33. bölüm · Sen kimsin? ( texting ) ve gerçek aile kurgusu
32.Bölüm
Hastaneninjs o keskin, steril kokusu genzimi yakarken, zihnimdeki uğultuyu bastıran tek şey damarlarımdaki adrenalin ve kulaklarımda çınlayan o korkunç kaza sesiydi. Rutin testler yapılmış, fiziksel olarak ciddi bir sorunum olmadığı söylenmişti. Sadece kaşımın üzerinde sızlayan bir çizik ve... Kolumda, kazanın sıcağıyla hiç fark etmediğim o çatlak. Nabız ölçmek için sürekli dokunduğum sol bileğimdeydi o sızı; babamın nabzını neden bir türlü bulamadığımı şimdi daha iyi anlıyordum.Hemşireler yatakta kalmam konusunda kesin talimatlar vermişti ama beton gibi ağırlığı olan o odada daha fazla nefes alamazdım. Babam... Ve Can. Göğsümün tam ortasına oturan o amansız sızıyla yavaşça doğruldum. Farkında bile olmadan o adama nasıl bu kadar sıkı bağlandığımı, ruhumun onun varlığıyla nasıl sarıldığını anlamak şimdilik imkansızdı. Sonra aklıma Can geldi. O kazadan saniyeler önce bana sarılışı, beni korumak için bedenini siper edişi...Nöbetçi hemşireye durumlarını sorduğumda, ikisinin de hâlâ ameliyatta olduğunu söylemişti. Ayaz’da ise şükürler olsun ki ciddi bir şey yoktu. Biz, aracın daha az darbe alan tarafındaydık; hayatta kalışımızın tek açıklaması buydu.Daha fazla dayanamadım. Kolumdaki serum iğnesini tek bir hamlede acımasızca çekip kopardım. Derimden sızan sıcak kan, bileğime doğru ince bir yol çizdi ama bu, şu an yeryüzündeki en önemsiz şeydi. Kat yönlendirme tabelalarına bakarak, adımlarımı ameliyathanenin olduğu koridora yönlendirdim.Koridorun sonuna vardığımda, ameliyathane kapısının önünde, duvara sırtını yaslamış ve yere çökmüş Ayaz’ı gördüm. Dünyası başına yıkılmış gibiydi. O her zaman dik duran, güçlü abi gitmiş, yerine çaresizlikle kıvranan bir çocuk gelmişti. Yanına kadar yaklaştım ve sessizce yanına çöktüm. Başta varlığımı bile fark etmedi. Ne zaman ki omzum omzuna değdi, o zaman gözlerini bana çevirdi. Kızarmış, yaş dolu gözlerinde derin bir şefkat belirdi."Sen neden kalktın? İyi misin?" diye sordu sesi titreyerek."İyiyim abi... Sadece bileğim incinmiş, önemli bir şey yok," dedim, sesimin titremesine engel olmaya çalışarak.Gözleriyle beni baştan aşağı süzdü, başka bir yaram olup olmadığını anlamak ister gibiydi. Tam o sırada kolumdan süzülen kanı fark etti. Hızla cebinden bir peçete çıkarıp kanayan yerin üzerine bastırdı."Biraz böyle tut abim," dedi usulca. Peçeteyi elinden devralıp üzerine bastırdım."Durumları nasıl?" diye fısıldadım, duymaktan korktuğum o cevabı bekleyerek."İkisinin de ameliyatı devam ediyor. Henüz bir bilgilendirme yapmadılar. Bittikten sonra haber verecekler.""Tolga’ya haber verdin mi?""Evet, birazdan burada olur. Ama durumlarının iyi olduğunu söyledim.
Yolda acele edip kaza yapmasın diye..."
dedi, bakışlarını yere indirerek.
"İyi yapmışsın abi..."
