TAÇSIZ PRENSES kitap kapağı

9. bölüm / 11

TAÇSIZ PRENSES

8.BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Yonderly

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 11Şu an: 8.BÖLÜM

"Bu hikayedeki tüm kurum ve kuruluşlar tamamen hayal ürünüdür. Gerçek kişi, kurum ve olaylar tamamen tesadüftür!"

Başlamadan önce, kalpleri Aurora'nın saçlarının rengine çevirmeyi unutmayalım. Seviliyorsun⭐

♤♡♢♧☆

Eylülün soğuğu mu yoksa krypteia'nın soğuğu muydu bilmiyorum ama o soğuğu, ayak parmaklarımdan başımdaki saç teline kadar hissediyordum. Nefesim, zifiri karanlıkta belli belirsiz bir buğu olarak yükseliyor, sanki varlığımı ele vermek için can atıyordu. Krypteia'nın o meşhur, kemik sızlatan ayazı sadece havadan gelmiyordu beton zeminden, o katı ve acımasız ruhundan sızıyordu iliklerime. Adrenalin, damarlarımda akan kanı bir nehre dönüştürmüştü, hem ayakta tutuyor hem de her an dizlerimin bağını çözecekmiş gibi sarsıyordu.

Hafif karanlık koridorda duyabileceğim tek sesler bir botlarımızın siyah mermer zeminde çıkardığı adım sesleri, birde kalp atışlarımın sesiydi.

Kızlarla beraber toplu bir şekilde ilerliyorduk. Sadece kadınlarla beraber olmak beni rahatlatıyordu. Erkeklerden çekindiğim falan yoktu sadece kadınlarla kendimi daha rahat hissediyordum. Koridorun sonunda bekleyen 3 kadın Krypteia asker, yanlarında büyükçe bir tekerlekli bir sepetle bizi bekliyorlardı. Sanırım kıyafet torbalarını onun için koymak içindi. Tahmin ettiğim gibi de oldu kadın asker öne çıkıp elimizdeki torbaları içine yerleştirmemiz gerektiğini söyledi. Tek sıra halinde sıra sıra torbaları sepete koymaya başladık. Sıra bana geçince elimde sıkıca tutuğum torbayı içine koydum ama sanki sepete koyduğum sadece torba değildi, Aurora Avelstone'da bir nevi dibi boylamış gibiydi.

İlerlemeyi düşünüyordum ama omzumda hissettiğim sert ve kadınsı bir elle durmak zorunda kaldım ,geriye dönüp baktığımda karşımda çatık kaşlarıyla bana bakan askeri fark ettim.

Çekiç.

Boyu benimkinden bir kaç santim uzun olduğu için kafamı hafif kaldırmak zorunda kaldım. Neden beni durdurmuştu? Askerin gözleri yavaş ama sabit hareketlerle maskeme kayınca anladım. Kahretsin! Lütfen düşündüğüm şey olmasın.

"Maskeni çıkar" askerin sert ve kendinden emin bir şekilde söylediği sözler kas katı kesilmeme sebep oldu. Maskemin sorun olacağını hiç tahmin etmemiştim.

Kim olduğumu ve neden bu maskeyi taktığımı bilmiyor muydu?

Talepkar gözlerle bana bakmaya devam edince kim olduğumu bilmediğini anladım. Nasıl bilmezdi? Babam geleceğimi söylememiş miydi?

Eğer şimdi maskeyi çıkarırsam tüm planım altüst olurdu. Şansımı denemek için sordum ama çok uzak bir ihtimal gibi geliyordu. "Sorun olurmu?" Askerin sesine nazaran sesim kısık ve cılız çıkmıştı. Maskemi çıkarırsam ne yaparım? Merak ve sorgu dolu gözlerle baş edebilir miydim? Bu bez parçası sadece yüzümü değil tüm bedenimi ve ruhumu insanlardan gizleyen tek bariyerdi, şimdi onu bir çırpıda çıkarmamı mı istiyordu?

"Evet!" Bir hakimin çekicini tokmağa vurup son kararını verişi gibiydi. Karşısında elim kolum bağlı bir mahkumdum ben onun için. Avuç içimdeki terleri kargo pantolonumla sildim ve kendimi dik bir konuma getirdim. Sorun olmazdı, maske olmadan da bu sınavı kazanabilirdim ama kuralları çiğnediğim için sorumsuz bir prenses kalıbına sokulucaktım. Yapılacak ve söylenecek sözlere şimdiden kendimi hazırlasam iyi ederdim. Buz kesmiş elim sakin ama bir o kadarda titrek bir şekilde maskemin arkadaki düğümüne uzandı ama ben daha çözmeden bir ses araya girdi.

"Maske kalsın, bizim için bir sorun teşkil etmiyor" koridorda sesin yankılanması kafamı kaldırmama ve beni kurtaran o sesin kahramanına bakmama neden oldu. Çekicin hemen arkasından gelip onunla yan yana durdu o sesin sahibi. Hiç şüphe yoktu ki bunlar ikizdi. Sarı saçları, buz mavisi gözleri, boyları, kıyafetleri hatta saç kesimlerine kadar aynıydılar. Seviyeleri bile aynıydı. Aralarında fiziksel bir ayrım yapmak söz konusu değildi, sadece ses tonları onları birbirinden ayırıyordu. Birbirini tamamlayan iki yarım elma gibiydiler. Ben ve Aurelia gibi.

Çekiç kim olduğumu bilmiyordu ama kardeşi biliyordu.

