35. bölüm · Sen kimsin? ( texting ) ve gerçek aile kurgusu
34.Bölüm
Uzun süredir bölüm atamadım ama tekrar döndüm iyi okumalar güzel okurlarım takip ederseniz çok mutlu olurum🙏💞 bir sonraki bölüm Yamandan olabilir birazda onu tanımalıyız diye düşünüyorum.💞
Hepimiz kapının önünde doktorun çıkmasını heyecanla bekliyorduk. Bir süre sonra kapı açıldı ve doktor dışarı çıktı. Yüzünde hafif bir gülümseme vardı. Bu iyi haber demekti.“Karan Bey’in durumu çok iyi. Normal odaya alacağız. Onu görmek için şimdi odaya girebilirsiniz ama çok kalmayın. Hastayı fazla yormayalım.”Sanki hepimiz aynı anda koşar adımlarla içeri girmiştik.Ben ise ne yapacağımı, nasıl davranacağımı bilmiyordum. Sanki odanın ortasında donup kalmıştım. Herkes yatağın etrafına toplanmıştı ama ben sadece onların konuşmalarını duyuyor, yüzümde küçük bir gülümsemeyle öylece duruyordum.Can, babamın yanına geçmişti.“On üç gün uyumak nedir ne baba? Bir daha bu kadar uyuma.”Babam gülümsedi.“Tamam Can, uyumam.”Can hemen babama sarıldı. Ardından Tolga babamın elini tuttu.“Baba, çok korkuttun bizi.”O da babama sarıldı.Babam iki oğluna birden bakıp gülümsedi.“Korkmayın oğlum. Ben sizi bırakır mıyım?”O an bir şey dikkatimi çekti.Yaman da benim gibi biraz geride kalmıştı. Onları hüzün ve mutlulukla izliyordu. Sanki gördüğü manzara içini acıtıyor ama aynı zamanda mutlu ediyordu.O an istemeden ona üzüldüm.Aşık olduğum gözler yine kırgındı. Her zamanki gibi biraz buruk bakıyordu.İçimden sessizce bir iç çektim.Tam o sırada izlendiğini hissetmiş gibi başını kaldırıp bana baktı.Aramızda anlamsız bir bakışma başladı.Sanki birbirimizi anlıyorduk.O anda odadaki hiçbir şeyi duymuyordum. Sanki bütün sesler kesilmiş, odada sadece ikimiz kalmıştık.Çok saçma değil miydi?Daha bir dakika önce bambaşka şeyler düşünürken şimdi onun gözlerinde kaybolmuştum.Ama o büyü, babamın sesiyle bozuldu.“Arya nerede?”Başımı hafifçe ona çevirdim.“Buradayım.”Babam beni görünce rahatlamış gibi gülümsedi.“Sen iyi değildin yanımdan çıkarken iyimisin?”Sesindeki korkuyu duyunca daha fazla uzakta duramadım. Hemen yanına yaklaştım.“İyiyim baba. Sen uyanmışken nasıl iyi olmayayım ki?”Can yataktan biraz kalkıp bana yer açtı. Yanına oturdum ve babamın elini tuttum.Babam başparmağıyla elimin üzerinde hafifçe gezdirdi.“İyi ol kızım.”O an içimde tuttuğum her şey bir anda çözüldü.Babamın boynuna sarıldım.“ iyiyim baba.”Ama yine tutamamıştım kendimi.Gözlerimden birkaç damla yaş süzüldü.Babam saçlarımın üzerine bir öpücük kondurdu. Başımı kaldırdığımda onun da gözlerinin dolduğunu gördüm. Ağlamamak için kendini zor tuttuğu belliydi.Tam gözyaşlarımı silmek için elimi kaldırmıştım ki benden önce davranıp gözyaşlarımı sildi.“Ben silerim gözyaşlarını kızım. Benden saklamana gerek yok.”Daha da duygulanmıştım.Tam o sırada odaya hemşire girdi.