4. bölüm · SANCAK

3.BÖLÜM

Alisya All

3.BÖLÜM
04/03/2019
Alperen ve Burçe masadaki kutuya bakıyorlardı. Alperen, Burçe’yi göğsüne yatırmış, saçlarını okşuyor ve sakinleşmesini bekliyordu. Bir de timi bekliyorlardı. Tim cenaze işlemlerini halletmeye gitmişti. Hepsi koşuşturuyordu 2 gündür.

“Alperen,” dedi Burçe ve ardından derin bir nefes alıp Alperen’e bakmak için doğruldu. “İsim bulmayacak mıyız kızımıza?” diye devam ettiğinde Alperen derin bir nefes aldı.

“Bulalım.” Dedi sadece. Sesi kısılmıştı.

Burçe telefonunu çıkarıp isim bakacakken aklına ikinci ismi olan Beliz geldi. Tabii ki kendi adını koymayacaktı kızına. Benzer bir şey olsun istemişti. Aklına Beren ismi düştü. Biraz düşününce fark etti ki Beren ismi aslında ikisinin adındaki harflerin birleşimi gibiydi. Beliz’in ilk iki harfi ve Alperen’in son üç harfi…

Bu fikrini hemen Alperen’e söyledi. Alperen onayladı ama onun da aklında bir isim vardı: Alçin. Alçin, kızıl renkli küçük bir kuş anlamına geliyordu. Burçe’ye döndü ve konuşmaya başladı. “Beren Alçin olsun mu? Alçin, kızıl renkli küçük bir kuş demek.”

Burçe durdu ve bir süre düşündü. “Olsun.”

Kızıl renkli küçük bir kuş… Minicik kızlarını koydukları kutuya bakıyordu ikisi de. Burçe “Beren Alçin” dedi ve ağlamaya başladı.

Kendini suçluyordu Burçe. Bir anne nasıl olur da yavrusunu fark etmez diyordu. 4 aylık hamile olduğunu nasıl anlamaz bir insan diyordu. Nasıl anlayacaktı ki? Regl olmaya devam etmişti, karnı büyümemişti ve yaşamında hiçbir değişiklik olmamıştı. Ona bunları anlatacak bir annesi de yoktu yanında, Bursa’da yaşıyordu ailesi. Keşke annemler de burada yaşasaydı diye geçirdi içinden.

Ağlamaya devam etti. Uzun süre ağladı. Sonra kalktı yavaşça koltuktan. Canı yanıyordu zaten. Hem fiziksel olarak hem psikolojik olarak.

Alperen “Nereye?” diye sordu. Doktor bir süre tek kalmasın dediğinde Alperen hayattaki tek canı olan Burçe için endişelenmişti.

“Üstümü değiştireceğim. Çocuklar gelir şimdi.” Dedi ve odasına girdi Burçe. Üzerindeki kıyafetleri fırlatarak çıkardı ve kirli sepetine attı. Dolabını açıp kıyafetlerine baktı. Siyah eşofman, yine siyah boğazlı bir kazak çıkardı ve giydi. Başına siyah bir şal aldı. Düşünemiyordu şu an. Sadece hareket ediyordu. Ağlayarak şalı başına geçirdi.

Annesi aklına düştü. Kendine baktığında tekrar aynada, annesine ne kadar benzediğini düşündü. Yaşasaydı o da bana benzer miydi acaba diye geçti aklından. Daha çok ağlamaya başladı. Omuzları sarsılıyordu artık ağlarken. Hıçkıra hıçkıra ağladı.

Alperen salondan Burçe’nin sesini duyup odaya koştu. Yatağın üstünde ağlayan sevgilisini görünce hemen yanına gidip sarıldı. Konuşmadılar. Sadece sarılıp ağladılar.

Evli değillerdi belki ama anne-baba olup evlatlarını kaybetmişlerdi. Hem de bir orospu çocuğu yüzünden.

