2. bölüm / 11
SON BÖLÜMSON BÖLÜM
Bölümler 11Şu an: SON BÖLÜM
- 1 ÖN SÖZ267 kelime
- 2 SON BÖLÜM830 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 MADALYON1.395 kelime
- 4 KIRIK KALEM2.401 kelime
- 5 BOYNUMDAKİ URGAN1.027 kelime
- 6 GÖLGE OYUNU871 kelime
- 7 PİLSİZ PUSULA1.973 kelime
- 8 KANLI MÜREKKEP2.415 kelime
- 9 MAZİ699 kelime
- 10 PEMBEYE BULAŞAN KIRMIZI1.534 kelime
- 11 ÇORAK TOPRAK1.224 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kaderi yazan, kalemi elinde tutandı.
Kalem kırıldı, mürekkep aktı ve o seçildi.
Her satırda bir vahşetin çığlığı bastırıldı.
Ama her çığlık bir kurbana ait değildi. Benliğini unutan herkes kendi kaderine mahkûmdu.
Oysa kaderi çizen o kalem, yine kişinin kendi elindeydi.
BİR GECE MASALI
Satırları dolduran o tekinsiz cümleler, o gece filizlenmişti. Lavinia' nın, korku sarmallarıyla örülü masalını tek bir geceye sığdırmayı başarmıştı. Ayak uçlarına sızan, oradan ruhuna doğru tırmanan kırmızı bir mürekkep... Bu leke, kırmızı mürekkebin Lavinia’yı bir kurban ya da bir cellat olarak seçtiğinin en somut kanıtıydı. Ve tam o an, bu acımasız oyunun ilk kurbanının çığlığı karanlıkta yankılanmaya başladı. Kalemi elinde tutan gizemli irade, ona yeni bir suret bahşedip yeni bir isim fısıldadı: Yeni bir yüz, yeni bir isim, yeni bir kader... Hayır, "yeni bir kader" demek gerçeği gölgelerdi; kaderi yazan yeni bir kalem vardı artık ve o kalem, gecenin rahminden doğan Mazi’ye teslim edilmişti. Mazi... Gecenin sessiz şahidi ve en büyük şaheseri "Kader" olan o karanlık sanatçı. Kiminin mutlak sonu oldu, kimine ise kendi son bölümünü yazdıracak kadar acımasızdı.
Gecenin koyu karanlığına karışan yabancı bir silüet, zihnindeki tüm kör çukurları tek bir hamlede doldurmuştu. Fakat ruhu, karşılığı olmayan, boşlukta asılı kalmış bir sevginin girdabına kurban gitmişti. Sevgi, yeryüzündeki en tehlikeli silahtı; namlusu hep sahibine döner, önce onu yaralardı. Mazi'nin içindeki sevgi o denli ağırdı ki, bu amansız yükün altında ezilen tek kişi yine kendisi olmuştu. Ve şimdi, o çok bilindik "herkes sevdiğini öldürür" klişesi, bir edebiyat satırından sıyrılıp soğuk dava dosyalarının tam ortasına taşınmıştı.
Mazi, tek bir hamlede iradesini felç ettiği o adamın, yavaşça kapanan nemli gözlerine doğru eğildi. Başını onun omzuna yasladı; bir zamanlar zerre kadar bile olsa karşılık bulmasını umduğu o yarım kalmış aşkına son kez, buz gibi bir sükûnetle baktı. Cebinden gümüş bir madalyon çıkardı; üzerinde keskin bir "M" harfi kazılıydı. İmzasını attığı her eseri, bu madalyon ile taçlandırmak onun değişmez ritüeliydi. Madalyonu, az önce hayatını ellerinden söküp aldığı genç adamın boynuna nazikçe astı. O madalyon, boyunda asılı duran süslü bir urgandan farksızdı. Tam o sırada, kendi mantığıyla bile çelişen beklenmedik bir hamlede bulundu: Genç adamın cansızlaşmaya başlayan sol avucunu, eldivenli ellerinin arasına aldı ve işaret parmağını tam o sıcak noktaya bastırdı.
Deri eldivenli elleriyle yavaşça yüzünü sildi. Hayır, sevdiği adamı katlettiği için döktüğü pişmanlık gözyaşlarını silmiyordu; sadece yüzüne sıçrayan ve şaheserine gölge düşüren o sıcak kan damlalarından arınıyordu. Ardından yavaşça doğruldu, yarattığı bu kanlı şahesere son defa mağrur bir bakış fırlattı ve gecenin o yutucu karanlığında iz bırakmadan kayboldu.