Çekiç henüz adını bilmediğim kardeşine döndü ve sesinden de anlayacağım üzere sorgulayıcı bu tavır takındı "Maske kurallara aykırı"

Kurallar.

Krypteia kurallar üzerine kuruluydu ve her kurala uyulması için ellerinden ne geliyorsalar yaparlardı.

İkizi gözlerini benden alıp çekice çevirdi "Emir yukarıdan" ikizinin kısa ve öz sözleriyle Çekiç kısa bir an durakladı, ince sarı kaşlarını çattı "Emir yukarıdan mı yoksa ondan mı?" Çekicin alaylı ve sorgular bir şekilde söylediği sözlerden öfkeli olduğunu anladım.

Kimden bahsediyorlardı? O dediği kişi kimdi?

İkizler bir süre birbirine baktı, sanki ikiside cevabı biliyormuş gibiydi. Aralarında benim anlayamadığım sessiz bir bakışma geçti. Adını bilmediğim ikiz, kardeşinin sözlerini duymazlıktan gelip bana döndü

"Maske kalabilir, tabi sende istersen?" Kardeşine nazaran sesi daha nazik bir tondaydı.

Kafamı onaylar bir şekilde salladım, bu maske elbet bir gün düşecekti ama o gün bugün değildi. O da benim gibi kafasını salladı, gözlerini bir kere kardeşine değdirdi ve arkasını dönüp sert ama kendinden emin adımlarla ilerlemeye başladı. Gözüm arkasındaki beyaz ama net bir şekilde belli olan yazıya takıldı.

ÇİVİ.

Çekiç&Çivi

İsimleri bile birbirleriyle uyumluydu. Neden bu takma isimleri aldıklarını merak ettim. Görevlere de beraber mi katılıyorlardı?

Ayaklarımı hareket ettirmek zorunda kaldım çünkü biraz daha olduğum yerde dikilmeye karar verirsem Çekiç denen kadın askerin buz mavisi gözleri alev alıp beni küle çevirebilecekmiş gibi bakıyordu. Kardeşinin cevabından hoşlanmamıştı, bu öfkenin faturası her an bana kesilebilir gibiydi. Botlarımın altındaki mermer zemin sessizliği bozarken, bakışlarımı kasten ondan kaçırıp çıkış kapısına diktim. Çekiç'in yaydığı o soğuk ama yakıcı aura, sadece bir disiplin meselesi değil sanki reddedilmişliyin kullenemiyişliğiydi.

Askerler eşliğinde 1. binadan çıkıp 2. binaya doğru ilerledik. Binanın dekorasyonu diğeriyle synıydı. Kırık beyaz duvarlar ve siyah mermer zemin. Etrafta ne bir tablo vardı ne de bu ödül. Onlar kalabalık önünde kraldan madalya alıp onu gururla sergileyen bir ordu değildi. Ne ödül beklerdi ne de bir tebrik.

Tek bir hedefi vardı, o da vatandı.

Devasa çift kanatlı kapıdan içeri girdiğimizde üniversitelerde de olan kocaman bir amfi bizi karşıladı. Devasa bir sahne ve bir kürsü vardı, gözüm sahnede olan bir masanın üzerinde olan gümüş bir şeye takıldı ama uzakta olduğum için ne olduğunu tam çıkaramadım. Ön sıralara bir yere oturdum, arkamdan Mia'da yanıma oturmayı tercih etti. Sanırım artık bu yolda beraberdik, en azından şimdilik. Kızlar oturduktan sonra erkeklerde amfiye giriş yaptı. Onlarda bizimle aynı kıyafeti giyiyorlardı. Bazıları kazak yerine tişört giyinmeyi tercih etmişti. Yaz ayında olmadığımızın farkındaydılar değil mi?

Gözlerimi onların üzerinde gezindirirken Scott'la göz göze geldim. O da kazak giyenlerdendi. Beni ve yanımdaki Mia'yı görünce gülümsedi ve yavaş, sakin adımlarla kendini Mia'nın yanındaki koltuğa bırakıp

"Beni özlediniz mi kızlar?" Dedi göz kırparak

Mia kollarını iç içe geçirip Scott'a yandan bir bakış attı "Hasretinden ölüyorduk desek yalan olmaz"

Scott Mia'nın sözleriyle güler gibi oldu. "Panzehiriniz burada, ölmenize gerek kalmadı" dedi eğlenir bir tonda. Scott elini kalbinin üzerine koyup hafifçe eğilerek selam verdi, yüzündeki o sinir bozucu ama bir o kadar da karizmatik ifadeyi gram bozmamıştı.

"Eee, itiraf edin bakalım ortam mükemmel değilmi?" dedi konuşmaya devam ederek en azından konuyu kendinden uzaklaştırmıştı. Etrafıma bakıldığımda ayakta kalan sadece Krypteia askerleri olduğunu gördüm. Yüzlerinde kask yoktu sadece erkekler siyah bir balaklava parçası takıyordu, kadınlar ise siyah bir maske. Saçlarından dolayı balaklava yerine maske takmış olmalıydılar. Fark ettiğim bir başka detay ise bütün asker kadınların saçlarının kısa olmasıydı, hepsinin saçı boyun hizasındaydı.

"Mekandan daha çok mekanın ne getireceğini merak ediyorum. Anlat bakalım profesör neden buraya toplandık?" Mia'nın sözleriyle bende Scott'a döndüm. Önceden buraya katıldığını söylemişti, burası ve kuralları hakında bilgiye sahipti. Bu işime yarıyabilirdi, plan ve taktik yürütme konusunda bir kaç bilgi alabilirdim ondan. Beni neyin beklediğini öğrenmiş oldurdum böylece.

