6. bölüm / 10
Slytherin GözdesiBeklenmedik Anlayış
Bölümler 10Şu an: Beklenmedik Anlayış
- 1 Bina Değişimi704 kelime
- 2 İhanet Belirtisi ve Zor Uyku694 kelime
- 3 İksir Başarısı ve Kıskançlık711 kelime
- 4 Yüzleşme ve Bağların Kopuşu472 kelime
- 5 Yok Etme Büyüsü ve İstekli Başarı575 kelime
- 6 Beklenmedik Anlayış2.398 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 Fırtına Öncesi Uyarı1.006 kelime
- 8 "Seviyor mu, sövüyor mu belli değil. "362 kelime
- 9 Eskilerden Kurtuluş528 kelime
- 10 Mimbulus Mimbletonia470 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Beklenmedik Anlayış
Saat 17.00'ye gelmişti. Dersler bitmişti. Harry öğleden sonraki dersler de -Tılsım ve Bitki Bilim- sabahki derslerde de olduğu gibi şaşırtıcı bir başarı göstermişti. Gün bitmeden dedikodular başlamıştı. Harry omzunda çantası ile zindanlara adımlarken dedikodular kulaklarını tırmalıyordu bile.
"Duydun mu? Potter, okulun daha ikinci gününde derslerde büyük bir başarı göstermiş. Öğretmenler neye uğradıklarını şaşırmış."
"Potter mı? Hermione'den daha mı iyi cevap vermiş derslerde? Yalandır be o?"
"Kesin bunun arkasından bir şey var. Potter kendisi beceremez bunu."
"Kara büyüye bulaşmış olmasın sakın," gibi dedikodular çığırını aşmıştı daha ilk günden.
Harry zindanlara geldiği gibi iksir sınıfına girip kapıyı kapattı ama gördüğü kişi ile yerine çivilendi. Severus öğretmen masasında oturmuş yaz tatilinde verdiği ödevleri kontrol ediyordu. Harry'nin geldiğini görünce tek kaşını kaldırıp konuştu:
"Potter? Ne işin var burada? İksirle ilgili bir soru mu soracaksın?"
"Şey efendim iksirle ilgili değil. Ben biraz burada oturmak için gelmiştim ama siz buradasınız... Profesör lütfen burada biraz kalabilir miyim? Sessizliğe ihtiyacım var. Size söz veriyorum tek bir ses bile çıkarmayacağım."
"İyi tamam, geç otur."
"Çok teşekkür ederim."
Harry en arka sıraya oturup çantasını yanına koydu. Başını hafifçe eğerek gözlerini ellerine dikti. İksir dersinden sonra olan Hermione ve Ron'la yaşadığı yüzleşme zihninde dönüp duruyordu.
"Yıllardır birlikteyiz lan biz! Yediğimiz içtiğimiz ayrı değildi sizinle ne oldu şimdi de beni düşman olarak görmeye başladınız ki? Sırf binam değişti, Slytherin'e geçtim diye mi bunların hepsi? Siz aynı durumda olsanız ben size aynı şeyi yapar mıydım be?! Sırf Slytherin'e geçtim diye Voldemort hayranı olacağımı zannediyorlar! Lan o şerefsiz benim ailemi öldürdü, çocukluğumu çaldı benden! Ailemi öldüren kişinin tarafına ne diye geçeyim lan ben?! Ulan hiçbir şey koymuyor da bu ikisinin böyle davranması insana çok koyuyor ya. Ulan Hermione beni derslerde kıskandığında hiçbir şey demedim, alttan aldım, seni anlamaya çalıştım ama senin bana yaptığına bak. Peki Ron, sen? Sen de beni kıskanıp durdun. Seçilmiş Kişi olduğum için, bütün gözler benim üzerimde olduğu için, ailen sırf ben anne baba sevgisinden mahrum kaldım diye benimle ilgilendiler diye, geçen sene Ateş Kadehi'ne ismimi atmadım dediğim halde bana inanmadın, konuşmayı kestin benimle ama ben yine de seni kırmadım, sustum! Bay ve Bayan Weasley'e bu konuda ben de kızıyorum sonuçta öz çocukları değilim sana daha fazla ilgi vermeleri gerek ama bunun karşılığı beni kıskanmak mı?! Lan git ailenle konuş, aç içini. Ailen onlar senin, dinlerler seni. Dinlemeseler bile gel bana söyle, ben hallederdim bir şekilde. Ben sizi dost bildiğim halde, sırf gününüz mahvolmasın diye bile akrabalarımla yaz boyunca neler yaşadım, canımı ne sıktı hiçbir şey anlatmıyorum ama bunun karşılığı bu muydu? Hiçbir şey anlatmıyorum diye dertsiz tasasız, sadece ailesini bir yaşında kaybetmiş bir çocuk olduğumu düşünmeye başladınız. Bir kere bile gerçek anlamda 'nasılsın?' diye sormadınız sadece laf olsun diye sordunuz, geçiştirmek için... Ailemdiniz lan siz benim! Ne kadar aptalmışım! Ben sizin beni gerçekten dostunuz olarak gördüğünüzü sanmıştım!"
