8. bölüm / 11
TAÇSIZ PRENSES7.BÖLÜM
Bölümler 11Şu an: 7.BÖLÜM
"Bu hikayedeki tüm kurum ve kuruluşlar tamamen hayal ürünüdür. Gerçek kişi, kurum ve olaylar tamamen tesadüftür!"
Başlamadan önce, kalpleri Aurora'nın saçlarının rengine çevirmeyi unutmayalım. Seviliyorsun⭐
♤♡♢♧☆
Bastığım beton zemin neredeyse atmosferle aynı soğukluğa sahipti diyebilirim. Havada süzülen toz taneleri bile güçlü, dokunulmaz ve ulaşılmaz gibi hissettiriyordu. Krypteia gibiydi herşey. Nereye baksam bana zirvedeki krypteia'i gösteriyordu. Nice kahramanlar, nice savaşçılar geçmişti buralardan, benimle aynı beton zemine aynı toprağa basmışlardı. Aynı manzaraya bakmıştık belkide.
Abimi düşündüm, o da benim gibi buralardan geçmiş ve aynı manzaraya bakmıştı. Attığım her adım ona doğru giden yola çıkıyor gibiyi.
Neredesin abi?
Uçağımızın indiği havalimanı kocamandı. Birden fazla uzun uçak pisti vardı. Ne tarafa baksam savaş uçağı ve dev tanklarla doluydu. Sabah karanlığı olduğu için etraf tek tük ışıklarla donatılmıştı. Bir kaç yerde devasa konteynırlar ve hangarlarda vardı.
"Burası muhteşem" hayranlığımı gizlemeden dışa vurdum. Mia yanımda kıkırkadı "Çok havalı, kendimi özel hissettim. Burası böyleyse asıl mekanı düşünemiyorum bile" dedi o da benim gibi büyülenmiş bir sesle.
2. Seviye bir asker ilerde bekleyen 10'a yakın kocaman siyah otobüslere doğru ilerlememiz gerektiğini söyeldi. Önde bize lidelik eden Krypteia askerleriyle birlikte herkes uzakta duran otobüslere doğru ilerleme başladı. Gözlerim 4. Seviye askeri aramadı desem yalan olur. Onu diğerlerinden ayırmak kolaydı. Etrafta 4. Seviye olan tek kişi o olabilirdi. Havalimanına indiğimiz zaman ve uçakta geçirdiğimiz süre boyunca sapık gibi hepsini seyretmiştim.
Gözlerim sürekli etrafi tarıyordu. Rüya gibiydi her yer. Zihnim halla nerde olduğunu tam idrak etmiş gibi değildi.
"Araba farı görmüş tavşan gibi bir görünüşün var şu an" Mia'nın sözleriyle kafam otomatik ayara girmiş gibi ona döndü. Sonradan tavşanlar hakkında birşeyler anlatmaya başladı ama aklım söylediği tek bir kelimeyi bile idrak edemedi. Dışardan nasıl göründüğüm umrumda bile değildi. Dış görüşmüşüm şu an düşündüğüm en son şeydi. Ki bu alışılmışın dışında bir durumdu. Kraliyet ailesi geçmişte bile en kaliteli kumaşlardan giyinir, bakımına özen gösterirdi. Günümüzde de bu devam etmekteydi. Ailem ve bende dış görünüşümüze dikkat ederdik. Kraliyet ailesi bir kıyafeti 2 defa giyimezdi. Bu küfür gibi bir şeydi neredeyse.
İçinizde ne yaşadığınız sizi ama dışınızda yaşadığınız her şey dışarıdakileride ilgilendirirdi bizim ailede. Buna dış görünüşte dahildi.
"Bu yüzden dişleri sürekli uzamaya devam eder. Bir dakika! Konu ne ara tavşanın dişlerine geldi? Hee şimdi hatırladım senin etrafa far görmüş tavşan bakışlarından gelmişti. Evet seni anlıyorum ama alışığım böyle yerlere yaa" Mia'nın sözlerinden dalga geçtiği anlaşılıyordu. Böyle bir hayatı hiç olmamıştı. İlk daha uçağa bindiğini bile söylemişti, alaycı tavrı sadece eğlenmek içindi.
"Aslında benimde alışık olduğum manzaralar özel uçaklar, özel iniş pistleri, özel arabalar" dedim gülmemeye çalışarak.
Mia kahkaha attı. "Çok iyi rol yapıyorsun, söylediklerine neredeyse inanıcağım" dedi.
Rol falan yapmıyordum, söylediklerimde gerçekten ciddiydim ama o hâlâ bunun farkında değildi. Yalancı çoban doğruyu bile söylese ettiği tüm yalanlar insanların doğruyu görmezden gelmesine neden olurdu.
Bu hikayedeki yalancı çoban bendim.
Bir erkek bedeninin aramıza girmesiyle sohbetimiz yarıda kesildi. Scott bir kolunu bana diğer kolunuda Mia'ya doladı. Ten rengi eski haline dönmüş gibi duruyordu. Yüzündeki gülümsemeden de keyfinin yerinde olduğu belliydi. "İnanacağın şey nedir Mia? Ya da dur söyleme! Benim yakışıklılığım dimi. Biliyorum dino biliyorum, tekrar söylemene gerek yok" dedi sırıtarak. Göz devirip elini kolumdan çektim ve aramıza bir mesafe koydum. Gereksiz temasa gerek yoktu.