Bana baktı. Hüzünle dolu, ağlamaktan kan çanağına dönmüş gözlerinden bir damla yaş daha süzüldü yanağına. Boğazını temizledi, sesindeki o buruk tını içimi parçaladı:"Bana ilk kez 'abi' deyişinin böyle bir yerde, böyle bir günde olacağını hiç düşünmemiştim..."Boğazıma bir düğüm saplandı, hiçbir şey diyemedim. Sadece elini sıkıca tuttum.Çok geçmeden asansörün kapısı büyük bir gürültüyle açıldı ve koridorda Tolga belirdi. Koşarak, nefes nefese yanımıza geldi. Öfke ve korku yüzünü tanınmaz hale getirmişti."Abi! Bana neden yalan söyledin?" diye bağırdı Tolga, Ayaz’ın yakasına yapışarak. "Aşağıda isimlerini söyleyince ameliyatta olduklarını söylediler! Hani önemli bir şeyleri yoktu? Hani sadece kırıkları vardı?!"Ayaz ayağa kalkıp Tolga’ya sarıldı, onu yatıştırmaya çalışarak göğsüne bastırdı. "Sakin ol... İyi olacaklar. Telaşlanıp kaza yapma diye öyle dedim."İkisi birbirine sarılmış ağlarken, Tolga’nın gözleri aniden yerdeki bana kaydı. Bir anlık duraksamanın ardından Ayaz’ı sertçe geri itti ve parmağıyla beni işaret etti. Yüzündeki acı, yerini saf bir nefrete bırakmıştı."Her şey bu kız geldikten sonra oldu!" diye kükredi koridorda. "Annem birinci felaketimiz olmuştu, bu kız da ikinci felaketimiz işte!"Gözlerimden yaşlar boşalırken kalbimin tam ortasından vurulmuş gibi hissettim. Bir an için haklı olduğunu düşündüm; ben gelmeden önce her şey ne kadar da yolundaydı... Ama hayır! Bu teslimiyeti benden bekleyemezdi. Benim ne suçum vardı? Bu lanet olası bir araba kazasıydı ve ben o arabada olsam da olmasam da o frenler tutmayacaktı!Öfkeyle doğruldum. Tolga’ya doğru birkaç adım atıp parmaklarımı göğsüne bastırarak onu geriye doğru ittim.
"Ne zaman beni suçlamaktan vazgeçeceksin?!"
diye bağırdım, sesim koridorun duvarlarında yankılanırken.
"Annene benziyormuşum, farkında mısın bilmiyorum ama sen ona hâlâ 'anne' diyebiliyorsun! Ben ona 'anne' bile diyemiyorum! Benim on yedi senedir ne yaşadığımı bilmeden burada böyle konuşamazsın! Git hıncını Ayşe’den çıkar, benden değil! Ben senin annen değilim!"
Hıçkırıklarım çığlığıma karışırken Tolga sinirle arkasını döndü, duvara sert bir yumruk indirip koridoru terk etti. Dizlerimin bağı çözülmüştü, daha fazla ayakta duramadım ve kendimi yeniden yere bıraktım.Ayaz abim hemen yanıma çöktü. Beni kollarının arasına alıp kafamı göğsüne yasladı. "Ağla abim, ağla... İçini dök, tutma içinde. Ben yanındayım," diye fısıldadı saçlarımı okşayarak."Ya babama, Can’a bir şey olursa?" diye hıçkırdım göğsünde. "Ben daha 'baba' bile diyemedim ki ona... Onlarla zaman bile geçiremedim. Onları daha kazanamadan kaybediyorum sanki... Onlara bir şey olursa ben yaşayamam..."Ayaz başımın üzerine derin bir öpücük bıraktı. "Bir şey olmayacak abim. İkisi de çok güçlü, hiçbir şey olmayacak."Ona inanmayı, dünyadaki her şeyden çok istiyordum. Ama onun da gözyaşlarının saçlarıma süzüldüğünü