3. bölüm · TANIŞTIĞIMIZ KONSER/Yarı Texting
3.BÖLÜM
Bazen ufak dertler başımıza büyük sorunlar açabiliyordu. Mesela ben, hayatımda bir telefon şifresi için bayılan kimseyi görmemiştim. Şu an bir ilk yaşanıyordu. İlay, baygın bir şekilde Gece'nin kucağında yatarken insanların uğultu sesleri artmıştı. Herkes merakla bizim olduğumuz tarafa bakıyordu. Bazı insanlardan, neden bayıldı, acaba hasta mıydı? gibi sorular duyuyordum. Diyemiyorduk ki: telefon yüzünden bayıldı. Çok trajikomik bir durumun içindeydik resmen.
Birazdan ayılacağını düşündüğüm için panik yapmadım ama ufaktan da korkmadım değildi. Asla ama asla böyle bir şey beklemiyordum. İlay'ın bayılacağı aklımın ucundan dahi geçmezdi.
Konsere odaklanan kişi sayısı, bize bakan kişilerden daha fazla olduğu için konser bölünmemişti. Zaten böyle saçma bir şey için de bölünmesine gerek yoktu. İlay'ın da hayati bir risk taşıdığını düşünmüyordum. Muhtemelen birazdan uyanırdı.
Gece, kucağında yatan İlay'ın yanağına vurarak uyandırmaya çalıştı ama İlay'dan tık yoktu. "İlay, hadi uyan!" diye seslense de İlay duymamıştı. Hâlâ bilinci kapalıydı. Ama biraz daha uyanmazsa kendi yöntemlerimi deneyecektim. Rezil kepaze olmuştuk millete. Sıkıntılı veya ciddi bir şey olsa milleti asla umursamazdım fakat şu an, bunu bilerek yaptığına o kadar emindim ki... Kimse böyle bir şey için bayılamazdı yani.
İlay daha fazla uyanmadığı için yanına eğiliyordum ki, bir anda patlayan bir silah sesi işittim. Aynı dakikalarda insanlar çığlık atarak kaçmaya başlamıştı ve ses çok yakından geliyordu. Neler oluyordu?
Başımı kaldırdığım anda hafif iri cüsseli bir adamla göz göze geldim. Kafasındaki şapkanın içindeki siyah saçları, karanlık gökyüzü gibiydi. Havanın karanlık olmasına rağmen elmas gibi parıldayan mavi gözlerini görünce yutkunmak zorunda kalmıştım. Keskin yüz hatları, hafif dolgun dudakları ve düz burnu yüzüne epey yakışıyordu. Simetrik bir yüzü vardı ve itiraf etmeliyim ki çok yakışıklı ve çekiciydi. Adam bana doğru yürüyüp tam önümde durdu. "Gökçe Hanım?" dedi emin olmak istercesine. Bakışlarım biraz aşağılara kaydığında elinde duran İlay'ın telefonunu gördüm.
Gelmiş, telefonu getirmişti. Cidden getirmişti. Getireceğim demesine rağmen getirmesine pek bir ihtimal verememiştim açıkçası ama sözünün eriymiş. Telefonu bana uzattığında boş gözlerle elindeki telefona baktım. Şu an herkes bize bakarken İlay'ın çantasındaki telefonu çıkarabileceğimi sanmıyordum. Gözlerim istemsizce bizimkilerin olduğu tarafa kaydığı anda sırıtarak bana bakan kızları görünce ağzım bir karış açıldı. İlay da uyanmıştı. Her şey bir rol müydü yani?
Adamın uzattığı telefonu almak yerine kaşlarımı çatarak sinirli bakışlarımı ona çıkardım. "Konserde silah sıkmak ne demek, iyi misiniz siz!" Elindeki telefonu bir hışımla alıp İlay'a fırlattım. "Al sende şu telefonunu!" Havada kaptığı telefona anlam veremeyerek baktı. "Nasıl lan? Benim telefonum mu bu?" Bazı insanların cidden gölgesinden haberi yoktu.
