14. bölüm / 15
TANIŞTIĞIMIZ KONSER/Yarı Texting14.BÖLÜM
Bölümler 15Şu an: 14.BÖLÜM
- 1 1.BÖLÜM452 kelime
- 2 2.BÖLÜM839 kelime
- 3 3.BÖLÜM1.200 kelime
- 4 4.BÖLÜM1.767 kelime
- 5 5.BÖLÜM1.105 kelime
- 6 6.BÖLÜM2.502 kelime
- 7 7.BÖLÜM1.634 kelime
- 8 8.BÖLÜM2.211 kelime
- 9 9.BÖLÜM1.739 kelime
- 10 10.BÖLÜM1.811 kelime
- 11 11.BÖLÜM1.524 kelime
- 12 12.BÖLÜM1.274 kelime
- 13 13.BÖLÜM1.556 kelime
- 14 14.BÖLÜM1.816 kelime · Okuduğun bölüm
- 15 15. BÖLÜM2.843 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
İlay Akkoç
Aradan saatler geçmişti. Gökçe, saatlerdir yaşam mücadelesi verdiği bir ameliyattaydı. Doktorlardan haber alamadıkça kafayı yiyecek gibi oluyordum. Hemen sağımda Gece, onun sağında da Gökçe'nin ailesi vardı. Herkes perişan bir haldeydi. O değil de, benim şaşırdığım bir nokta vardı. Altay neredeydi? Uraz bile birkaç sefer gözüme gözükmüştü ama Altay'ı ne bahçede ne de hastanede görmüştüm. Nereye gitmişti? Ya da hiç gelmemiş miydi? Gökçe'ye aşık olduğu bariz belliydi, o zaman neden sevdiği kadının yanında değildi? Gökçe bunu duysa kesinlikle çok üzülürdü.
Saatlerin verdiği yorgunlukla başımı Gece'nin omzuna yasladığımda gözlerimi yumdum. "İstediği aksiyonu sonunda buldu." dedim iç çeken bir sesle. Gece ne dediğimi iyi bildiği için, "Evet," diye mırıldandı. Gökçe'nin canının ne kadar çok sıkıldığını, aksiyon meraklısı olduğunu bilmeyen yoktu. Her bize aksiyon lazım abi, derdi. Şimdi de büyük bir aksiyon çıkmıştı başımıza. Al sana bol bol adrenalin, stres, gerilim ve aksiyon. Uyanıp uyanamayacağı bile meçhuldü.
Çok kan kaybetmişti ama doktorlar bir kez olsun ameliyathaneden çıkıp acil kan lazım, bile dememişti. Bu gece, aklımda o kadar çok cevapsız soru vardı ki, hiçbirine cevap bulamıyordum. Aklım en çok Altay'ın yokluğunu düşünüyordu. Saat gece dörttü ama kendisi hâlâ ortalıklarda yoktu.
"İlay... Uyuyor musun?" Uraz'ın sesini duymamla başımı kaldırıp gözlerimi açarak ona baktım. "Ne oldu, haber mi var?" diye sordum panikle ayaklanarak. Gece de refleksif olarak benimle birlikte ayağa kalktığında Uraz bizi sakinleştirmeye çalıştı. "Hayır hayır, henüz bir haber yok. Ben sana bir şey söyleyecektim de, dışarı çıkabilir miyiz diyecektim."
Gece'ye bakıp onay aldıktan sonra başımı salladım. Birlikte hastanenin bahçesine çıktığımızda boş bir bank bulup oturduk. Uraz her ne anlatacaksa kimseye söylememi istememişti. Bu kadar özel ne olduğunu merak etmiştim. "Seni dinliyorum," dedim ona baktığımda. Dışarısı soğuk olduğu için hafiften titriyor ama belli etmemeye çalışıyordum. İkimizin de üzerinde ceket yoktu. Gökçe'nin yarasına tampon yapmak için çıkarmıştık. Uraz'a baktığımda onun da üşüdüğünü anladım. Ama belli ediyorsa bile benim kadar belli etmiyordu. "Üşüyor musun?" diye sorduğunda titriyordum ama başımı iki yana salladım. Kollarımı göğsümde birleştirdim. "İyiyim, anlat sen."
