne tür okuyodun sen

Gece: Ansiklopedi edebi tür Dostoyevski falan mı

Gökçe: Wattpadilovski

Gece: one gıııı

Gökçe: Boşver kanka fazla merak iyi değil diyolar

Gece: Yazıklar olsun en yakın arkadaşlarından biriyim ve ne tür kitaplar okuduğunu bilmiyorum pühh (yüzüne tükürdüm farzet)

Gökçe: Oh çok şükür yarabbim

Gece: AL İŞTE KESİN EKRAN SÜRESİYLE İLGİLİ ANLAMIYORUM EKRAN SÜREM 9 SAAT AMA ANLAMIYORUM!!!

Gökçe: Full yt da takılıyosun cünkü milletin clean girl vloglarını izleyip onlara özeniyosun

Gökçe: Bir gece bana yazıyosun yarın bambaska hayatım olacak kanka avokadolu tostla güne baslıcam diyosun

Gökçe: Ama sabah kahvaltıda da ciğer gömüyosun aq

Gökçe: Eskiden böyle değildin sen

Gökçe: En azından "O sırada" ile başlayan espriler yapmazdın korkuyorum valla senden

Gece: Şuna bak ya ekran süresi yüksek olanlar düşük olanları zorbalıyor

Gökçe: Artık böyle askımm alısacaksın elbet

Gökçe: Ve lütfen o vlogları izlemeyi bırak az tt kaydır

Gece: Vereceğin tavsiyeyi...

Gece: Hayırlı arkadas 🥰🌹

Gece: Annem test cöz diyor yks ye az kalmıs

Gökçe: kanka biz üniversiteden mezun olacaz ha? Bilgin olsun yani

Gökçe: Az kaldı

Gece: Bilemiyorum kafam cok karısık (nefes verir)

Gökçe: Sen kesin watty okuyon ya yeme beni

Gece: Ne

Gökçe: Boşver (ne alakaysa kişner hemen sonrasında fokurdayarak güler)

Gece: Sen ne anlatıyon kanka

Kendimi bir an at olup kişneyerek, hemen sonrasından fokurdayarak hayal edince oturduğum yerde kıkırdamaya başladım. Daha sonrasında bu kıkırtım bağırmalı kahkahaya dönüştü.

Oturduğum sandalyeden yere düştüğümde, sandalye de benimle birlikte üstüme düştü ama umursamadım. Yerde dizlerime vurarak kahkaha atmaya devam ediyordum. Bir yerlerime vurarak gülünce o gülüş, daha farklı bir anlam kazanıyordu sanki. Daha çok tadı çıkıyordu.

Yanımdaki adam, anın verdiği şaşkınlıkla afallamıştı. Bana buz getirecek ablanın ise kapının eşiğinde durduğunu hissedebiliyordum. Onları kaale almamaya devam ederek kahkahamı bozmadım, elbet birazdan susardım. Gülmekten çenem ağrımaya başladığı için susmaya çalıştım ama nefes alışverişlerim hızlıyken bu biraz zordu. Ne gülmüştüm ama ya.

"İyi misiniz, Gökçe Hanım?" diye sorduğunda başımı sallayarak ayağa kalktım. Ayağa kalkarken dengem bir an sarsılır gibi olunca hızla belimden tutmuştu.

Sırıtan ifadem anında silindiğinde dudaklarım aralanarak yüzüne baktım. Birkaç saniye boyunca mavilerine hapsolduğumu hissettim bu sırada. Mavi göz çok güzeldi ama onda ayrı bir harikaydı. Okyanus mu desem yoksa gökyüzü mü, bilemiyordum. Gerçi, hemen hemen benimde gözlerim mavi gibiydi ama bu kadar etkileyici gelmiyordu. Belli belirsiz maviye benzeyen yeşil gözlere sahiptim fakat aynadan kendime baktığımda etkilenmiyordum. Sahi kendimden neden etkileneyim ki, aman ne tuhafım ya bende.

Kendime gelince yutkunarak geri çekildim. En son ki dediklerini unutmamıştım, şimdi neden böyle yapıyordum ki? Bende bir şeyler vardı.

Telefonumu yerde görünce hızla eğilip aldım ve ekranı kontrol ettim. İçim rahatladı, bir çizik dahi yoktu. Gece'yle olan mesajlaşmamız da yarım kalmıştı lakin şu an, bunu düşünmek istemiyordum.

