Şans Oyunu-2 kitap kapağı

37. bölüm / 47

Şans Oyunu-2

Bölüm 37 - Kırılma Anı

Vaveyla Yazarı: ASLI KENÇEKOL .

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 47Şu an: Bölüm 37 - Kırılma Anı
  1. 1 Bölüm 1 – Sırların Gölgesinde544 kelime
  2. 2 Bölüm 2 – Kaçışın Anatomisi520 kelime
  3. 3 Bölüm 3 – Kırık Hafızalar491 kelime
  4. 4 Bölüm 4 – Kan Bağı515 kelime
  5. 5 Bölüm 5 – Uyanış488 kelime
  6. 6 Bölüm 6 – Kırılma Noktası415 kelime
  7. 7 Bölüm 7 – Yeni Sayfa322 kelime
  8. 8 Bölüm 8 – Karanlığın İçinden299 kelime
  9. 9 Bölüm 9 – Kapanış ve Yeni Başlangıç205 kelime
  10. 10 Bölüm 10 – Ateşle Dans522 kelime
  11. 11 Bölüm 11 – Aynalar ve Sis504 kelime
  12. 12 Bölüm 12 – Kafesteki Kartal532 kelime
  13. 13 Bölüm 13 – Çatlaklar366 kelime
  14. 14 Bölüm 14 – Çatlaklardan Sızan Gerçekler388 kelime
  15. 15 Bölüm 15 – Gölgenin Yüzü380 kelime
  16. 16 Bölüm 16 – Çıkış Yoksa Kazı393 kelime
  17. 17 Bölüm 17 – Aynaların Ardında470 kelime
  18. 18 Bölüm 18 – Kasetin Sesi438 kelime
  19. 19 Bölüm 19 – Ateş’in Sessizliği370 kelime
  20. 20 Bölüm 20 – Albatros’un Gölgesi505 kelime
  21. 21 Bölüm 21 - S.O.399 kelime
  22. 22 Bölüm 22 – Yılanın Dönüşü411 kelime
  23. 23 Bölüm 23 – Oyun Masası313 kelime
  24. 24 Bölüm 24 – Geçit320 kelime
  25. 25 Bölüm 25 - Sessiz Gelen Fırtına462 kelime
  26. 26 Bölüm 26 - Yanmadan Önceki Sessizlik446 kelime
  27. 27 BÖLÜM 27 – Gölgenin İzinde641 kelime
  28. 28 BÖLÜM 28 – KAPANA KISILANLAR436 kelime
  29. 29 BÖLÜM 29 – GİZLİ KAPI490 kelime
  30. 30 Bölüm 30 – Kayıp Saat749 kelime
  31. 31 Bölüm 31 - Çatlak Sesler342 kelime
  32. 32 Bölüm 32 – Dikenli Sessizlik577 kelime
  33. 33 Bölüm 33 - Kırık Aynalar912 kelime
  34. 34 Bölüm 34 - Adını Bilmediğim Karanlık542 kelime
  35. 35 Bölüm 35 - Sırların Mezarlığı504 kelime
  36. 36 Bölüm 36 – Çatlak Sesler787 kelime
  37. 37 Bölüm 37 - Kırılma Anı1.425 kelime · Okuduğun bölüm
  38. 38 Bölüm 38 - Yeni Denge707 kelime
  39. 39 Bölüm 39 - Gölgelerin Ardında2.404 kelime
  40. 40 Bölüm 40 - Birlikte Daha Güçlüyüz2.302 kelime
  41. 41 Bölüm 41 - Olay Başı2.075 kelime
  42. 42 Bölüm 42 - Yeni Olay4.002 kelime
  43. 43 Bölüm 43 – Kırık Sesler2.351 kelime
  44. 44 Bölüm 44– Karanlıkta Kalanlar957 kelime
  45. 45 Bölüm 45-Geri Dönüş2.088 kelime
  46. 46 Bölüm 46 - Nehirden Gelen Sessizlik1.880 kelime
  47. 47 Bölüm 47 - Işıklar Söndüğünde1.840 kelime

Leyla’nın içindeki fırtına, odaya sığmayacak kadar büyümüştü. Kalbi, duracakmış gibi çarpıyor, zihni binlerce düşünceyle dolup taşıyordu. Her bir düşünce, ona hem korku hem de umut fısıldıyordu. Gözleri, karanlık odanın köşesinde asılı duran eski bir tabloya takıldı. Bu tablo, sanki geçmişin bütün ağırlığını taşır gibiydi. İçinde bulunduğu bu an, onun için sadece bir dönemeç değildi; tüm hayatını değiştirecek, yeniden şekillendirecek bir kırılma noktasıydı.