"Öncelikle sakin olmanı istiyorum çünkü ben, konulara biraz pat diye girebiliyorum."
Derin bir nefes aldım. "Tamam," Hafiften gerilmiştim ama belli etmemeye çalışarak içimdeki korkuyu dizginledim.
"Gökçe'yi vuran kişi bizim ekipten Burak'mış." dediğinde suratına bakakaldım. Birbirimize ilk tanışmada tüm hayatımızı döktüğümüz için Burak kim, nasıl biri, her şeyi biliyordum. O iğrenç, sır tutamayan ve ispiyoncu birisiydi. Gökçe'yi vurduğunda katil sıfatını bile almıştı. Gökçe yaşayacaktı ama bu ne olursa olsun, onun katil olmaya yeltendiği gerçeğini değiştirmiyordu.
Uraz asıl bombayı şimdi patlatacakmış gibi gözlerimin içine baktığında ellerim titremeye başladı.
Korkuyordum, hem de çok fazla korkuyordum. Uraz, "Mine..." dediğinde gözlerimi sıkıca yumarak başımı iki yana salladım. "Hayır, hayır. Lütfen o olmaz." Mine lütfen bunu yapmamış olsun.
"İlay. Mine, Gökçe'yi vurdurtan kişiymiş. Bizim patronla iş birliği yapmışlar." Başımdan aşağı kaynar sular döküldüğünde elimi yumruk yaparak banka geçirdim. Şaşıramadım çünkü içimdeki saklı kalan öfke bir anda kendini belli ederek nüksetti. O günden sonra ona karşı içimde büyük bir kin ve öfke belirmişti. Kendimi tutamayıp saçını başını yolmuştum ama içimde hâlâ koca bir hırs yatmaya devam ediyordu. Yapma İlay, arkadaşındır, dedim kendime ama o bazı şeyleri meğerse çoktan haketmiş.
Mine'yi şimdilik bir kenara koyarak başka bir konuya değindim. "Altay nerede?" diye sordum bakışlarımı Uraz'a çevirerek. "Hastaneye geldiğimizden beri bir kez onu görmedim. Gökçe'yi vuran kişilerden intikam mı alıyor, yoksa..." dedim ama devamını getiremedim. Aslında cevap aklımda vardı ama söylemeye dilim varmıyordu. Altay, her şeyi bırakıp gitmiş olabilir miydi? Çok fazla kendini suçlamıştı çünkü. Ancak bunu yaptıysa Gökçe'nin onu affedeceğini sanmıyordum. Kendiyle yüzleşemeyen korkak bir erkeği hiçbir kadın affetmezdi bence. Dilerim böyle bir şey olmamış olsun.
"İlay," Uraz tekrar konuya pat diye girecekmiş gibi bana baktığında yine gerilmeye başladım. Ne zaman şöyle baksa kalbim çarpıntı yapıyor, midem yanıyordu. "Altay yurtdışına gitti. Yani açık sözlü olmak gerekirse Patron'un Gökçe'ye yapacaklarından korkup Gökçe'yi terk etti. Ama bunu sakın Gökçe'ye söyleme. Eğer söyleyeceksen de böyle bilmesin, olur mu?" Kendimi kısa bir an arkadaşımın yerine koydum. Sevdiğim adamın, benim haberim olmadan beni terkettiğini hayal ettiğimde kalbim sızladı. Ben bunu Gökçe'ye nasıl söyleyecektim? Aylardır bana heyecanla anlatıp, umarım hayatıma girer, dediği adamın onu terk ettiğini nasıl söyleyebilirdim?