Yeri kırarcasına sert adımlarla İlay'ın yanına doğru ilerledim ve kolunda duran çantayı sertçe çekip aldım. Çantayı öyle hızlı ve güçlü açmıştım ki fermuarı çıkmıştı. Bunu umursamayıp telefonu çıkardım, daha sonrasında tekrar adamın yanına yürüdüm. Telefonu eline verdiğim gibi kolundan tuttum ve konser çıkışına doğru sürüklemeye başladım. Az önceki olanlardan sonra millet, korkarak bize yolu açmaya başlamıştı.
Dakikalar içinde konser alanından uzak, boş bir alana geldik. Buraya gelene kadar onun kolunu sıkıca tuttum. Zaten kaçmaya çalışmamıştı bile. Adam akıllı konuşacağımızı anladığı için karşı çıkma gereksiniminde bulunmadı.
Etrafta kimsenin olmadığından emin olduktan sonra, "Neden silah sıktın?" diye sordum, hemen sonrasında dişlerimi sıktım. "Bunu yapmana gerek var mıydı? Neden, niçin yaptın?" Beni bulması için silah sıkmasına gerek yoktu, telefon denen bir şey vardı. Bunun varlığını unuttuğunu sanmıyordum.
"Mesaj attım, duymadıysanız bu benim suçum değil." derken gözleri kolunu sıkıca tutan elimi buldu. Bunu farkedince yalandan öksürürek kolundaki elimi çektim. Az önce esip gürlememiş gibi şimdi de utançtan kıpkırmızı olmuştum. Beni utandırmamış gibi kendisi oldukça rahattı.
"Size mesaj attım, seslendim de Gökçe Hanım ama duymadınız." dedi.
Kaşlarımı çattığımda çemkirir gibi kollarımı göğsümde birleştirdim. "Konserde duymamı nasıl bekliyordunuz acaba?" dedim anlam veremeyerek.
"Bazı insanların kulağı her şeyi duyar."
"Ama bazı insanların." dedim üzerine basa basa. "Haklılık payının çoğu bende, aksini söyleyemezsiniz."
"Tamam, yaptık bir kere bir hata."
"Bir kere?"
"Ya siz, söylediğim her şeyin altından bir anlam aramaya çalışmayı ne zaman bırakacaksınız?"
Aklıma gelenlerle, "Tabi siz anneleri tarafından..." diyecek oldum ama hızla yuttum. Bende az değildim ha.
"Her neyse, telefonlarda verildiğine göre ben artık gidebilirim." dedi ve gitmeden önce son kez bana baktı. "Kendinize iyi bakın, Gökçe Hanım." Gitmek için bir adım attığında istemsizce gözlerim doldu. İyisiyle kötüsüyle eğlendiğim saatler olmuştu. Onunla yazışırken kendimi bambaşka bir dünyada bulmuştum. Şimdi veda etmek, canımı acıtıyordu işte.
"Sizde," derken sesimdeki üzüntü bariz belli oluyordu. Veda etmek istemiyordum nedense. Bunu itiraf etmekten çok çekiniyordum hatta şimdiden çok utanç duymaya başlamıştım ama ben, sanırım bu adama bağlanmıştım.
İsmini bile bilmediğim bir adama çok bağlanmıştım.
O bir kez bile arkasına bakmadan gittiğinde, ben bir süre arkasından bakakaldım. Esen rüzgarla uçuşup yüzüme gelen saçlarım bile, onu görmeme engel olamamıştı. İçimde tarif edemediğim bir burukluk hissi vardı. Keşke bir kez arkasına baksaydı. Ama bakmadı, gitti. Gözüme dolan yaşları akmadan avucumun içiyle silip derin bir nefes verdim.
Az önce kendisine karşı hırçın ve asi davranırken, şimdi ağlamamalıydım. Üstelik o tanımadığım bir yabancıydı ve öyle olarak kalacaktı. Ama yine de... Keşke tanışabilseydik. Umarım hayat bizi tekrar bir araya getirirdi.
Umarım...