hissedebiliyordum. Babamın o kanlar içindeki başı, Can’ın duran nabzı bir kabus gibi gözlerimin önünden gitmiyordu.Tam o sırada asansörün kapısı yeniden açıldı. İçinden orta yaşlarda bir adam indi. Bize doğru adımlarken gözlerine kilitlendim; gözleri babamın gözlerinin aynısıydı. Ayaz adamı fark eder etmez yerinden fırladı."Amca..." dedi ve gidip adama sarıldı.Benim... Bir amcam mı vardı? Yavaşça ayağa kalktım. Sarılmaları bittiğinde Ayaz beni işaret etti. "Arya..." dedi.Amcam, gözlerinde tarifsiz bir şefkatle bana doğru adımladı ve hiç tereddüt etmeden beni kolları arasına aldı. "Biliyorum... abim Aryadan çok bahsetti zaten," dedi sıcak bir sesle.Bu samimi ve içten karşılama karşısında şoke olmuştum. Kollarımı yavaşça onun gövdesine doladım, bu yabancı ama bir o kadar da tanıdık güven duygusuna sığındım.Sarılmamız bittiğinde amcam Ayaz’a döndü. "Abim... Yeğenim... Nasıl durumları?"Ayaz gözleri dolu dolu amcamın yüzüne baktı. "Bilmiyoruz..."Amcamın yüzündeki o güçlü ifadenin yerini derin bir korkuya bırakışını izledim. Ağlamamak için direnen gözlerinin nasıl kızardığını gördüm. Bir süre sonra Tolga da geri dönmüştü. Ama artık benimle göz teması bile kurmuyordu. Bense koridorda bir ileri bir geri yürüyor, içimdeki o kemirici canavarla savaşıyordum.Ayaz yanıma gelip omzumu tuttu. "Böyle yapma... Kendini yormaktan başka bir işe yaramıyor.""Haklısın abi..." diye fısıldadım.Tam o sırada ameliyathanenin ağır kapısı büyük bir gürültüyle açıldı. Hepimiz tek bir vücut gibi oraya doğru adımladık. Doktor maskesini indirerek bize baktı."Can Güçlü’nün yakınları mısınız?""Evet," dedik hep bir ağızdan."Can çok zor bir ameliyat geçirdi. İç kanaması vardı. Ameliyat esnasında bir kez kalbi durdu ama durumunu stabil hale getirmeyi başardık. Başarılı bir ameliyattı. Yarın normal odaya alacağız," dedi.O an koridora sanki taze bir nefes yayıldı. Hepimizin gözlerinde tarif edilemez bir mutluluk ışığı yandı. Amcam hemen bir adım öne çıktı. "Peki Karan? Karan nasıl?"Doktor derin bir nefes aldı. "Karan Bey’in beyin ameliyatı devam ediyor. Bizim o konuda bir bilgimiz yok, cerrahi ekip sizi bilgilendirecektir," deyip yanımızdan ayrıldı.Can için kalbim şükranla dolup taşmıştı. Ayaz’a sarıldım sıkıca. "Bak, demedim mi abim? Güçlüler işte... Göreceksin, babam da o ameliyattan sağ salim çıkacak."Bu sözler içimde sönmeye yüz tutmuş bir umut ışığını yeniden alevlendirmişti. Bir saat sonra, ameliyathanenin kapısı yeniden açıldı ve bu kez başka bir doktor bize doğru yürüdü."Karan Bey’in g yakınları mısınız?"Amcam öne atıldı. "Evet, kardeşim olur."Doktorun yüzündeki yorgun ve ciddi ifade, içimdeki o sıcak umudu bir anda dondurdu. Kuracağı cümleleri seçmeye çalışır gibi bir hali vardı."Zor bir süreçti, yalan söylemeyeceğim," diye başladı söze. "Kanamayı durdurmak ve beyindeki o korkunç basıncı düşürmek için cerrahi olarak elimizden gelen her şeyi