31. bölüm / 37
Sen kimsin? ( texting ) ve gerçek aile kurgusu30.Bölüm
Bölümler 37Şu an: 30.Bölüm
- 1 1. Bölüm358 kelime
- 2 2. Bölüm341 kelime
- 3 3. Bölüm195 kelime
- 4 4. Bölüm168 kelime
- 5 5. BÖLÜM520 kelime
- 6 6. Bölüm271 kelime
- 7 7.BÖLÜM165 kelime
- 8 8.BÖLÜM129 kelime
- 9 9.BÖLÜM112 kelime
- 10 10.BÖLÜM230 kelime
- 11 11.BÖLÜM116 kelime
- 12 12.BÖLÜM113 kelime
- 13 13.BÖLÜM130 kelime
- 14 14.BÖLÜM294 kelime
- 15 15.BÖLÜM952 kelime
- 16 16.BÖLÜM223 kelime
- 17 17. BÖLÜM525 kelime
- 18 18.BÖLÜM207 kelime
- 19 19.BÖLÜM945 kelime
- 20 20.BÖLÜM567 kelime
- 21 21.BÖLÜM464 kelime
- 22 22.BÖLÜM2.524 kelime
- 23 23. BÖLÜM1.136 kelime
- 24 24. Bölüm919 kelime
- 25 25. Bölüm264 kelime
- 26 26. Bölüm848 kelime
- 27 27.BÖLÜM1.171 kelime
- 28 28.BÖLÜM858 kelime
- 29 29.Bölüm1.096 kelime
- 30 30.Bölüm1.489 kelime · Okuduğun bölüm
- 31 31.Bölüm2.088 kelime
- 32 32.Bölüm2.728 kelime
- 33 33.Bölüm852 kelime
- 34 34.Bölüm2.576 kelime
- 35 35.Bölüm1.940 kelime
- 36 36.Bölüm3.136 kelime
- 37 37. Bölüm1.225 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kırık Pedallar ve Yeni Bağlar
Mutlu, öğle arasının bittiğini haber veren zille birlikte bana döndü. "Sınıfa geçelim mi?" diye sordu. Başımı sallayıp "Olur," dedim. Tam arkamızı dönmüştüm ki Can’ın bakışlarını üzerimde hissettim. Tek bir kelime bile etmedi, sadece öylece baktı. Bakışlarındaki o çözemediğim ifadeyi geride bırakıp Mutlu’yla birlikte sınıfa doğru yürüdük.Ders başlayana kadar Mutlu, her zamanki o bitmek bilmeyen enerjisiyle sevgilisi Defne’yi anlatmaya başladı. Defne’den bahsederken gözlerinin içi gülüyordu. Gerçekten çok tatlı bir kızdı Defne. O da Canlarla aynı sınıfta, 12-B’deymiş. Mutlu o sınıfa geçebilmek için az uğraşmamış aslında ama önünde büyük bir engel vardı: Defne’nin babası okulun sahibiydi. Kızının derslerinin etkilenmesini, notlarının düşmesini istemediği için müdüre kesin talimat vermiş, Mutlu’yu o sınıfa yaklaştırmamışlardı.Hocanın sınıfa girmesiyle Mutlu, derin bir iç çekerek önüne döndü. Hemen ön sıramda oturuyordu.Ders başladığında, üzerime kurşun gibi bir ağırlık çöktü. Bugün inanılmaz uykusuz ve bitkindim; sanki ruhumun tüm yorgunluğunu bedenim sırtlanmış gibi kemiklerim sızlıyordu. Tarih hocasının monoton sesi de sınıfta adeta bir ninni gibi yankılanınca daha fazla dayanamadım. Sıraya başımı yasladım ve kendimi karanlığın kollarına bıraktım.Ne kadar zaman geçtiğini, kaç ders devrildiğini bilmiyordum. Bilincim koyu bir uykunun içindeyken, aniden omzumda yabancı bir el hissettim. Yıllardır aldığım o sıkı eğitimin getirdiği refleksle, saniyeden daha kısa bir sürede gözlerimi açtım. Vücudum benden bağımsız hareket etti; elini kavradığım gibi hızla ters çevirdim.Karşımda acıyla yüzünü buruşturan Can’ı görünce şoke oldum. "Elimi bırakmayı düşünüyor musun?" diye fısıldadı, sesinde şaşkınlık ve hafif bir acı vardı.Hızla elini bıraktım. Etrafıma bakındığımda sınıfın bomboş olduğunu fark ettim. Çıkış saatine kadar uyumuştum. Normalde okul gibi bir yerde hayatta bu kadar derin uyuyamazdım, savunmasız kalmaktan korkardım. Can, bileğini