İleriden duyduğum seslerle başımı kaldırdım. İlay, Gece ve Mine bana doğru koşuyordu. İlay diğerlerinden daha hızlı koşarken, "Gökçe!" diye bağırdı elini sallayarak. Hızını daha da arttırıp saniyeler içinde yanıma geldi. "Kızım, nerdesin sen?" dedi koşmaktan nefes nefese kalmış bir halde. "Adamı kolundan tutup çekip gittin." Gözlerinde resmen kalpler çıkmış gibi hayranlıkla ışıldadı. "Valla manifest konserinde neredeyse tüm bakışlar sizin üzerinizdeydi."
"Hiç öyle bir şey olmadı, İlay." dedim ve yüzümü sıvazladım. "Adam silah sıktığı için insanlar kaçtı. Burada romantize edilecek bir şey yok." Haklı olduğumu farkedince hiçbir demedi ve sustu.
Gözlerim konser alanının olduğu yere kaydığında iç çektim. "Bitti mi konser?" diye sordum bakışlarımı ordan çekmeden.
"Evet," diyerek cevapladı Gece. "Bugün bir sıkıntı vardı herhalde, bir tık kısa sürdü." Bütün hayat neşem şu an yerle bir olmuştu. Binlerce lira verdiğim konserde sadece bir şarkı dinleyebilmiştim. Çok pis içim gitmişti. Bir anlık dalgınlık, bütün eğlencemizi mahvetmişti. Konseride artık TikTok'tan izleyecektim mecbur. Algoritma karşıma çıkarırdı elbet.
"Kaç şarkı kaçırdım?" Gerçi hepsini kaçırmıştım da.
"Çok şarkı çalmadılar ama bayağı bir şarkı kaçırdın maalesef." dedi İlay, kaşlarını bükerek.
"Sen hiç konuşma!" diye parladım bir anda. "Başıma her ne geldiyse senin yüzünden geldi." Ama hakkını yemeyim, bir yandan da yanlışlıkla iyilik yapmıştı.
"Ben ne yaptım şimdi?" diye sordu İlay masumca.
"Ne yapmadın ki..." diye homurdanıp sahil taraflarına doğru yürümeye başladım. Üçününde peşimden geldiğini adım seslerinden hissedebiliyordum. Bir şey demedim, yürümeye devam ettim. Ama birazcık kafamı dinlemek istiyordum.
***
Saat gecenin bir yarısını geçtiğinde eve gelmiştim. Eve gelir gelmez kendimi direkt duşa atmış, hemen sonrasında pijamalarımı giyip yatağa uzanmıştım. Normalde böyle zamanlarda gözlerimi katledercesine TikTok kaydırırdım ama bugün dakikalardır WhatsApp'taydım. İlay ile, yani daha doğrusu onunla olan mesajlarıma bakıyordum. Artık telefonlar verildiği için yazsam sadece İlay bakardı ama beynim bana küçük yalanlar söylüyordu işte. Sanki şu anda İlay'a yazsam o bakacak gibi geliyordu.
Bu arada, İlay ve o telefonlarını bir kafede karıştırmış. Arkadaşlarım bana sürpriz yapmak istemişler ve evimin yakınlarında bir kafeye gelmişler. O sırada da, o adamda arkadaşlarıylaymış. İlay ve o, kasada hesabı ödemek isterken çarpışmışlar ve sonrasında olanlar olmuş. İlay farkında olmadan bana hayatımın en güzel saatlerini ve anlarını yaşatmıştı. Aslında, onunla mesajlaşırken fazla hırçındım ama yokluğunu gidince anlamıştım. Adını bile bilmediğim bir yabancının yokluğu fazla acıtmıştı canımı.
Kendimi bir anda İlay'a yazarken buldum.
Gökçe: Merhaba
Gökçe: Ben Gökçe, biraz konuşabilir miyiz
Neler oluyor bana ya...
Mesajıma anında dönmüştü.
İlay: Bende İlay tanıştığıma memnun oldum :)
İlay: Ne diyon knk sen aq
Hayaller ve gerçekler. Her şey bu kadardı.