Gökçe uyandığında yanında ilk görmek istediği kişinin gelmediğini görünce çok gücenirdi. Altay son dakika beynini kullanırsa çok iyi olurdu. Zira eğer oraya gerçekten gidip dönmezse, hikayeleri başlamadan biterdi. Bunu da kimse düzeltemezdi.
"Sen neden gitmedin?" diye sordum Uraz'a baktığımda. "Patronunuz madem hayatınıza bir kızın girmesini istemiyor, Altay da gitti. Peki ya sen? Sen neden gitmedin?" Elimi tuttuğunda şaşırmıştım ama belli etmedim. Gözleri doğrudan gözlerimin hedefi olduğunda beni mest edecek bir şekilde konuştu. "Çünkü ben sevdiğim birini kaybetme riskini göze alamam. Onu riske sokacak her şeyi silip atarım. Sevdiğim hayatı, benim de hayatımdır." Kalbim rotasından çıkıp gezinmeye başladığında dudaklarım aralanarak ona baktım.
"İlay, ben aradan zaman geçmesini istemiyorum. Direkt söyleyeceğim bitsin." Söz geçiremediğim kalbim deli gibi atarken Uraz gülümseyerek gözlerimin içine baktı. "Ben sana çok aşık oldum. Belki de ilk görüşte aşk sana çok saçma gelebilir ama olsun. Ben bir saniye bile kaybetmek bile istemiyorum. Zaten uçurumun eşiğinde bir hayat yaşıyoruz, her salise benim için kıymetli. Sen benim için kıymetlisin, hem de tek kıymetlim." Daha fazla dayanamayıp ona sımsıkı sarıldığımda sarılışıma aynı şekilde sımsıkı karşılık verdi. Saçlarımın kokusunu içine çektiğini hissettiğimde gülümsedim. "Bende sana çok aşık oldum."
Uraz artık benim kıymetlilerim arasındaydı.
***
Gökçe Altan
Kirpiklerimi kırpıştırarak gözlerimi araladığımda vücudumda, sol göğsümün üzerinde büyük bir sızı hissettim. Sanki orada koca bir delik açılmış gibi acıyordu. Bana neler olduğuna dair hiçbir hatırlamıyordum. Şu an sadece karanlık bir hastane odasında olduğumu biliyordum. Kolumda bir serum vardı. Burnuma da kanül takılmıştı. Her yerim çok pis ağrıyordu, savaş meydanından çıkmış gibi hissediyordum. Başımı zorlayarak çevirdiğimde yanı başımda uyuklayan Gece'yi gördüm. Hemen karşımdaki büyük koltukta ise annemle ablam omuz omuza uyuyordu. Bana ne olmuştu? Sol göğsümün üstünde sızlayan bu acı da neyin nesiydi?
Altay, İlay ve Uraz neredeydi? En son kafenin önünde Altay'la denizi izlediğimi hatırlıyordum, sonrası yoktu. Görmeyi beklediğim insanlar yanımda değildi. Bedenimi yoğun bir stres sardığında, "Gece," diye mırıldandım diğerlerini rahatsız etmeyecek kadar kısık bir sesle. Müsait olan kolumda onu dürttüğümde, "Gece," dedim bir kez daha. "Uyanmalısın." Birkaç defa daha seslendim ama o kadar derin uyuyordu ki, duymamıştı. Yorgun olmalıydı, bu yüzden daha fazla bir şey demedim.
Kolumdan serumu çıkaracağım sırada bulunduğum odanın kapısı bir anda sonuna kadar açıldı.
İçeri giren İlay ve Uraz'ı gördüğümde hızla yerime uzandım. Ani hareketten dolayı omzuma bir anda ağrı saplandığında acıyla inlememek için dudaklarımı sımsıkı birbirine bastırdım. "Gökçe, uyandın mı?" İlay'ın yakınımdan gelen kısık sesini işittiğimde başımı kaldırıp gıdığımı belli edecek şekilde ona baktım. "Hee, uyandım. N'oldu bana ya?" dediğimde yerimde doğrulmuştum.
