36. bölüm / 47
Şans Oyunu-2Bölüm 36 – Çatlak Sesler
Bölümler 47Şu an: Bölüm 36 – Çatlak Sesler
- 1 Bölüm 1 – Sırların Gölgesinde544 kelime
- 2 Bölüm 2 – Kaçışın Anatomisi520 kelime
- 3 Bölüm 3 – Kırık Hafızalar491 kelime
- 4 Bölüm 4 – Kan Bağı515 kelime
- 5 Bölüm 5 – Uyanış488 kelime
- 6 Bölüm 6 – Kırılma Noktası415 kelime
- 7 Bölüm 7 – Yeni Sayfa322 kelime
- 8 Bölüm 8 – Karanlığın İçinden299 kelime
- 9 Bölüm 9 – Kapanış ve Yeni Başlangıç205 kelime
- 10 Bölüm 10 – Ateşle Dans522 kelime
- 11 Bölüm 11 – Aynalar ve Sis504 kelime
- 12 Bölüm 12 – Kafesteki Kartal532 kelime
- 13 Bölüm 13 – Çatlaklar366 kelime
- 14 Bölüm 14 – Çatlaklardan Sızan Gerçekler388 kelime
- 15 Bölüm 15 – Gölgenin Yüzü380 kelime
- 16 Bölüm 16 – Çıkış Yoksa Kazı393 kelime
- 17 Bölüm 17 – Aynaların Ardında470 kelime
- 18 Bölüm 18 – Kasetin Sesi438 kelime
- 19 Bölüm 19 – Ateş’in Sessizliği370 kelime
- 20 Bölüm 20 – Albatros’un Gölgesi505 kelime
- 21 Bölüm 21 - S.O.399 kelime
- 22 Bölüm 22 – Yılanın Dönüşü411 kelime
- 23 Bölüm 23 – Oyun Masası313 kelime
- 24 Bölüm 24 – Geçit320 kelime
- 25 Bölüm 25 - Sessiz Gelen Fırtına462 kelime
- 26 Bölüm 26 - Yanmadan Önceki Sessizlik446 kelime
- 27 BÖLÜM 27 – Gölgenin İzinde641 kelime
- 28 BÖLÜM 28 – KAPANA KISILANLAR436 kelime
- 29 BÖLÜM 29 – GİZLİ KAPI490 kelime
- 30 Bölüm 30 – Kayıp Saat749 kelime
- 31 Bölüm 31 - Çatlak Sesler342 kelime
- 32 Bölüm 32 – Dikenli Sessizlik577 kelime
- 33 Bölüm 33 - Kırık Aynalar912 kelime
- 34 Bölüm 34 - Adını Bilmediğim Karanlık542 kelime
- 35 Bölüm 35 - Sırların Mezarlığı504 kelime
- 36 Bölüm 36 – Çatlak Sesler787 kelime · Okuduğun bölüm
- 37 Bölüm 37 - Kırılma Anı1.425 kelime
- 38 Bölüm 38 - Yeni Denge707 kelime
- 39 Bölüm 39 - Gölgelerin Ardında2.404 kelime
- 40 Bölüm 40 - Birlikte Daha Güçlüyüz2.302 kelime
- 41 Bölüm 41 - Olay Başı2.075 kelime
- 42 Bölüm 42 - Yeni Olay4.002 kelime
- 43 Bölüm 43 – Kırık Sesler2.351 kelime
- 44 Bölüm 44– Karanlıkta Kalanlar957 kelime
- 45 Bölüm 45-Geri Dönüş2.088 kelime
- 46 Bölüm 46 - Nehirden Gelen Sessizlik1.880 kelime
- 47 Bölüm 47 - Işıklar Söndüğünde1.840 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Gece, odamın duvarlarında ağır ağır yürüyordu. Saatin tik takları bile, olması gerekenden daha yüksek geliyordu kulağıma. Yatağın kenarında oturmuş, kollarımı dizlerime dolamıştım. Ne yapsam, beynimdeki uğultuyu susturamıyordum. Sanki her şey, gözlerimi kapatmamı bekliyor; ben kapattığım anda olacak olan şeyin adını bile koyamıyordum.
