SON BÖLÜM kitap kapağı

9. bölüm / 11

SON BÖLÜM

MAZİ

Vaveyla Yazarı: Berfin Türkan

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 11Şu an: MAZİ

Kuşun kanat çırpınışlarını özgürlük sanmış insancıklar
...
Bilmezler ki gökyüzü de bir kafestir,
sadece sınırları daha geniştir.

Bazı cümleler sadece okunup geçilmeliydi. Arkasındaki o karanlık perdeyi deşmek, kendi infazına aralanan tekinsiz bir kapı demekti. Kırık bir kalemin ardından gerçeğe bakmaya çalışmak, kendi ölüm fermanını kendi elleriyle imzalamaktan farksızdı.

&

Omzuna dökülen sarı saçları, sonbaharın solgun yapraklarını anımsatıyordu. Yaprak'ın parmaklarının arasında gerginlikle çevirdiği kalemin kapağı masadan kayıp düştü, yerde yuvarlandı. Metal zeminde tiz bir ses çıkararak ilerleyen kapak, tam odanın köşesinde durdu. Karanlık gölgelerin arasından sıyrılan o siyah silüet, Mazi, ayaklarının ucuna kadar gelen kalemi soğukkanlılıkla yerden aldı.

Yaprak, o sonbaharı andıran sarı saçlarını parmaklarının arasına dolamış, bilgisayar ekranında açık duran o mailden dökülen son bölüm ile gerçek hayatta peş peşe işlenen cinayetlerin kaynağını kıyaslıyordu. Saatlerdir bu korkunç yapbozun kılcal parçalarını birleştirmeye çalışıyordu.

"Bu... Bu bir tesadüf değil," diye mırıldandı. Dudaklarından dökülen bu çaresiz cümle, odada varlığı henüz fark edilmeyen Mazi’nin o vahşi, sessiz kahkahasıyla bölündü. Kadının elinde sıkı sıkıya tuttuğu o kaynak dosyaların masadan kayıp gitmesi bir oldu o an.

Kadıncağız, korku dolu gözlerini kapkara, ağır bir paltonun içine hapsolmuş o tekinsiz bedene dikti. Mazi, başındaki siyah kapüşonu tek bir hamlede arkaya iterek onun görüş açısını genişletti. Yüzündeki o mağrur, ürkütücü gülüş loş ışıkta parıldadı.
"Sen..."

İlk kelimesi, Mazi’nin yarattığı kanlı şaheserlerin ölmeden önce genelde hep söylediği o klasik muammaydı. Sırtını arkasındaki demir kitaplığa sert bir şekilde dayadı Yaprak; odada kaçacak tek bir milim alan kalmamıştı.
"Buraya geleceğini biliyordum," dedi, sesi boğazına ağır bir pranga takılmış gibi pürüzlü ve kesik çıkarken. "Polise... Elimdeki bu bölümlerle gitmeme izin vermeyeceksin, değil mi?"

"Yok, seni kendi ellerimle polise götürecektim." Mazi’nin buz gibi, hırçın çıkan ciddi sesi Yaprak’ı zihninde derin bir paradoksa kilitledi.
"Ne?" diye fısıldadı çaresizce. Bu kısık sese karşın odadaki hava, Mazi’nin ironik ve aşağılayıcı ses tonuyla kesildi:
"Senin daha akıllı olduğunu düşünürdüm Yaprak. Benim sana öylece izin vereceğimi sahiden düşündün mü?"
Mazi, yerden aldığı kalemi paltonun cebine fırlattı. Masanın ardında, sırtı kitaplığa dayanmış o korkuyla titreyen bedene doğru ağır, mekanik adımlarla yürümeye başladı.

"Senin tek suçun hakikati irdelemekti," dedi, sesi adeta derinin altına işleyen ampute bir sızı gibi odaya yayılırken. "Ama hakikat bir gün gelir, seni kendi bataklığının içine hırçınca çeker. Her şeyi bilmeye çalışmak, insanın en hazin sonunu kendi elleriyle yazması demektir."

Yeteri kadar korku ve panikle dolmuş olan o bedene tamamen yaklaşmıştı artık.
"Ama neyse ki sen diğerlerine göre çok daha şanslısın... Senin infazın tam olarak burada."

Avucunun içinde sakladığı, loş ışıkta parıldayan o ölümcül şırıngayı Yaprak'ın gözlerinin önüne getirdi. Yaprak’ın gözlerindeki o son çaresiz çırpınış, sıvının teninin altına sızması ve bilincinin karanlığa gömülmesiyle saniyeler içinde son buldu. Mazi’nin parmakları arasındaki o gümüş "M" madalyonu, bu kez henüz Lavinia tarafından planlanmamış ve satırlara yazılmamış olan bu üçüncü şaheserinin boynuna sımsıkı dolanarak asılmıştı. Odada geriye kalan, yayınevine ve Lavinia'ya dair tüm o şüpheli kanıtları ortadan kaldırdıktan sonra infaz tamamen sonlanmıştı.

Azrail'i en çıplak, en filtresiz şekilde hisseden Mazi, dalgın bakışlarını yerde yatan o cansız bedenden ayırdıktan sonra, yayınevinin o karanlık, loş koridoruna doğru adımladı. Merdivenlerden aşağıya doğru inmeye yeltenirken, ışığı aniden kapanan odaların birinden bir gölge çıktı. Biri daha vardı... Yayınevinde bu gece yarısı, bu ölümcül infaza şahitlik edebilecek tekinsiz bir adam daha vardı. Mazi merdivenin başından hızla ayrılıp, koridordaki o beton kolonun arkasına saklanarak nefesini kilitledi. Gelenin kim olduğu karanlık yüzünden seçilmiyordu; her yer mutlak bir sükûnete ve zifiri bir sessizliğe gömülmüştü.

Merdivenlere doğru sessiz, emin adımlar atmaya başladı Mazi. Basamaklardan aşağıya doğru inmeye çalışırken, tam ensemde, hafif bir kuş tüyü kadar yumuşak ama sıcak bir nefesi boynunda hissettiği o salisede, adım attığı beton zeminde buz kesildi. Gövdesi kaskatı kalmıştı.
"Kurbanlarının bedenindeki o ritmi hissediyor musun şimdi?"
Bu tok, derinden gelen soruyla birlikte Mazi, gerçek anlamda vücudunda korku dolu, amansız bir titreşme yaşadı. İlk kez bir gücün karşısında kilitlenmişti.
"Bir gün," dedi o ses, her bir kelimenin üzerine basarak cümlesini bir mühür gibi ensemize kazırken. "Senin de son bölümün yazılacak... MAZİ."
Sırtı, o çok iyi tanıdığı sesin sahibinin, Kıvanç'ın çıplak göğsüne dayandığında; damarlarına enjekte olan bu tehdit cümlesi Mazi'nin o hırçın iradesini tek bir salisede uyuşturmuştu.
"Hadi, şimdi git."

Kıvanç'ın dudaklarının arasından dökülen bu kısa, keskin askeri emirle birlikte Mazi, adımlarını hızlandırdı ve yayınevinin o geniş, karanlık kapısından bir tüy gibi süzülerek gecenin sokak lambalarına doğru uzanıp gitti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

18okunma 2beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.