17. bölüm · Son Ritim
16. Bölüm☀️
Vücudumda hissettiğim ağırlık, gözlerime vuruyor gibiydi. Hantallaşan gözlerimi yavaşça araladığımda odamın tavanı ile bakıştım bir süre. Yerimde doğrulurken sırtıma hafif bir acı saplanmıştı fakat umursayamadım. Çünkü başım daha fena bir şekilde acıyor, hatta zonkluyordu.
Olanları idrak edebilmem ise birkaç saniyemi almıştı.
Düne dair hatırladığım tek şey zil zurna sarhoş olmamızdı. Pişman olacağım şeyler yaptığıma emindim ama neyle karşılaşacağımı kestiremiyordum.
"Umarım aptal aptal şeyler yapmamışsındır, Alara," diye kendi kendime mırıldanıp ayağa kalktım. Hafiften sendelesem de banyoya ulaşmayı başarınca hızlıca yüzümü yıkayıp saçlarımı elimle düzelttim.
Mutfağa geçtiğimde annem kahvaltıyı hazırlıyordu.
"Günaydın, anne."
Başını hızla yukarı aşağı salladı.
"Günaydın kızım. Dün gece eve gelir gelmez uyudun. Telefonun çalınca ben açmak zorunda kaldım. Elisa bugün onlara gitmeni söyledi. Haber vereyim dedim."
İçimi bir huzursuzluk kaplasa da başımı iki yana sallayıp kendime gelmeye çalıştım.
"Tamam, birazdan çıkarım ben o zaman." diye mırıldandım. Annem ise hiçbir şey söylemeden kahvaltılıkları masaya dizmeye devam etti.
...
Hızlı geçen kahvaltımın ardından odama koşup hazırlanmıştım. Durduk yere Elisa çağırıyordu ve içimdeki sıkışma hissi geçmiyordu. Birkaç kere aramıştım fakat açmamıştı. Mecburen oraya gidip öğrenecektim neler olduğunu. Makyajımın son aşaması olan maskara sürme işini de halledince aynadaki aksimle uzun uzun bakıştım. Yüzüme ufak bir sırıtış koyup, aynada gördüğüm kendime yükselmeden edemedim.
"Maşallah sana ya. Anan neler doğurmuş, Alara!" diyerek kendi kendimi övdükten sonra vakit kaybetmeden arabama atladım.
Dünya yansa umurumuzda değil havası vermek adına son ses Hande Yener, Kırmızı şarkısını açtım.
Şarkının yüksek nidalarına eşlik ederken kendimi engel olamayıp çığlık atarak söylemeye başladım.
"Belki birazcık bozuldun, ruhun belki can çekişiyor!"
Şarkı biraz daha ilerledikçe bende sesimi daha fazla yükseltmeye başladım.
"Belki biraz da kızardın ama, sana kırmızı çok yakışıyor!"
Melodisine de anlamsız mırıltılarla eşlik ederken, çoktan Elisa'nın evine gelmiştim. Normalde bu saatlerde annesi Elif teyze ve babası Necip amca, bahçelerindeki çardakta oturur kahvelerini içerlerdi. Fakat bu sefer onlar yoktu. Bahçenin içinde biraz daha ilerleyince...Siyah spor bir motorla karşılaştığımda kalbimin göğüs kafesimi hırpaladığını hissettim.
Karen de mi buradaydı?
Adımlarım istemsizce hızlanmıştı. İçimdeki paniğin yüzüme vurduğunu hissettim fakat oyalanacak vaktim yoktu.
Neler oluyordu?
Kapının önüne vardığımda elimi yumruk yapıp sertçe ardı ardına kapıya vurdum. Aniden kapı açılınca suratıma yoğun bir vanilya kokusu vurunca açan kişinin Elisa olduğunu fark etmiştim.
"Ne oldu? Sabah sabah birden çağırmışsın,"
Dudaklarının köşesinde sinsi bir sırıtış vardı. Kafasını hafifçe içeriye doğru çevirip sırıtışını bozmadan konuştu.
"Salona geç, anlarsın." dedi. Sesinde muzır bir ses tonu vardı.
Gözlerimi sımsıkı kapsttığımda dudaklarım düz bir çizgi halini almıştı. Onu kenara iteleyip salona geçtiğimde karşılaştığım manzarayla afallamıştım. Lanet olsun ki tahminimde yanılmamıştım. Karen ve Miraç, salondaki bir koltuğa yayılarak oturmuşlardı. Ama Karen'in yüzü her zaman ki gibi alaycı değil, aksine benim gibi panik ve merak doluydu. Arkamdaki Elisa'ya, Srni geberteceğim, dercesine bir bakış atıp onlardan en uzak koltuğa yöneldim fakat Elisa aniden kolumdan kavrayınca durmak zorunda kalmıştım. Ne olduğunu anlayamadan Miraç yerinden kalkmış, beni ise Karen'in yanına oturtmuşlardı. Hâki yeşili koltuk dar olduğundan, birbieimize fazlasıyla yakındık.
"Yeter ama artık. Birisi bana burada ne olduğunu söylesin yoksa çıldıracağım!" diye isyan edince, Elisa ve Miraç karşımızdaki koltuğa oturup Elisa'nın elindeki telefona odaklandılar.
İlk konuşan Miraç olmuştu.
"Öncelikle, ikinizden birisi dün ne yaşandığını hatırlıyor mu?"