yaptık. Ameliyat masasında kalbini kaybetmemek için ekipçe çok uğraştık ama neyse ki durumu şimdilik stabil tutmayı başardık. Teknik olarak ameliyat bitti."Nefesimi tutmuş, bir sonraki cümlesini bekliyordum."Ancak dürüst olmak zorundayım," diye devam etti doktor, gözlerimizin içine bakarak. "Beyin hasarının ne kadar derin olduğunu ve uyandığında kalıcı bir iz bırakıp bırakmayacağını şu an söylemek imkansız. Onu yoğun bakımda, çok derin bir komada tutuyoruz. Tıbbi olarak yapabileceğimiz her şeyi yaptık, artık top onda. Önümüzdeki günlerde ilaçları yavaş yavaş kesip onu uyandırmaya çalışacağız. İşte o an vereceği tepkiler kaderini belirleyecek. Şu an yapabileceğiniz tek şey beklemek ve dualarınızı eksik etmemek."Doktorun sözleri bittiğinde, dünyam başıma yıkıldı. Dizlerimin bağı tamamen çözüldü ve kendimi acımasızca beton zemine bıraktım."Baba..." diye fısıldayabildim sadece. Sonra o kelime, göğsümden yırtılarak çıkan hıçkırıklara karıştı. "Baba!"Ayaz hemen yanıma çöktü, omuzlarımdan kavradı beni. "Topla kendini..." dedi ama onun da yanaklarından yaşlar süzülüyordu. Sesi titreyerek devam etti: "Babam uyandığında bizi böyle mi görsün? Topla kendini abim..."Gözlerimi onun ıslak gözlerine diktim. İçimdeki tüm çaresizlikle sordum: "Uyanacak değil mi abi? Gerçekten uyanacak...""Uyanacak tabii," dedi Ayaz, sanki bu gerçeği tüm evrene kabul ettirmek istercesine. "O bizi bırakamaz. Hem... Sana söz verdi ya hani? Seni bir daha yalnız bırakmayacağını söyledi. Benim babam sözlerini hep tutar."Doğruldum ve Ayaz’ın boynuna sarıldım. İkimiz de hıçkıra hıçkıra ağlıyorduk. O an, o soğuk hastane koridorunda, birbirimizden başka sığınacak tek bir limanımız yoktu.
Zaman, hastane koridorlarında akmayı unutmuş kirli bir su gibiydi. Ağır, kokulu ve amansız...Ayaz’ın göğsünde ağlamaktan göz pınarlarım kurumuş, geriye sadece boğazımda yakan bir kuruluk ve içimde hiç geçmeyen o titreme kalmıştı. Saat gece yarısını çoktan geçmişti. Koridorun o beyaz, çiğ ışıkları gözlerimi acıtıyordu. Ayaz’ın zoruyla bir hemşire gelip sızlayan bileğime bakmış, çatlak için geçici bir alçı atıp kolumu askıya almıştı. Fiziksel acı, ruhumdaki o devasa yarığın yanında o kadar hafif kalıyordu ki, hemşire kolumu sararken yüzümü bile ekşitmemiştim.Gurur amcam isminin Gurur olduğunu az önce Ayaz’ın ona seslenmesiyle öğrenmiştim elinde karton bardaklarla yanımıza geldi. Çay kokusu, koridorun o steril havasına karıştı."Birkaç yudum bir şey için," dedi Gurur amcam, sesi babamın ses tonuna o kadar benziyordu ki, gözlerimi kapatırsam babam konuşuyormuş gibi hissedebilirdim. "Kendinizi bırakamazsınız. Onlar içeride savaşırken, bizim burada güçlü durmamız gerek."Karton bardağı titreyen ellerimle aldım. Sıcaklığı, donmuş parmaklarımı biraz olsun ısıttı. Başımı hafifçe kaldırıp koridorun diğer ucuna baktım. Tolga, bir köşedeki ikili koltuğa sinmiş, dirseklerini