27. bölüm · Sen kimsin? ( texting ) ve gerçek aile kurgusu
26. Bölüm
Bi önceki bölüm çok kısa oldu çünkü normalde bu bölümle birleştircektim ama bölümü okuyanlar olduğu için yeni bölüme yazıyorum devamını
Ne diyeceğimi bilemeden sadece ona baktım.
Bir anda yüzündeki ifade değişti. Tedirgin görünmeye başlamıştı.
“Ne oldu? Yanlış bir şey mi söyledim?”
“Hayır… Neden öyle düşündün?” dedim.
“Gözlerin doldu.”
Tam o anda yanağımdan bir damla yaş süzüldü.
Elimi yüzüme götürünce fark ettim.
Ağlıyordum.
Ne kadar anlamsız…
Ne kadar tuhaf bir andı bu.
Korkuyordum Olmayacak bir rüyaya inanırsam diye korkuyordum
Gözyaşımı sildim.
“Sizinle alakası yok.”
Bana uzun uzun baktı.
Her “siz” deyişimde kaşları hafifçe çatılıyordu.
“Arya…” dedi yumuşak bir sesle. “Ben senin babanım.”
Kalbim duracak gibi oldu.
“Biliyorum, bunların hepsi senin için çok zor. Ama bu bağı kurabiliriz. Yeter ki bize bir şans ver.”
Derin bir nefes aldı.
“Bana ‘baba’ demeni beklemiyorum. Belki hiç demeyeceksin. Ama en azından şu ‘siz’i kaldır aramızdan. Kendini bana bu kadar uzak hissettirme.”
Gerçekten çabalıyordu.
Benim için…
Gerçekten çabalıyordu.
Hayatımda ilk kez biri benimle bağ kurabilmek için bu kadar emek veriyordu.
Kesin yine şu aptal gözlerim dolacaktı.
Kendimi zor tuttum.
“Tamam…” dedim gülümseyerek.
“Anlaştık.”
Yüzündeki gülümseme büyüdü.
“Anlaştık.”
Bir süre sadece gülüşümü izledi.
Tam o sırada salona Can girdi.
Önce babasına, sonra bana baktı. Sessizce gelip Karan’ın yanına oturdu. Telefonuyla ilgilenmeye başladı.
Ardından Tolga içeri girdi.
Hiç konuşmadan gelip benim yanımdaki tekli koltuğa oturdu.
Belli ki babasından sağlam bir azar işitmişti.
Bir süre sessiz kaldı.
Sonra bana döndü.
“Sen de kusura bakma. Biraz önyargılı davrandım.”
İçimden “Biraz mı?” diye geçirdim.
“Ama sakın kardeş olacağız falan sanma. Hâlâ senden nefret ediyorum.”
Bakışları saçlarıma kaydı.
“Şu saçlarına baktıkça sinirim bozuluyor.”
İronik olan şuydu ki…
Kendisi de sarışındı.
Hiç cevap vermedim.
Sadece buz gibi gözlerle ona baktım.
Bakışlarımdaki kırgınlığı anlamış olmalıydı.
Bir an gözlerimin içine baktı.
Yüzündeki öfke yerini kısa süreli bir pişmanlığa bıraktı.
Belki de gözlerimde babasını görmüştü karandan aldığım tek fizksel özellik gözlerimdi..
Ama o his sadece birkaç saniye sürdü.
Tekrar saçlarıma baktı.
Yüzü yeniden nefretle sertleşti.
Ben de başımı çevirip Karan ve Can’a baktım.
Karan hâlâ öfkeli gözlerle Tolga’yı izliyordu.
Can ise babasını dirseğiyle dürttü.
“Baba bak, Beşiktaş’ın yeni forması çıkmış. Bize de sipariş vereyim mi? Maçlar yakında başlıyor.”
“Olur oğlum.”
Karan bunu söylerken bile gözleri hüzünlüydü.
Biliyordum…
Sebebi bendim.
Bu evde her gün yeni bir sorun çıkıyordu.
“Baba…” dedi Can. “Şoför bugün izinliydi. Bizi okula sen bırakır mısın?”
Karan birkaç saniye düşündü.
Sonra gülümsedi.
“Tolga bırakacak.”
Tolga başını kaldırdı.
“Ne?”
“Kardeşlerini bugün sen okula götürüyorsun. İtiraz istemiyorum. Benim ve Ayaz’ın acil bir işi çıktı.”
Tolga sinirle babasına baktı.
Sonra gözlerini bana çevirdi.
Yüzündeki ifade yine sertleşmişti.
