1. bölüm · SANCAK

GİRİŞ

Alisya All

GİRİŞ
-Üsteğmen Alperen YALIN
-Üsteğmen Burçe Beliz ERDEMİR
-Teğmen Bartu KORAL
-Astsubay Kıdemli Üstçavuş Hazal ALTUĞ
-Astsubay Üstçavuş Tuna KARATAŞ
-Astsubay Üstçavuş Eylül DEMİRER
-Astsubay Kıdemli Çavuş Eren DEMİRER
-Astsubay Çavuş Hazan ALTUĞ
-Astsubay Çavuş Turan KOR
03/03/2020
O gece o helikoptere binerken değişecek olan hayatımızdan bihaberdik. Hep birlikte “Sırtlan Yatağı” denilen cehenneme giderken başımıza geleceklerden habersiz şakalaşarak gidiyorduk. Helikoptere bindiğimizde Turan marş söylemeye başlamıştı. İçimizden ona eşlik ederken hepimiz aşırı huzurluyduk. Ama içimde bir yerlerde bir sıkıntı vardı. Hissediyordum. Bir şeyler olacaktı.
“Gündoğdu hep uyandık, siperlere dayandık!
Gündoğdu hep uyandık, siperlere dayandık!
İstiklalin uğruna da al kanlara boyandık!
İstiklalin uğruna da al kanlara boyandık!”
Sırtlan Yatağı dediğimiz yere yaklaştığımızda helikopter indi. Bizde sırayla indiğimizde Alperen’in peşinden gidiyorduk. Hazan ve Eren arkada didişerek arkayı kontrol ediyorlardı. Biz de Alperen ile önümüzü kontrol ediyorduk. Ortada kalanlar ise sağı ve solu kontrol ederken Tuna’nın sesi ile hızlanıp menzillerimizi aldık.
“Komutanım saat 9 yönünde, 4 araba!” dediğinde biz yerleşmeye başlamıştık. Ben nişancı pozisyonumu aldığımda hemen o yöne baktım. En az 10 kişi vardı 1 arabada. Toplam 40 kişi. “En az 40 kişi. 1 arabada 10 kişi saydım.” Dediğimde şaşırma nidaları duydum. Hazırlıklarımızı yapmaya başlamıştık. Arabalar yaklaştığında tekerleklerine sıkmadan önce araçların kasalarındakileri vurmaya başlamıştım.
20 dakika sonra
Eylül’ün “Saat 4 yönünde 3 araba!” diye bağırmasıyla destek istemek için telsizi aldım. “Destek istiyorum.” Dediğimde Alperen’in onaylamasıyla karargâha bağlandım. “Komutanım destek ekip istiyoruz. Yaklaşık yarım saattir çatışıyoruz. Mühimmatımızın yeteceğinden emin değiliz. Onlara destek geliyor.” Dediğimde hemen ekiplerin yola çıktığını söylemişlerdi. Destek ekip gelene kadar idare etmek zorundaydık.
Ta ki arkamızdan füze atılana kadar…
Füze sadece Turan’ı mahvetmişti. Kardeşimi, canımı, bir parçamı…
Özellikle yapılmış gibi ona atılmıştı. Turan’ın bacağının parçalandığını görmüştüm. Sonrasında ise kaçan teröristleri. Ben onlara saldırı ateşi açarken timden birkaç kişi Turan’ın yanına gitmişti. Gittiklerinde şehit vereceğimizin farkındaydım. Alperen, Turan’ın başını dizine koymuştu. Ateş etmeyi bırakıp Turan’ın yanına koştum. “Turan, kardeşim. Sakın kapatma gözlerini. Bende kal. Turan.” Diyen Alperen’e bakıyordu Turan.
“Abi… anneme söyleyin onu sevdiğimi… söyleyemeden çıktım…” dediğinde Alperen konuştu. “Söyleyeceğiz kardeşim, birlikte söyleyeceğiz. Dayan. Dayan geliyorlar aslanım.”
Turan bana döndü, konuşacaktı. “Zorlama kendini.” Dediğimde konuşmaya başladı. “Yenge…” dedi zorlukla. “Abi’me iyi bak… O… O çok yalnız kalır benden sonra…”
O an zaman durdu sanki. Turan’ın elindeki güç boşaldı, Alperen’in armasına tutunan parmakları birer birer gevşedi ve yere düştü. Başındaki o dik duruş, Alperen’in kucağına teslim oldu.
Alperen, Turan’ın cansız bedenine sarılıp bağırırken gelen helikopterle daha çok sinirlendi. “5 dakika önce gelseydiniz kardeşim yaşayacaktı belki de.” Dediğinde kolunu tuttum. Bana döndüğünde susmuştu. Şu an ne yeri ne de zamanıydı. Turan’ı helikoptere koyduklarında bizde dikkatle bindik. Kardeşimizi kaybetmenin acısıyla kimse konuşmazken birbirimize de bakmıyorduk.
Alperen ve Turan arasındaki bağ bambaşkaydı. Alperen tek çocuktu ve ailesini kaybetmişti. Turan ise abisini kaybetmişti. Turan ne kadar abisine üzülmese de abiydi işte. Onlar birbirine aile olmuşlardı. Abi-kardeş olmuşlardı.
Bana yenge demesinin sebebi ise Alperen ile sevgili olmamızdı. Alperen harp okulundan beri canımdı, kanımdı, her şeyimdi. Kardeşimizin son düşüncesi bile birbirimize sahip çıkmamız olmuştu. Turan bu timin neşesi, heyecanı ve daha birçok şeyiydi. Şimdi ise tim büyük bir boşluktaydı. Asla dolmayacak bir boşluk.
Sanki karargâha değil de yangın yerine dönmüşüz gibi hissetmiştim. İçim yanıyordu. O gece Hakkari’nin o dilsiz kayalıkları, bize vatanın bedelini en ağır haliyle ödetti. Gökyüzü kandilli bir fener gibi aydınlık olsa belki her şey farklı olurdu ama zifiri karanlık, sise bulanmış bir kefen gibi çökmüştü üzerimize. Turan’ımız, canımız gitmişti.
İntikam vakti geldiğinde o intikam en acı verici şekilde alınacaktı…