"Vuruldun," dedi İlay sadede gelerek. "Götüm ağzıma geldi yemin ediyorum." Son dediğini duymamıştım. Kendi kendine mırıldanmıştı. Çok da önemli bir şey dememiştir muhtemelen.
Nasıl vurulduğumu hatırlamadığım için merakla İlay'a baktım. "Nasıl?" Bunu dememle beraber Uraz'la göz göze geldiğinde dudaklarını birbirine sımsıkı bastırıp gözlerini yumdu kısa bir an. "Üzgünüm Uraz, bunu en yakın arkadaşımdan saklayamayacağım." diye mırıldandı.
Yerinde rahatsızca kıpırdandım. "Neyi saklayamayacaksın?"
"Seni Mine vurdurttu, Gökçe." dedi Uraz bir anda. Suratına bakakaldığımda, "Ne?" dedim idrak edemeyerek. Kalbime amansız bir sızı yüklendiğinde oturmama rağmen tutunacak bir yer aradım. Sertçe yutkunduğumda, "M-Mine mi?" dedim istemsizce kekeleyerek.
"Evet, Mine. Neden vurdurttu sebebini bilmiyoruz, kaçmış zaten. Bizimkiler şu an her yerde onları arıyor." Elini ensesine koydu. "Elimden geleni yapmayı çalışıyorum şu an."
Boğazıma oturan yumruyu yutkunsam da geçiremedim. Oradan gitmedikçe boğazıma fena bir ağrının yayılmasına neden oluyordu. Dost ihanetinin bıçağı sırtımda, ağrısı kalbimdeydi. Evet, Mine'ye sempati duymuyordum ama böyle bir yapması da aklımın ucundan dahi geçmemişti. Ben ona ne yapmıştım da, beni vurdurtmuştu? Üstelik kime yaptırmıştı bunu? Yemin ediyorum, kafayı yiyeceğim!
Aklıma gelenlerle başımı kaldırdım. "Altay nerede peki şu an?" Mine'den daha önemliydi onun nerede olduğu. O Mine'yi buradan çıktıktan sonra bulup elime geçirecektim zaten. Sen gel, önce eniştecilik yapıp hiçbir şey olmamış gibi davran, sonra da yakın arkadaşlarından birine suikast düzenle. Beklesin o, beklesin.
İlay ve Uraz göz göze geldiğinde benim öğrenmememi istemedikleri bir şey varmış gibi baktılar birbirlerine. Söylerlerse sanki büyük bir şey olacakmış gibiydi. Vücudumu baştan aşağı saran yoğun adrenaline karşı direnmeye çalıştım. Yatağın kenarını sımsıkı kavrayıp sıktığımda, "İlay," dedim gizleyemediğim panikle. "Korkutmayın lütfen. Ona bir şey mi oldu?"
"Ona değil de..." diye mırıldandı İlay ağız ucuyla. "Sana birazdan bir şeyler olacak gibi." Demek istediklerini bir türlü anlamıyordum.
"İlay..." Lafı dolandırdıkça sinirim bozuluyordu. "Söyleyin artık." Dişlerimi istemsizce sıktığımda, "Altay nerede?" dedim üzerine basa basa.
"Yurtdışına gitti hatta açıksözlü olmak gerekirse seni terk etti! Al, oldu mu? Rahatladın mı şimdi?" Kalbim sızladığında donup kaldım. Ne demek beni terk etti? Hayır, hayır terketmez. Daha hayatıma yeni girmişti, gitmek de nereden çıktı. Yatağın kenarını sıkan ellerim gevşediğinde yüzüm acıyla kasıldı. Boğazıma oturan yumrunun acısı katlanarak arttığında kızardığımı hissedebiliyordum. Sol gözümden bir damla yaş süzüldüğünde titrek derin bir nefes aldım.