Scott omuz silkerek "Genel bir protokol. Kurallar ve antrenmanlardan söz edilecek. Bildiğim kadarıyla her yıl yapılıyor bu" Sonradan bu şey hatırlamış gibi ekledi "Yemin törenine benzer bir yemin de yapılacak"

Yemin töreni mi?

Kendimi tutamadan sordum "Nasıl yani?"

Scott'ın yeşil gözleri bana çevrildi ve o gözlerde yaramaz bir pırıltı yakaladım. "Bakıyorumda dilin açılmış ninja. Neden hâlâ maske takıyorsun?"

"Seni ilgilendirmez" kesin ve net bir şekildeki sözlerimle Scott kaşlarını çattı.

"Sesin sanki bir tanıdık geliyor. Şarkıcı mısın sen? O yüzden mi yüzünü saklıyosun? Ünlü falan mısın?" Scott'ın sorgular bu şekilde söyledikleriyle yerimde dikleştim. Sesimi fark eden tek kişi o değildi Mia'da fark etmişti. Ses tonumu değiştirmeliydim diye kendi kendime sorguladığım bir zamandı ama artık bir önemi kalmamıştı.

Şarkıcı olmak konusunda ciddi mi diye şöyle bir baktım ama gerçekten söylediklerinde ciddi duruyordu. Şarkı söylemek için sesim güzel bile değildi!

"Değil mi! Bende fark etmiştim!" Mia'nın coşkuyla söyledikleri gözlerimin büyümesine neden oldu.

Lanet olsun.

"Size öyle geliyor ve hayır ünlü falan değilim"

Yalan.

"Sencede rapçi havası falan yokmu?" Scott'ın sözleriyle istemsizce ona döndüm

Rapçi mi?

"Yani maskeyle falan oluru var gibi. Ama daha çok bir ajana benziyor" şaşkın gözlerimi bu sefer Mia'ya çevirdim. Olurum varmış gibi kafasını sallıyordu. Ben mi? Şaka falan olmalı bu herhalde. Şaşkın gözlerimi onlardan almadım, ikiside ciddi bir şekilde beni süzüyorlardı. Ellerimi önümdeki masaya koyup destek almaya çalıştım. Bir prensesin ilk defa bir rapçiye benzetildiğini duyuyordum.

Konuyu değiştir Aurora, hemde hemen!

"Yemin töreni diyordun?" Dedim sakin bir sesle. Sesim sakindi ama yakalanma korkusu içimde dört nala koşuyordu.

Scott yeni hatırlamış gibi bakışlarını sahneye çevirdi.

"Evet, sahneye çıkıp silahın üzerine yemin ediyorsun" Scott'ın eliyle gösterdiği yere kaydı gözlerim. Salona ilk geldiğimde gördüğüm gümüş nesne silah olmalıydı. Neden yemin etmek zorundaydık ki? Bunun nedenini birazdan öğrenmiş olacaktım çünkü sahneye bir Krypteia askerinin çıktığını gördüm. Salondaki beli belirsiz fısıldaşmalar o askerin çıkmasıyla son bulmuştu. Askere daha yakından bakınca tanıdık gelemeye başlamasıyla gerildim.

Bu oydu, 4. Seviye asker.

Kafasında kask yoktu sadece siyah bir balaklava parçası takıyordu. Elinde herhangi bir silah yoktu ama baldırında bir tane vardı. Çelik yelek giyimemişti, bizim giyindiğimiz gibi siyah bir kazak vardı üzerinde aradaki, tek fark onun kolunda 4 beyaz çizginin olmasıydı.

Aklım beni yanıltıyor olabilirdi, bu başka bir askerde olabilirdi, aynı seviye ve aynı vücut yapısına sahip benzer biri olabilirdi. Evet hayal gücüm beni yanıtlıyordu.

Asker sakin adımlarla kürsünün başına geçti ve mikrofona hafif bir şekilde eğildi. O sert ve tüylerimi ürperten sesiyle konuşunca hayallerim suya düştü, çünkü bu kesinlikle oydu. "Konuşmaya ve kurallara değinmeden önce hepiniz hoşgeldiniz"

Sessizlik.

Kimse alkışlamadı çünkü herkes ortamdaki ciddiyetin farkındaydı. Beni takip eden asker olduğuna emin olduğum adam kestirmeden hemen konuya atıldı ve hiç uzatmadı. "Buraya adım attığınız an artık o 'sivil' hayatınız geride kalmış demektir. Şu andan itibaren dışarıdaki hayatınız bitti. İsimleriniz, unvanlarınız, babanızın ne kadar zengin olduğu... Hiçbiri bu kapının içinden geçemedi. Üzerinizdeki bu kıyafetlerde bunun en büyük kanıtıdır. Burası bir oyun alanı değil, burası bir mezbaha. Ben sizin dostunuz değilim. Ben sizin celladınız da değilim, ben sizi o cellatla karşılaştığınızda kafanızı dik tutmanızı sağlayacak kişilerden biriyim. Canınız yanacak. Ağlayacaksınız. Kanayacaksınız ve tüm bunlar olurken ayağa kalkıp bu çizgileri almak için savaşacaksınız."

Asker konuşmasını kesip elini kolundaki 4 beyaz çizgiye yöneltti. Parmak uçları beyaz çizgilerde dolaşırken, aklıma bu beyaz çizgileri kazanmak için temiz ve saf işler yapmadığı geldi. Bu çizgiler öyle kolay kazanılmazdı, tek bildiğim buydu.

