24. bölüm · TALİ TALİ

Tali Tali Bölüm 23

Gürkan Şen

Ve o soru kolay kolay susacak gibi değildi.

Ramiel’in sesiyle Enzo düşüncelerinden sıyrıldı; başını hafifçe sallayıp onun peşinden yürüdü.

“Bugün bayağı aksiyonlu oldu,” dedi Ramiel, yorgun ama alaycı bir tonda.

Enzo ona bakmadı; gözlerini karşıdaki evlere, çamura, bacalardan çıkan dumanlara dikti.

“Neden kimse o adamı engellemiyor?” diye sordu.

Ramiel gözlerini kısarak Enzo’ya baktı.

“Güçlü olan, güçsüz olanı ezer, Enzo,” dedi sakin bir tonla. Sonra ekledi: “Mesela sen…”

“Mesela ne ben?” dedi Enzo, bu kez ona dönerek.

“Adruica’yı iki kişi bile zor indirirdik,” dedi Ramiel. “Ama Ulgaya karşı çıktın. Baltayı aldın, karşısına dikildin. Biri seni durdurmaya kalkmadı.”

Enzo konuşmadı.

İçinden, istemeden, doğru diye geçirdi.

“Her neyse,” dedi Ramiel omuz silkip. “Yaşamın kanunu bu işte.”

Evlerine yaklaştıklarında, karşılarındaki su kuyusunun kenarında bir çocuk gördü Enzo.

Yumuşak yüz hatları vardı. Sıcak, buğday tenini süsleyen yanaklarındaki çiller ona neredeyse sevimli bir hava katıyordu. Koyu kahverengi, gür, dalgalı ve kabarık saçları rüzgârla hafif hafif kıpırdanıyordu. On üç yaşlarında gibi duruyordu; gözleri iri ve koyu kahverengiydi, gözbebekleri de en az gözlerinin kendisi kadar büyüktü.

Çocuk, Ramiel’i görür görmez koşarak yanına geldi.

Heyecanla kolunu çekiştirdi.

“Ramiel!” dedi. “Benimle oyun oynar mısın?”

Ramiel çocuğun gözlerindeki parıltıya bakıp istemeden gülümsedi.

“Bilemiyorum, Kinoshi…” dedi, elini ensesine götürüp ovuşturarak. “Bugün oldukça yorucu geçti.”

Çocuk gözlerini kıstı, bu kez Enzo’ya yanaştı. Merakla, hevesle baktı ona.

“Peki sen, yabancı?” dedi. “Sen oynar mısın?”

Enzo’nun içi hafifçe kıpırdadı.

Bunca şeyden sonra, ilk defa içeri sızan küçük bir huzur hissetti.

Elini çocuğun kabarık, dalgalı saçlarının arasına daldırıp hafifçe dağıttı.

“Başka zaman, ufaklık,” dedi.

Çocuk, kollarını göğsünde birleştirdi; küsmüş gibi davranmaya çalıştı, ama gözlerindeki ışık hâlâ sönmemişti.

“Yalan söylüyorsunuz,” dedi dudaklarını bükerek.

Enzo Ramiel’e baktı; Ramiel de ona. Enzo’nun ağzı bir anlığına açık kaldı. Çocuğun numarası komik gelmişti ama sesli gülmemek için kendini tuttu.

Hafifçe gülerek:

“Bak, Kinoshi…” dedi. “Adın Kinoshi, değil mi?”

Çocuk, tripli bir edayla başını kaldırmadan hafifçe başını salladı.

“Tamam, bak,” dedi Enzo. “Gerçekten bugün yorucu geçti.” Kısa bir nefes aldı. “Yarın söz, oyun oynarız.”

Çocuk başını kaldırdı; yüzü bir anda aydınlandı.

“Gerçekten mi?”

Enzo çömeldi, gözlerini hafifçe kıstı, onu göz hizasında karşıladı.

Sakin bir baş hareketiyle onayladı.

“Gerçekten.”

Çocuğun gözlerindeki parıltı büyüdü.

“Tamam! Yarın görüşürüz!” dedi. Sonra heyecanla dönüp koşarak evine doğru uzaklaştı; kabarık saçları her adımda zıplayarak sallanıyordu.