“İşte hayat böyle bir şeydi,” diye fısıldadı Leyla kendi kendine. “Sanki her şeyin önceden yazıldığı, kontrol edilemeyen bir oyun... Ama o oyun, şans dediğimiz ince bir ipte dans ediyor gibiydi. İp inceldiğinde düşüyordun; tutunduğunda ise yeniden ayağa kalkıyordun.”

Bu sözler, Leyla’nın içine sinmişti. Her adımında hissettiği o belirsizliği, o kırılgan dengeyi tam olarak anlatıyordu. Hayatındaki her zorluk, her engel, onun o ince ipte yürüyüşünü daha da tehlikeli kılıyordu. Ama aynı zamanda ona direnme gücü de veriyordu. Çünkü Leyla, ipi koparmak değil, onu daha sağlam tutmak için mücadele ediyordu.

O anlarda, kalbinin derinliklerinden gelen bir ses yankılandı: “Şans, sadece bir oyun değil; cesaretin ve kararlılığın dansı.” Leyla, derin bir nefes aldı, gözlerindeki kararlılık parladı. Çünkü biliyordu ki, gerçek güç korkularıyla yüzleşmekte, kırılganlığını kabul etmekte ve devam etmekteydi.

---
İçimde hâlâ çınlayan o cümle… “Şans, sadece bir oyun değil; cesaretin ve kararlılığın dansı.”
Sanki beynime kazınmıştı. Her nefesimde, göğsümün tam ortasında yankılanıyordu. Pencereden dışarı baktım. Gece sessizdi ama o sessizliğin içinde bir diken vardı; insanın ruhunu hafifçe kanatan, görünmeyen bir diken. Sokak lambasının solgun ışığı, yağmurdan ıslanmış kaldırıma vuruyor, yansımalar bir hayal gibi titriyordu.

Kapının diğer tarafında biri vardı. Bunu hissetmek için kulak kesilmeme bile gerek yoktu; nefesini, varlığını, hatta tereddütlerini bile hissedebiliyordum. Yavaşça yaklaştım. Elimi kapı koluna uzattım ama durdum. Bazen bir kapıyı açmak, tüm hayatının yönünü değiştirirdi. Ve ben bu değişime hazır mıydım, emin değildim.

Tam o anda telefonum titredi. Ekranda beliren isim, kalbimin bir anlığına yerinden fırlamasına sebep oldu: Ateş.
Bir saniye… ya bu bir tuzaksa? Ya yine her şey, bir planın parçasıysa? Nefesim hızlandı, parmaklarım ekranın üzerinde tereddütle asılı kaldı. Sonunda açtım.

“Leyla,” dedi sesi, hafif kısık ama aceleci. “Çabuk buradan gitmen lazım.”
“Ne oluyor Ateş?” dedim, sesim istemsiz titredi.
“Kimin dinlediğini bilmiyorum. Ama sana doğru geliyorlar.”

Bu kelimeler, damarlarımdan buz gibi bir korku yaydı.

Pencereden dışarı baktım. Sokak lambasının altında iki siluet belirdi. Yavaş ama emin adımlarla ilerliyorlardı. Gözleri yukarıya, tam benim bulunduğum pencereye çevriliydi.

“Ateş, kim bunlar?” dedim fısıltıyla.
“Leyla, şimdi sana zaman kaybettirecek hiçbir şey sorma. İp çoktan inceldi… ve kopmak üzere.”

İçimde bir şey kırıldı. İşte o an anladım ki, şans dediğimiz şey sadece gidişatı biraz yavaşlatıyordu; ama sona engel olamıyordu.

Bütün cesaretimi toplayıp kapıyı açtım. Koridor loştu, duvarlarda asılı tablolar bile bana yabancı hissettiriyordu. Her adımda ayak seslerim yankı yapıyor, bu yankı kalp atışlarımla yarışıyordu.

Merdivenlere ulaştığımda, alt kattan gelen bir gürültü beni durdurdu. Adımlar. Ağır, kararlı, kaçmaya fırsat bırakmayan adımlar.

O an iki seçeneğim vardı: geri dönüp saklanmak ya da ileri atılıp kaderimin üzerine yürümek. Ve ben, ikinciyi seçtim.

---
Merdivenleri inerken adımlarımı olabildiğince sessiz tutmaya çalıştım, ama kalbimin sesi zaten her şeyi bastırıyordu. Her basamak, sanki ayağımın altından çekiliyormuş gibi sallanıyordu.

Alt kata indiğimde, loş ışık yüzüme vurdu. Evin girişinde ağır bir gölge vardı. Tam seçemiyordum ama uzun boylu, omuzları geniş biriydi. Elinde tuttuğu nesne parlıyordu—bıçak mıydı, yoksa silah mı, emin olamıyordum.