Pencereden dışarı bakınca, sokak aynı sükûnetin içinde duruyordu ama o sükûnet bana huzur değil, diken gibi batıyordu. Özellikle de köşedeki o siyah araba yüzünden… Farları kapalıydı, motor sesi duyulmuyordu, ama orada duruyordu. Bir göz gibi, beni izliyormuş gibi.
Elim, farkında olmadan camın kenarındaki perdeyi sıktı. Parmaklarımın arasındaki kumaş terden nemlenmişti. Belki de sadece tesadüf, dedim kendime. Ama içimden başka bir ses, “O tesadüf değil,” diye fısıldadı.
Arkamdan bir ses geldi:
“Yine mi pencere başı?”
Başımı çevirince Ateş’i kapının eşiğinde gördüm. Saçları dağınık, yüzünde yarım yamalak bir yorgunluk vardı ama gözleri… uykusuzluğun ötesinde bir şey taşıyordu.
“Orada bir araba var,” dedim, başımla dışarıyı işaret ederek.
Geldi, yanımda durdu. Perdenin ucunu kaldırıp baktı.
“Üç saattir orada,” dedi.
Ses tonundaki sakinlik beni rahatlatmadı, aksine daha da tedirgin etti. Çünkü Ateş’in sakin olduğu zamanlar, aslında en çok düşündüğü zamanlardı.
“Bizi izliyor olabilirler,” dedim.
“Ya da bizi öyle sanmamızı istiyorlar.”
Bir süre sessizce baktık sokağa. Sonra o, perdeyi yavaşça kapatıp bana döndü.
“Ne olursa olsun, tetikte olacağız. Tamam mı?”
Başımı salladım ama içimdeki huzursuzluk büyüyordu.
O sırada telefonum titredi. Sessizde olmasına rağmen, o titreşim gecenin içinde davul gibi yankılandı. Masanın üzerinde, karanlıkta ekranı bir an parladı. Numara yoktu.
Elim telefona uzanırken, Ateş dikkatle izliyordu. Açtım.
“Leyla…” Ses fısıltı gibiydi, tanıdık bir tınısı vardı ama bir türlü çıkaramıyordum.
“Kim bu?” dedim.
Hatta hafif bir cızırtı oldu, ardından tek bir cümle:
“Kapının önüne bak.”
Telefon kapandı. O an kalbim daha hızlı atmaya başladı. Ateş, bakışlarımla yetinmeden, “Ne dedi?” diye sordu.
“Kapının önüne bakmamı.”
İkimiz de aynı anda yerimizden fırladık. Sessizce, neredeyse nefesimizi tutarak koridorun ucuna ilerledik. Ateş bir eliyle belindeki silahın yerini kontrol etti, diğer eliyle bana “geri dur” işareti yaptı. Zinciri çözdü, kapıyı yavaşça araladı.
Soğuk hava yüzüme çarptığında, burnuma hafif bir toprak ve benzin kokusu geldi. Aşağıya baktığımda, paspasın üzerinde küçük siyah bir zarf gördüm. Üzerinde ne isim, ne adres vardı.
Ateş eğilip aldı. Elinde tartarken, bakışları sertleşti.
“Bunu içeride açacağız,” dedi.
Kapıyı kapattık. Mutfak masasına oturduk, zarfın kenarını dikkatlice açtı. İçinden tek bir fotoğraf çıktı.
Fotoğrafta ben vardım. Ama bu… bugün çekilmişti. Aynı kıyafet, aynı saç, aynı pencere…
Boğazım kurudu.
“Bu… bu imkânsız.”
Ateş fotoğrafı ışığa tuttu. Arkasında ince, neredeyse görünmez kalemle yazılmış bir cümle vardı:
“Yanlış kişiye güveniyorsun.”