"Neredeyse inanacağım demiştim ayrıca nesin sen Leonardo DiCapriomu?" Mia gülerek Scott'a cevabı yatıştırdı. Scott beyaz teni, yeşil gözleri ve kızıl saçlarıyla dikkat çeken bir çocuktu. 1.80 boylarında olmalıydı ve kaslı bir vücudu vardı. Bu vücudu yapmak için sabah akşam spor merkezlerine gittiği kesindi.
Scott önümüze geçti ve geri geri yürümeye başladı.
"Tesüf ederim dino. Benim gibi yakışıklı, karizmatik ve sexi bir erkek varken kim ne yapsın o sarışın limonu?" Dedi böbürlenerek.
Mia ve ben birbirimize bakıp göz devirdik. Erkekler ve onların everest dağından uzun egoları.
"Leonardo'ya da limon diyeni ilk defa görüyorum. Sen nesin o zaman havuç kafa mı?" Mia'nın gülerek söylediği sözlerle Scott bir duraklama yaşadı sonradan kendini toparlayıp yine o sırıtışını takındı
"Havuçlar gözlere iyi gelir. Bu gözlerine iyi geldiğim anlamına mı geliyor?"
Mia Scott'ın sözleriyle bir duraklama yaşadı ama çabuk toparladı. "Daha neler tipin değilsin tatlım"
Scott Mia'nın sözleriyle daha da sırıttı. "Şimdide tatlı mı oldum yani? bir yakışıklı bir tatlı, bana mı yürüyorsun sen?"
Mia sadece göz devirmekle yetindi. Ama yinede teninde oluşan bir kızarıklık dikatimden kaçmadı.
"Daha neler, tipim değilsin dedim ya" dedi itiraz eder bir tonda
Scott'ın yüzündeki gülümseme dahada genişledi. Mia'nın bu telaşlı ve sevimli hali bir hoşuna gitmiş gibiydi. Mia'yı izlemeye o kadar dalmıştı ki geri geri yürüdüğü için ayağı takıldı. Tam yere düşücekken Mia reflex olarak onu tutmak için öne atıldı. Her şey çok hızlı gelişti, neyin ne olduğunu bile anlamadan Scott yere yapışmıştı hemde Mia'yla birlikte ama Mia beton zemin yerine Scott'ın göğüsünün üstüne düşmüştü!
Kısa bir süre geçmişti ama ikisininde transa girmiş gibi hali vardı. Etraftaki birkaç kişinin meraklı gözleri bize çevrilmişti bile. İlk günden tüm ilgiyi üzerimize toplamayı nasıl başarmıştık acaba?
Kalmaları için yüksek sesle öksürdüm çünkü kalkmak gibi bir niyetleri yoktu anlaşılan, taktiğim işe yaramış gibi duruyordu çünkü Mia aceleyle kendini toparlayıp Scott'ın üzerinden kalktı. Hayali tozları temizler gibi üzerini silkeledi ve boğazını temizledi ardından aksi bir sesle tonuyla "Ne sakar şeysin sen!" deyip beni ve şaşkın bakışlı Scott'ı geride bırakıp hızlı hızlı ilerlemeye başladı. Paniklemiş gibi bir hali vardı. Biraz ilerledikten sonra topuklarının üzerinde geri döndü ve kendi kendine söylenip yanımıza vardı. Bileğimden tutup benide kendi peşinden sürüklemeye başladı. Arkamızdan Scott'ın "Sakar değilim, yakışıklıyım!" Diye bağırdığını duydum.
"Otobüsmü kaçıyor yoksa bizmi kaçıyoruz?" Dedim maskemin altından gülümsememi durduramayarak.
Tanrım neyim var benim? Bileğimi elinden kurtarmalı ve aksi yöne doğru koşup bu ikiliden kurturmalıydım.
Mia ters ters bana bakarak "Ne münasebet, geride kalmamak için hızlanalım dedim" dedi acele bir sesle
Kolumu Mia'nın elinden kurtardım çünkü hâlâ temasına alışamamıştım. "Bilmem belki bu kaçışın nedeni Scott Doğu adında bir vatandaş olabilir?"
Mia bana yine o ters bakışını attı "Ne münasebet canım, hem o kim ki?"
"Bilmem sen söyle, göğüsünde yatıpta kalkmayı bilmeyen sensin nede olsa" sözlerimle Mia sesiz kaldı. Düşünen bir hali vardı istemeden kırıcımı konuşmuştum acaba? "Af edersin beni ilgilendirmez" dedim kısık bir sesle.
Neyim vardı benim böyle?
Mia kafasını kaldırıp bana baktı ve hafif bir tebessüm takındı. "Senlik bir durum yok. Ben sadece düşünüyordum" dedi. Konuşmamız burada kapandı ve sesiz bir şekilde ilerlemeye devam ettik
Siyah ve devasa otobüslere geldiğimizde otobüsün kapısında dikilen 2 krypteia askeri duruyordu. Onlarda da aynı kıyafet ve aynı silahtan vardı. Kollarındaki çizgilerden 2. Seviye oldukları anlaşılıyordu. Tek kelime dahi ettmeden ayakta duruyorlardı ve her an tetikte durup etrafı gözetliyorlardı. Etraf hep 2. Seviye krypteia askerleriyle doluydu. Peki 4. Seviye olduğu halde onun burada ne işi vardı? Belkide onlara önderlik ediyordur.
Otobüsün içi çok genişti Mia ve ben herhangi boş olan 2 koltuğa oturduk. Otobüsteki oksijen bile bana yetmiyormuş gibi geliyordu. Hayatımda hiç bu kadar heycenlandığım olmamıştı herhalde. Mia'ya baktığımda onun durgun oluduğunu fark ettim. Herhalde hâlâ Scott'la olanları düşünüyordu. Kafasını biraz toparlaması için yanında sessiz kaldım. Önüme dönmek üzereyken gözüm koltuğumuzun yanından geçen askere takıldı.