Düşünceler çocuğun zihnini esir almıştı. Gözlerinin yandığını hissettiği gibi gözlerini sıkıca kapattı, dişlerini sıktı. Çenesini öyle bir sıktı ki dişleri tıkırdadı. Gözünden tek bir damla düşmemesi için kendisini ne kadar sıksa da burnuna engel olamadı. Burnu akmaya çalışıyordu ama Harry burnunu çekip durduğu için akmasına izin vermiyordu.
Severus kafasını parşömen yığınından kaldırıp Harry'e baktı. Gözleri birkaç saniyeliğine çocuktu gezindi. Ne yaptığının farkında varında kafasını hafifçe iki yana sallayıp geri ödevleri kontrol etmeye çalıştı ama geri odaklanamadı.
"Ne oldu birden bu çocuğa birden? Sana ne Severus? Ne olduysa oldu, seni ilgilendirmez. Ödevleri kontrol etmeye devam etmem gerek," diye içinden geçirdi ama ödevleri kontrol edemiyordu. Derin bir nefes alıp tüy kalemini masaya bıraktı, siyah gözlerini Harry'de sabitledi.
"Bir kere aklıma girdi ya Merlin de gelse çıkmaz aklımdan. Bana bir şey oluyor son zamanlarda. Eskiden ne güzel umursamıyordum, ne hali varsa görsün diyordum ama şimdi... Şimdi ne oldu diye merak ediyorum. Aslında burnunu çekip ses yapmama sözünü bozduğu için şu an onu kovabilirim ama yapamıyorum. Neden yapamıyorum ya? Zaten yaz boyunca aklımda çıkmadı ne halde diye. Aptallık edip kontrol etmeye de gitmedim ki. Zaten gidemezdin Severus. Unuttun mu? Karanlık Lord geri döndü. Eğer Harry'i görmeye gitseydim casusluğum ortaya çıkabilirdi. Sonuçta Karanlık Lord'un her yerde gözü var... Sırf benim binama geçti diye de merak etmiyorum. Zaten öyle olsa neden yaz boyunca da merak edeyim dimi? Neden ağlamamak için kendisini sıkıyor? Neyse... Kalk Severus, kalk. Bak bakalım çocuğun neyi varmış, neden ağlamamak için kendisini sıkıyormuş. Hem bir mendil vermekten zarar gelmez ya."
Severus sandalyesinden kalkıp çocuğun yanına doğru adımladı. Harry'nin yanında durunca pantolonunun cebinden siyah mendilini çıkarıp uzattı.
"Mendili al, Potter. Burnunu sil."
Harry gözlerini açıp Severus'a baktı. Gözlerini açtığı gibi iki damla yaş düştü ama eli ile hemen sildi.
"Gerek yok Profesör. Hem kirletmeyeyim mendilinizi."
"Mendil dediğin şey yıkanıp temizlenir, Potter. Ayrıca bende bundan bir sürü var. Bir tanesinin eksilmesi sorun yaratmaz yani. Al hadi."