dizlerine dayamış ve ellerini saçlarının arasına geçirmişti. Duvarı yumrukladığı eli sargılıydı. Bana fırlattığı o nefret dolu bakışların yerini, şimdi kendi karanlığında boğulan sessiz bir çaresizlik almıştı. Ona bakarken içimden ne kızmak geliyordu ne de kendimi savunmak. Sadece büyük bir boşluk hissediyordum."Söylediklerini kafana takma," diye fısıldadı Ayaz, bakışlarımı takip ederek. Saçlarımı kulağımın arkasına sıkıştırdı. "Tolga öfkesini nereye kusacağını bilemediği için saldırdı. Canı yanıyor. Ama bu seni suçlu yapmaz Arya. Asla.""Ben sadece..." Sesim fısıltıdan farksızdı. "Ben sadece yoruldum, abi. On yedi yıl sonra bulmuşken onları... kaybetmek istemiyorum.""Kaybetmeyeceğiz," dedi Gurur amcam araya girerek. Yanımıza çömeldi, gözlerini gözlerime dikti. "Karan kolay kolay pes etmez yeğenim. O inatçıdır. Seni bulmuşken, senin o babana benzeyen dikbaşlılığını görmüşken hiçbir yere gitmez. İnan bana."Birkaç saat sonra refakatçi kartıyla yoğun bakım ünitesinin kapısına kadar ilerlememize izin verildi. Can’ın durumu stabil olduğu için normal odaya alınma hazırlıkları yapılıyordu ama babam... Babam o kalın camın ardındaki bambaşka bir dünyadaydı.Gurur amcam ve Ayaz arkamda dururken, ben yavaşça o soğuk cama yaklaştım.Camın arkasındaki yatakta, vücuduna bağlı düzinelerce kablo ve yüzünü kaplayan o büyük solunum maskesiyle yatan adam, benim babamdı. O heybetli, bakışlarıyla insanı titreten adam şimdi o kadar küçük, o kadar savunmasız görünüyordu ki... Kalp monitörünün o ritmik, monoton bip sesi, içerideki hayatın tek kanıtıydı.Alçılı olmayan sağ elimi yavaşça soğuk cama yasladım. Sanki tenim onun tenine değecekmiş gibi..."Bana söz vermiştin," diye fısıldadım cama doğru. Sesim kendi kulaklarıma bile bir yabancı gibi geldi. "Beni bir daha bırakmayacağını söylemiştik. Ben daha sana 'baba' diyemedim. Bu kelimenin ağzımda nasıl durduğunu, kulağına nasıl geldiğini duymadan gidemezsin. Lütfen..."Gözümden süzülen tek bir damla yaş, yanağımdan süzülüp çeneme ulaştı."Seninle kavga etmek istiyorum daha," diye devam ettim içimi çeke çeke. "Bana karışmanı istiyorum. Abi dediğim o iki çocuğun beni sinirlendirdiğinde arkama sığınacağım o dağ olmanı istiyorum. Lütfen uyan. O topu sana attıklarını söyledi doktor... Ne olur o topu tut baba."Arkamda duran Ayaz’ın hıçkırığını duydum. Gelip sağlam omzumdan tuttu ve beni kendine doğru çekti. Başımı onun omzuna yaslarken, gözlerimi camın ardındaki babamdan bir saniye bile ayırmadım.Tam o sırada koridorun diğer ucundan bir hareketlilik duyuldu. Bir hemşire aceleyle bize doğru yürüyordu."Can Güçlü’nün yakınları? Can Bey gözlerini açtı, sizi sayıklıyor. Biriniz içeri girebilir."İçimde sönen tüm ışıklar aynı anda yeniden yandı. Ayaz’la göz göze geldik. O an, o karanlık gecenin ortasında, ilk kez gerçekten nefes aldığımı hissettim. Can uyanmıştı. Şimdi sıra babamdaydı.