“Hastayı daha fazla yormayalım. Artık çıkmanız gerekiyor.”İstemeden de olsa toparlanmaya başladık.Tam çıkacakken babam Yaman'ı fark etti.“Yaman oğlum, neden uzakta duruyorsun? Gel buraya.”Yaman önce biraz şaşırdı ama sonra babamın yanına gitti. Babam ona da sarıldı.O an ikisi gerçekten çok tatlı görünüyordu.Biz odadan çıktık ama Yaman yaklaşık beş dakika sonra çıktı.Sanırım içeride biraz konuşmuşlardı.Yaman dışarı çıktığında gözleri dolu doluydu. Yine hüzünlenmişti.İzlendiğini hissetmiş gibi bana doğru döndü.Ben de hemen kafamı başka tarafa çevirdim.Ama Ayaz abim sanki bakışlarımı fark etmişti. Yanıma yaklaşıp kaşlarıyla ne olduğunu sorar gibi işaret yaptı.Ben hiçbir şey anlamamışım gibi davrandım.Bu abim biraz fazla akıllıydı. Kesin bir şeyler anlayacaktı.Ona aşık olduğumu anlamaması için hemen boynuna sarıldım.Çok mutluydum.Babam uyanmıştı.Bir süre sonra geri çekilip amcama baktım. O da Yaman'a bakıyordu. Tuhaf tuhaf bakıyordu.İçimden “Hayır ya… Bu kadar belli etmiş olamam.” diye geçirdim.Doğrusu, odada bakıştığımızı görmüşlerdi. Ama o bakışma başkaydı. Sadece birbirimizi anlar gibiydik.Amcamın yanına doğru adımladım.“Amca, iyi misin?”Bana bakınca gözleri yumuşadı.“İyiyim.”Sonra bana sarıldı.“Sen iyi misin?”Artık gerçekten gülümseyebiliyordum.“İyiyim.”Sonra Can'a baktım.Can hâlâ hiçbir şeyin farkında değildi. Yaman'la sohbet etmeye başlamıştı. Yaman da farkında değildi aslında. Bana karşı bir şey hissetmediği için tedirgin olacak bir hali yoktu.Babam normal odaya alınmıştı.Sürekli yanına girip çıkıyorduk.Hepimiz çok mutluyduk.Arada Tolga canımı sıkıyordu ama onun dışında her şey iyiydi.Babam o akşam refakatçi olarak amcamın kalmasını istemişti. Bizim yorulmamızı istemiyordu. Eve gidip dinlenmemizi, yarın geldiğinde onu görmemizi söylemişti.Tarifsiz bir mutlulukla eve gittik.Ama o akşam bitmek bilmiyordu.Bir türlü uyuyamıyordum.Sonunda odadan çıkıp su aldım ve salona geçtim.Salonda Ayaz abim vardı. Sanırım o da uyuyamamıştı.Yanına oturdum.“Uyuyamadın mı?”“Evet, uyuyamadım.”Bir süre bana baktı.Sonra,“Film izleyelim mi?” dedi.“Olur.”Film seçmeye çalıştık ama bir türlü karar veremedik. Sonunda dizi izlemeye karar verdik.The 100'ü açtık.Ayaz abim kalkıp bize atıştırmalık getirdi. Sonra diziyi izlemeye başladık.Üç bölüm izlemiştik.Gerçekten çok güzel bir diziydi. İkimiz de sevmiştik. Arada dizide olanlar hakkında yorum yapıyorduk.Meğer dizi zevkimiz de birbirine benziyormuş.Atıştırmalıklar bitmişti.Başımı Ayaz abimin omzuna yasladım.Gözlerim yavaş yavaş kapanıyordu.Ayaz abim bunu fark etmiş olacak ki bacağının üzerine bir yastık koyup başımı oraya yatırdı.Diziyi izlemeye çalışıyordum ama daha fazla dayanamadım.Gözlerim kapandı.