“Hadi kalkın. Fikrimi değiştirmeden arabaya geçin. Yoksa taksiyle gidersiniz.”
Can ayağa kalktı.
Ben de sessizce peşinden yürüdüm.
Arabaya geldiğimizde Can ön koltuğa geçti.
Ben arka koltuğa oturdum.
Araba gerçekten inanılmazdı.
Birkaç dakika sonra Tolga da geldi.
Arabayı çalıştırdı.
Can telefonundan bir şarkı açtı.
Beyaz Orkide…
Camı açtım.
Elimi dışarı uzattım.
Yüzüme vuran rüzgâr o an bana ilaç gibi geliyordu.
Gözlerimi kapattım.
Şarkının sözleri kulağımda yankılanıyordu.
“Güldürmeyen, ağlatmayan…Sinsi bir ok…Öldürmeyen çaresi yok bu yaranın…Kimde kalır kabukları…”
Hüzünlü şarkılar hep beni etkilerdi hele bu ruh halindeyken dahada çok ben
Ne yaşıyordum…
Ne de ölüydüm.
Yarınımı bilmiyordum.
Dünüm ise tamamen yalandan ibaretti.
Can kötü hissettiğimi mi anladı, yoksa şarkıyı mı sevmedi bilmiyorum.
Bir anda şarkıyı değiştirdi.
Bu kez Olmazlara İnat çalıyordu.
Bu şarkıyı seviyordum.
Can telefonuna bakmaya başladı.
Bir an ekrana gözüm takıldı.
Yaman yazıyordu.
Mesajlaşıyorlardı.
İster istemez içim burkuldu.
Tolga’ya baktım.
Hiçbir şey olmamış gibi yola odaklanmıştı.
Tam önümdeki dikiz aynasından göz göze geldik.
Beni izlediğini fark edince hemen başımı çevirdim.
Tolga, Can’a döndü.
“Kafamı ütüledin. Ben sana benim arabamda şarkı açma demedim mi?”
Can cevap vermek yerine sesi biraz daha açtı.
Tolga uzanıp kafasına hafifçe vurdu.
“Kapat şunu.”
Can söylene söylene şarkıyı kapattı.
Can dikiz aynasından bana baktı.
“Şunun yanında karizmamı çizme.”
Sessiz söylemişti.
Ama ben duymuştum.
Tolga omuz silkti.
“Kim takar.”
Anlaşılan bu atışmalara alışkındılar.
Bir süre sonra Can arkasına döndü.
“Okulda bu durumu şimdilik saklayalım. Herkes seni aile dostumuzun kızı bilsin. Yan yana olmamızın sebebi de bu olsun.”
“Tamam.”
Zaten insanların dedikodusunu çekecek hâlim yoktu.
Böylesi daha iyiydi.
Okula geldiğimizde kalbim hızlanmaya başladı.
Günler sonra Yaman’ı görecektim.
Arabadan indim.
Dersin başlamasına daha on dakika vardı.
Bahçedeki bir banka oturup okul kapısını izlemeye başladım.
Yaman hep son dakikalarda gelirdi.
Can ise hâlâ okulun bahçesindeydi.
Birkaç dakika sonra onları gördüm.
Can ve Yaman yan yana yürüyerek içeri giriyorlardı.
Can bir şeyler anlatıyor, Yaman ise ara ara bana bakıyordu.
O an anladım.
Can bu olanları Yaman’a anlatmıştı.
En yakın arkadaşıydı sonuçta.
Bu yüzden bana öyle dikkatli bakıyordu.
Bakışlarına daha fazla dayanamadım.
Başımı başka tarafa çevirdiğimde Nil’i gördüm.
Her zamanki rahat tavırlarıyla bana doğru yürüyordu.
Tam yanıma oturacakken ayağa kalktım.
Hiçbir şey söylemeden okul binasına girdim.
Ona karşı hâlâ çok öfkeliydim.
Merdivenleri çıkıp 12-A sınıfının olduğu kata geldim.
Tam sınıfa girecekken karşı sınıfın önünde Can ve Yaman’ı gördüm.
Öğretmen masasının önünde konuşuyorlardı.
Can yine bana baktı.
Tam o sırada bir kız koşarak Yaman’ın yanına geldi.
Kolunu rahatça onun koluna doladı.
İçimde yükselen kıskançlık nefes almamı bile zorlaştırdı.
Hiç düşünmeden sınıfa girdim.
Kapıyı sertçe çarpıp kapattım.
Bir anda bütün sınıf bana döndü.
Ve ben…
Sanki hiçbir şey olmamış gibi yerime yürümeye çalıştım.
