10. bölüm / 11
Sessizliğin ötesindeKaranlığın içindeki yankı
Bölümler 11Şu an: Karanlığın içindeki yankı
- 1 KARAKTER TANITIMI :)))201 kelime
- 2 Bedenimdeki çığlık380 kelime
- 3 Omuzlarımdaki yük325 kelime
- 4 Zavallı Melis....570 kelime
- 5 Görülmeyen yaralar563 kelime
- 6 İlk isyan265 kelime
- 7 İçimdeki fırtına251 kelime
- 8 Yalandan bir nefes282 kelime
- 9 Tükenen sabırlar....282 kelime
- 10 Karanlığın içindeki yankı661 kelime · Okuduğun bölüm
- 11 Sesin bittiği yer...394 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Gecenin izleri tenimde ve ruhumda ağır birer mühür gibi duruyordu. Sabah alarmın sesiyle uyandığımda, her kasımın sızladığını hissettim. Aynadaki yansımama baktım; dün geceki şiddetin o morluklarını gizlemek imkansızdı ama ben her zamanki gibi o maskeyi takmak zorundaydım. Derin bir nefes alıp yüzüme hafif, sahte bir tebessüm yerleştirdim. "Her şey yolunda" dedim kendime, her şeyin paramparça olduğunu bilerek.
Sokak kapısından çıktığımda içimdeki o yalnızlık hissi beni boğacak gibi oldu. Okula vardığımda Pelin henüz ortalıkta yoktu; muhtemelen bugün biraz gecikecekti. Kalbim sıkışarak sınıfa çıktım, Pelin'le birlikte oturduğumuz orta sıradaki yerime geçip oturdum. Sınıfta o an benden başka kimse yoktu; sessizlik, üzerime üzerime geliyordu.
Daha yerime yeni yerleşmiştim ki, sınıfın kapısı büyük bir gürültüyle açıldı. Atlas, Doruk, Kaan ve Rüzgar içeri girdiler. Her zamanki gibi o kaba, iğrenç tavırlarıyla üzerime gelen birer karabasan gibi masamın etrafını sardılar. Gözlerindeki o acımasız ve pis sırıtış midemi bulandırıyordu.
"Aa, kendine yeni arkadaş bulmuş! Şimdiden bütün her şeyini anlattın mı yoksa Defnelerin verdiği dersler yetmedi mi buna?" diyerek son derece kaba ve aşağılayıcı bir dille dalga geçmeye başladı Doruk. Atlas daha da üstüme eğilerek iyice köşeye sıkıştırdı: "Bakın, dünkü ev ziyafetinden sonra hala gelebilmiş, kız barına da kaçsın! Ne o, evdeki dayaklar az mı geldi?"
Sözel ve psikolojik baskı üst üste binerken, içimdeki o küçük dünya sarsılmaya başladı. Onlara karşı dik durmaya, o tatlı tebessümümü yüzümde tutmaya çalıştım ama zihnim bu yükü artık taşıyamıyordu.
Zihnimin içindeki o sesler birbirine karıştı, her şey hızla kararmaya başladı.
Dayan Melis... Birazdan Pelin gelir, bu kabus biter. Gülümse işte, her zamanki gibi gülümse ki anlamasınlar. Ama hayır... Göğsümün üzerindeki bu taş kalkmıyor. Nefes alamıyorum. Neden hiç kimse görmüyor içimdeki yangını? Neden her seferinde biraz daha ölüyorum burada?
Kulaklarım korkunç bir uğultuyla doldu. Tam o sırada, içimdeki o barajın duvarı yerle bir oldu. Burnumdan sızan sıcak bir damla kan, önümdeki boş kağıda koyu bir leke gibi düştü. Ne olduğunu anlayamadım; nefesim tamamen kesildi, gözlerimin önündeki renkler hızla solup simsiyah bir boşluğa evrildi. Bedenim daha fazla direnemedi ve oturduğum orta sıranın başından, o soğuk zemine doğru sessizce yığılıp kaldım.
Yere kapaklandığımı gören zorba grup bir an neye uğradığını şaşırdı. Sınıfta kimsenin olmadığını, işin bu noktaya varıp sarpa sardığını fark ettikleri an Atlas panikle bağırdı:
"Siktir, bayıldı! Kaçın lan"
Doruk ve Kaan'la birlikte arkalarına bile bakmadan, suçluluk ve korku içinde hızla sınıftan kaçıp uzaklaştılar.
Sınıfta aniden buz gibi ve ağır bir sessizlik oldu. Herkes arkasına bile bakmadan tünerken, grubun arkasında duran Rüzgar yerinden bir milim bile kıpırdamadı. Adımlarını hızla orta sırama ulaştırdı ve yerde hareketsiz yatan bedenimin yanına diz çöküp oturdu.
Rüzgar
Yerde öylece yatan bedenini gördüğüm an, içimdeki o sakinlik darmadağın oldu. Yüzündeki o hastalıklı solgunluğu, dudaklarının arasından sızan o renksizliği ve boynundaki o saklamaya çalıştığı morlukların izini yakından gördüğümde soluğum kesildi. Kalbim göğüs kafesimi parçalayacak gibi atmaya başlarken, ellerim titreyerek onu yerden kaldırmaya yeltendi.
Ne yapıyorlar bu kıza böyle? O eski arkadaşları sattı, bu aşağılık herifler her gün biraz daha tüketiyor... Her seferinde biraz daha soluyor, biraz daha paramparça oluyor ama o aptal, kırık tebessümünden asla vazgeçmiyor. Tanrım, bu kadar mı acı çekiyordun sen? Kollarımın arasında o kadar savunmasız, o kadar canı yanmış duruyor ki... Sanki biraz daha sert dokunsam paramparça olacak, ellerimin arasında yok olup gidecek diye ödüm kopuyor. Tenin neden bu kadar buz gibi Melis? O maskenin arkasında taşıdığın bu devasa yükü neden tek başına omuzluyorsun? Kimse de çıkıp "Nasılsın?" diye sormuyor mu sana, kimse görmüyor mu bu çığlığı?
Panikle soluyarak onu dikkatlice kollarımın arasına aldım, göğsümün üzerine yaslayıp ayağa kalktım. Okulun yankılanan koridorlarını ardımda bırakarak, kollarım arasında pelte gibi duran bedeniyle revire doğru koştum. Yolda yürürken içimdeki o yabancı fırtına beynimi dövüyordu.
Onlar gibi gülemiyorum bu duruma, sırtımı dönüp gidemiyorum da... İçimdeki o ses acımasızca "Dur" de diyor, "bu yükü yalnız taşıyamazsın, ezileceksin." Daha önce neden fark etmedim seni? Neden o sahte gülüşünün ardındaki acıyı bu kadar geç duydum?
Melis'i revirin yatağına yatırırken ellerim hala hafifçe titriyordu. Artık çok iyi biliyordum; içimdeki o his geçici bir merhamet değil, hayatımın orta yerine düşen ve ne yapacağımı bilmediğim tehlikeli, durdurulamaz bir yangındı.
Bölüm etkileşimi