Gözlerimi yavaş yavaş araladığımda güneş ışığı gözlerime vuruyordu.Dün gece uyuduğum şekildeydim.Ayaz abim de uyuya kalmıştı.Başımı kaldırıp onu hafifçe dürttüm.“Abi…”Gözlerini yavaşça araladı.“Günaydın.”“Günaydın güzelim.”Her böyle hitap ettiğinde eriyordum.Canım abim.İkimiz de tamamen uyandıktan sonra kısa bir süre sohbet ettik. Sonra odalarımıza geçtik.Ben banyoya girip duş aldım, hazırlandım ve aşağı indim.Can çoktan uyanmış, oturmuş telefonuna bakıyordu.Yanına oturdum.Beni fark edince telefonunu bıraktı.“Günaydın.”“Günaydın.”“Amcamla konuştun mu? Ne zaman geliyorlar?”“Bir saate burada olurlar.”Gülümsedi.Ben de heyecanla gülümsedim.Tam o sırada Tolga'nın geldiğini gördüm.Bir tek onunla aramı düzeltememiştim zaten.Can, Tolga'ya sinirle bakıyordu. Benimle konuşurkenki tavırlarına hâlâ sinirleniyordu.Tolga eline bir yastık alıp Can'a fırlattı.“Abine nasıl öyle bakıyordun deccal?”Can yastığı yakalayıp ona geri attı.“Al bunu da sen ye.”İkisi birbirlerine bakarken istemeden gülümsedim.Babamın uyanmış olması her şeyi biraz daha güzel yapmıştı.
“Gerçekten çocuksunuz,” dedim gülerek.
Tolga "sensin çocuk.”dedi.
Bazen bana karşı yumuşar gibi oluyordu. Çok belli etmemeye çalışsa da bunu fark ediyordum. Belki de beni gerçekten kardeşi gibi görmeye başlamıştı.
“Doğru,” dedim gülümseyerek. “Sen yaşlısın.”
Kaşlarını çatıp bana baktı.
“Ben mi yaşlıyım? Ben gencim. Siz çocuksunuz.”
“Aynen Tolga, aynen.”
Eline geçirdiği yastığı hiç düşünmeden bana doğru fırlattı.
“abiyle alay edilmez.”
Kaşlarımı kaldırdım.
“Hani abim değildin?”
Bir an duraksadı.
“Lafın gelişi dedim,” dedi ve konuyu geçiştirmeye çalıştı.
Yerdeki yastığı alıp bu kez ben ona doğru kaldırdım.
“Al sana lafın gelişi.”
Tam yastığı fırlatacakken gülümseyerek ekledim:
“Kız kardeşe yastık atılmaz.”
Beni taklit eder gibi sırıttı.
“Atarsam ne olur?”
“Sen bir at da gör.”
İkimiz de gülmeye başlamıştık ki koridordan Ayaz’ın sesi geldi.
“Abisi gelir, o yastığı sana yedirir çünkü Tolga.”
Bir anda yastığı elimden bırakıp Ayaz’a doğru koştum. Boynuna sarılırken yüzümde kocaman bir gülümseme vardı.
“Abim benim ya! Kral!”
Ayaz güldü ve her zamanki gibi elini saçlarıma götürüp karıştırdı.
Bir anda yüzüm düştü.
Saçlarımı karıştırması, sinir olduğum şeyler listesinin başında geliyordu.
Hemen kollarının arasından çıkıp saçlarımı düzeltmeye başladım.
“Abi, ne yapıyorsun ya?” dedim kaşlarımı çatarak.
Gülümseyerek bana baktı.
“Sinirlenince dahada tatlı oluyorsun ya.”
Bir an ne diyeceğimi bilemedim.
“Çok komiksin.”
Gözlerimi devirip saçlarımı düzeltmeye devam ettim.
Babamın gelmesine çok az kalmıştı. Herkes bir şekilde oyalanıyordu ama benim aklım başka yerdeydi.
Yaman.