Enzo, arkasından bakarken içinden geçen cümleyi dudaklarından dökmekten kendini alamadı:

“Vay be… Çocuk buradaki tek neşe kaynağı olsa gerek.”

Verandaya çıkarken Ramiel omuz silkti.

“Evet,” dedi. “Kinoshi gerçekten iyi bir çocuk. Daha iyi bir hayatı hak ederdi.”

Verandadaki sandalyeye kendini bıraktı.

Enzo da diğer sandalyeyi korkuluklara doğru çekip oturdu.

Başını Ramiel’e çevirdi, dudaklarını hafifçe büktü.

Kısık sesle, “Kesinlikle,” dedi.

Gökyüzü yavaş yavaş koyulaşmaya başlamıştı. Bulutlar dağın üzerinden ağır ağır sürünüyor, köyün üstüne erken bir gece indiriyordu.

Bir süre sonra Ramiel içeri girdi.

Kısa bir sessizlikten sonra kulübeden sert adım sesleri duyuldu.

Kai kapıdan çıktı; yüzü asıktı.

“Bana neden haber vermedin?” dedi Enzo’ya doğrudan.

Enzo sandalyesinde hafifçe doğruldu.

“Gerçekten söylemeyi unuttum,” dedi. “Sen uyanana kadar hallederiz diye düşündüm.”

Kai ellerini beline dayadı.

“Bak, sabah Ramiel ağaç devri…”

“Biliyorum,” diye kesti Enzo, Kai’nin sesi endişenin keskinliğiyle yükselirken.

“Her şeyi Nadia’dan mı duydun?” diye sordu Enzo, onu süzerek.

Kai birkaç saniye sustu, sonra başını azıcık eğdi.

“Evet,” dedi. “Nadia söyledi.”

Enzo içinden bir şeylerin gerildiğini hissetti ama sesini yumuşak tutmaya çalıştı.

“Tamam, Kai. Ama bir iki gün daha kalmamız gerekebilir.”

Kai’nin yüzü düştü; bakışında hem sorgulama hem yorgunluk vardı.

“Neden?” diye sordu.

Enzo gökyüzündeki ağır bulutlara baktı.

“Gerçekten uzun zamandır yoldayız,” dedi. “Biraz dinlenmem lazım.”

Kai bu sefer adım atıp Enzo’ya yaklaştı. Kollarını Enzo’nun boynuna dolayıp sarıldı.

“Biliyorum,” dedi. “Gerçekten yorucu oldu.”

Enzo’nun sırtındaki gerginlik bir nebze olsun gevşedi.

“Aç mısın?” diye sordu.

“Hayır,” dedi Kai. “Siz gelmeden kısa süre önce bir şeyler yedim.”

Verandada, yan yana oturdular. Bir süre konuşmadılar.

Köyün üstüne yayılan akşam sesleri arasında, sadece uzaktaki kümeslerden gelen hafif gıdaklamalar, rüzgârın sazlıklara çarpan uğultusu ve kuyunun başında bir şeyler mırıldanan yaşlıların boğuk sesleri duyuluyordu.

Hava iyice kararmaya yüz tutunca Enzo içeri girdi.

Ramiel’in hazırladığı basit ama sıcak yemeği yedi; ekmeğin sert kabuğu ve haşlanmış sebzenin tatsızlığı garip bir şekilde güven vericiydi.

Ramiel işi bitince yatağına geçti; tahta gıcırdadı, minder eski bir iç çekiş gibi çöktü.

Enzo Kai’nin yanına gitti.

Kai şömineye en yakın mindere uzanmıştı. Enzo da onun yanına uzandı; aralarındaki kısa mesafe, yoldan beri taşıdıkları yorgunluğun bir kısmını emdi sanki.

Dışarıda rüzgâr köyün etrafında çember çizen bir hayvan gibi dolanıyordu.

İçeride nefesler ağırlaştı.

Kısa süre sonra, ikisi de uykuya daldı.

Dağ, bu gecelik onları olduğu gibi kabul etmiş gibiydi.

Ama Enzo, uykuya geçerken, içinin bir yerinde hâlâ o soruyu taşıyordu:

Buradan gerçekten çıkabilecek miyiz? Ve gidersek kimleri arkamızda bırakacağız?