Bir an durdum.
Beni fark etmemesi için nefesimi tuttum. Ama o an, gözlerimiz karanlığın içinde çakıştı. Bir bakış yetti… kim olduğumu biliyordu.

“Geç kaldın, Leyla,” dedi alaycı bir tonla.
Sesini tanımıyordum. Bu, yüzünü hiç görmediğim ama adımlarını uzaktan defalarca hissettiğim biriydi.

Geriye bir adım attım. Yukarı kaçabilirdim, ama orası da çıkmaz sokak gibiydi. İleri atıldım, mutfağa doğru koştum. Yarım saniye içinde arkamdan gelen ayak sesleri hızlandı.

Mutfağın köşesine vardığımda, tezgâhta duran bıçağı kaptım. Elim titriyordu ama gözlerimdeki kararlılık netti.
“Yaklaşma,” dedim.
O ise gülümsedi. “Sen hâlâ o ipin kopmadığını mı sanıyorsun?”

Bu söz, beynimde Ateş’in uyarısıyla çakıştı. İp… kopmak üzereydi. Ve koparsa, düşen sadece ben olmayacaktım.

O bana doğru bir adım attı.
Ben de bıçağı biraz daha sıktım.
Ama tam o an dışarıdan bir ses duyuldu—araba frenleri, ardından kapı çarpması.

Kapıdan içeri giren kişi, bir anlığına gözlerimizi kamaştıran sokak ışığıyla birlikte ortaya çıktı. Ateş’ti. Elinde silah vardı, bakışları buz gibi.

“Leyla, kenara çekil,” dedi sert bir sesle.

---
Ateş’in sesi, o an beynimdeki uğultuyu delip geçti. “Leyla, kenara çekil.”
Bedenim donmuştu ama gözlerim, önümdeki adamla Ateş arasında gidip geliyordu. Adam, sakin bir gülümsemeyle bana baktı, sonra başını hafifçe yana eğdi.

“Demek sonunda kahraman geldi,” dedi, kelimeleri zehir gibi.

Ateş, ona tek kelime etmeden silahını kaldırdı. Parmakları tetiğe çoktan yerleşmişti. Ama tetiği çekmeden önce bakışlarını bana çevirdi; kararlı, ama içinde hafif bir endişe vardı. “Leyla… şimdi.”

Geri çekildim. Tezgâhın kenarına tutunarak birkaç adım yana kaydım. Elimdeki bıçağı bırakmadım; garip bir şekilde bana güven veriyordu.

Adam, bir adım geri attı. “Ateş, sen hâlâ anlamadın mı? Onun ipi koparsa, sen de düşersin.”

Bu söz, havayı daha da ağırlaştırdı. Ateş’in yüzü bir an gerildi, gözlerindeki öfke daha da belirginleşti.
“Ben onun ipini tutmaya geldim,” dedi.

Ve o an her şey aynı anda oldu. Adam bir hamleyle bana doğru atıldı, ben refleksle yana sıçradım. Ateş tetiğe bastı—patlama sesi mutfağı doldurdu, kulaklarım çınladı.

Adam yere yığıldı. Kan, parlak fayansların üzerinde hızla yayılıyordu. Birkaç saniye boyunca nefes alamadım. Ellerim buz gibiydi, parmaklarım bıçağın sapında sıkılı kalmıştı.

Ateş hemen yanıma geldi, silahı hâlâ elinde.
“İyi misin?” diye sordu, ama sesinde hâlâ alarm vardı.
Başımı salladım ama kelimeler boğazıma düğümlendi.

“Beni dinle,” dedi, bakışları gözlerime saplandı. “Bu daha başlangıç. Ve ip… senin düşündüğünden çok daha ince.”

---
Ateş’in sesi kulaklarımda çınlarken, gözlerim hâlâ yerde yatan adamın cansız bedenine kilitlenmişti. Kan, fayansların arasına doluyor, ince kırmızı çizgiler mutfağın soğuk beyazına yayılıyordu. Midem bulanıyordu ama bakışlarımı ondan koparamıyordum.

“Leyla, buradan çıkmamız lazım,” dedi Ateş, bileğimden tutarak. Dokunuşu sertti ama içinde bir titreme vardı; bu, korkunun değil, acele etme zorunluluğunun titremesiydi.

“Kimdi bu?” diye sordum fısıltıyla. Sesim tanımadığım birine ait gibiydi, ince, titrek… kırık.

Ateş cevap vermedi. Sadece kapıya doğru çekti. Evin içine, uzaklardan gelen siren sesleri dolmaya başlamıştı. Dakikalar değil, saniyelerimiz vardı.