"Bir haftalık bir sürece tâbi tutulucaksınız. Bu süreçte izlenip değerlendiriliceksiniz. Bir hafta sonrasına buraya ait olup olmayacağınızı öğrenmiş olacaksınız. Henüz bir isminiz yok, bir değeriniz yok, bir onurunuz yok, bu saatten sonra arkanızda yazan sayılardan ibaretsiniz ve öyle hitap edileceksiniz. Yakınlık seviyesini en aza indiriceksiniz. Ne yanınızdaki kişiyle ne de başınızdaki askerle gerekmedikçe göz göze bile gelmiyeceksiniz. Kendinizden ve özel hayatınızdan bahsetmiyeceksiniz. Adınız sizde saklı kalacak, geçmişiniz sizde saklı kalacak, her şey sizde saklı kalacak. Kuralı çiğnerseniz bizde sizi çiğneriz!"

Askerin sesi geniş salonda yargılanırken kalbim hızla çarpıyordu. Gözlerim istemsizce Mia'ya kaydı onunda bana bakmasıyla aramızda kısa ama etkili bir bakışma geçti. İkimizde bu kuralı çiğnediğimizin farkındalığıyla gerildik.

Dakka bir gol bir dedikleri bu olsa gerek!

Gerçi ona kendimden bir şeyler anlamamıştım, adım bile yalandı. Yalanlardan başka bir şey anlatmamıştım ama o bana anlatmıştı. İkimizinde ilk seferi olduğundan bu kuralı bilmememiz çok doğaldı. Ama askerin sert sözleri gerilmeme neden olmuştu. Mia'nın gözlerine bakmam birazda olsa sakinleşmeme neden oldu çünkü orada güveni gördüm. Ona anlatıklarımı kimseye anlatmayacağına dair söz veriyordu sanki. Kafamı hafif eğerek aynı sözü bende ona verdim.

Bu bizim küçük sırımızdı. İlk defa yabancı sayıla bilecek birine güveniyordum.

Ben. Ben güveniyordum.

"Şimdi hepinizin sıra sıra sahneye gelip kutsal silah üzerine etmesini istiyorum. Bu her iki taraf içinde bir güven sembolüdür" askerin sözleriyle ona döndüm. Eliyle ilk sırada oturan kızı çağırdı. Kız hemen ayağa kalkıp masanın üzerine olan gümüş silaha doğru ilerlemeye başladı. Kız yerini alınca talimatları bekledi, gergin duran bu hali vardı avuç içini pantolonunun yan tarafından silip duruyordu, kızı anlamak zor değildi ben bile heyecandan ölmek üzereydim, daha sahneye çıkmamıştım bile!

Asker mikrofona yaklaşıp o sert ve otoriter sesiyle konuştu "Bir elini silahın üzerine diğer elinide kalbinin üzerine yerleştir ve benimle birlikte tekrar et"

Kız harfiyen dediklerini yerine getirdiği ve ikisinin beraberinde söylediği sözler salonda yankılandı.

BİRLİK ESASTIR.

SİLAH KUTSALDIR.

SÖZ NAMUSTUR.

SÖZDEN DÖNMEK HÜSRANDIR.

Sözlerde kişisel karakterin ve sadakatin önemine değiniyordu. Birliğin yani krypteia'nın her şeyden önce geldiğini ve silahın önemine değiniliyordu. Etkileyici sözler bir yemini, bir güveni simgeliyordu.

Kız konuşmasını bitirir bitirmez hızlı adımlarla yerine oturdu ve ondan sonraki kişi onun yerini aldı. Aynı sözler bir çok kişinin ağızından çıktı ama herkeste aynı etkiyimi bıraktı bilmiyorum. Bu rütielin uzun süreceği belliydi. Salonda 300'e yakın kişi bulunuyordu neticesinde. Ama o gerginlik ve heyecanla zaman nasıl geçti anlamamıştım. Mia'dan sonra sıra bana gelmişti bile. Ayağa kalkıp sakin adımlara yürümeye başladım ama içimde sakinin s'si bile yoktu. Sahneye çıktım ve gümüş silahın önüne durdum. Yakından üzerindeki işlemeler daha belli oluyordu, eski bir silahtı ama ilk gün ki gibi parlıyordu. Elimi silahın üzerine diğer elimide tam kalbimin üzerine koydum. Kafamı silahtan kaldırıp kürsüdeki cüsseli adama baktım, onunda bana baktığını fark etmem daha çok gerilmeme neden oldu.

İlk defa bir silaha dokunuyordum ama beni korkutan silah değildi. Gözlerimin içine hançerini saplayan bana bakan gri gözlerindeki derin soğukluktu.

Gri gözler.

Sessizlik içinde bana bakıyordu. Bakışları kötü değildi ya da kaşlarını çatmamıştı ancak tehdidi tam oradaydı.

Sessizliğindeydi.

Uçak binmeden önceki konuşmamızda kask taktığından dolayı o soğuk gri gözleri görmemiştim ama şu an tüm ihtişamıyla karşımdaydı.

"Benimle beraber tekrar et!" Sert emir veren bir tonda konuştu, sahneye çıkan ilk kadından beri ezbere bildiğim sözleri beraber söylemeye başladık.

BİRLİK ESASTIR.

SİLAH KUTSALDIR.

SÖZ NAMUSTUR.

SÖZDEN DÖNMEK HÜSRANDIR.