"Teşekkür ederim," diyerek mendili aldı ve burnunu hafifçe sildi. Mendili katlayıp elinde öylece tuttu, gözleri yine ellerine kaydı.
"Ses çıkardığım için özür dilerim. Sessiz olacağım dedim ama sözümü tutamadım, burnum yüzünden sessizliği bozdum. İsterseniz gidebilirim."
"Burnunun akması gayet normal bir şey, Potter. Biyolojik bir şey bu. Hem gitmene gerek yok, burada kalabilirsin istediğin kadar; ne kadar sessizliğe ihtiyacın varsa."
"Teşekkür ederim."
"Anlat bakalım neden ağlıyorsun?"
"Önemli bir şey değil Profesör. Saçma bir şey."
"Bana göre hiçbir saçma neden bir kişiyi ağlatamaz. Hem saçmaysa da saçma ne fark eder? Bu sorun seni ağlattı mı? Ağlattı. Sorunların saçma bile olsa çözümü vardır. Anlat belki birlikte çözüm buluruz... Weasley ve Granger mı moralini bozdu?"
"E-evet," dedi sesinin titremesine engel olamayarak.
"Anlatacak mısın?"
"Size güvenebilir miyim?" Sesi çaresiz küçük bir çocuk gibi çıktı. Severus'a bu ses tonu o kadar tanıdık geldi ki kalbinin ortasına hançer saplanmış gibi hissetti ama belli etmemek için büyük bir çaba sarf etti. Yavaşça yutkunduktan sonra konuştu:
"Güvenebilirsin demeyeceğim çünkü bunu ben değil kalbin belirler. Kalp ve ruh güveneceği kişiyi zihninden önce hisseder, kabullenir ve ona göre hareket eder."
Harry, siyahlar içindeki adama dolu gözler ile baktı. Yeşil gözleriyle adamın gözlerinin tam içine baktı sanki yalan görmek istemiyormuş gibi. Ve gerçekten de o gözlerde tek bir yalan, tek bir güvensizlik görmedi. Harry derin bir nefes aldıktan sonra gözlerini tekrar ellerine dikti.
"İksir dersinden çıktıktan sonra Ron ve Hermione geldi yanıma, sorular sordular. Merak ettikleri için sormuşlar güya! Ama öyle değildi. Size yemin ediyorum ki meraktan sormuyorlardı, Efendim. Hesap soruyorlardı bana. Sırf Slytherin' geçtim diye demediklerini bırakmadılar. Hele ki Hermione! Bu yıla kadar derslerde sessiz kaldım diye derslerde gözde olmuştu, bütün profesörler onu kaldırıyordu. Ama bugünkü derslerde verdiğim cevaplardan ötürü hanımefendi gölgede kaldı. Tabii bunun içinde kıskandı, hırs yaptı falan. Klasik şeyler işte. Hadi her şeyi geçtim ama beni Voldemort'un tarafına geçmekle suçluyorlar. Aslında suçlamıyorlar şüpheleniyorlar. Benimde safkan takıntılı biri olacağımı, Voldemort'un tarafına geçeceğimi düşünüyorlar. Ben onların gözünde düşman potansiyelindeyim! Ya Voldemort benim ailemi öldürmüş, çocukluğumu çalmış birisi. Ben neden bu herifin tarafına geçeyim? Akıl var mantık var. Ama bitti. Ben çözdüm kendim. Beni bunlarla suçlayan insanlarla daha fazla arkadaşlık kuramam. Bugünden itibaren aramızdaki dostluk bağları koptu. Onlara inat Slytherin'i şaha kaldıracağım Efendim. Hermione'nin zekasıyla bile Gryffindor sönük kalacak. Size söz veriyorum... Tabii böyle deyince annemle babama, Sirius'a, Remus'a ihanet ediyormuşum gibi geliyor. Onların binası Gryffindor ya ondan."