Bu oydu. 4. seviye asker.
Bizimle aynı otobüse mi binecekti? Onca otobüs varken hemde?
Oturduğum yerde daha fazla küçülücekmişim gibi eğildim. Yeterince dikkat çekmiştim ve uçağa binmeden önce söyledikleri hâlâ aklımdaydı. O Kafasını bile bizim olduğumuz tarafa çevirmeden arkamızdaki boş koltuğa oturdu. Sanırım bu otobüste olduğumu farketmemişti.
Otobüs hareket ettiğinde herkes benim sessizliğime ortak olmuştu. Ama aklımın susmak gibi bir niyeti yoktu anlaşılan. Çünkü Hâlâ arkamda oturan adamı düşünüyordu.
♤♡♢♧☆
Krypteia havalimanından ayrılalı neredeyse 2 saat falan olmuştu. Yolculuk boyunca otobüsün canımdan dışarıyı seyretmiştim. Etraf genellikle ağaçlık alanlarla doluydu. 2 saat boyunca oturur pozisyonda kalmak götüme iğneler batıyormuş hissi veriyordu. Ya da arkamda oturan adamdan da olabilirdi.
Ağaçlar giderek azalmaya başladı ve beton sütunlar bizi karşıladı. Daha iyi görebilmek için kafamı cama yapıştırdığımda iki büyük demir kapıya geldiğimiz gördüm, kapının hemen üstünde 2 loş ışıkla aydınlatılmış KRYPTEİA yazısını gördüm. Yüksek sütunların her 2 tarafında duran 2 gözcü kulesi olduğunu farkettim. Muhtemelen tüm askerler bizim gelişimizi bekliyordu.
Otobüs o demir kapıların açılmasıyla krypteia mekanına girişini yaptı. Otobüs durduğunda herkes tek tek aşağı inmeye başladı. Beton zemine ilk adımımı attığımda soğuk rüzgar etrafımı sardı. Tüylerim diken diken olunca kollarımı etrafıma sardım. Haritalarda bile gözükmeyen o toprak parçasının üzerindeydim. İçimi tarif bile edemeyeceğim duygular hücum etti.
Alan o kadar büyüktü ki hangi tarafa bakacağımı şaşırdım. Havalimanından bile daha geniş ve kocamandı. Koyu gökyüzünden mi bilmiyorum ama etrafı kasvetli ve karanlık gösteren bir hava vardı. Karşımda 3 devasa kahverengi bina ve sayısız pencere bulunuyordu. Gözüm binanın önüne dikilen lacivert renkli gümüş bir gül işlenmiş bayrağımıza takıldı. O da binaların önünde dikilen Krypteia askerleri gibi bizi karşılıyormuşçasına dalgalanıyordu. Her şey muhteşemdi nereye baksam sanki hep buraya aitmişim gibi hissettiriyordu. Sanki ilk gelişim değilde her zaman geldiğim bir yermiş gibi bir hissiyat vardı içimde.
"Vayy anasını" Mia ağızlı açık bir şekilde binalara bakıyordu. Aynı şaşkınlık bende de vardı. "Burası muhteşem" bende hayranlığını gizli tutamadım. Ama gizli tuttuğum bir sürü sır vardı.
"Maskeli kıza katılıyorum" sağ tarafımdan gelen sesle oraya döndüm. Scott benim gibi etrafa bakıyordu ama onun şaşıran bir ifadesi yoktu, daha çok hayranlık düşüyormuş gibiydi. Daha önce buraya gelmişti ve bu ortam onu şaşırtmamıştı. Etrafıma baktığımda diğer otobüslerden inen insanların da benimle aynı şaşkınlığı yaşadığını gördüm. Şaşkınlık ve hayranlık bir aradaydı.
Bir çoğumuzdada aynı duyguları hissettiğini biliyordum. Hisselere eşlik eden sorularda vardı.
Şimdi ne olacaktı?
Kül mü olacaktık, yoksa gümüş mü?
Bu soruları cevaplayacak tek bir kişi vardı o da Krypteia'nın kendisiydi. 1. binaya doğru ilerlerken yanlarından geçtiğimiz Kypteia askerleri başlarıyla bizi selamlıyorlardı.
Kalp atışlarımı dizginlemeye ve sakin olmaya çalışıyordum ama yıllardır altın zincirlerinden kurtulmuş bir at misali durmak bilmiyordu. Hiç bir engel onu durduramayacakmış gibi dört nala koşuyordu ve durmaya niyeti yoktu. O at bendim ve durmaya niyetim yoktu. Sonuna kadar gidecektim, sonun bana ne getirdiğini bilemeden.
Binaya girdiğimizde yüksek tavanlar ve siyah mermer zemin bizi karşıladı. Biraz daha ilerlediğimizde havalimanlarında olan kontrol cihazlarından biri vardı. Tek tek makineden geçmemizi ve makinede 3 saniye beklememiz gerektiğini söylediler. Aldıkları bu ciddi önlem beni biraz şaşırttı. Havalimanında zaten kontrol etmişlerdi halbuki. İnsanlar teker teker makineden geçmeye başladılar. Sıra bana gelince makinede 3 saniye bekledim.