Sesimizin birbirine karışması uzun zamandır kafamda oluşan büyük ve gürültücü orkestrayı susturmuş gibiydi. Kemanın çıkardığı o tiz ses, davulun bagetlerinin yere düşüş sesi, flüt deliklerinden çıkan o sesler... hepsi sustu. Geriye sadece ikimizin paylaştığı sessizlik kaldı. İtiraf etmekten çekinsemde bu sessizlik hoşuma gitmişti, uzun zamandır en rahatlatıcı anımdı. Hızlı adımlarla sahneden indim ve yerime oturdum ama kalbim bir türlü yerine oturmadı çünkü deli gibi atmaya devam ediyordu.

Yemin töreni 2 saate yakın sürmüş olabilirdi. Sonuncu olduğunu düşündüğüm kişide yeminini ettikten sonra gri gözlü asker konuşmasına kaldığı yerden devam etti.

"Bu saatten sonra burada geçirdiğini her saat ve her gün burada yani Krypteiada kalacaktır. Burada ne yaptığınız, ne yediğiniz, ne içtiğini, ne tür eğitimler gördüğünüz burada saklı kalacaktır. Dışarıyla eğitim bitene kadar herhangi bir temasta bulunamayacaksınız. Eğitime bugün başlıyacaksınız askerler eşliğinde ısınmanız için önce koşu sonraki günlerde silah ve yakın dövüşlere tabi tutulucaksınız. Bu saatlerde her hareketiniz izlenip değerlendirilecektir. Şimdiden hepinize krypteia askerleri olarak başarılar dileriz. Izdırap haftası olarak adlandırdığımız haftamız şu saaten sonra başlatmıştır"

Izdırap haftası.

Askerin son sözleri bir hakimin son kararını verişi gibiydi, konuşmasını bitirir bitirmez masada duran gümüş silahı aldı ve çıktış kapısında doğru ilerlemeye başladı. Her hareketini izleyen gözlerim istemsizce arkasında yazan beyaz yazılara kaydı

KANCA.

Adı buydu, kanca.

Her askerin arkasında yazılı olan adını görünce istemsizce beni bir merak sarıyordu, neden bu adı almışlardı? Altındaki hikayeyi merek ediyordum ama bu askerde ekstra bir merak beni sardı, merakın yanında bir yakınlıkta hissetim.

Kanca. Söylemi kaba, soğuk ve ağır bir tat bırakan cinstendi ama bir o kadarda yakın, sıcak ve samimiydi.

Bir Krypteia askeri onu takip etmemiz komutunu verince tüm salon ayaklandı ve sıra sıra dışarı çıkmaya başladık. Kalabalığın ilerlemesini beklerken

"Ne yani şimdi yemek yemiyecek miyiz?" Mia aklına takılan soruyu ortaya attı, onun sözleriyle yan tarafımda olan Scott kendini tutmamış olucak ki güldü

"Bende ilk seferimde aynı soruyu sormuştum ve hayır eğitim bitene kadar en iyisi sen yemeği unut, 6 numara" dedi Mia'nın numarasına değinerek. Gözlerim Scott'ın arkasında yazan sayıya kaydı.

9 NUMARA.

"Nasıl yani bizi aç karınlarmı koşturacaklar?" Dedi Mia şaşkın bir sesle.

"Ne sandın burayı, aşevi mi? Gerçi seninde suçlamamak lazım aynı şaşkınlığı bende yaşamıştım ilk seferimde ama sonra alışıyorsun. Bedenin ve miğden bu döngüye ayak uyduruyor. Gerçi benim miğdemin ayak uydurması bâya bir uzun sürmüştü. İnanmıyacaksın ama ilk seferinde bayılıcak gibi olmuşluğum var. Şaka gibi dimi! Ben ve bayılmak. İnanılacak gibi değil! O yüzden inanma yani" Scott"ın sözleriyle Mia hayrete düştü.

"Sen bile bayıldıysan kendimi düşünemiyorum! Hem ne yaptılar da seni bayıltılar? Eğitimleri bu kadar zor mu?" Scott Mia'nın sözleriyle ona döndü ve kısık bir sesle "Ben bayılmadım bir kere! Bayılacak gibi oldum arada fark var. Ayrıca sesini biraz kıs, herkes bizi dinliyor, insanların aklına karizmamı çizecek bir düşünce koymayalım. Ayrıca eğitimleri herhalde zor ben bile ilkimde kazanamadım yani! Sen düşün artık gerisini"

Mia endişeli gözlerle bana döndü "Ben şimdiden pes etsem iyi olur. Zaten kazanacağımı düşünmek aptallıktı. En iyisi ben sizi yatakhanede bekleyelim" Mia'nın sözleriyle istemsizce kaşlarımı çattım. Sözlerim onun üzerinden olumlu bir etki bırakmıştı diye hatırlıyorum ama şimdi pes etmişti. Sinirli bir ifadeyle Scott'a dönmekten kendimi alamadım, onun yüzünden Mia bu düşüncelere sahipolmuştu.

Bir insan yapabilecek gücü varsa bile o işi başaramayacağını düşündüğü an, çoktan kaybetmiştir bile.

Gözlerim Mia'ya kayınca orada kabullenmişliğin kırıntılarını gördüm. Şimdiden pes mi ediyordu? Hayır, buna izin veremezdim.