Kapıdan çıktığımızda yağmur başlamıştı. Damlalar, yüzümü yıkıyor gibi ama içimdeki kanı temizlemeye yetmiyordu. Sokak lambalarının altında su birikintileri titriyordu. Adımlarımız hızlandı, ıslak asfaltın üzerinde yankılanıyordu.

“Ateş… bana anlatman lazım,” dedim, yürürken ona yetişmeye çalışarak.
“Şimdi değil,” dedi, gözlerini yoldan ayırmadan. “Şimdi tek önemli şey hayatta kalman.”

Sokağın köşesinden dönmemizle birlikte, karanlık bir araç farlarını yaktı. İçimdeki tüm kaslar gerildi. Ateş bir an durdu, elini beline götürdü.

Ama araç bize yaklaşmak yerine yavaşladı. Cam yarıya kadar indi. Direksiyondaki yüzü gördüğüm an, beynimden aşağı soğuk bir akım indi.

Ceylan.
Ve yüzünde hiçbir duygu yoktu.

---
Ceylan’ın yüzündeki donuk ifade, bana tanıdığım biri gibi değil, tamamen yabancı biri gibi baktığını hissettirdi. Farların ışığı gözlerimi kamaştırıyordu ama o bakıştaki soğukluk, yağmurdan bile daha sert vuruyordu.

Camı biraz daha indirdi, dudakları kıpırdadı.
“Arka koltuğa bin,” dedi, sesi buz gibi.

Ateş bakışlarını bana çevirdi. “Emin misin?”
Ceylan, cevap yerine kısa bir gülüş attı. “Eğer burada kalırsanız, sirenler sizi değil, bedeninizi bulur.”

Kalbim daha hızlı atmaya başladı. İki dakika önce mutfakta kanla, bıçakla, ölümle burun burunaydım… şimdi ise çocukluk arkadaşım sandığım kişinin gözlerinde bambaşka bir karanlık vardı.

Ateş, tereddütsüz kapıyı açtı. “Hadi Leyla.”
Adımlarımı attım, ama Ceylan’ın gözlerine bakmadan binemedim. Bir zamanlar bana sırlarını fısıldayan, korktuğumda elimden tutan o kız… şimdi başka biri olmuştu.

Arabaya bindiğim an, içeride yoğun bir benzin ve yağmur kokusu karışımı vardı. Kapı kapandığında dışarıdaki sirenler daha uzaktan duyuluyordu. Ceylan, dikiz aynasından bana kısa bir bakış attı.

“Biliyor musun Leyla,” dedi yavaşça, “bu oyunda şansın ne zaman tükenir, bilmezsin. Ama ben… seninkini hesapladım.”

Ateş aniden ona döndü. “Ne demek istiyorsun?”
Ceylan, dudaklarının kenarına hafif bir tebessüm yerleştirdi. “Demek istediğim… ipin kopmasına az kaldı.”

---
Ceylan’ın sözleri, boğazımda görünmez bir düğüm gibi oturdu. Ateş’in elini direksiyonun yanındaki silaha götürdüğünü fark ettim ama Ceylan’ın bakışları onu durdurdu.

“Silahını indir Ateş,” dedi, sesi ne bağırıyor ne de fısıldıyordu; tam ortasında, rahatsız edici bir sakinlik vardı. “Yoksa arabayı bu sokakta bırakırım.”

Ateş, dişlerini sıkarak elini yavaşça geri çekti.
Ben ise hâlâ onun gözlerindeki o boşluğu anlamaya çalışıyordum. Bu, sıradan bir öfke değildi. Daha derin, daha hesaplı bir şeydi.

Yağmur camlarda yarışıyor, far ışıkları su damlalarının arasından dans ediyordu. Sokaklardan hızla geçerken, dışarıdaki dünya bulanık bir tabloya dönmüştü.

“Ceylan… bize yardım mı ediyorsun, yoksa…” Sesim titredi, devamını getiremedim.
Ceylan dikiz aynasından bana baktı. Gözleri, eskiden tanıdığım o sıcaklıktan eser taşımıyordu.
“Bunu zamanı gelince öğreneceksin,” dedi.

Ateş sabrını zorlayan bir nefes verdi. “Bak Ceylan, oyun oynamak için doğru zaman değil.”
Ceylan direksiyonu sertçe kırdı, araba ıslak asfaltta hafifçe savruldu. “Oyun mu? Siz zaten oyunun içindesiniz. Ben sadece kuralları biliyorum.”

O an anladım ki bu gece bitmeyecek. Ve ipin kopup kopmaması, artık sadece bana değil… Ceylan’ın hangi tarafı seçtiğine bağlıydı.

---

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

26okunma 5beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 139

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile sırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18