ovarken hayretler içinde bana bakıyordu."Kızım, sendeki bu refleks nereden geliyor?" diye sordu, gözlerini kısmış beni çözmeye çalışırken."Bir süre eğitim aldım," dedim geçiştirerek."Havalıymış... Ama bir sebebi var mı?" diye üsteledi.Gözlerinin içine bakarak, bu coğrafyanın tüm çıplak gerçeğini fısıldadım: "Sebebi, yaşadığımız ülke. Bir kadınsan, bu hayatta asla tamamen güvende değilsindir."Haklı olduğumu biliyordu. Söyleyecek bir söz bulamadı, sustu. Bakışlarındaki o sorgulayıcı ifade yerini derin bir saygıya ve sessiz bir kabullenişe bıraktı. Ortamı yumuşatmak ister gibi, "Hadi gel, Ayaz abim bizi aşağıda bekliyor," dedi.O an yüzüme istemsizce kocaman bir gülümseme yayıldı. İçimden derin bir nefes aldım; neyse ki Tolga gelmemişti. Can, yüzümdeki bu ani değişimi fark edince kıskançlıkla homurdandı. "Ayaz abimin adını duyunca bile gülümsüyorsun, bize gelince surat as!""Hadi gidelim," diyerek onu duymazdan geldim ve çantamı alıp ayağa kalktım.Birlikte otoparka indiğimizde Ayaz’ı gördüm. Arabasının önünde, kollarını göğsünde bağlamış bizi bekliyordu. Beni gördüğü an yüzünde sıcak bir tebessüm belirdi. Ben de ona gülümsedim. Yanına yaklaştığımızda, centilmence öndeki yolcu kapısını açtı. Can, her zamanki rahatlığıyla hemen öne atıldı. "Teşekkürler abi," diyerek koltuğa yerleşmeye kalkıştı.Şaka mıydı bu çocuk?Ayaz, Can’ın göğsüne elini siper ederek onu durdurdu. "Sana değil, sen arkaya abim," dedi sert ama eğlenceli bir tonla. Ardından bana döndü: "Arya abicim, gel."Ben öne geçerken Can’ın arkada kıskançlıktan çatlamak üzere olduğuna yemin edebilirdim. "Teşekkürler," dedim, içim ısınarak. Ayaz o kadar ilgili ve nazikti ki... Ona tamamen alıştıktan sonra "abi" diyeceğime kalpten inanıyordum. Çünkü bana gerçekten öyle davranıyordu; hayalimdeki, hep özlemini çektiğim o koruyucu abi gibi.Ayaz kapımı kapattı, sürücü koltuğuna geçip emniyet kemerini taktı. Bana doğru dönerek, "Kemerini tak küçük hanım," dedi muzipçe. Haklıydı, şu lanet kemeri takmayı hep unutuyordum. Kemerimi kilitledikten sonra bana kendi telefonunu uzattı. Anlamaz gözlerle yüzüne baktım."Numaranı kaydet abim," dedi.Telefonu aldım ama ekran kilitliydi. "Şifre ne?" der gibi baktığımda, "040908," dedi.Donakaldım. Bu sayı dizisi... benim doğum tarihimdi. Şaşkınlıkla başımı kaldırıp ona baktım, o zaten çoktan gözlerini bana dikmiş, tepkimi izliyordu. "Bu... Bu benim doğum günüm," dedim sesimin titremesine engel olamayarak."Evet," dedi sesini yumuşatarak. "Yıllardır şifrem bu. Seni bana hatırlatsın, seni hiç unutmayayım diye..."Arka koltuktan Can öne doğru eğildi, yüzünde hayal kırıklığıyla karışık bir şaşkınlık vardı. "Aynı gün doğmuşuz! Ben de abim benim doğum günümü şifre yaptı sanıyordum. Yılı bir türlü anlamıyordum, ben 2007’liyim diye... Abim seni zaten yıllar önce favori ilan etmiş!" diyerek homurdandı ve kendini tekrar arkaya attı.Hâlâ Ayaz’a bakıyordum. Can’la aynı gün doğmuş olmamız kaderin garip bir oyunuydu ama asıl göğsüme oturan, Ayaz’ın bu ince düşüncesiydi. Gözlerim istemsizce doldu, görüşüm bulandı. Yıllardır uzaklarda bir