Can'ın yanına birimizin girebileceğini söylediklerinde hepimiz kararsız gözlerle birbirimize bakıyorduk. Koridorun ortasındaki o ağır sessizliği Ayaz’ın bana doğru attığı adım böldü.— İlk sen gir, dedi sesini hafifçe alçaltarak. — Belki iyi gelir ona. Sonra biz gireriz sırayla.Tolga tam kaşlarını çatıp itiraz etmeye yeltenmişti ki, Ayaz elini omzuna koyup onu durdurdu:— Kızın halini görmüyor musun? O arabada sen yoktun, biz vardık Tolga. Sakin ol, sonra sırayla hepimiz gireceğiz zaten.Ayaz’a minnet dolu bir tebessüm gönderdim. Amcam kenardan bizi hüzünlü gözlerle izliyordu ama bakışları Ayaz’a döndüğünde o hüznün yerini gurur aldı. Ayaz’a yaklaşıp kolunu omzuna attı ve samimi bir sesle, "Sen çok iyi bir abisin yeğenim," dedi. Ayaz’ın dudaklarında buruk, belli belirsiz bir tebessüm belirdi.Hemşirenin yönlendirmesiyle koruyucu kıyafetleri giyip içeriye adım attım. Can’ın gözleri açıktı. Beni görünce ağzındaki oksijen maskesini hafifçe aşağıya kaydırdı.— Arya... İyi misin abim?O da bu kazayla birlikte tıpkı benim gibi tüm duvarlarını yıkmış, o her zamanki sert kabuğundan sıyrılmıştı.— Babam... dedi fısıltıyla, gözlerindeki endişeyi gizleyemeyerek. — Ayaz iyi mi?Gözlerimden bir damla yaş süzüldü, hemen parmak ucumla silip yatağın kenarına iliştim. Can’ın titreyen elini iki elimin arasına aldım.— İyiyiz abim, hepimiz iyiyiz.Yüzünde buruk bir rahatlama belirdi.— Babam bir süre komada kalacakmış ama uyanacak, merak etme. O bana söz verdi, uyanacak, dedim sesimi dik tutmaya çalışarak.Can’ın gözlerinden sessizce yaşlar akmaya başladı.— Babamı görmek istiyorum...Elini biraz daha sıkı tuttum.— Saçmalama Can, şimdi bunu düşünüp kendini yorma. Sen bir an önce iyileşmeye bak. Seni yarın normal odaya alacaklar, o zaman görürsün zaten. Hem şu an bizi de almıyorlar yanına.— Tamam, dedi titrek bir sesle. Bakışlarını yüzümde gezdirdi. — Abimlere söyle, Yaman’a da haber versinler. Yoksa sonra 'Biz kardeş değil miydik, niye haber vermediniz?' diye başımızın etini yer. Yarın arasınlar onu.— Tamam abim, söylerim, dedim hafifçe gülümseyerek.İçimde tutamadığım o suçluluk duygusuyla Can’ın gözlerinin içine baktım.— Şimdilik içeriye sadece bir kişi alabiliyorlardı. Ayaz abi 'Sen gir' deyince dayanamayıp girdim ama... Özür dilerim. Belki de ilk onları görmek isterdin yanında. Senin için o kadar korktum ki, hiç itiraz etmeden bodoslama daldım içeriye.Can’ın bakışları yumuşadı.— Sorun değil abim... Hem seni görmek bana iyi geliyor güzelim, dedi.Böyle hitap etmesine o kadar şaşırmıştım ki, içimdeki o kederli bulutlar anlık da olsa dağıldı.— Ya, sen son zamanlarda çok tatlı bir insan olmaya başladın sanki? dedim takılarak.Hafifçe sırıttı, o eski ukala Can’dan bir kırıntı sunarak:— Ben her zaman mükemmeldim, sen geç fark ediyorsun."Salaktı ama gerçekten iyi çocuktu..." diye geçirdim içimden.— Gerçekten iyisin değil mi abi?