Günlerdir hastaneye geliyordu. Neredeyse her gün onu görmeye alışmıştım. Bugün gelmemesi garip bir şekilde dikkatimi çekmişti.
Neden gelmediğini merak ediyordum.
Belki Can biliyordur.
Sessizce Can’ın yanına oturdum.
“Şey…”
Can bana döndü.
“Senin arkadaşın gelmeyecek mi?”
“Kim?”
“Günlerdir hastaneye gelip duruyordu ya. Adı neydi?”
“Yaman.”
“Ha, evet. Yaman. Bugün gelmeyecek mi?”
Sesimi mümkün olduğunca alçak tutmuştum.
Ama Tolga'nın nasıl bir kulağı varsa, yine de duymuştu.
“Sanane Yaman’dan?” dedi.
Başımı ona çevirdim.
“Öylesine sordum. Sanane?”
Tolga gözlerini kıstı.
“Sen yoksa Yaman’dan mı hoşlanıyorsun?”
Bir anda olduğum yerde kaldım.
“Ne?”
“Aynı okuldasınız da…”
Can hemen araya girdi.
“Abi, ne saçmalıyorsun?”
Tolga ise sanki dünyadaki en önemli soruyu soruyormuş gibi hâlâ bana bakıyordu.
“Yoktur umarım öyle bir şey.”
“Saçmalama Can,” dedim.
Ama ikisinin bakışları da üzerimdeydi.
“Emin misin?” diye sordular neredeyse aynı anda.
İçimden ofladım.
Rahatsız olmuştum.
Can, Yaman’a bir şey söylerse ne olacaktı?
Bir anda ağzımdan düşünmeden bir yalan çıktı.
“Ben başkasından hoşlanıyorum.”
Odanın içi birkaç saniyeliğine sessizleşti.
“Ne?”
Tolga ve Can aynı anda söylemişti.
Tam o sırada Ayaz’ın da gelmesiyle işler daha da karıştı.
“Kimden?”
“Yamandan mı?” diye atıldı Ayaz.
“Ben sordum, başkasıymış,” dedi Tolga.
Ayaz kaşlarını çatıp bana baktı.
“Nasıl yani?”
İçimden derin bir nefes aldım.
Ben bu kadar belli mi ediyordum?
Lanet olsun.
“Kim olduğu önemli değil,” dedim yüksek sesle.
“Önemli.”
Üçü de aynı anda söylemişti.
Resmen koro gibiydiler.
“Of!”
Başımı ellerimin arasına aldım.
Abi fikri hiç iyi değildi.
Daha kim olduğunu bile bilmedikleri birinden kıskanmaya başlamışlardı.
Bir süre sonra Ayaz yanıma geldi.
“Tamam,” dedi daha sakin bir sesle. “Üzerine gelmeyeceğim.”
Başımı kaldırıp ona baktım.
“Ama bunu sonra konuşacağız.”
“Abi…”
“Şimdi gel benimle.”
Elini bana uzattı.
İstemeden de olsa elini tuttum.
Beni onların odalarının bulunduğu kata çıkardı. Nereye gittiğimizi anlamıyordum. Sonunda bir odanın önünde durdu ve kapıyı açtı.
İçeri baktığım anda duraksadım.
Oda tahmin ettiğimden çok daha güzeldi.
Genişti.
Ferah ve aydınlıktı.
Bir süre hiçbir şey söylemeden sadece etrafa baktım.
Ayaz da sessizce beni izliyordu.
Sonunda konuştu.
“Sen artık misafir değilsin.”
Bakışlarımı ona çevirdim.
“Misafir odasında kalmana gerek yok. Bu oda senin.”
Bir an ne diyeceğimi bilemedim.
“Benim mi?”
“Evet.”
Odanın içine bir kez daha baktım.
“İstersen istediğin gibi düzenlersin. Sonra yerleşirsin. Mobilyaları da birlikte seçeriz, istersen.”
Gözlerimin dolduğunu hissettim.
Bunu neden yaptığını anlamıştım.