yerde beni düşünen, beni hayatının merkezine koyan biri varmış ama benim bundan haberim yokmuş."Keşke..." dedim, sesim bir hıçkırık gibi çıktı. "Keşke daha önce gelseydin."O an Ayaz’ın yüzü asıldı, gözlerindeki o neşeli pırıltı yerini derin bir vicdan azabına bıraktı. Direksiyonu sıkan parmakları boğum boğum oldu. "Özür dilerim," dedi fısıldar gibi. "Yanında olamadığım, seni koruyamadığım her an için özür dilerim."Gözyaşlarımı saklamak için telefona döndüm. Şifreyi girip rehbere kendi numaramı "Arya" diye kaydettim. Ben telefonu tam Ayaz’a uzatırken Can arkadan tekrar uzandı. "Bana da göndersene numarayı, kaydeyim. Lazım falan olur," dedi. Rehberden Can’ın ismini bulup kendi numaramı ona da mesaj attım, onun numarasını da kendime kaydettim.Telefonu Ayaz’a uzatırken, "Şarkı açmak istersen aç, telefon bağlı," dedi. Bir şarkı seçtim ve yolun geri kalanı, camdan dışarıyı izleyerek, müziğin tınıları arasında akıp gitti.Eve geldiğimizde arabadan indik ve kapıya yürüdük. Kapıyı yardımcı açtı, sessizce içeri süzüldük. Tam salona doğru yönelecektim ki içeriden yükselen seslerle duraksadım. Bu ses... Babamın sesiydi. Yüksek, öfkeli ve acımasızdı."Bir an önce bu işi halledin! Benim soyumda senin kızın gibi biri olamaz!" diye bağırıyordu.O an göğsüme bir bıçak saplandı. Daha fazla dayanamadım, adımlarım benden bağımsız hareket etti ve salonun kapısını hızla iterek içeri girdim. Karşımdaydı. Yıllardır "baba" bildiğim, kokusunu, sesini tanıdığım adam, arkasına bile bakmadan benden kurtulmaya çalışıyordu.Girişimle birlikte Karan da beni gördü. Yüzünde derin bir pişmanlık ve öfke belirdi."Baba..." dedim. Kelime, dudaklarımdan benim iradem dışında, çocuksu bir çaresizlikle dökülmüştü.Adnan beni gördüğünde gözlerinde en ufak bir merhamet kırıntısı bile yoktu. "Ben senin baban değilim," dedi, sanki önemsiz bir eşyadan bahseder gibi.Bu kadar kolay mıydı yani? Tamam, belki hiçbir zaman filmlerdeki gibi mükemmel bir baba-kız ilişkimiz olmamıştı ama... Çocukken arkamdan koşup bana bisiklet sürmeyi öğreten adam bu değil miydi? İnsan geçmişini bu kadar kolay silebilir miydi? Tüm o anılar, o gülüşler yalan mıydı?Önündeki masada duran kağıda büyük bir hırsla imza attı, kalemi fırlatır gibi bıraktı ve hızla kapıya, yani benim olduğum yöne doğru yürüdü. Tam önünde durdum. Gözlerimin içine baktı. "Çekil Arya," dedi. Adımı söylerken sanki bana küfrediyor gibiydi. Son yıllarda hep böyle yapıyordu zaten ama ben konduramıyordum. Benim çocukluğumdaki o adam iyi biriydi..."Bu kadar mı baba?" dedim, gözyaşlarım yanaklarımdan süzülürken. "Onca yılın ardından bir vedası bile yok mu senin için?""Yok!" diye kükredi yüzüme doğru. "Onca yıl hayatımı zehir ettin!"O söz, kalbimin kalan son parçasını da un ufak etti. Ağlamam şiddetlendi ama gözlerindeki o nefrete bakarak dik durmaya çalıştım. "Peki," dedim sesimi buz gibi yaparak. "Bundan sonra yolda görsem yüzüne bakmam. Merak etme, Adnan Bey.""Adnan Bey" dememle birlikte gözleri öfkeden çıldırdı. Beklemediğim bir anda beni sertçe itti. Dengemi kaybederek büyük bir gürültüyle yere düştüm. O