Severus çocuğun sözünü kesmeden dikkatli bir şekilde dinlemişti. Harry'nin her kelimesinde yüreği daha da sızlıyordu ve buna hala anlam veremiyordu. Bu yüreğinin sızlama meselesiyle sonra ilgilenecekti ama şimdi ilgilenmesi gereken kişi Harry'di.
"Weasley ve Granger kendi egolarına yenilmiş insanlar Potter. Onlar için kendini harcamayı bırakman iyi olmuş. Ailene ihanet ediyormuş hissetmene gelirsek... Onlar seni sen olduğun seviyor Harry. Yani ister Slytherin ol ister Gryffidor... Binanın ne olduğu onlar için fark etmez. Onlar seni her türlü sevecek."
"Gerçekten sevecekler mi?"
"Gerçekten."
"Eğer sizin bir çocuğunuz olsa ve binası Gryffindor olsa bile sever miydiniz?"
Bu soruya karşılık Severus'un öfkelenmesi gerekiyordu yani Severus öyle düşünüyordu ama öfkelenmedi, normal karşıladı. Bana gerçekten bir şeyler oluyor, diye geçirdi içinde.
"Severdim. Eğer çocuğum olsaydı ve Gryffindor binasında olsaydı yine de severdim. Çünkü babalar evlatlarını koşulsuz sevmesi gereken kişilerdir tabii annelerde."
"Annem ve babam beni gerçekten seviyorlardı, dimi?"
"Evet, annenle baban seni çok seviyordu."
"Zaten sevmeseler neden benim için hayatlarından vazgeçsinler ki? Saçma bir soruydu."
"Saçma değil. Her çocuk bunu merak eder, Potter. Sen aileni tanıyamadın ve bunu sormak en büyük hakkın. Çünkü bazı aileler çocuğunu sevmese bile hayatlarından vazgeçer çünkü bunu bir görev olarak görür. Oysa bu bir görev değildir-"
"Seçimdir," diyerek Severus'un sözünü tamamladı Harry.
"Seçimdir, doğru. Ama ailen bunu seçti diye kendini suçlu hissetme çünkü sen daha bir bebektin, dünyadan haberin bile yoktu. Ve bir ebeveynin görevi çocuğunu korumaktır. Hayatını feda etmek bir seçim ama korumak görevdir."
Harry sadece kafasını olumlu anlamda salladı. Aralarında derin, uzun bir sessizlik oldu. Bu sessizliği Severus'un iç sesi bozdu.
"Bir dakika bir dakika. Bu çocuk burnu aktığı için özür mü diledi yoksa ben mi yanlış anladım? Yo gayet de doğru anladım. Ses çıkardığı için özür diledi yani burnu aktığı için özür diledi. Ama neden? Bu biyolojik bir şey. Bunun için neden özür dilesin ki? Tabii özür diler Severus. Çocuğa okulun ilk yılından beri sert davranıyorsun, her fırsatta James'e benzeterek aşağılıyorsun resmen. Neden özür dilemesin ki?... Ama bu işte bir şey var gibi. İçimden bir ses öyle diyor diyeceğimde zaten şu an iç sesimle konuşuyorum. Aman neyse ne! Sorsam mı acaba? Sorup ne yapacaksın Severus? Sanki bir yardımın dokunacak. Çocuğu korumam bir görev doğru ama neden... Neden bu kadar umursuyorum bu çocuğu, cümlelerine bu kadar dikkat ediyorum ki? Korumam gereken bir çocuk çünkü görevim. Görevden öte bir şeyim değil, öyle hissetmemem gerek... Madem görev olarak görüyorum neden bu çocuğa karşı yumuşadığımı hissediyorum? Severus kendine gel! Bu kadar duygusallık yeter... Neyse bir sorayım neden özür dilemiş diye bir zarar gelmez herhalde. Yok bana gerçekten bir şeyler oluyor. Neyse."
"Potter."
"Efendim?"
"Burnun aktığı için neden özür diledin?"
"Ses yapmayacağıma dair söz verdim ama sözümü tutamadığım için özür diledim."