Misafir odasında her uyandığımda kendimi hâlâ bu evin içinde bir yabancı gibi hissediyordum.
Bunu kimseye anlatmamıştım.
Ama Ayaz anlamıştı.
Belki de en çok bu dokunmuştu bana.
“Teşekkür ederim,” dedim, sesimi toparlamaya çalışarak. “Tabii ki isterim.”
Ayaz gülümsedi.
“Yan odanda ben varım.”
Ben de ona gülümsedim.
Odanın içinde birkaç adım attım.
Gerçekten çok güzeldi.
Geniş bir balkonu vardı. Balkon kapısını açıp dışarı çıktığımda manzara daha da hoşuma gitti.
Bir de balkonun Ayaz’ın balkonu ile bağlantılı olduğunu fark ettim.
“Burası çok güzelmiş.”
Ayaz arkamdan geldi.
“Bir de banyo var.”
Odanın diğer tarafını gösterdi.
“Yan taraftaki oda da boş. İstersen orayı giyinme odası yapabilirsin.”
Başımı çevirip ona baktım.
“Aslında çok güzel olur.”
“Ben de öyle düşündüm.”
Bir süre daha odayı incelerken Ayaz cebine elini attı.
Cüzdanını çıkarıp içinden bir kart çıkardı.
Kartı bana uzattı.
“Sana kendi kartını çıkarana kadar bununla idare et.”
Kartı aldım ama ne diyeceğimi bilemedim.
“Abi, gerek yok.”
“Gerek var.”
“Ben—”
“İhtiyacın olan ne varsa al.”
Kartı elimde tutarak ona baktım.
“Limiti yok,” dedi sanki çok normal bir şey söylüyormuş gibi. “İstediğini alabilirsin.”
Gözlerim büyüdü.
“Ne?”
Ayaz sadece gülümsedi.
“Şifresi de 0409.”
Bir anda yüzümde istemsiz bir gülümseme oluştu.
Doğum günümdü.
“Teşekkür ederim abi.”
Ayaz başını salladı.
Ben elimdeki karta bakarken içimden geçirdim.
Bunlar gerçekten çok zengin.
Abim bana resmen limitsiz kart verdi.
Ama sonra karttan çok başka bir şeyi düşündüm.
Bana bir oda vermişti.
Kendi odam.
İstediğim gibi düzenleyebileceğim, eşyalarımı koyabileceğim, kapısını kapattığımda bana ait olacak bir oda.
Üstelik kendi kartımı çıkarana kadar kullanabileceğim bir kart bile vermişti.
asıl mesele para değildi.
Bana güveniyordu.
Ve galiba ilk defa, bu evde gerçekten misafir olmadığımı hissediyordum.
Ait olduğum bir yer vardı artık.
Hem de ilk kez, bunu biri bana söylemeden hissedebiliyordum.
Ayaz’la birlikte aşağı indik. Bizim aşağı inmemizle aynı anda kapının açıldığını ve amcamla babamın geldiğini gördük. Ayaz’la birlikte ikisine doğru adımladık. Babama sarıldım.
— Hoş geldin baba.
— Hoş bulduk kızım.
Ayaz da amcamla konuşuyordu. Hepimiz salona geçtik ve bir süre güzel bir sohbet ettik. Her şey o kadar normaldi ki sanki uzun zamandır böyle bir ortamın içindeymişim gibi hissediyordum.
Bir süre sonra Ayaz, laf arasında benim odamın konusunu açtı.
— Baba, Duru’nun odasını değiştirecektik ya. Ben biraz düşündüm de mobilyaları tamamen yenilesek daha iyi olur bence.
Babam gülümseyerek Ayaz’a baktı.
— Çok iyi düşünmüşsün oğlum.
Can hemen söze girdi.
— Evet ya abi, benim de aklımdaydı zaten.
Tam o sırada Tolga tüm gıcıklığıyla konuşmaya başladı.
— Ben o odayı hobi odası yapacaktım ya.