— İyiyim... Sadece babamı düşünüyorum, dedi gözlerini tavana dikerek. Sonra derin bir nefes alıp bana döndü. — Tolga hani sana hep 'Anneme benziyorsun' deyip duruyor ya... Ben annemi hiç tanımadım, görmedim. Daha çok küçük bir bebekken gitmiş... Ama iyi ki sen varsın kardeşim. Sana sarıldığımda o hiç bilmediğim huzuru hissediyorum. Sonunda bizim evimize de bir kız neşesi geldi.Söyledikleri içimde bir yerleri öyle bir titretti ki, gözlerim yeniden doldu. Başta her şey çok duygusal ve derin gidiyordu ama o yine son saniyede espri yapıp ortamı yumuşatmayı başarmıştı. Benim de ona kalbimi açma vaktim gelmişti.— Ben de iyi ki sizlerleyim abi. Gerçek bir aile sıcaklığını ilk defa sizin sayenizde tadıyorum, dedim iç çekerek. — Bu kaza bana çok büyük bir şey öğretti. Hayat, aramıza anlamsız duvarlar öremeyeceğimiz kadar kısaymış.Can’ın canını yakmaktan deli gibi korkarak, yavaşça ve şefkatle ona sarıldım. Kokusunu içime çekip hemen geri çekildim.— Bence de öyle kardeşim. Bundan sonra ne olursa olsun, kopmak yok, dedi ve bana doğru serçe parmağını uzattı. — Söz mü?Kendi serçe parmağımı onun parmağına kenetledim.— Söz.— Söz... dedi o da fısıldayarak.O sırada içeriye giren hemşire, "Hastayı daha fazla yormayalım, çıkmanız gerekiyor," diyerek bizi böldü. Can’ın elini son bir kez okşadım.— Ben gidiyorum ama kapının önündeyim, sakın unutma. Kendini de üzme, babam uyanacak.Bana moral vermek ister gibi kendini gülümsemeye zorladı:— Babam bizi bırakmaz...Odadan çıktığım an, üstümdeki o ağır koruyucu giysileri nasıl çıkardığımı bilemedim. Koridora adım atar atmaz, Can’ın yanında zorla dik tuttuğum o omuzlarım çöktü. Kendimi boş bulduğum ilk koltuğa bıraktım. İçimde tuttuğum, biriktirdiğim, Can üzülmesin diye arkasına saklandığım tüm o fırtına bir anda serbest kaldı. Ellerimi yüzüme kapatıp hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım.Ayaz’ın adımlarını hissettim. Yanımdaki boşluğa çöküp elini yavaşça sırtıma koydu. Sesi endişe doluydu:— Neden ağlıyorsun? İçeride bir sorun mu oldu? Can iyi mi?Yüzümü ellerimin arasından kaldırıp yaşlı gözlerle Ayaz’a baktım. Boğazımdaki o düğüm yüzünden sesim pürüzlü çıktı:— Can çok iyi... Sadece...Hıçkırıklarımın arasından derin bir nefes almaya çalıştım. Ayaz’ın gözlerindeki o korumacı, sıcak ifadeyi görünce içimdeki tüm savunma mekanizmaları tamamen çöktü.— Sadece onun yanında güçlü durmak için o kadar çabaladım ki abi... Kendimi sıkmaktan ciğerim soldu. O içeride canıyla uğraşırken, ben karşısında yıkılamazdım. Ama buraya çıkınca... Taşıyamadım işte.Ayaz hiçbir şey söylemeden beni kendine doğru çekti ve kollarıyla sıkıca sardı. Başımı göğsüne yasladığımda, onun da kalbinin en az benimki kadar hızlı çarptığını duydum. Saçlarımı şefkatle okşarken fısıldadı:— Ağla güzelim, ağla... İçeride güçlüydün zaten. Şimdi bırak gitsin o yükün hepsi. Ben buradayım yanındayım. Artık tek başına güçlü olmak zorunda değilsin.sonra amcamda yanıma geldi oda sarıldı bende her zaman yanınızdayım dedi.Şuan hayatta tek bi dilek hakkım olsa babamın iyi olmasını dilerdim kaderin bir oyunu gibi son günlerde bütün felaketleri üstüme çekiyordum…
Bölümü nasıl buldunuz sürekli iç karaktıcı sahnelerden sıkıldığınızı tahmin ediyorum ama bu ailenin birbirine daha sıkı tutunması için bu lazımdı gibi…