2. Seviye bir Krypteia askeri makinenin yanında dikiliyordu ve elinde bir kutuyla takıları ve özle eşyaları alıyordu gözleri kolyeme kayınca ne demek istediğini anladım. Elim Aurelia'nın verdiği 3 yapraklı yonca kolyesine kayınca sanki içimden de bir parça aldılar gibi hissetim. Ziynet eşyaları geri vereceklerdi ama sınav bittikten sonra, o zaman kadar kolyem gitmişti. Kolyeyi kutuya koyunca asker geçmem için kafasını salladı. Bende geçtim ve benden önce makineye giren Mia'nın yanına gittim.
Kadın bir Krypteia askeri bizi biraz daha ilerde bekleyen 5 bölüme ayrılmış alana yönlendirdi. 5'erli sıraya girdik ve cam bölümlerin ardında bilgisiyar başında bekleyen askerlerin sorduğu sorulara doğru bi şekilde cevap verilmemiz istendi.
Sıra bana gelince avuç içlerimin terlemeye başladığını hissediyorum. Camın arkasından bir kadın asker duruyordu. Yüzünde kask yoktu sadece yüzünün yarısını kapatan ve buz mavisi gözlerini tek gösteren siyah bir maske takıyordu. Kısa sarı saçları yüzünün iki yanından omuz hizasına kadar iniyordu. Kolundaki çizgilerden 3. Seviye olduğu anladım.
"Adın ve soy adın?" Sert ve kadınsı sesiyle beklediğim soruyu sordu. Mavi gözleri bana değil bilgiseyar ekranına bakıyordu. Derin bir nefes aldım kısık bir sesle soruyu cevapladım ve kadının tepkisini bekledim
"Aurora Avelstone"
Askerin siyah eldivenli elleri klavyenin üzerinde önce bir duraksadı sonrada hızlı hızlı yazmaya başladı.
Kafasını bile kaldırmamıştı.
"Kıyafet bedenin ve ayakkabı numaran?" Diye sordu sakin ve nötr bir sesle
Ona gerekli bilgileri verdim.
Dediklerime kafasını salladı ve masanın altından bir kağıt çıkardı ve bir şeyler karaladı. Buz mavisi gözlerini ilk defa bana çevirdi ve kağıdı bana uzattı. Kağıdı alırken elimin titrediğini fark ettim. Bu titreme korkudan mıydı yoksa heyecandan mıydı bilmiyordum.
"İleride kadınlar için ayrılan odaya ilerleyin" kadın askerin sesi öncekine nazaran daha nazik çıkmıştı. Eliyle bana gösterdiği kapıya bir göz attım ve kadına kafamı salladım.
Kadınlar için ayrılan odaya doğru ilerlemeye başladım. Kapıya geldiğimde bir kadın asker kafasını eğdi ve kapıyı benim için açtı. Geniş bir ortam beni karşıladı, odanın ortasında ve duvarların kenarlarında raflar vardı. İçerisi siyah paketlerle doluydu. Rafların altında siyah botlarda vardı. En köşede üst üste koli kutuları diziliydi. İçeri girdiğimde içeride bekleyen birkaç kız daha olduğunu gördüm. Kağıtlarını içerde bulunan askere doğru uzatıyorlardı. Sıra bana gelince karşımdaki kadını görünce hafif bir duraksadım. Az önce kayıt yapan kişiyle neredeyse aynıydı. Aynı kısa sarı saçlar ve aynı buz mavisi gözlere sahipti. Aynıydı her şeyi. İkizimiydi acaba? Muhtemelen öyleydi.
"Kağıt?"
Transa girmiş halimden sıyrıldım ve kağıdı uzattım, o kağıdı incelerken ben gözlerimle onu incelemeye devam ettim. Dış görünüş olarak benziyorlardı ama bu askerin sesi daha bir sert ve otoriter gelmişti bana. İkisininde kollarındaki çizgiden 3. Seviye oldukları anlaşılıyordu.
Aklıma kendi ikizim geldi. Acaba Aurelia şu an ne yapıyordu?
Kadın asker kağıdı inceledi ve raflardan birkaç paket almaya giderken sırtında yazan beyaz harefleri gördüm.
ÇEKİÇ.
Bu onun takma adı olmalıydı. Neden bizi almaya gelen askerlerde takma adları yazmıyordu? Sadece kaçıncı seviye olduklarını belirten çizgiler vardı. Asker siyah paketleri siyah bir torbaya koydu. Eline bir çift siyah bot aldı ve bana doğru ilerledi. Torbayı ve botu elime tutuşturdu ve "Sıradaki!" diye bağırdı.
Elimdeki torbaya baktım.
7 NUMARA yazıyordu.
Ağır torbayı taşıyarak kıyafet odasının çıkışına doğru ilerledim. Kapıda bekleyen kadın asker beni yönlendirdi ve yatakhaneye doğru ilerlediğimi anladım. Çifte kapılara geldiğimde kapıların zaten açık olduğunu gördüm, içeri adımımı attığımda devasa bir mekan beni karşıladı. Her yer 2'li ranzalarla doluydu. Bir duvar boydan boya pencereyle kaplıydı. İçerisi bu şeklide aydınlık kalıyordu demeki. Kadın ve erkeklerin aynı ortamda bulunduğunu fark ettim. Bazıları aralarında sohbet ederken bazıları yataklarında oturuyordu. Kendi yatağımı bulmak umuduyla gözlerimi etrafta gezdirdim. En köşede gözüme o numara çarptı.
7 numara.