"İçimden bir ses böyle olmadığını söylüyor ama."
"O zaman iç sesiniz yanılıyor, Efendim."
"Madem yanılıyor neden gözümün içine bakarak demiyorsun bunu? Yalan söyleyen kişiler gözlerini kaçırırmış. Bir kitapta okumuştum."
"Gözünüzden de hiçbir şey kaçmıyor."
"Bu o özrün altında başka bir şey olduğunu mu açıklıyor?"
"Evet ama söylemem."
"Dursyler ile mi alakalı? Onlar mı bir şey yaptı sana?"
"Ne alakası var?"
"Ses tonunu istemeden yükselttin akrabalarının konusu açılınca. Belli ki bir şeyler saklıyorsun Potter. Anlat istersen, dinlemeye hazırım."
"Profesör sizin kontrol etmeniz gereken ödevler yok mu? Zamanınızı benimle konuşarak neden boşa harcıyorsunuz ki?"
"Zamanımı nasıl harcayacağımı bana söyleyemezsin, Potter. Ayrıca zamanımı boşa harcadığımı kim söyledi? Ben şu an bir öğrencimle ilgileniyorum."
"Görev icabımı yani?"
"Sayılır," dedi içten içe göre icabı olmadığını bile bile.
"Bunu görev icabımı olarak yapsanız bile... Anlatmaya ihtiyacım varmış gibi hissediyorum."
"Anlat o zaman. Eğer içindeki o zehri akıtmazsan zararı sana olur. Bu zehri akıtmanın çözümü ise konuşmaktır."
"Keşke beni akrabalarımın yanına bırakmasaydı Profesör Dumbledore. Onların yanına bırakacağına yetimhaneye bıraksaydı daha iyi olurdu. En azından her yaz eniştem tarafından dayak atılarak ölümü beklemezdim veya her yaz teyzemin ucube demesini duymazdım. Zaten herkes ucube diyor bana o evde. Eğer yetimhanede büyüseydim Marge Hala tarafından ailem aşağılanmazdı. Neymiş babam işsiz ve alkoliğin tekiymiş, annem kaltağın tekiymiş. Yavru köpeklerde de bu görülürmüş babamda bir suç yokmuş. Anne köpek sorunluysa yavrusunda da olurmuş. Bunu on üç yaşındayken Marge Hala demişti. Marge Hala, Vernon Eniştem'in kız kardeşi. Ben o evde her gece ölümle burun buruna geliyorum, biliyor musunuz? Eniştem bana dayak attıktan sonra bayılmamak için kendimi zor tutuyorum. Daha doğrusu bana verdikleri odaya geçene kadar kendimi sıkıyorum bayılmamak için sonra odama geçtikten sonra yatağa yetişebilirsem iyidir, yetişemezsem zaten yere düşüp kalıyorum öyle çünkü bayılmış oluyorum. Böyle işte."
"Enişten ne gibi şeyler yapıyor sana?"
"Önce tokat, yumruk, tekme falan atarak dövüyor. Onun o koca, iğrenç elini yüzümden hissetmekten nefret ediyorum. Beni yere düşürdükten sonra belinden kemerini çıkarıp yorulana kadar dövüyor. Bazen beş, bazen on, bazen yarım saat bazen de bir saat ve daha fazla dövüyor. İçtiği sigaranın izmaritlerini kolumda, sırtımda falan söndürüyor, küllerini benim sırtıma döküyor. Hani sigara yandıkça ucunda küller oluşur ya parmağınla hafifçe vurduğunda düşer işte o küllerden bahsediyorum. Eğer içtiyse ve hafif sarhoşsa bitmiş alkol şişesini bana fırlatır onu sinirlendirecek bir şey yaptıysam. Ben de o şişelerden kaçmaya çalışırım. Kaçamazsam yüzüme gelmesin diye arkamı dönerim ve sırtımda o şişe kırılır. Teyzem bana çok bir şey yapmaz. O bana sözlü hakaretlerde bulunur. Önemsiz biri olduğumu, ailem gibi ucube olduğumu falan söyler klasik yani. Kuzenim Dudley ise bir başka. Onun zorbalaması bir başka yani. Küçükken yani yedi sekiz yaşındayken Dudley'nin en sevdiği oyun neydi biliyor musunuz? 'Harry Avı'. O yaşlarda kuzenimle aynı ilkokula gidiyoruz. Okuldayken arkadaşlarını toplar ve beni sıkıştırırlardı. Arkadaşları kollarımdan tutar kaçmamı engellerdir. Dudley'de gelir bana yumruk atarak döverdi. En çok burnumun ortasına vurmayı severdi. Bunun için gözlüğüm hep ortadan kırık olurdu ve teyzemle eniştem yenisini almak yerine bantlarlardı. Küçükken hep Dudlye'nin eskilerini giyerdim ve bana baya bir büyük gelirdi ki hala öyle. Ama boyum uzadığı için biraz daha düzgün duruyor kıyafetler. Öyle işte. Daha çok var anlatacaklarım da aklıma gelmiyor."