Daha fazla uzatmayıp bu saçmalığa son vermek adına itiraz etmeden kafamı iki yana salladım. Aynı şekilde Karen'de başını sallayınca Miraç, güzel der gibi başını sağa yatırdı.
"Elisa, aşkım telefonu uzatır mısın?"
Duyduğum kelimeyle yerimde dikleşirken, Karen'de hızla toparlanmıştı.
İkimiz aynı anda,
"Aşkım mı?" diye çığlık atınca bizi umursamayıp gür bir kahkaha attılar.
"Sizden hızlı çıktık," diye mırıldanıp Miraç'ın elini tutarak zafer kazanmış gibi havaya kaldırdı Elisa.
"Biz sevgiliyiz."
İkimizinde konuşmak için ağzı havalanmıştı fakat telefonu bize çevirdiklerinde başlayan video yüzünden susmak zorunda kalmıştık.
Kaşlarımı çataraf ekrana baktığımda...Karen'le ikimiz vardık videoda. Seslerimiz netleşince duyduğum şeyler ise...Nefesimi kesmeye yetmişti.
Senden hoşlandığıma inanamıyorum.
Karen benden mi hoşlanıyordu?
Ağzım açık, gözlerim titrek bir şekilde ekrana bakmayı bırakamıyordum. Yanaklarım cayır cayır yanıyordu. Sertçe yutkunduğunu hissettim Karen'in. Bakışlarımı ona çevirdiğimde eş zamanlı olarak o da bana bakmıştı. Gözleri önce gözlerimde, daha sonra dudaklarımda oyalandı. Bir eli bacağımdaki elimi kavrayıp, diğer eli omzumdaki saç tutamında gezindi.
"Ritim Perisi..." diye belli belirsiz mırıldandı. Dokunuşlarından rahatsız olmuyordum çünkü içten içe bende ona karşı boş değildim. İnkâr etmek, salaklık olacaktı. Bu yüzden cüretkâr bakışlarına aynı şekilde karşılık verip, bende önce gözlerine, daha sonra dudaklarına baktım. Yavaşça yaklaşıp dudaklarını dudaklarıma bastırdığında ise...Tüm dünyam durmuştu. Kendimi geri çekmem gerekiyordu belki de fakat yapamadım. Eli, başımın arka kısmına destek verirken bende ellerimi omuzlarına doladım. Nicedir gözümü alan bu omuzların gerçekliği inanılmazdı. Uzun ve hoyrat değildi. Aksine tatlı ve hızlıydı. Karşımızda bizi izleyen Elisa ve Miraç'ı umursamamamız bile fazla rahatlıktı fakat o an hiçbir şeyi düşünemedim. Geri çekilip alınlarımızı birbirimize yasladığımızda bakışlarımı bir an olsun gözlerinden ayırmadım.
"Kabul eder misin beni kalbinde, Ritim Perisi?" dedi tok ve çekici sesi.
Başımı sallayarak onayladım. Aşk sarhoşu olmak böyle bir şeyse şu an onu yaşıyordum...
...
Odasındaki çalışma masasında, elindeki kalemi çevirip duruyordu Beste. Ağabeyi sabah erkenden evden ayrılınca o da odasına çekilip her zaman yaptığı gibi kitaplarına gömülmüştü. Uzun zamandır hem okuyup hem yazıyordu Beste. Zihninde susmayan düşüncelerini yazılara döküyordu. Bu zamana kadar kimseye nefret beslememiş, kendi halinde takılan bir kızdı. Bu hayatta sevmediği tek kişi ise babasıydı. Annesini hasta yatağında aldatıp terk ettiği için kızgındı ona. Zaman zaman ağabeyini dövdüğünü hatırlardı. Ağabeyi ise hiç bozuntuya vermez, kendisi kavgaları duymasın diye odalarına gider, bağrında yatırırdı onu. Beste'de travma kalan birçok anı vardı. Hâlâ geceleri kabuslarını süsleyen bu anılar yüzünden ağabeyi onu yanında yatırırdı. Ertesi sabah ise kabuslarını kalemine döker, yazılarına konu alırdı. Yine öyle bir günün sabahına uyandığı için masasında kalemini konuşturuyordu. Ama bu sefer farklıydı. Annesini görmüştü rüyasında. Papatyalardan oluşan tacı ve beyaz elbisesiyle peri kızı gibi görünüyırdu. Beste ona her yaklaştığında ise rüya, yerini kabusa bırakmıştı. Beste'nin attıüı her adımda babasının annesine ettiği hakaretler zihninde yankılanıyor, her ilerleyişinde annesinin elbisesi kan kırmızısına boyanıyordu. Bunu konu alarak defterine yazıyordu. Kelimeler uzadıkça uzadı. Yazdığı cümlelerde annesi vardı. Genzine oturan yumruyu yutmaya çalıştı ama boğazı yandı. Yapamadı. Birine anlatmak istedi fakat söyleyebileceği ne dostu vardı, ne de bir sevdası. Korkardı reddedilmekten. Bu yüzden tek ailesi, ona hem anne hem baba hem de dost olan ağabeyini aramak üzere oturduğu yerden kalktı. Genelde kabuslarını ona anlatmazdı fakat ilk defa zorlandığını hissediyordu. Belki de kendisi bile bilmiyordu fakat zorlanmasının sebebi tek seferlik bir şey değil, tüm yaşantıların birikintisiyle içine oturan dev yığının patlamasıydı.
...