Gürültülü bir kahkaha attıktan sonra amcam dalga geçer gibi ona baktı.
— Senin ne hobin var Tolga?
Tolga hiç düşünmeden cevap verdi.
— Bilgisayar.
— Hah, aynen. Bilgisayar odası yapardın.
Babam sonunda olaya el koydu.
— Bir sürü boş oda var oğlum. Boş konuşma da kızın odasını yapalım.
Sonra bana döndü.
— Benim mobilya işi yapan bir tanıdığım var kızım. Erken yerleşmek isterseniz şimdi Ayaz’la çıkıp seçin. İsterseniz akşama gelir, hemen işe başlarlar.
Gözlerim parladı.
— Aslında çok güzel olur.
Can hemen atıldı.
— Ben de geliyorum. Eğlenceli olur.
Tolga da geri kalmadı.
— Ben de gelirim. Odamdaki masayı değiştirmek istiyordum zaten.
Ayaz gülerek ayağa kalktı.
— Tamam o zaman. Hazırlanın, yarım saat sonra çıkarız.
Çok heyecanlanmıştım. Her kadın gibi alışveriş yapmayı çok seviyordum. Hele konu kendi odam olunca heyecanım iki katına çıkmıştı.
Yaklaşık yarım saat sonra dört kardeş birlikte aşağı indik. Ayaz ve Tolga önde, ben ve Can arka koltuktaydık.
Yol boyunca Can’la okulda olan olaylar hakkında konuşup sürekli gülüyorduk. Tabii çoğu olayı bilmiyordum, hepsini Can’dan duyuyordum. Tolga da arada konuşmaya katılıyor, anlattığımız olaylara gülüyordu.
Bir süre sonra Can yine okuldan bahsetmeye başladı.
— Bu arada Yaman’a da bir kız anonim yazıyormuş.
Tolga kaşlarını kaldırdı.
— Eee? Bu olay mı şimdi? Çok yazan vardır ona.
Bunu söylerken bir yandan da mimiklerimi inceliyordu. Hâlâ şüpheliydi.
Can başını salladı.
— Bence bu farklı. Ama Yaman çok bahsetmiyor.
Ayaz dikiz aynasından bana baktı.
— Bugün kapattık konuyu ama sen kimden hoşlanıyorsun?
Bir an ne diyeceğimi bilemedim.
— Okuldan biri işte. Ama platonik. Benden haberi yok.
Şu an Yaman olduğunu kimseye söyleyemezdim. Hele Can’ın en yakın arkadaşıyken asla.
Tam o sırada başka bir şey düşündüm.
Artık eski hattımdan kurtulmam gerekiyordu.
Yaman’ı artık anonim olarak yazmamalıydım. Zaten bundan sonra onu çok daha sık görecektim. Anonimliğin arkasına saklanarak ona yazmaya devam etmek bana da yanlış geliyordu.
— Ayaz abi...
— Efendim?
— Benim hattımı değiştirebilir miyiz?
Ayaz aynadan bana baktı.
— Neden? Biri seni rahatsız mı ediyor? Dedi Tolga
— O hat Ayşe’nin üzerineydi.
— Artık onlara ait bir şey istemiyorum. Günün birinde beni aramasını da istemiyorum.
Ayaz hiçbir şey söylemedi.
Bir süre daha sürdü ve ilerideki bir telefoncunun önünde durdu. Arabadan indi, içeri girdi.
Birkaç dakika sonra elinde bir poşetle geri geldi.
Poşeti bana uzattı.
— Al abicim.
Şaşkınlıkla poşeti açtım.
İçinden yepyeni bir telefon kutusu çıktı.
iPhone 17 Pro.
Bir de yeni hattım vardı.
Hattın son rakamları 1903’tü.
Ayaz’ın numarasının son rakamları da 1903’tü.
Demek ki abimle aynı takımı tutuyorduk.
Ama bunu nasıl bilebilirdi?
Telefonu kaldırıp ona baktım.