Yaklaşık 10 dakika öylece ağladılar. Kapı zili çaldığında birlikte kapıya gittiler. Bartu ve Hazal kapıdaydı. “Kardeşim,” dedi Bartu kime dediğini bilmeden. Alperen ve Burçe bakıştılar. İkisinin de içeriye gidip o kutuyu almaya cesareti yoktu.

Alperen tam gidecekken Burçe kolunu tuttu. “Ben alayım.” Dediğinde Alperen beklemeye başladı. Burçe salona girdiğinde bir süre öylece kaldı. Sonra gidip kutuyu aldı ve geri döndü. Kapıdan çıkıp ayakkabısını giydi sessizce. Alperen kendi montunu giyip Burçe’ninkini de koluna aldı.

Dışarı çıkmadan omuzlarına bıraktı montunu. Hazal hemen anahtarı alıp kapıyı kapattıktan sonra gözleri dolu dolu giden arkadaşına baktı. Bartu’nun arabasına bindiklerinde Burçe sadece kutuyu izledi gidene kadar.

Cenaze işlemlerinin yapıldığı yere geldiklerinde Burçe sessizce ağlamaya devam ediyordu.

Bebeğin uzuvları artık belirgin olduğu için yıkama işlemi yapılıyordu. Bebek yıkanıp beyaz bir beze sarılı halde tekrar annesine verildi. Burçe ilk defa kucağına aldığında “Annem.” Dedi sadece. Sonra gömüleceği kısma gittiler.

Mezar çoktan kazılmıştı. Alperen gözleri dolu dolu Burçe’ye baktı. Burçe sadece beze sarılı bebeğine bakıyordu. Sonra anlık Alperen’e baktı. Bakışları ‘Bırakmak istemiyorum’ diye bağırıyordu resmen.

Alperen yaklaştı ve bebeğini aldı kucağına. “Güzel kızım,” dedi.

Gömerlerken Burçe dayanamadı. Feryat ederek ağladı. En son Alperen yanına geldiğinde Alperen’e sarılıp “Alperen üşür kızımız gitmeyelim.” Dedi. Tim biraz yalnız kalmaları için arabaların yanına gitmişti. Alperen Burçe’yi göğsüne saklamak ister gibi sıkıca sarılıp saçlarından öptü. Birkaç kişi geldi. Mezar başına isim ve tarih yazılan tahtayı getirmişlerdi. Bebeğin ismini, doğum ve ölüm tarihini sordular.

Alperen tek tek cevapladı. “Beren Alçin YALIN. Doğum tarihi ve ölüm tarihi, 3 Mart 2019.”

Adamlar yazıp tahtayı toprağa koyduktan sonra gittiler.

Burçe, Alperen’den ayrılıp mezarın yanına oturdu. “Annem, benim minik kızım,” diye başladı. “Gittiğin yerde çok mutlu ol kızım, burada ben sana sahip çıkamadım ama orada deden sana sahip çıkar.” Dediğinde ağlaması şiddetlendi. Babası da birkaç yıl önce ölmüştü Burçe’nin. Alperen daha fazla etkilenmemesi için Burçe’yi mezarın yanından kaldırıp arabalara doğru götürmeye başladı. Geriye sessizlik kaldı.

09/03/2022

Taşları fırlatırken aklıma Turan geldi. Parçalanan kardeşim…

İçimden Alperen’e sövmeye başladım. Çünkü bana söz vermişti. Hem yıllar önce hem de gitmeden önce. Gözleriyle geri döneceğine dair söz vermişti. Beni bırakıp gidemezdi. Bir kez daha kimsesiz kalamazdım.

“Alperen!” diye bir kez daha bağırdım. Çocuklar da yanımda taşları kaldırıyordu. Daha fazla dayanamayıp dizlerimin üzerine düştüm. Gözlerimden yaşlar akmaya başladığında bir kez daha seslendim Alperen’e ama ses yoktu.