Severus çocuğun sözünü kesmeden dikkatli bir şekilde dinlemişti. Harry'nin her cümlesinde kalbinin sıkıştığını, nefesinin daraldığını hissetti. Her gün James'e benzettiği çocuk gerçekten böyle mi büyümüştü? Prens gibi yaşadığını, şımartıldığını düşündüğü çocuğun aslında yaşadıkları böyle miydi gerçekten?
Severus bir şey demek için ağzını açtı ama diyecek bir şey bulamadı yoktu çünkü. Derin bir nefes verdikten sonra yutkundu.
"Sizin de kafanızı şişirdim Profesör. Gitsem iyi olur."
"Kal. Yani kalmak istiyorsan biraz daha kalabilirsin. Sessizliğe ihtiyacın olduğunu söylemiştin ya."
Harry bir şey demeden kafasını öne doğru eğdi. Ciğerlerine derin bir nefes çekti ama aldığı nefes ciğerlerine ulaşamıyormuş gibi hissediyordu. Gözyaşlarına hakim olacak gücüde, iradeyi de kendisinde bulamadı. Gözyaşları ondan bağımsız akmaya başladı. Severus çocuğun yanaklarından akan yaşları gördü. Kafasını başka yöne çevirip öylece durdu. İç sesi bile konuşacak gücü bulamıyordu kendisinde. Severus sağ elini yumruk yapıp açtı. Siyah gözlerini Harry'nin kuzgun karası ve her zaman dağınık olan saçlarına dikti.
"Bu çocuğun saçlarını bir kere bir okşamadınız mı lan?"
Eli kendisinden bağımsız havaya kalktı ama elini çocuğun saçlarına koyacak cesareti kendisinde bulamadı, elini geri aşağı indirdi. Severus gözlerini kapatıp yavaşça nefes aldı.
"Hadi Severus, yapabilirsin. Çocuğun sana ihtiyacı var. En azından sadece bugünlük yanında ol sonra yine mesafeni korursun. Hadi."
Severus gözlerini açtı. Bu sefer elini daha kararlı bir şekilde kaldırıp biraz daha Harry'e yaklaştı. Elini çocuğun omzuna sarıp kendisine doğru çekti. Harry'nin kafası Severus'un göğsüne buluştu. Harry yeşil gözlerini Severus'un yüzüne dikti. Bir şey diyemedi ama şaşkınlığı yüzünden okunuyordur. Severus ise yaptığı şey gayet normalmiş şekilde Harry'e bakmak yerine karşıya bakıyordu. Harry şu an bu sarılışa ne kadar ihtiyacı olduğunu hissetti ve zihnindeki bütün soruları, şaşkınlığı bir kenara bırakıp kafasını adamın göğsüne koydu. Bu sefer gözyaşlarını gizlemek için uğraşmıyordu. Çocuğun gözyaşları iksir ustasının cübbesini ıslatıyordu ama bu ikisinin de en son düşüneceği şey bile değildi.
6.BÖLÜMÜN SONU
Bölüm etkileşimi