Sırtımdan aşağıya buz gibi bir şey aktı. Ateş, cümleyi bana okuduktan sonra gözlerini kısıp bana baktı.
“Leyla… bu, sadece seni korkutmak için değil. Bu bir uyarı.”
Tam o sırada dışarıdan bir motor sesi geldi. Koşup pencereye baktığımda, köşedeki o siyah araba yavaşça uzaklaşıyordu. Farlarını bile açmadan, sessizce…
---
Ateş, pencerenin önüne geldiğimde zaten arkamdaydı. O siyah arabanın köşe başından süzülerek kaybolmasını ikimiz de sessizce izledik. Motor sesi neredeyse duyulmuyordu, ama yola karışan o boşluk, bana peşimizdeki gölgeyi hissettiriyordu.
“Gidiyorlar,” dedim, sanki bu tek kelimeyle içimdeki baskıyı azaltabilirmişim gibi.
“Gitmiyorlar,” diye düzeltti Ateş. “Sadece yer değiştiriyorlar.”
Bu söz, boğazımdaki düğümü iyice sıktı. Sandalyeye oturdum, ellerim hâlâ titriyordu. Masanın üzerinde duran fotoğraf bana bakıyordu. O an fark ettim ki, fotoğrafa ne kadar baksam da gözlerim hep arkasındaki yazıya kayıyordu: Yanlış kişiye güveniyorsun.
Kelimeler kafamda dönüp durdukça, tanıdığım herkesi tek tek düşündüm. Ceylan, Alya, Selim… Ateş bile. İçimden bir ses, bu sözlerin bana değil de ilişkilerimize atılan bir bomba olduğunu söylüyordu.
“Ateş…” dedim, sesim biraz çatladı. “Ya bu doğruysa?”
“Ne doğruysa?”
“Yanlış kişiye güveniyor olma ihtimalim. Belki… belki de çok yakınımızda biri—”
Sözümü sertçe kesti.
“Şimdi o oyuna gelmeyeceğiz, Leyla. Onlar istiyor ki birbirimize şüpheyle bakalım. İşte o zaman kolay lokma oluruz.”
Haklıydı ama bu, içimdeki fısıltıyı susturmuyordu.
Birden kapının dışında ayak sesleri duydum. Çok hafifti, belki de normalde duymayacağım kadar hafif… ama bu gece kulaklarım her şeye açıktı. Ateş’le bakıştık. Sessizce, tek bir kelime etmeden, mutfak ışığını kapattı. Geriye sadece sokaktan sızan solgun sarı ışık kaldı.
Adımlar, kapının hemen önünde durdu.
Kalbim o kadar hızlı atıyordu ki, göğsümden çıkacak sanıyordum. Ateş, belinden silahını yavaşça çekti. Ben nefesimi tuttum.
Bir… iki… üç saniye boyunca sadece sessizlik. Sonra, bir kâğıt hışırtısı. Sanki kapının altından bir şey itilmişti. Ateş el işaretiyle beklememi söyledi, sonra hızlıca kapıya yöneldi.
Kapının önünde, bu sefer beyaz bir zarf vardı.
Zarfı açtığında, içinden bir harita çıktı. Şehrin kuzeyinde, terk edilmiş bir sanayi alanını işaretleyen kırmızı bir X vardı. Altına ise şu cümle yazılmıştı:
“Gerçeği istiyorsan yalnız gel.”
“Bu bir tuzak,” dedim. Sesim hem öfke hem korku doluydu.
“Biliyorum,” dedi Ateş, haritaya bakarken. “Ama tuzak da olsa, oraya gitmemiz gerekecek. Çünkü orada bizi bekleyen bir cevap var.”
O an, pencereden dışarı baktığımda uzakta farları yanıp sönen bir başka araba gördüm. Ve içimde bir his, bu gecenin sadece başlangıç olduğunu söyledi.
---
Bölüm etkileşimi