Yatağım alt kata olduğu için biraz üzüldüm. Genellikle üst katta yatmayı severdim. Aurelia ve ben aynı odada kaldığımız süre boyunca ranzalı yatakta uyumuştuk. Ben hep üstte yatan kişi olurdum. Belki yatak arkadaşımla anlaşırsam yer değiştirebilirdim. Torbayı ve Kendimi yatağın üzerine bıraktım. Gözlerimi etrafta gezdirmeye başladım
Abim hangi yatakta yatmıştı ve onun sayısı kaçtı? Eskiden burada olduğunu bilmek beni hüzünlendiriyordu. Sanki ruhu hâlâ etrafta dolaşıyor gibiydi.
Etrafa bakınca alıma Mia geldi. O nerede kalmıştı? Hemen arkamda olması gerekiyordu.
Daha tanışalı belki 5 saat olmuştu ama yokluğunu hisseder olmuştum. Ayrılalı belki 30 dakika falandı ama gözlerim ve aklım onu arıyordu. Neden ona bu kadar bağlandığımı merak ettim. Eğitim bitene kadar kimseyle yakınlık kurmamam gerekiyordu ama Mia'yı yanımda ister olmuştum.
Belkide bana hatırlatıklarındandı ona olan yakınlığım. Aurelia'nın yeri doldurulamazdı tabikide ama Mia bana onu hatırlatıyordu, İkisinin karakteristik özellikleri birbirine benziyordu. Belkide bu korumacı tavrım ve sürekli onu düşünmem bundandır.
Aurelia'ya benzediği için. Artık onu korumak için yanında değildim. Veya o benim yanımda değildi.
Hem üzerimden bir yük kalkmış gibi hissediyordum hemde endişe duyuyordum. Bensiz ne yapacaktı o?
Gözlerim biraz daha ileride etrafa üşengeç bakışlar atan Mia'yı fark etti. Siyah torbayı ve botları göğüsünün üzerine sıkı bir şekilde bastırmıştı. Yanına gitmeli miydim bilmiyorum ama ondan uzak durmalıydım, herkesten uzak durmalıydım. Yakınlık demek yalan demekti ve ben daha yeni başlamışken bile yalanlar gözümde bir dağ gibi olmuştu. Ama Mia etrafa çekingen ve yabancı gözlerle bakınca bu çok zor oluyordu. Korunmasız ve savunmasız. Farkında bile olmadan ayağa kalkıp hızlı bir şekilde yanına gittim.
"Bana tavşan bakışlı demiştin ama şu an kaybolmuş bir tavşana benzeyen sensin" dedim yanına varınca
Mia beni görünce yüzündeki gergin ifade dağılır gibi oldu. "Bu tavşanlar gibi sevimli olduğum anlamına mı geliyor?" Dedi gülümseyerek
Söylediklerine gülümsemeden edemedim.
"Evet öylesin" söylediklerimde ciddiydim. Mia gerçekten çok tatlı bir kızdı. Bunu söyleyince Mia'nın yüzündeki gülümseme bir an sekteye uğradı.
"Yatağın nede senin?" Diye sordu ve hemen konuyu değiştirdi, ona yatağımın yanına kadar eşlik ettim.
"Geç geldin?" Dedim sorar gibi
Mia homurdandı "Scott'a söyleme ama bedenimi bulmakta zorlandılar" Mia minyon bir tip olduğu için bu normaldi ama aklıma takılan bu değildi. "Scott ne alaka?" Diye sordum
Mia oflayıp "Şimdi yine bana hobbit falan der uğraşamam onunla!" dedi sitemli bir sesle
Konuşa konuşa yatağıma varmıştık
"Yaaa hemen üzerindeyim" Mia sevinçle az daha çığlık atıyordu.
Gözlerim Mia'nın elindeki torbada yazan sayıya kaydı.
6 NUMARA.
Ardından üst yatakta yazan yazıya kaydı, 6 numara yazıyordu. Bu kaderin bir cilvesimiydi?
Mia elindeki torbayı ve siyah botları benim yatağımın üzerine bıraktı ve oturdu. "Şey, yerinden memnun musun? İstersen yer değiştirebiliriz benim için sorun olmaz" dedi
Mia'nın sözleriyle şaşırsamda ayağıma gelen fırsatı değerlendirecektim. "Senin içinde sorun olmayacaksa üstte yatmak isterim"Dedim samimiyetle
Mia alnındaki teri silermiş gibi yaptı "Huhh teşekkür ederim. Tanrıya şükür kabul ettin yoksa seninle alt yatakta kalmak zorunda kalırdık. Üstte düşme korkum var da. Parantez açmak isterim ki daha önce yaşandı" sözlerinin ardından kazağının kolunu sıyırıp derin ama kısa bir yara izini gösterdi. Eski bir yara izine benziyordu. "Bir aralar yatılı okulda kalmam gerketi, daha küçüktüm ve hiç ranzalı yatakta uymamıştım. Gecenin bir vakti baktım ki yere kapaklanmışım. Yerde unutulan oyuncak bir blok parçasının sivri tarafı koluma kesmişti, uyku sersemiydim ve küçüktüm, deli gibi ağlıyordum, hatırladığım tek şey hastahane kokusu ve beli belirsiz babamın sülüetti. Gerçek miydi bilmiyorum ama bana 'her şey yoluna girecek, güçlü ol deniz kızı' dediğini beli belirsiz hatırlar gibiyim. Ondan sonra ağlamam dindi, bana dediği şeyi yaptım güçlü olmaya çalıştım. Belkide sadece bir hayaldi ve sadece özlemimden kaynaklanan aptalca bir düşünceydi. Ama biliyorum ki bana güç veren şey onun varlığıydı"
Mia'nın sesinden babasına olan özleminin hâlâ devam etiğini hissetim. Bana babasının küçükken onları tek ettiğini anlattığını hatırlar gibiyim. Nedenini meram etsemde yarasına tuz basmak istemedim. Aklım kısa bir sürede olsa babamla olan ilişkime gitti, o bizi terk etmemişti ama varlığınıda hiç bir zaman hissettirmemişti. Bazen birinin gidişiyle bıraktığı boşluk, birinin yanındayken hissettirdiği yokluktan daha az can yakardı. Mia ile aramdaki o sessiz bağ, aslında aynı madalyonun iki farklı yüzü gibiydi. Onun babası fiziksel olarak yoktu, benimki ise ruhen. Hangimiz daha çok eksildik bilemiyorum. O gidenin peşinden yas tutuyordu, bense yanımdakine ulaşamamanın yasını. Ona 'Anlıyorum' diyemedim. Çünkü birine 'Babam yanımdayken bile beni hiç görmedi' demek 'Babam beni terk etti' demekten daha utanç verici hissettiriyordu.