"Daha başlamadan pes ettin Mia, bu iş böyle yürümez. O kazanamadıysa bu onun beceriksizliği, senin değil. Kendini başkalarıyla kıyaslamaya bırak, illaki kıyaslayacak birini arıyorsan kıyaslaman gereken tek kişi eski sensin. Bugünki eğitimi zayıf bir puanla bitirmen sorun değil, her gün aynı performansı veremeyiz ama yarına daha iyi bir şekilde hazırlana biliriz. Senin yapman gereken bu, hepimizin yapması gereken bu, ileriye bakmak ve sürece güvenmek"

Mia gözlerinde minnet dolu bir bakışla bana bakıyordu. Yüzünde küçük bir tebessüm yer edinmişti. "Nasıl beni her seferinde böyle gaza getiren konuşmalar yapıyorsun anlamıyorum? Tavsiye koçu olmayı hiç düşündün mü?" Mia'nın gülümsemesine benimkide eşlik etti.

"Doğru olan bu Mia önce sen kendine güveniceksin ve tüm ön yargılı sözlere kulağını kapatacaksın"

Mia kahkaha attı, bu sefer kendinden daha emin duruyordu. Kafasını salladı ve derin bir nefes alıp kendini rahatlatmaya çalıştı.

"Sanırım haklısın, hem ne kadar zor olabilir ki?"

♤♡♢♧☆

"Şom ağzımı açmaz olaydım!"

Çantanın askılığını düzeltirken gözlerimi Mia'ya çevirdim. Alnı boncuk boncuk terlemişti, aynı su tabakası benim tüm vücuduma hakim olmuş durumdaydı. Neden bir kaç kişinin tişört giydiğini böylece anlamış olmuştum. Güneş bulutların arkasında saklanmış durumdaydı, havada Krypteia rüzgarı tüm şiddetiyle esiyordu ama kendimi sahra çölünde kışlık kazakla gezen bir deli gibi hissediyordum. Kazak giyenlerin hepsi bende dahil herkes çıkarmıştı, sporcu atletimle duruyordum ama hararetim çıkmış gibiydi. Tüm vücudum ter içindeydi ayrıca kokuyordum ama şu an ter kokmak benim en son düşüneceğim şey bile değildi.

Şu an tek odağım bitti çizgisini görebilmekti.

Yanımdaki tek tük insanlara bakınca onlarında benimle aynı düşüncede olduğuna kalıbımı başardım. Herkes ayağındaki çoraba kadar terketmişti, kimsenin mecali kalmamıştı, bazıları pes etmiş geride kalmayı seçmişti, kimsede onlara müdahale etmemiş, tek söz söylememişti. Onların bırakması içimde yanan ateşin yavaş yavaş sönüşüne tanık olmak gibiydi. Pes etmek istiyordum, gerçekten. Beni ayakta tutan tek şey bitti çizgisini görmeye can atan inadımdı.

"Koşuya çıkacağımızı sanıyordum! 10 kiloluk çantayla yürüyüş değil!" Mia tüm yol boyunca olduğu gibi yine şikayet edip duruyordu. Pes etmek istiyordu, yalan yok bende istiyordum ama bırakmaması için onu teşvik ediyordum, onu teşvik ederken bir yandan da kendimide etmiş oluyordum. Mia sürekli çok iyi bir tavsiye koçu olduğumu söyleyip duruyordu ama ben birazdan yere yığılacak bir aptal gibi hissediyordum.

Tahminimce uzun bir yolumuz kalmamıştı, yolun uzunluğu hakkında bize bilgi vermiyorlardı sadece ilerlememiz konusunda talimat almıştık. Bizimle birlikte Krypteia askerleri vardı, tek fark olanlar 10 kiloluk çanta taşımak yerine sırtlarını arabaların yumuşak koltuğuna yaslamış durumdalardı. Pes eden kişileri alıp götürüyorlardı. İçten içe bu ağır çantayı bırakıp sırtımı o yumuşak koltuğa bırakıp geri dönmek istesemde kendime hakim olup sadece yola odaklanmış durumdaydım. Ayrıca bende bırakırsam Mia'da otomatikmen bırakırdı, onunda üzerimde büyük bir yükü olduğunu söyleyebilirim.

"Astrid ben daha fazla yapamayacağım, seni tek bırakmamak için sabahtan beri taşıyorum ama yok daha fazla olmuyor. Bu çanta benim ağırlığımda! Bu kadar çantayı ve ağırlığı nerden bulmuşlar bunlar?" Mia'nın kısık sesi mecali kalmamış gibiydi. Kimse böyle ağır çantalar taşımamızı beklemiyordu, ben bile beklemiyordum ama burası Krypteia ve süprizlerle dolu gibiydi.

Ayrıca bu da bize yalan söyledikleri gerçeğini değiştirmiyordu.

Koşacakmışız, peh!

"Biraz daha dayan az bir yolumuz kaldığına eminim ve bana adımla seslenme 6 numara, unutma biz iki yabancısız" kısık sesli cümlelerim bile bana zor ulaştı. Maskenin altından zor bir şekilde nefes alırken konuşmak iyice yoruyordu.

Susuz ve yorgundum, ayaklarım bir adım daha atmayı reddediyor gibiydi. Mia sözlerime sadece kafa sallamakla yetindi, tüm yol boyunca konuşmayı bıraktı, konuşkan bir kızdan sağır edici bir sessizlik duymak garipti ama o benden daha yorgundu biliyordum, tek duam bayılmamsı yönündeydi.

