44. bölüm / 47
Şans Oyunu-2Bölüm 44– Karanlıkta Kalanlar
Bölümler 47Şu an: Bölüm 44– Karanlıkta Kalanlar
- 1 Bölüm 1 – Sırların Gölgesinde544 kelime
- 2 Bölüm 2 – Kaçışın Anatomisi520 kelime
- 3 Bölüm 3 – Kırık Hafızalar491 kelime
- 4 Bölüm 4 – Kan Bağı515 kelime
- 5 Bölüm 5 – Uyanış488 kelime
- 6 Bölüm 6 – Kırılma Noktası415 kelime
- 7 Bölüm 7 – Yeni Sayfa322 kelime
- 8 Bölüm 8 – Karanlığın İçinden299 kelime
- 9 Bölüm 9 – Kapanış ve Yeni Başlangıç205 kelime
- 10 Bölüm 10 – Ateşle Dans522 kelime
- 11 Bölüm 11 – Aynalar ve Sis504 kelime
- 12 Bölüm 12 – Kafesteki Kartal532 kelime
- 13 Bölüm 13 – Çatlaklar366 kelime
- 14 Bölüm 14 – Çatlaklardan Sızan Gerçekler388 kelime
- 15 Bölüm 15 – Gölgenin Yüzü380 kelime
- 16 Bölüm 16 – Çıkış Yoksa Kazı393 kelime
- 17 Bölüm 17 – Aynaların Ardında470 kelime
- 18 Bölüm 18 – Kasetin Sesi438 kelime
- 19 Bölüm 19 – Ateş’in Sessizliği370 kelime
- 20 Bölüm 20 – Albatros’un Gölgesi505 kelime
- 21 Bölüm 21 - S.O.399 kelime
- 22 Bölüm 22 – Yılanın Dönüşü411 kelime
- 23 Bölüm 23 – Oyun Masası313 kelime
- 24 Bölüm 24 – Geçit320 kelime
- 25 Bölüm 25 - Sessiz Gelen Fırtına462 kelime
- 26 Bölüm 26 - Yanmadan Önceki Sessizlik446 kelime
- 27 BÖLÜM 27 – Gölgenin İzinde641 kelime
- 28 BÖLÜM 28 – KAPANA KISILANLAR436 kelime
- 29 BÖLÜM 29 – GİZLİ KAPI490 kelime
- 30 Bölüm 30 – Kayıp Saat749 kelime
- 31 Bölüm 31 - Çatlak Sesler342 kelime
- 32 Bölüm 32 – Dikenli Sessizlik577 kelime
- 33 Bölüm 33 - Kırık Aynalar912 kelime
- 34 Bölüm 34 - Adını Bilmediğim Karanlık542 kelime
- 35 Bölüm 35 - Sırların Mezarlığı504 kelime
- 36 Bölüm 36 – Çatlak Sesler787 kelime
- 37 Bölüm 37 - Kırılma Anı1.425 kelime
- 38 Bölüm 38 - Yeni Denge707 kelime
- 39 Bölüm 39 - Gölgelerin Ardında2.404 kelime
- 40 Bölüm 40 - Birlikte Daha Güçlüyüz2.302 kelime
- 41 Bölüm 41 - Olay Başı2.075 kelime
- 42 Bölüm 42 - Yeni Olay4.002 kelime
- 43 Bölüm 43 – Kırık Sesler2.351 kelime
- 44 Bölüm 44– Karanlıkta Kalanlar957 kelime · Okuduğun bölüm
- 45 Bölüm 45-Geri Dönüş2.088 kelime
- 46 Bölüm 46 - Nehirden Gelen Sessizlik1.880 kelime
- 47 Bölüm 47 - Işıklar Söndüğünde1.840 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Köy denen yerin sessizliği bana hiçbir zaman huzur vermedi. Herkes “doğanın sesi, kuşların cıvıltısı, tertemiz hava” diye anlatır ama bana göre orası… sessizliğin fazla duyulduğu, karanlığın fazla koyu olduğu bir yerdi.
Çocukken de öyleydi.
Babam, iki kuzenim, amcam ve yengem, yengemin köyüne gitmişlerdi o gün. Bizse babaannemin köy evinde kalmıştık. O eski taş evin içindeydik; ben, ablam, benden dört yaş küçük kardeşim ve o kadın… annem. Dışarıda deli gibi yağmur yağıyordu. Rüzgâr, kapıları sanki biri dışarıdan yumrukluyormuş gibi çarpıyordu.