Abla şaşkınlığı üzerinden atıp bize doğru yürüdü ve buzu bana uzattı. "Daha dikkatli ol, canım." dedi tebessüm ederek.

"Tamam, abla," Buzu elinden alıp alnıma tuttum. Bu sırada da üzerimde onun bakışlarını hissedebiliyordum. İsmini hâlâ öğrenemediğim o gizemli adam, muhtemelen bir daha karşıma çıkmayacak o adam. Bari ismini söyleseydi ya.
En fazla ne yapabilirdim ki zaten?

İnstagramını bul, hesabını stalkla, mesaj yazıp onu darla.

Hayır, annem kızar bay bay.

Dakikalar birbirini devirip geçtiğinde, biraz daha iyi olduğumu hissettim. Bu yüzden fazla durmadan dondurmacıdan çıkmış, tekrar yolun karşısına geçmiştik.

Yine rüzgar esiyordu ve saçlarım görüş açımı kapatıyordu ama ben onu hâlâ görmeye devam ediyordum. O, hayatıma çok aniden giren ve tüm sıkıntımı alan ama bir yandan da kurtulmak istediğim bir adamdı. Bana yazmasını beklemediğim gibi, bugün de karşılaşmayı asla beklemiyordum. Dediğim gibi bazen ondan kurtulmak istesem de, bir yanım onu çok özlüyordu.

Varlığı bana çok iyi gelmişti.

Ama yine bir veda vaktiydi.

İsmini duymayı çok istesem de bir türlü öğrenemedim.

Muhtemelen bir daha böyle tesadüf eseri karşılaşamayacaktık, ama artık bir önemi yoktu zaten. Onu umursamamalı, yoluma devam etmeliydim. O, benim için her zaman bir yabancı olarak kalmalıydı. İkimiz için de en doğrusu buydu.

Dudaklarının kenarının belli belirsiz kıvrıldığını gördüm. Sanki samimi, içten olmak için kendini zorluyordu. Ya da belki de bu, son karşılaşmamız olduğu için böyleydi. "Hoşçakalın Gökçe Hanım, kendinize iyi bakın." dedi düz bir sesle. Eli bir an omzuma gider gibi oldu ama geri çekti. Sanırım rahatsız olacağımı düşünmüştü. Ne de olsa hayatımda herhangi bir sıfata sahip değildi.

"Hoşçakalın," Benim sesim kendisinin aksine düz değil, epey boğuk çıkıyordu. Her an ağlayacakmışım gibi hissediyordum. Vedalar çok can yakıyordu be.

Dudaklarının kenarı tekrar belli belirsiz kıvrıldı. Ama bu tebessüm, samimiyetten biraz uzak gibiydi. Vedayı andıran, soğuk bir tebessüm.

Sırtını bana dönüp gittiğinde, "Hoşçakal, isimsiz adam..." diye fısıldadım ve sırtımı dönüp yürümeye başladım. Yollarımız böylece ayrıldı, ikimizde başka yönlere doğru ilerledik. Bu sırada gözlerimden yaşlar süzülmeye başladı. Canım acıyordu.

Bayıl bi'de Gökçe.

Sanırım o tesadüf bizi bir daha bulmayacaktı.

Ve belki de bu, onunla olan son karşılaşmamızdı.

***

Tezgahın üstünde otururken, "Mısır koyayım mı?" diyen Gece'nin duyduktan hemen sonrasında gözümün önünde sallanan bir el hissettim.

"Eeaalooo! Kız sana sesleniyor, dünyadan Gökçe'ye!" İlay'ın sesini duymamla başımı kaldırıp suratına baktım. "Rahat bırakın beni," dedim onu omuzlarından hafifçe geriye iterek. Bir süre kimseyle konuşmak istemiyordum; tüm moralim, motivem bitmiş ve tükenmişti.

"Ne koyacağımızı söyle bari," dedi İlay göz devirerek.

Sinir kotam hafiften dolmaya başladığında yüzümü sıvazladım. "Ne koyarsanız koyun ya, bana ne."

Utanmasa çubuk krakerin paketini yiyecek olan Mine, "Bunda bir haller var." dedi paketin içindeki tozunu ağzına dökerek. Paketi yırtmış, hâlâ tozları yemeye çalışıyordu. Bizim açgözlülük.