ise arkasına bile bakmadan kapıdan çıkıp gitmeye yeltendi.Ben düştüğüm yerde, acı içinde hıçkırıklara boğulmuşken arkamda Karan’ın kükreyişini duydum."Sen kim olduğunu sanıyorsun Adnan!" diye bağırdı Karan, sesi evi titretmişti. "Bir daha sakın, sakın benim kızıma dokunma!"Karan öfkesini alamamıştı. Dev cüssesiyle Adnan’ın üzerine yürüdü ve saniyeler içinde adamın boğazına yapıştı, onu duvara sabitledi. O sırada Can hızla yanıma geldi. Çaresiz halimi görünce dizlerinin üzerine çöktü. "İyi misin Arya?" diye sordu, sesi titriyordu.Cevap veremiyordum. Boğazımda devasa bir yumru vardı; sanki nefes alsam o yumru beni boğacaktı, konuşamıyordum. En sonunda içimdeki o bend yıkıldı ve hıçkırıklarla ağlamaya başladım. Her şey, her bir anı, her bir yalan üstüme üstüme geliyordu. Can, daha fazla dayanamadı ve beni hızla kendine çekip sarıldı. Başımı onun omzuna yasladım, hıçkırıklarım odada yankılanırken Can beni daha da sıkı sarmaladı.Karan, benim hıçkırıklarımı duyduğunda adeta duruldu. Adnan’ın yakasını tiksinerek bıraktı ve "Siktir git buradan!" diye tısladı.Adnan arkasını dönüp gitmeye çalışırken bu kez karşısına Ayaz çıktı. Ayaz, Adnan’dan çok daha yapılı ve cüsseliydi; gözü dönmüş bir halde tam yüzünün ortasına sağlam bir yumruk indirdi. Adnan yediği darbenin etkisiyle sarsıldı ama karşılık vermeye cesaret edemeden, arkasına bile bakmadan evi terk etti.Şimdi üçü de yanımdaydı, etrafımda, yerde benimle birlikte oturuyorlardı. Ben hâlâ Can’ın tişörtünü sıkarak ağlamaya devam ediyordum. Ayaz ve Karan ne yapacaklarını bilemez bir çaresizlikle bana bakıyorlardı. O sırada Ayaz’ın gözleri yere dikildi. "Siktir..." diye mırıldandı öfkeyle. "Dizi kanıyor."Yere düşerken dizimi çarpmış olmalıydım, pantolonumdan sızan kan yere damlıyordu. Ayaz başını kaldırıp Karan’a baktı. "O adam bitti baba," dedi dişlerinin arasından.Karan, gözlerinde karanlık bir yeminle oğluna baktı. "Bitireceğiz oğlum," dedi. İki oğluna da gurur duyar gibi bakmıştı ama sonra bakışları bana kaydı. O gözlerdeki gurur anında silindi, yerini kıyamaz, iç parçalayıcı bir üzüntü aldı.Bana kıyamıyorlardı... Oysa babam sandığım adam, canımı hiç acımadan yakmıştı. Şimdi ise bu yeni aile, yaralarımı sarmak için etrafımda pervane oluyordu.Zihnim durmuyordu. Geçmişin hayaletleri beynimin içinde koşturuyordu. Küçükken bisiklet sürerken arkamı sıkıca tutuşu... "Aslan kızım, bas pedala, ben buradayım, bırakmam!" diyişi... Beni okuldan neşeyle alışı, bana sayıları öğretmek için saatlerce uğraşması... Ve şimdiki o nefret dolu adam. Belki de... Belki de benden yıllar önce şüphelenmeye başlamıştı. Bana olan o ilgisizliği, o aniden başlayan öfkesi bu yüzdendi. Beni çoktan gözden çıkarmıştı.Ağlamaktan artık göğsüm sıkışıyordu. Hıçkırıklarım nefesimi kesmeye başladı, gözyaşlarım görüşümü tamamen kapattı. Dünyanın sesi yavaş yavaş uzaklaştı, etrafımdaki yüzler silikleşti ve bir anda... Gözlerimin önü tamamen karardı.
Ben yazdım zaten ama bu bölüm Arya için içim parçalandı Oe Adnan Ayaz o yumruğu atmasa içinde kalırdı bu akşam 2 bölüm daha gelicek
Bölüm etkileşimi