Ama o an anladım ki ikimiz de aslında babasız çocuklardık. Birimiz boş sandalyeye bakarak büyümüştük, diğerimiz ise dolu ama soğuk bir koltuğa.
"Benimde babamla sorunlarım var" dedim. Yalnız hissetmesini istemedim. Ama biliyordum ki bu sorunu yaşayan sadece biz değildik.
Mia sadece güldü "Kimin yok ki?"
Elbet birilerinin yoktu. Babasıyla mükemmel ve güzel bir ilişkisi olan tonlarca kız vardı. Anne babamızı seçemezdik, talih bu konuda ikimizinde yüzüne gülmemiş gibiydi.
Mia kendini geriye doğru uzattı. "Madem yatak arkadaşıyız birbirimizi daha yakından tanımalıyız diye düşünüyorum? Haksız mıyım?" Mia meraklı bakışlarla bana bakarak benden bir cevap bekledi. Sözleriyle gerilmeden edemedim. Korktuğum başıma gelmişti, bu kadar yakınlığın beraberliğinde doğal olarak gelen merak unsuru vardı. Ne yapacağımı önce bir bilemedim. Sussam dikkat çeker, ayrıntıya girmek istese yalan söylemiş olurdum. Çok tuhaf artık yalan söylemek zor geliyordu. Halbuki yalan hayatımdır zannetmiştim.
"Ne bilmek istiyorsun?" Diye sordum sakin bir sesle.
Mia hemen dik bir konuma gelerek "Mesela kaç yaşındasın?" Dedi öncekine nazaran neşeli bir sesle.
Basit bir soruydu ve yalana gerek yoktu.
"Haftaya 22 olacağım. Sen?"
"Senden büyüğüm. Bende 23 yaşındayım. Biliyorum göstermiyorum" dedi. Sözleriyle şaşırdım, nasıl 23 yaşında olabilirdi? Daha küçük duruyordu 18 veya 19 derdim ben onun için. Minyon tipli olması ve yüz şeklininde ufak olması onu daha küçük gösteriyordu.
"Neden buraya katıldın?" Diye sordu bu sefer. Bu sorunun sorulması dahada gerilmeme neden oldu.
"Kendimce sebeplerin var" dedim kısaca. Çok üzgünüm ama bu nedenleri şimdilik sana anlatamam Mia.
"Seni anlıyorum hepimizin kendince sebepleri var. Bazıları ihtiyaçtan, bazıları vatan sevgisinden, bazıları sadece meraktan. Sen sormayacak mısın neden katıldığımı?"
"Beni ilgilendirmez" dedim omuz silkerek 0.
Mia kafasını salladı "Belki bir gün ikimizde kazanırsak birbirimize anlatırız sebeplerimizi, ne dersin?"
"Olur" dedim uzatmadan.
Eğer burada kalmaya hak kazanırsan öğrenirsin. Burada kalmaya hak kazanan herkes neden geldiğimi anlatacaktı.
Aramıza kısa bir sessizlik çökünce etrafıma bakındım. Yatakların çoğunu erkekler kaplamış gibi duruyordu. Gözlerim istemsizce turuncu bir kafa aradı ama onu göremedim. Yine peşimizi bırakmaz sanıyordum ama şu an ortalıkta görünmüyordu, en iyisi buydu zaten. Ne kadar uzak o kadar iyi.
Yatakhanenin kapısından 6 krypteia askerinin girmesiyle gözüm oraya kaydı. 3'ü kadın kalan 3'ü erkekti. Kadınlardan biri ikizlerden biriydi ama hangisi olduğunu çıkaramadım. Gözlerim istemsizce erkeklerde oyalandı ama hayır, hiç biri o 4. Seviye asker değildi. Onların gelişiyle herkes birden ayağa kalktı.
Aralarıdan beyaz saçları 3 numaraya vurulmuş bir kadın asker öne çıktı. Saçından dolayı önce bir kadın mı yoksa erkek mi diye bir sorguladım ama yüz hatlarından kadın olduğunu çıkarmıştım. Diğerleri gibi maske takmıyordu ve yüzü gözler önündeydi. Tişörtündeki kolundan 4. Seviye olduğu anlaşılıyordu. Yeşil ve kendinden emin gözlerini etrafta dolaştırdı. Bir adım öne çıkıp tüm yatakhanenin duyabileceği gür bir sesle konuşmaya başladı
"Krypteia'ya hoş geldiğiniz. Her yıl olduğu gibi bu yılda Krypteia asker seçmeleri yapılacaktır. Eğitim sınavına geçmeden önce konferans salonunda bir toplantı yapılacak ve gerekli bilgiler size orda anlatılacaktır. Şimdi size verdiğimiz torbalardaki kıyafetleri almanız ve soyunma odalarında giyinmeniz istenmektedir. Eski kıyafetlerinizi ve ayakkabılarınızı torbalara geri yerleştirin ve bize teslim ediniz. Sınavdan geçememeniz durumunda kıyafetleriniz ve ziynet eşyalarınız size geri teslim edilecektir. Dediğim gibi geri kalan kurallar size konferans salonunda açıklanacaktır. Şimdiden hepinize başarılar dileriz. Unutmayın ya kül olursunuz ya gümüş!" Beyaz saçlı kadın uzun soluklu konuşmasını bitirir bitirmez yatakhaneden ayrıldı. Ayrılırken arkasındaki beyaz yazıya okuya bildim.