"Ya bir rahat bırakın kızı, efkarlı işte görmüyor musunuz? Bu durumu sizde yaşayabilirdiniz." Gece onları kınar gibi azarladığında yanıma gelip omzuma dokundu ve hafifçe sıktı. "Ben sana hak veriyorum, bacım." dedi gülümseyerek. Kolumu onun omzunun diğer tarafına attığımda gülümsemeye çalıştım. "Cansın,"

İlay ve Mine alınmış gibi bize baktığında, "Biz eşek başı mıyız?" dediler aynı anda.

"Ne münasebet, tabiki de öylesiniz." dediğimde yargılayıcı gür bir kahkaha attım. Gece de benimle birlikte gülmeye başladı ama omzuma vurarak. Gülüşüm solduğunda Gece'nin koluma vuran eline yüzümü buruşturarak baktım. Kız resmen gülerek beni dövüyordu. Canım acımaya başladığı için hafifçe geri çekildim. "Tamam," dedim öksürüp boğazımı temizleyerek. "Hadi şu yemeğe yapın da yiyelim."

"Sen yap," dedi İlay, kendince triplere girerek.

"Ben yapamam."

"Niye, elin ve kolun yok mu, kanka?"

"Ya bir overthink yapmama izin vermediniz. Ayrıca ben istesem de iş yapamam, anlayın artık." dedim üzerine basa basa. Bunu özellikle Mine ve İlay'a bakarak söylemiştim, Gece'yle bir derdim yoktu. Zaten beni bir tek o anlıyordu, asla kavga etmezdik onunla çünkü ikimizde insanca konuşma taraftarıydık. Yani bana kıyasla o öyleydi, ben biraz serttim ama ona karşı iyiydim. Çevremle bir sorun yaşayınca sinirli ve atılgan olabiliyordum. Ancak arkadaşlarımla bir sorun yaşıyorsam, sakince konuşurdum. Biz normalde İlay'la daha yakındık ama bu sefer külahları değişmiş gibiydik.

İlay, bu grupta kendimi ona en çok yakın hissettiğim arkadaşımdı ama bir şey olduğunda da birbirimizin kalbini kırmaktan çekinmezdik. Ama küslüğümüz pek de uzun sürmezdi; dayanamazdık çünkü, ya İlay gelip benim gönlümü alırdı ya da ben onun. En fazla iki gün konuşmazdık. Bu süre zarfında ayrılık acısı çekiyormuş gibi kahrolurduk ikimizde. Kan bağımız var gibi kopamıyorduk. Çok denesek de olmuyordu, belki de bu toksik bir arkadaşlıktı ama biz birbirimizin kız kardeşi gibiydik. Her ne olursa olsun.

Atışsak da, iyi itişsek de günün sonunda yine birbirimizi buluyorduk.

Arkadaşlık bazen bu demekti.

Tezgahtan inip İlay'a baktım ve gülümsedim. Benden bir anda böyle bir hamle beklememiş olacak ki şaşırmıştı. Kaşlarını kaldırıp ne var dercesine başını salladı. Bunu umursamayıp mutfaktan çıkacağım sırada arkamdan bir anda İlay ve Mine'nin püskürtmeli gülme seslerini duydum. "Ne oldu?" diye sorarak onlara döndüğümde birbirlerini döverek gülüyorlardı. Yönümü Gece'ye çevirdiğimde tezgaha yaslanmış ve bakışlarını kaçırmış olduğunu gördüm. Sanki o da hafiften gülüyordu ama bir yandan mahçuptu da.

"Gece? Ne oldu, niye gülüyor bunlar?" diye sordum safça.

"Götün hipo olmuş kanka," dedi ve ardından panikle hızlıca ekledi. "Ben gerçekten çok özür dilerim, çok özür dilerim. Yemin ederim tezgahı temizlediğimi unutmuşum!" Başımı kalçamın olduğu tarafa çevirdiğimde gördüklerim karşısında kaşlarımı çattım. "Lan!" Elimi götürüp sileceğim sırada bunun mantıksız olduğuna kanaat getirdim çünkü çoktan kurumuştu. Ki kurumasa bile elimle silemezdim, başka bir şeyle silsem de geçmezdi. Her şey için çok geçti anlayacağınız.

"Of ya!" diye patladım bir anda. "Çıldırmama ramak kaldı yemin ediyorum!" Anlık bir hışımla mutfaktan çıktım. Arkamdan gelen adım seslerini duyabiliyordum. Gece, "Kanka, istersen benden bir şey vereyim." diyene kadar kendime giyecek bir şeyler getirmediğimi farkettim. İçimden kendime küfrettiğimde adımlarım kendiliğinden durdu.