Ne kadar daha yürüdük bilmiyorum ama biraz daha ilerimizde bizi bekleyen bir topluluk görünce enerjim birazda olsa yerine geldiğini hissetim. Bir ara halüsinasyon mu görüyorum diye kafamı salladım ama hayır! Bu gerçekti. Ayaklarım güç bulmuş gibi adımlamaya başladı. Yanımda sürünmeye yakın olan Mia bile güç bulmuş gibiydi

"Yanlış mı görüyorum yoksa yolun sonuna mı geldik?" Tereddütlü cümleleri onu onaylamamı ister gibiydi. Hiç geciktirmeden ona benimde gördüğüm gerçeği aktardım. "Doğru görüyorsun bitiş çizgisine geldik!" Heyecanlı sözlerim onu daha motive etmiş gibi daha hızlı ilerlemeye başladık. Yürümeyi bırakın neredeyse koşuyorduk. 50'ye yakın kişinin bulunduğu alana geldiğimizde bazılarının bitkin bir şekilde yerde boylu boyunca uzandığını gördüm. Bazıları çantalarının üzeri oturmuş, bazılarında ayakta dikilmiş vaziyetteydi. 300'e yakın kişiden sadece 50'ye yakın kişi buradaydı. Aralarına karıştığımızda kendimizi yere bıraktık ve bitkin bir şekilde yere uzandık, gri gökyüzüne baktığımda sona geldiğimiz daha yeni kavramış vaziyetedim. Nefesimi düzenlemeye çalışırken yan tarafıma uzanmış ve benimle aynı gökyüzüne bakan Mia teyit etmek istermiş gibi yine sordu "Gerçekten sonuna mı geldik?"

Bende teyit etmek istermiş gibi etrafıma bakındım. Çoğunluk erkekti ama kadınlarda vardı. Aralarında asyalı kızında olduğunu görmek beni şaşırtmamıştı, hırslı olduğunu uçaktan ilk inişinde anlamıştım. Buraya kaybetmeye gelmemişti, eve eli boş dönmeye niyeti yoktu. Ama o da herkes gibi bitkin düşmüş bir şekilde yere oturmuş durumdaydı.

Başarmıştık. Yorgun da olsam maskemin altında kalan yüzümün tebessüm etmeyi durduramadım.

"Başardığıma inanamıyorum"

"Sana yapabileceğini söylemiştim. Etrafına bak, Gerçekten bitiş çizgisindesin" sözlerimle Mia kafasını bana çevirip minnettar bir gülümseme gönderdi. Gülümsemesi bile yorgundu ama içten olduğunu canı gönülden hissettim.

"Sayende"

Sayende. Benim sayemde. Ne kadar basit bir kelime öyle değil mi?

Dilin ucundan dökülüvermesi bir saniye sürmeyen o küçücük kelime, Mia'nın dudaklarından çıktığı an dışarıdaki tüm havayı emip bitirdi sanki. Benim için "basit" olmaktan çok uzaktı sırtımda taşıdığım o görünmez yükün daha da ağırlaşmasına neden oldu. Bana bel bağlamasını istemiyordum çünkü ben, bel bağlanacak biri değildim. Onu kandırdım ve yalan söyledim, her şey açığa çıktığında hâlâ sayende diyebilecek miydi?

Sanırım kimse daha önce Mia'yı yönlendirmemiş ve onda yeterli olan gücün olduğunu söylememişti. Ben olmasam bile o bu sınavı başarıyla geçebilirdi, bana ihtiyacı bile yoktu.

Mia, o kahverengi gözlerini gözlerime dikmiş, hafif bir tebessümle bakıyordu. İçimde bir yerlerde, daha önce hiç uğramadığım bir odanın ışığı yandı. Bana boyle minnetle bakması daha kötü hissetmeme neden oluyordu. Sözlerine karşılık ne diyeceğimi bilemediğim için sadece kafamı sallamakla yetindim. Gözlerimi gri gökyüzüne kaydığında istemsizce aklıma yine o gelmişti.

Gri gözlü asker.

Ona böyle demek saçmaydı bir adı vardı, kanca. Gri bulutlar bana onu hatırlattı, gerçi onu unuttuğum da söylenmez, koşuyu sırasında -sürünmekte diyebiliriz- gözlerim arabalarla bizi takip eden askerlere ara sıra kaymıştı ama hiç biri o değildi. Nedendir bilinmez varlığını hep hissetmiş gibiydim, o soğuk ve anlamsız bakışlarla sanki gri bulutların arkasına saklanmış bir tanrı edasıyla beni seyrediyormuş gibiydi. Biliyorum saçmaydı, ama kendimi onu düşünmekten alı koyamıyordum. Şu an odaklanmam gereken sadece kendim ve sınavdı ama aklıma girmiş bir pire gibi sürekli oradaydı. Kimliğimi biliyor muydu? Benim hakkımda ne düşünüyordu?

Gökyüzüne bakarken güneşin açılmasını ve gri bulutların dağılmasını diledim. Onu bana hatırlatan her şeyin son bulmasını ve yok olmasını diledim.

Görüş alanıma turuncu bir kafanın girmesiyle düşüncelerim dağıldı.

Sağol Scott. Ama bunu sesli söylemeyeceğim.

Scott sanki 10 kiloluk bir çanta taşımamış, tek bir ter damlası bile dönkmemiş gibi bembeyaz dişleriyle bana gülümsüyordu. Ona "Yine mi sen?" Diye sormak istedim ama o kadar halsizdim ki tek harf bile ağzımdan çıkaramadım.