&
Çalışma masamın başında, her zamanki o tanıdık yalnızlığımla baş başa, yetiştirmem gereken kitabımın satırlarını dokuyordum. Her ne kadar fiziki olarak takatim tükense de okurlarımdan gelen mesajlar, zihnime dokunan sihirli birer değnek gibi beni her defasında yeniden ayağa kaldırıyordu. Yazmak benim için kaybolduğum labirentte kendi benliğimi bulmakla eş değerdi. Her insan, çözülmeyi bekleyen muazzam birer bulmacaydı ve ben de kendi ruhumun şifrelerini çözebilmek adına kelimelere sığınıyordum. Bugüne dek kaleme aldığım dört kitabımın da çok satanlar listesinin zirvesine yerleşmesi, cümlelerimin yalnızca kendi iç dünyamda değil, yabancı ruhların derinliklerinde de birer gezgin gibi dolaştığının en büyük kanıtıydı.
Ekrandaki yorumlar gözümün önünden akıp gidiyordu: "Lavinia, bir sonraki kitap ne zaman?", "Bu kadının her cümlesi mi okuyucuyu böylesine içine çeker?", "Kariyerinin ileriki adımlarında çok daha devasa başarılara imza atacağına inandığım yegâne yazar: Lavinia Arslan."
Kendi kendime mırıldandım: "Kariyerinin ilerisine gelebilmesi aşikar..."
Tam o an ellerimin şiddetle titremesiyle, telefonun avucumdan kayıp soğuk zemine düşmesi bir oldu. Kulak mememin hemen arkasında, tenimi ürperten sıcak bir nefes hissettim. Oysa ses kimseden gelmemişti; odanın mutlak sessizliğinde tamamen yapayalnızdım. Bu tekinsiz ses zihnimin derinliklerinden mi fırlamıştı? Yok daha neler, saçmalıyordum!
Bakışlarımı kaçırmak adına kendimi yeniden okurlarımın tweetleri arasında teselli ararken buldum. Onların varlığı, bu hayatta bana iyi gelen az sayıda şeyin arasında en korunaklı sığınaktı. Telefonun elimden düşüşü, beni o daldığım rüya aleminden koparıp dış dünyanın çıplak gerçekliğine fırlatmıştı. Bugün evrenine adım attığım, kelimelerle inşa etmeye çalıştığım o yeni bölüm beni kelimenin tam anlamıyla harab etmişti. Bazen kendi kaleminle yarattığın karakterlerin gölgesine bakıp kendinden korktuğun anlar olur ya; işte tam olarak o karanlık anlardan birinin eşiğindeydim. Yazdığım bu dehşet dolu sahneler aklıma nereden, hangi karanlık dehlizden sızıyordu, en ufak bir fikrim yoktu. Ama bugün temellerini attığım bu yeni kurgu, sanki beni kendimden korumam gerektiği gerçeğini yüzüme haykırıyordu.
Daha dün gece, kelimelerini gözyaşlarıyla mühürleyip finalini bitirdiğim kurgumun hemen ardından, kendimi hiç bilmediğim yabancı bir evrenin girdabında bulmuştum. Bu masa başına tam olarak ne zaman oturduğuma, zihnime üşüşen bu yeni ve vahşi kurgu fikrinin nereden peydah olduğuna dair hafızamda tek bir kırıntı dahi yoktu. Sanırım zihnimdeki o tekinsiz akıntılara kendimi çok fazla kaptırmıştım.
Her şeye rağmen, bu taze ilk bölümü editörüme ulaştırmak için içim içime sığmıyordu. Daha dün gece, üzerinde aylarca titrediğim o devasa kitap dosyamı editörüm Yaprak Hanım’a mail yoluyla iletmiştim. Bugün ise onu bambaşka bir evrenin, henüz dumanı tüten ilk bölümüyle şaşırtacak olmanın heyecanını yaşıyordum. Neyse ki bugün yayınevine gitme günümdü. Yeni kurgumun detaylarını editörümle paylaşma fikri içimde tatlı bir sabırsızlık yaratırken, hikayeyi anlatırken onun yüzünde göreceğim o şaşkınlık ifadesini düşünmek içimi ısıtıyordu. Zaman daralıyordu; derhal bu kasvetli odadan sıyrılmalı, hazırlanıp yola çıkmalıydım.
Bölüm etkileşimi