Yönümü ona çevirdiğimde Gece, bakışlarımdan anlayarak eliyle bir dakika işareti yaptı. Odasına girdikten sonra hızla elinde siyah bir pijama takımıyla döndü. Renkli kıyafetler giymeyi pek sevmediğim için sormadan bunları getirmesi, beni mutlu etmişti. Bacım da bacım.

Pijamaları aldıktan sonra müsait bir odaya geçip hızlıca üzerimi değiştirdim. Kirlilerimi Gece'ye verdikten hemen sonrasında ise mutfağa geçmiştim. Makarna salatasını karıştırırken hemen yanımda sandalye çekmiş, oturan İlay ise bir şeyler anlatıyordu.

Çenesi hâlâ nasıl ağrımıyordu, anlamış değildim. Hem çok hızlı konuşuyor, hem de susmuyordu. "Kanka, işte sonra ben gittim dedim ki; abla şaka yapıyorum, valla özür dilerim." Ellerini birbirine vurdu. "Ama yok abi, kadına bir türlü anlatamadım. Akım yapıyorum dedim, bana az kalsın dava açacaktı. Ucuz yırttım valla."

Makarna salatasını karıştırmayı bırakıp ona döndüm. "Ee sonra ne oldu?"

"İşte polis, jandarma, ambulans, itfaiye vesaire tüm ekip geldi." dedi alayla.

Gülerek önüme döndüm. Anlattığı şey saçma ama bir yandan da fena komikti. Bu salak, dün bir markete girmiş. Sonra aklına bir akım gelmiş ve telefonundan yabancı bir şarkı açıp milletin yanından geçmiş. Ancak bir kadın basbayağı ona kafayı takmış. Burası bir yerden tanıdık geldi sanki. Her neyse, sonra kadınla bunlar uzunca sözlü olarak atışmışlar. Olay da nezarette sonlanmış. Ciddileşmeye çalıştığım anlarda bile gülesim geliyordu, yaptığı akım zaten ayrı bir komikti. Umarım tahmin ettiğim şarkıyla yapmamıştır.

Dakikalar sonra yemeğimizi yemeye başlamıştık ama pek huzurlu bir yemek sayılmazdı. İlay Hanım'ın çenesi bir türlü susmak bilmiyordu, en sonunda ağzının ortasına bir tane yapıştıracaktım o olacaktı.
Şu an en sevdiğim yemeklerden birisini yiyordum ama bir türlü mutlu olamıyordum. Bundaki de ne çeneymiş arkadaş. Ben iki dakika konuşsam hemen çenem ağrıyor, su içesim geliyordu. Aman ne diyeyim ki, İlay da travmalarını böyle atmaya çalışıyordu işte.

Makarna salatasından bir kaşık alıp çiğnemeye başladığım sırada aklım yine uzaklara doğru dalıverip gitti. O zamansız yabancı, hayatıma su gibi girip, su gibi çıkmıştı ama nitekim bir türlü unutamıyordum kendisini. Adamla mesajlaşırken kendisine ayı gibi davranmış, gittiğinde ise bir anda kuşa dönmüştüm. Elinle ittiğini kalbinle ararsın misali.

Stalk yeteneklerim şahane olduğu için ismini söylese sosyal medya hesaplarını hemen bulabilirdim ama ismini de bilmiyordum işte. Gerçi adam teorisel olarak mafyaydı, instagramla ne işi olurdu ki... Of, içim içimi kemiriyordu! Unutmak istiyorum onu artık, unutmak.

Sadece unutmak.

"Gökçe, kara kara ne düşünüyorsun? Bize de anlat da dinleyelim." diyen Gece'nin sesini duyduğumda başımı kaldırarak, "Hiç," dedim aniden. "Önemsiz şeyler." Tabii, önemsiz şeyler...

"Emin misin? Sen bu aralar çok fazla dalıp gidiyorsun sanki?" İşte ona bu konuda hak veriyordum.

"Overthink yapıyorum." dedikten sonra makarna salatasından koca bir kaşık alıp ağzıma tıktım ve çiğnemeye başladım. Hemen ardından ayrıyeten önümde duran kornişon turşulardan dört tane alıp onu da ağzıma tıktım. Bir anda açlık hissiyatı bastırmıştı.