"Buraya kadar gelebileceğinizi düşünmemiştim, susadınız mı? Bekleyin size su getireyim" Scott geriye dönüp elinde şu şişesiyle geri döndü, eliyle bana bir su şişesi uzattığını gördüm ama ben daha su şişesini uzanmadan bronz bir kol o su şişesini kaptı. Mia kana kana su şişesini sömürürken Scott gülmeden edemedi "Sakin ol sampion, burada yeterince su var" kafasını iki yana sallayıp geri döndü, 2 su şişesi alıp birini bana uzatı, Mia'nın aksine sakın bir tavırla suyumu yudumaldım ama çılgınlar gibi içmemek için kendimi zor tutuyordum. Prenses olmayı bırakmıştım ama prenses gibi davranmayı bırakmak uzun sürecekti.

Son yudumumuda içerken şişenin dibinde bir damla bile su kalmamıştı. Vücuduma giren ferahlamayala birazda olsa rahatladım ama her kas hücrem isyan edermiş gibi ağrıyordu. Mia 2. Su şişesini bitirmesine yakın "Bir gram daha hareket edebileceğimi sanmıyorum" dedi ve kendini yere bıraktı.

Al benden de o kadar.

"Şu küçük bedenin şu çantayı nasıl taşıdın heyret ediyorum, fizik kurallarının yeniden yazıyorsun Mia" Scott alaylı mı yoksa şakacı bir mizahla mı söylediği sözleri ayırt edemedim. Beynim hiç bir şeyi algılayacak durumda değil gibiydi.

"Birbirimizle konuşmamız yasak" itiraz eden sözlerim Scott'a bir etki bırakmamış gibiydi, yine o kendine has sırıtışı yüzüne yapıştırmış ve elleriyle etrafı göstermişti "Şu an herhangi bir asker etrafımızda yok ayrıca kendimizden ve özel hayatımızdan bahsettmemiz yasak yani teknikmen herhangi bir kuralı çiğnemiyoruz. Ben örnek bir vatandaş gibi kurallara her zaman uyarım 7 numara!" Scott bilmiş bir tavırla kendini överken az önce fark ettiğim gerçekle önce bir durdum. Sonradan gerçeği Scott'ın yüzüne vurmaya karar verdim.

"Adımızında bizde saklı kalması gerekiyordu. Sen bu kuralı önceden biliyordun ama yinede uçağa bindiğimizde bizimle konuştun ve kendini bize ilk tanıtan da sendin!"

Scott sanki hiç sözlerimden etkilenmemiş gibi omuz silkti "Güzel adımı sana bahsetmişim daha ne istiyorsun"

"Teknikmen kuralları çiğnedin örnek vatandaş Scott. Ayrıca bizi hiç tanımamana rağmen, neden?" Sorgu dolu sözlerimle Scott pes etmiş gibiydi, bir suçluymuş gibi iki elini de havaya kaldırdı. "Tamam beni yakaladın ninjo. O kuralı unutmuş olabilirim, bunun için suçluyamazsın! İnsanoğlu unutkan bir yapıya sahiptir. Ayrıca benim büyük, güzel, seksi beynim bunu unutmak istediyse unutmuştur. Biz en iyisi şöyle yapalım, sizin sırrınız bende benimkide sizde kalsın, anlaştık mı?" Barış istermiş gibi elini bana uzatı, makul bir teklif gibi göründü. Basit bir kuralı çiğnedim diye burdan atılmak istemezdim o yüzden ayağa kalkıp elini sıktım.

"Kabul"

Tüm süre boyunca yere uzanmış olan Mia "Unutuysanız diye söylüyorum bende hâlâ buradayım ve ayrıca sorduğunuz için sağolun, benden de bir kabul" diyip ayakta kalktı üzerindeki tozları silkelerken "Bir şişe daha su istiyorum" dedi Scott'a bakarak.

Scott Mia'yı şöyle bir süzdü "Valla sana şuraya şelale kursak anca yeter, o küçük miğdenle nasıl alıyorsun o kadarını? Hem kölen mi var burada git şuardan al!"

Mia boş olan pet şişeyi Scott'a doğru fırlattı ve yeni bir şişe alıp yanıma geldi, suyunu içerken "Ee şimdi sırada ne var?" Diye bir soru Scott'a yöneltti. Bunun cevabını bende merak ediyorum. Bu uzun yürüyüşten sonra umarım daha kolay bir şey bizi bekliyordur. İkimizde içimizi rahatlaması için Scott'a bakıyorduk ama Scott sadece kafasını iki yana salladı "Bilmiyorum, her sene eğitim sınavlarını farklı yapıyorlar diye duydum. Geçen sene sadece koşmuştuk ama bu sene çantalarda vardı"

Yani kısacası Krypteia ne isterse o. Bizi bekleyen bilinmemezlik heyecan uyandırsa da, korkutucu olabiliyordu da. Sisli bir vadide yürümek gibiydi, bir adım sonrası uçurum da olabilir, bir çiçek bahçesi de. Bitiş çizgisini bitiren 50'ye yakın insanda benimle aynı bilinmezlik içindeydi.

Bir çok soruyla baş başaydık.

Bizi ne bekliyordu?

Ne tür bir sınavla karşı karşıyaydık?

"Ben acıktım" Dedi Scott.

"Yemek saati ne zaman?" Diye atıldı Mia'da

Tabi yemek saattide sorular arasındaydı.

-YONDERLY

Ee acıkan var mı?

Baş rol erkeğimizin Kanca olduğunu söylememe gerek yok herhalde:D

Çekiç, Çivi, Yıldırım, Kanca... sıradaki asker kim acaba?

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

8okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.