Gök gürültüsünden sonra gelen sessizlik o kadar keskin olur ki, nefes alsan bile yankılanır. Biz üç çocuk, minderde oturmuş birbirimize sokulmuştuk. Annem elindeki tencere kapağını kapatırken bir anda ışıklar gitti. O evin karanlığı, şehirdeki karanlığa benzemezdi. Burada elektriğin yokluğu sadece görmeyi değil, hissetmeyi de engelliyordu.
O an ne telefonda çekim vardı, ne de dış dünyayla bir bağ. Yalnızdık.
Rüzgâr camları zangırdatırken, aşağıdan bir tıkırtı geldi. Önce küçük bir şey sandım — belki rüzgâr. Ama tekrar etti. Bu sefer daha netti.
Tak… tak… tak.
Annem birden kalktı. Hiçbir şey demeden mutfağa gitti. Elinde bir bıçakla döndü, sonra bir tane daha aldı, sonra bir tane daha. Masanın üstüne üç dört bıçak dizdi. Biz hiçbir şey sormadık. Çünkü annem… bazen sessizliğiyle bile korkuturdu.
Sonra aşağı indi. Biz, birbirimize yapışmış halde, adımlarını duyuyorduk.
Bir ara durdu.
Sonra yukarı çıkmadı.
Sadece o sessizlik kaldı.
Bir noktada dayanamayıp peşinden indik. Merdivenlerin altına geldiğimizde annemi, elinde fenerle kapıya doğru eğilmiş halde gördük.
“Ne var?” diye fısıldadı ablam.
Annem başını çevirip, “Tilki,” dedi sadece. “Yiyecek arıyor.”
Bir an içimiz rahatladı ama kalbim hâlâ deli gibi atıyordu. Çünkü biliyordum, o gece beni korkutan şey tilki değil, annemdi. O bıçakları masaya dizerken yüzündeki ifadeyi hâlâ unutmam.
Yağmur dinmedi, ama korkumun yerini yavaş yavaş yorgunluk aldı. Babamlar geldiğinde içimdeki tüm o ağırlık bir anda dağılıvermişti.
Ama o geceden sonra köyde hiçbir şey aynı gelmedi bana.
Rüzgârın sesi bile sanki bana bir şey fısıldıyordu.
---
O geceyi hatırladıkça içimde bir şey hâlâ ürperiyor. Hani yıllar geçer, çocukluk korkuları büyüyünce anlamını yitirir ya… benimkiler öyle olmadı. O köy evi hâlâ zihnimin bir yerinde tıkır tıkır gıcırdıyor. O karanlık, o yağmur, o sesler… sanki hepsi bir gün yeniden kapımı çalacakmış gibi.
Sabah olduğunda güneş bile evin içine girmeye korkardı. Yağmur durmuştu ama havada garip bir sessizlik vardı. Kardeşim hâlâ uyuyordu, ama ben uyuyamıyordum. Her yer nem kokuyordu. O kadın — annem — sobanın yanında oturmuş sessizce bir şeyler temizliyordu. Yüzünde ne bir korku ne de bir rahatlama… sadece alışkanlık. Korkuya bile alışmış gibiydi.
Köyde günler öyle geçmezdi zaten. Karanlık erken çöker, rüzgâr bir anda çıkar, kapılar kendi kendine çarpar, kimse umursamazdı. Ama ben o geceden sonra her gürültüde irkilirdim. En ufak tıkırtıda kalbim yerinden fırlayacak gibi olurdu.
Birkaç gün sonra, o ikinci olay yaşandı. Hepimiz oradaydık — kuzenler, abim, ben. O gece büyüklere “sadece biraz oyun oynayacağız” demiştik ama köy evinin dışında karanlık, o eski odunluğun önünde, korku yine pusudaydı.
Abim önden gitmişti, ben en arkadaydım. Elimizde telefon fenerleri vardı ama ışık bile titriyordu, sanki korkumuz fenerin içindeymiş gibi. Sonra bir anda… bacağımın üzerinden bir şey geçti. Soğuk, kaygan, sessiz. Kalbim durdu. Bir çığlık attım, o an sanki dünyadaki bütün sesler sustu.