Üçü de bana şok içinde baktığında onları umursamadan makarna salatasından bir kaşık daha aldım. İki dakika içinde tüm tabağı sil süpür yaparak bitirmiştim. Kızlara baktığımda soluksuz beni izlediklerini gördüm. Camış gibi yememişcesine peçeteyle ağzımı kibarca sildiğimde onlara bakıp kirpiklerimi kırpıştırarak, "Ne bakıyorsunuz?" diye sordum masumca. "Sanki siz hiç böyle yemek yemediniz."

"Yemedik kanka!" dediler aynı anda. Bu sefer şok içinde onlara bakan bendim.

Gece'nin bu ihaneti diğerlerine kıyasla çok koyduğu için, "Sende mi Gece?" dedim inanamayarak.

Dudakları aralıyken başını salladı. "Bende, kanka," Kanka kelimesinin bulunduğu, çıktığı, üretildiği, akla geldiği günün gecesini ve sabahını... Yemin ediyorum duymaktan gına gelmişti artık.

***

Günümün çoğu sabah dışında epey monoton geçmişti. Gecenin bir yarısı olmuştu ve kızlarla şimdi film gecesi yapıyorduk. Alışılmışlığın içinde bir hayatım vardı. Günler her zaman öylesine geçip giderdi. Faaliyetlere bile fazla açık birisi değildim. Arada sırada oturduğumuz şehre sevdiğimiz sanatçılar gelirse konserine giderdik o kadar. Onun dışında hepimiz fazla sıradan hayatlar yaşıyorduk.

Mine bazen, annesinin kıyafet dükkanında öylesine iş yapıyor, Gece odasında full ders çalışıyor, İlay rahat bulduğu her yerde video kaydırıyor, ben ise günümün çoğunu iş yaparak geçiriyordum. Aslında, annem bana her iş verdiğinde huysuzca söylensem de kafam dağılmıyor değildi. Mesela bulaşıkları yıkamak ve yeri silmek terapi gibi geliyordu bana. En sevdiğim ev işleri bunlar olabilirdi. En nefret ettiğim ise çamaşır asmak ve toplamaktı. Özellikle çamaşır toplamak benim için resmen bir travmaydı; arasından böcek çıkacak korkusuyla tabiri caizse altıma sıçıyordum.

Öyle işte.

Bu kadar sakinlik beni sıkmıştı ya. Bize adrenalin lazım.

Kafamın içinde uzaklara dalıp gidiyordum ki yan taraftan gelen ağlama sesiyle başımı çevirdim. İlay hüngür hüngür ağlıyordu ve kucağına bir ton peçete vardı. Neden ağladığını anlamak için bakışlarımı televizyona diktiğimde afalladım. Değişik bir korku filmi izliyorlardı. İsmini bilmiyordum. Şu an filmdeki sahnede çok değişik şeyler olduğu için ne anlatacağımı da bilmiyordum ama ekranda ağlamaya değer şeyler olmadığı kesindi yani.

Kızlara baktığımda İlay'ı sakinleştirmeye çalıştıklarını gördüm. Bu sahne de bir yerden tanıdık geldi sanki.
Bir anda aklıma gelenlerle oflayarak önüme döndüm. Yine aklıma o gün yaşananlar gelmişti. Gözüm dolacakmış gibi hissettiğimde telefonumu aldım ve ayağa kalkıp salondan çıktım. Çıkmadan önce, "Lavaboya gideceğim," dediğim için kızlar bir şey dememişti.

Ama lavaboya giymeyecektim.

Gece'nin odasına girip dolaptan siyah kapşonlu bir hırka aldım. Dışarı çıkmak ve rahatça overthink yapmak istiyordum, buna ihtiyacım vardı.

*

Evet yine bir bölüm sonu, burada biraz bir şeyler konuşmak istiyorum.

Kitabın şu an 1.bölümü 7 beğeni falan aldı. 2.bölümde büyük ihtimalle yanlış hatırlamıyorsam 2 beğeni almıştı. Anlayacağınız kitap henüz tutmadı. Belki üşengeçlik yapmazsam kitap 10.bölümü geçince tt de tanıtım falan yaparım bilmiyorum.

Bu arada kitabın asıl aksiyonunun bu bölümden sonra geleceğini düşünüyorum çünkü gelecek bölüm için kafamda gerilimli bir sahne var. Eğer yapabilirsem en iyi şekilde yazmaya çalışıcam. Öyle işte.

Eğer kitap tutarsa yorumlarda buluşalım cnmlar, az sohbet ederizz kızzz.

Her neyseee, gelecek bölümlerde görüşmek üzere. Beğenip yorum yapmayı unutmayın plss 🙏

TikTok;

İrowlsy
Elyndra