YILDIRIM.
Adı bu olmalıydı. Daha çok bir erkek ismini çağırtsada bu kadına yakışıyordu.
İkizlerden hangisi olduğunu anlamadığım kadın öne çıktı ve "Hanımlar beni takip edin!" Diyince sesinden bana kıyafet torbasını veren ikiz olduğunu anladım.
Çekiç.
"Astrid hadi" Mia'nın sözleriyle ona döndüm. Torbasındaki fazlalıkları çıkarıyordu.
Astrid.
Sanırım bunu duymaya alışmalıydım. Bende kendi torbama yöneldim ve içindekileri yatağa boşalttım.
Küçük bir tarak, sabun, lif, küçük bir diş fırçası ve küçük bir diş macunu. Siyah kargo pantolon, üzerinde 7 yazan siyah bir tişört ve siyah bir kazak. 2 çift çorap, siyah iç çamaşırları, siyah bir eşofman ve son olarak siyah bir sporcu atleti. Her kıyafet siyah renkti, beyaz olan tek şey 7 sayısıydı. Giyeceğim kıyafetleri torbaya koydum ve geri kalan eşyaları yatağın üzerinde bıraktım.
Bütün kızlar kadın askeri takip ederek kızlara özgü soyunma odasına gittik. Erkeklerle aynı yatakhaneye paylaşmak benim için sorun değildi ama soyunma odalarımızın ayrı olması beni sevindirmişti. Yatakhaneden çoktan uzak olmayan odaya girdiğimizde genişliği gözüme çarptı. Bir duvar boyunca dolaplarla doluydu geri kalan duvarlarda da kapaklı duşa kabinler vardı. Odanın ortasına uzunca tahta bir oturak yeride mevcuttu.
"Hızlı bir şekilde üzerinizi değiştirin, sizi dışarıda bekliyor olacağız. Birbirinizle konuşmanız yasak. Sohbet etmemeye çalışın hanımlar" kadın asker bunu dedi ve bizi yalnız bıraktı.
Kabinler göz kapayıp açana kadar dolmuştu bile. Mia'yla birlikte sıra bize gelene kadar ahşap oturakta oturduk.
Kısa bir sürede soyunma odası kadın konuşmaları ve dedikodularıyla dolmuştu. Sanırım kimse kadın askeri duymamıştı. Kısık sesli konuşmalarına kulak kabarttım.
"Girişteki erkek asker çok havalıydı!"
"Şu kısa sarı saçlı kadın harbi savaşçı duruyor"
"Kısa beyaz saçlınında ondan az kalır yani yoktu bence. Ses tonunu duydunuz mu? Amazon kadını gibiydi. YILDIRIM adı bile çok havalı!"
"O kadın neden diğerleri gibi maske takmıyor?" Diye sordu aralarından biri.
Bu benimde dikkatimi çekmişti. Neden diğerleri gibi maske takmıyordu? Gördüğüm her askerde maske vardı ama onda yoktu. Rütbesindende kaynaklandığını sanmıyorum. O 4. Seviyeydi ve başka 4. seviye olanlarda vardı ama onların yüzü kapalıydı.
Belkide maske takıp takmamak keyfi bir şeydi.
Kabinler boşalınca üzerimi değiştirmek için kabine girdim. Önce yüzümdeki bandanayı çıkardım ve derin bir nefes aldım. Bugünün en rahatlatıcı şeyi olabilirdi. Bandananın beni zorlayacağını biliyordum ama daha ilk günden böyleydim. Başımı mermer zemine dayadım ve birkaç uzun soluk aldım. Kıyafetlerimi tek tek çıkardım ve torbaya yerleştirdim. Siyah kargo pantolon ve siyah kazağı giyindim. Botlarıda ayağıma geçirdim ve son olarak bandanayı yüzüme sıkı bir şekilde bağladım, siyah saçlarımı sıkı bir at kuyruğu yaptım ve kalbinden çıktım.
Mia giyinmiş bir şekilde lavabo aynasının önünde kısa saçlarını eliyle düzeltiyordu. Yanına gidince aynadan bana gülümsedi
"Demek saçın siyah renkmiş, sana yakışıyor gözlerini öne çıkarıyor."
Mia'nın sözleriyle elim istemsizce saçlarıma uzandı. Evet, ama şimdilik. Bu sınav bitene kadar böyle kalacaktı. Sınavı bitirince eski kızıl rengime yakın bir renge boyayacaktım çünkü saç rengimi seviyordum.
Saçlarımı seviyordum.
"Sanırım sana artık 7 numara demeliyiz"
Mia'nın sözleri istemsizce beni gülümsetti. Astrid demesinden iyidir. Onu onaylar gibi kafamı salladım.
"Doğru dedin 6 numara" dedim ve gözlerim istemsizce aynadaki yansımama kaydı.