— Abi, ben Galatasaraylıyım.
Korkuyla dönüp bana baktı.
— Lütfen yalan olduğunu söyle.
Kahkahayı bastım. Surat ifadesi o kadar komikti ki kendimi tutamıyordum.
— Beşiktaşlıyım.Şaka yaptım korkma..
Ayaz derin bir nefes aldı.
— Oh be.
Gülerek başımı salladım.
— Babam sandığım adam takım tutmuyordu ama ben kendimi bildim bileli Beşiktaş’a hayranım.
Ayaz gururla gülümsedi.
— Bize çekmişsin.
Telefonumdaki bilgileri yeni telefona aktardım ve yeni hattımı taktım.
Ama eski telefonumu kapatmadan önce yapmam gereken bir şey vardı.
Yaman’a veda etmeliydim.
Eski hattımdan, eski telefonumdan ona son kez yazmaya başladım.
"Özür dilerim. Her şey için. Hayatına girdiğim için de çıktığım için de... Buradan sana yazmaya devam etmek artık bana doğru gelmiyor. Hâlâ sana çok aşığım. Belki bir gün yüz yüze söylerim sana aşkımı ama böyle korkakça ve kimliksiz olmamalı. Anonimliğimin arkasına sığınmadan, gerçek ben olarak yanında olmalıyım.
Belki bana alıştın mı bilmiyorum. Ama alıştıysan çok özür dilerim. Hayatım çok karışık ve artık bunu yapamam. Ne sana ne de kendime bunu yapmaya devam etmek istemiyorum.
Aşk benim için hep sendin ve sen kalacaksın.
Seni seviyorum.
O hep yorgun bakan gözlerinden öpüyorum. Hep mutlu ol, hep iyi ol. Senin mutsuzluğuna değecek hiçbir şey yok.
Elveda..."
Mesajı gönderdikten sonra uzun süre ekrana baktım.
Sonra telefonu sıfırladım.
Eski hattımı çıkardım, kırdım ve camdan dışarı attım.
Bitti.
En azından artık anonim olarak yazmayacaktım.
Bir süre sonra Bellona’nın önüne geldik.
Arabadan aşağı indiğimde mağazaya bakıp Ayaza döndüm.
— Babam bu mağazanın sahibiyle mi arkadaş?
Ayaz hemen cevap verdi.
— Hayır. Bu markanın sahibiyle arkadaş.
Kaşlarımı kaldırdım.
Mobilyacı tanıyorum diyordu bir de...
İçimden gülerek, "babamın tanıdık biraz fazla genişmiş," diye geçirdim.
Sonra hep birlikte mobilya seçmeye başladık.
İnanılmaz ama Tolga bile fikir veriyordu.
— Bence bunu al.
— Hayır, bu daha güzel.
— Şunun rengi daha iyi olur.
Sanki yıllardır birlikte odamı tasarlıyormuşuz gibi davranıyordu.
Birlikte yatak, dolap, komodin, çalışma masası ve odama koyacağım diğer eşyaları seçtik. Sonra banyom, giyinme odam ve balkonum için de eşyalar baktık.
Zamanın nasıl geçtiğini anlamadım.
Akşam eve döndüğümüzde hepimiz inanılmaz yorulmuştuk.
Ama eve geldiğimizde mobilyaların çoktan gelmiş olduğunu ve yerleştirilmeye başlandığını gördük.
Bir süre sonra odam tamamen bitti.
Kapının önünde durup içeri baktığımda yüzümde istemsiz bir gülümseme oluştu.
Odam...
Hayalimdeki gibiydi.
Banyom, giyinme odam, balkonum...
Her şey tam istediğim yerdeydi.
O kadar güzeldi ki bir an ne diyeceğimi bilemedim.
Sonunda yatağın üzerine kendimi bıraktım ve etrafa bakarak gülümsedim.
Mükemmeldi.
Aryanın odasını aşağıdaki gibi hayal edebilirsiniz..