"İlay, öyle pat diye söylenir mi? Kız çok kötü oldu."
"Gerçekleri bilmesi gerekiyordu. Sonradan öğrense de aynı tepkiyi verecekti zaten."
"Kız şu an yaralı ama, farkındasın değil mi? Zaten acı çekiyor, acısı daha da arttı işte. Seni özellikle tembihlemiştim." Sesler kulağıma boğuk boğuk ulaşırken dudaklarım aralıydı. Bir süre gerçeklikten kopmuş gibiydim. Kaç yıllık dostumun ihaneti bu kadar koymamıştı. O teyze kafama on kez bastonla vursa canım bu kadar acımazdı.
Gördüğümde kalbimin ritmini şaşırtan Altay, bende kapanması zor bir yara açmıştı.
Bu yarasının telafisi zordu.
***
Bugün 04:23
Gökçe: Yaptıklarını öğrendim. Saat şu an gecenin bir yarısı, herkes uyuyor. Bende uyumak ve gerçeklerden biraz olsun sıyrılmak istiyorum ama yapamıyorum. Yokluğun, habersiz gidişin kalbimde öyle derin bir yara açtı ki, sana dargın mıyım yoksa kırgın mıyım, bilmiyorum. Gözlerimi açtığımda yanımda görmeyi istediğim ilk kişi, bak ailem bile değil sen... Neden yanımda değildin? Bir kez bile gelmemişsin. Stresten tüm hastane kayıtlarına baktırdım, herkes geldi geçti ama sen gelmedin? En çok sana ihtiyacım varken neden bir başıma bıraktın beni? Uraz'dan öğrendiklerime göre, hayatıma tehlikeye atmaktan ve beni kaybetmekten korkmuşsun.
Gökçe: Altay, sen böyle yaparak bana hiç sahip olmamışsın ki zaten.
Gökçe: Senin yaptığın bu korkaklık, bizi bir araya getiremeden ayırdı. Bak, dürüst olacağım. İkimizin de birbirimize karşı duyguları var, bundan adım kadar eminim. Biz daha bu duygularımızı yüzümüze söyleyemeden kopuverdik birbirimizden. Vicdanın rahat mı? Oraya giderek benim burada iyi olacağımı sana düşündüren nedir? Hangi arzın talebi bu tam olarak? Sana sormam gereken o kadar çok soru var ki... Ama artık bir önemi yok çünkü sen yoksun. Başımı her çevirdiğimde görmek istediğim sen, artık yoksun.
Gökçe: Bunu bir süre kabullenebilir miyim, bilmiyorum. Umarım soldurduğun çiçek başkasına açmaz. Ki eğer bunu görürsen benden umudunu kes.
Gökçe: Tabii umut denen şey sende varsa...
-
Derin bir nefes alıp telefonu kapattım. Beni her yerden engellemiş, bir tek instagramdan engellememişti. Onu da muhtemelen unutmuştu.
Daha fazla bir şey demek istemiyordum. Tek bildiğim çok yorgun olduğumdu. Bedenim yorgundu, ruhumdu yorgundu. Sanırım ilk defa gerçekten depresyona giriyordum. Bütün hislerimi şimdilik bir kutuya koyup kaldırdım. O kutu tekrar açılır mıydı veya açılırsa ne zaman açılırdı, bilmiyordum ama açılmasını istemiyordum. Hislerim bir süre benden uzak dursundu.
Kalbim acıyordu.
*
Bu kadar hızlı kavusmak olmazdı zaten kafamda illa bi ayrılık planı vardı o da böyle oldu
Neyse su Altay birazcık sürünsün ya cok hos olur
Haydinn 15 te görüsürüüzz begenip yorum yapmayı unutmayın
Tiktok:
-Elyndra
-İrowlsy
Bölüm etkileşimi