Kızıl saçsız çok tuhaf duruyordum. Kendim gibi değildim, Aurora gibi hissetmiyordum. Aynadaki o yabancıya bakmak, sanki birinin ruhumu çalmış da yerine alelade birini koymuş gibi hissettiriyordu. Elim gayri ihtiyari saçlarıma gittiğinde, parmaklarımın ucunda o alışık olduğum enerjiyi bulamadım. Bu yeni, siyah teller bana bir hikaye anlatmıyordu. Belkide artık o hikayeyi kendim yazmam gerekiyordu. Aurora gibi görünmüyordum ama artık ruhende onun gibi hissetmiyordum.
İstediğimi elde etmiştim, siyah saç dış görünüşümü değiştirmişti. Maske takmasam bile kimse beni tanımayacak gibi duruyordu.
Mia'nın kolumu dürtmesiyle ona döndüm. Ne var der gibi kafamı salladım. Gözleriyle hemen sol tarafını işaret etti. Oraya baktığımda Asyalı kızı gördüm. Düz uzun siyah saçını sıkı bir at kuyruğu yapmakla uğraşıyordu. Aynadaki kendine bakarken yüzüne ciddi bir ifade yerleştirmişti. Tüm kızlar siyah kazak giyinmişken o siyah tişörtünü giyimişti. Gözlerim istemsizce sırtındaki sayıya kaydı
10 NUMARA.
"Görende sanacak savaşa hazırlanıyor sanki" Mia kısık bir sesle ve iğneleyici bir tavırla düşüncelerini dile getirdi. Sanırım uçakta olan şeyleri hâlâ unutmamıştı. Kızın yaptığı davranış yanlıştı ama bende Mia için aynı şeyleri düşünmüştüm. Eminim buradaki birçok kişide bizim gibi düşünecekti. Kimsenin yüksek sesle söylemeye cesaret edemediği ama içten içe onayladığı o ortak hisse sahibtim. O zayıf ve çelimsizdi ama bizim ön yargılı düşüncelerimizi sırtlamak için yeterince güçlü müydü? Bizim ön yargılarımız, onun üzerine yıktığımız birer kaya parçasıydı. Zamanında benim içinde aynı şeyi yapanlar vardı gerçi hâlâ vardı, bana yapılanı Mia'ya yapıyordum. Ona destek olmam gerekiyordu ama bende herkes gibi onu küçümsüyordum. O, bunların hiç birini haketmiyordu. Sadece özür dilemek yetmezdi, bana yapılmayan o desteği ona bir nerede olsa sunmak istedim. 'Herkes gibi' olmanın verdiği o sıradan kötülükten sıyrılmam gerekiyordu.
Temasın vereceği rahatsızlığı düşünmeden elimi omuzuna yerletirdim ve onu kendime çevirdim.
"Şu an odaklanman gereken sadece kendinsin Mia. Ayrıca kız savaşa hazırlanmakla haklı, şu saatten sonra herkes kendi savaşını verecek. Bazen kendinle bazen de karşındakiyle vereceksin bu savaşı. Kaybettiğin zamanlar olucak illaki ama bu zamanlarda tekrar ayağa kalkacaksın ve artık nerede hata yaptığını anlayıp bir daha o hatayı yapmayacaksın. Evet zayıf bir vücuda sahipsin insanalar seni zayıf ve etkisiz eleman olarak görecek ama senin yapman gereken bu zayıflığı bir avantaja çevirmek. Ama bundan önce bir kendine sor bu savaşı gerçekten kazanmak istiyor uyum diye"
Mia ağzı açık ve şaşkın gözlerle bana bakıyordu. Sanırım böyle bir konuşma yapmamı beklemiyordu. Açıkçası bende kendimden böyle bir şey beklemiyordum. Motivasyon konuşmaları yapmak benlik değildi ama Mia'nın bu savaşı kazanmasını ve benimle birlikte kalmasını istiyordum. Bencilceydi biliyorum ama bunu istiyordu.
Evet, zayıf ve çelimsizdi ama bir insan dünyaca kanıtlanmış bir yanlışı bile altüst edip o yanlışın içinde doğruyu bulabilirdi. Mia'dan da bunu bekliyordum, içindeki doğruyu bulmasını. Her ne kadar beni ilgilendirmesede ona yardım eli uzatmak istedim çünkü bence o bunu hak ediyordu.
Mia şaşkın halinden sıyrıldı ve kararlı bu şekilde kafasını sallarken buldu kendisini "Bu savaşı gerçekten kazanmak istiyorum"
Omuzundaki elimi hafifçe sıktım, Kendine inanması bile atılan ilk adımdı.
Tüm kızlar hazır olduğunda soyunma odasından çıktık. Hepimizin aklında aynı soru olduğuna emindim.
Bu sınavı kazananlardanmı olacaktım yoksa kaybedenlerden mi?
Cevabı bulmak için uzun bir yolu kat etmemiz gerekiyordu, belki bu yolda okyanusları bile geçmemiz istenecekti bizden ama herkes zaten bunu bilerek bu yola girmişti. Kaybetseler bile evlerine bir sonraki yıl kazanma umuduyla gideceklerdi ama benim bunu kazanmaktan başka şansım yoktu.
Ben Aurora Avelstone şimdiki adımla 7 numara, öyle ya da öyle bu sınavı kazanacaktım. Ve abime dair bir ipucu bulacaktım. Eve elim boş dönemezdi.
Aurelia'ya söz verdim.
-YONDERLY
Başlıyoruzzzz:)
7 numara bu hikayede basit bir sayı değil. Size verebileceğim tek ipucu bu ;)
Bölüm etkileşimi