Feneri tutup aşağı baktığımızda yerde kımıldayan o şeyin ne olduğunu gördük. Bir yılan. İncecik ama uzun, simsiyah. Göz göze geldik desem, inanır mısın? Çünkü o an, çocuk halimle bile, o bakışta bir şey hissettim: korkunun, yaşamla ölüm arasındaki o ince çizgide gizlendiğini.
O günden sonra köy benim için sadece bir yer olmadı. Bir sembol oldu. Karanlıkla, bilinmezle, içimde büyüyen o sessizlikle yüzleştiğim bir yer. Belki de babamın ölümüyle aynı noktada kesişen bir sessizlikti bu. Çünkü o geceden sonra hep şu düşünce aklımın bir köşesinde kaldı:
“Her sessizliğin ardında bir ses saklıdır.”
Şimdi, yıllar sonra bu anıları hatırlarken Ateş’e dönüp “neden bazen hiçbir şey duymadığında bile korkarsın, biliyor musun?” diye sormak geliyor içimden.
O, gözlerini kısmadan, dudaklarının kenarındaki o alaycı gülümsemeyle bana bakıyor.
“Çünkü sessizlik bile seni takip eder, değil mi Leyla?”
Evet.
Sessizlik, bazen bir ses kadar yüksektir.
---
Ateş’in sözleri içimde yankılandı.
“Sessizlik bile seni takip eder, değil mi Leyla?”
Bir anlığına nefesim durdu. Onun gözlerine baktım. O gri tonlu bakışlarda bir şey vardı, geçmişi bilen, hatta yaşamış gibi. Tüm vücudumda soğuk bir ürperti gezindi. Masanın kenarına tutundum, çünkü dizlerim hafif titremeye başlamıştı.
“Sen… benim o köyü neden bu kadar sevmediğimi nereden biliyorsun?”
Ateş omuzlarını kaldırdı, ama yüzündeki ifade hiç değişmedi.
“Çünkü o köy… sadece senin değil, benim de geçmişimdi.”
Sanki biri odanın havasını çekip almış gibi oldu. Nefes almak zorlaştı.
O anda dışarıda rüzgâr bir pencereyi çarptı.
Ateş bir an bile irkilmedi ama ben gözlerimi sıkıca kapadım.
“Ne demek istiyorsun?” dedim, sesim kısılmıştı.
O birkaç adım bana doğru yaklaştı. Göz göze geldik.
“Leyla… babanın vurulduğu gece, senin o köyde yaşadığın olaylarla aynı zaman diliminde ben de oradaydım.”
Bir adım geri attım. Kalbim deli gibi atıyordu.
“Ne saçmalıyorsun sen?”
“Gerçekleri söylüyorum,” dedi sessizce. “O dosya, o kayıp kayıtlar… hepsi o köyde saklandı. O kadın—senin annen—o gece sadece sizi değil, bir şeyi daha koruyordu.”
Bir anda içimdeki çocukluk anıları birbirine karıştı. O geceki korku, o gıcırtılar, o masadaki bıçaklar… Hepsi zihnimde dönüp durdu.
“Annem… neyi koruyordu Ateş?”
Ateş gözlerini kaçırmadı.
“Babanın dosyasını. Onu o evin bodrumuna sakladı. Çünkü orada, senin çocukluğunda yaşanan şeylerin arasında sadece bir tilki ya da yılan yoktu. Daha fazlası vardı.”
Dudaklarım kurudu, boğazımdan bir kelime bile çıkmadı.
Yıllardır unuttuğumu sandığım o evin bodrumu gözümde canlandı.
Karanlık, rutubet kokan, taş duvarlı o yer.
“Sen… bunu nereden biliyorsun?” diye sordum.
Ateş’in sesi neredeyse bir fısıltıya dönüştü:
“Çünkü o gece oradaydım, Leyla. Ve senin annen… beni sakladı.”
Her şey bir anda başımın etrafında dönmeye başladı.
O an Ateş’in sesi yankılandı içimde, uzak ama keskin bir yankı gibi:
“Bazı sessizlikler, yalnız korkudan değil, suçtan da doğar.”
Bir anda her şey anlam kazandı.
Ama aynı anda her şey yeniden karardı.
---
Bölüm etkileşimi