Ellerim parçalanmıştı ama devam ettim taşları fırlatmaya. Sonunda bir el gördüğümde göz yaşlarım daha hızlı akmaya başladı. “Eren, el var. Eren!” diye bağırdım. O an sadece Eren’e sığınabildim. Eren koşarak yanıma gelip taşları kaldırmaya başladığında Tuna ve diğerleri de gelmişti.

Önce küçük kızı çıkardılar. Zaten onu Alperen gövdesiyle korumuştu. Kızı yanıma aldım. Yarası var mı diye kontrol ettim. Başını vurup vurmadığını sorduğumda Alperen’i gösterip “O beni korudu. İyiyim.” Dedi kız.

Alperen’i çıkardıklarında bilinci açıktı. Sadece taşlar üzerine düştüğü için hareket edememişti ve ses verememişti. “İyi misin?” diye sordu Bartu Alperen’e.

Onlar Alperen ile ilgilenirken bende küçük kızla ilgilenmeye başladım. 4-5 yaşlarındaydı muhtemelen. Beyaz tenli, koyu kahve saçlı, ela gözlüydü.

“Niye ağlıyorsun? Ona çok mu üzüldün?” diye sorduğunda sakince başımı salladım.

Alperen’e baktım. Eylül kafasındaki yaraya pansuman yapıyordu. Çok büyük bir şey değildi demek ki. Göz göze geldiğimizde sinirlendim. Bana söz vermişken kendini bu kadar tehlikeye atması sinirlerimi bozmuştu.

Ağladığımı anladı. Bende duramayıp yanına doğru adımladım. Küçük kızı Hazan’a emanet edip Alperen’in yanına gittim. Eylül’e dönüp “Kalıcı bir hasar var mı?” dediğimde yok anlamında başını salladı. “İyi, artık olacak.” Dedim ve Alperen’i kolundan tutup bizimkilerden çok uzaklaşmadan ileriye götürdüm.

Ağlayacağımı anladığında “Ağlama, sakın.” Dedi ama gözlerim dolmuştu bile.

Bağırmaya başladığımda Alperen bunu beklemiyordu. Şaşırdı ama bir şey diyemedi.

“Geri zekalı herif, ya ölseydin! Ya ölseydin amına koyayım! Bana verdiğin söze ne oldu Alperen? Hani beni bırakmayacaktın? Hani bir kez daha yalnız kalmayacaktım? Ölüyordun amına koyayım ölüyordun! Beyinsiz! Bir kez daha yetim kalacaktım, bir kez daha kimsesiz kalacaktım, bir kez daha beni bırakacaktın Alperen!” dedim.

Konuşurken gözümden yaşlar akmaya başlamıştı. Ellerim benden bağımsız zaten göğsüne vuruyordum. “Verdiğin sözlerden birini bari tut Alperen.” Dedim ve kızların yanına geçtim. Küçük kız bana sarıldığında beklemediğim için şaşırmıştım.

Alperen haklı olduğumu bilerek yanımıza geldiğinde bana sarılan kıza bakıp “İyi misin?” diye sordu önce. Kız başını salladığında ise adını sordu.

Minik kız çekinerek sessizce fısıldadı adını. Kucağımda olduğu için ben çok net duymuştum. Yanımda dikilen Alperen’de öyle.

“Alçin.”

Alperen’le göz göze geldiğimizde kıza daha çok sarılıp ağlamaya başladım. Saçlarından öptüm, sıkı sıkı sarıldım. Alperen kollarını uzattı kıza. Onun da gözleri dolmuştu. Alçin bana baktı önce. Gidiyim mi der gibi.

“Gitmek istiyorsan gidebilirsin.” Dediğimde Alperen’in kucağına geçti. Alperen kendisi gibi ela gözlü Alçin ile ilgilenirken bende kayalardan birine oturup izlemeye başladım. Eren’e dönüp “Helikopter geliyor mu?” diye sordum. Eren “Hemen iletişime geçiyorum.” Dediğinde karargâhla iletişime geçmek için biraz ileriye adımladı.

Hazal yanıma geldiğinde o da Alperen ve Alçin’e bakıyordu. “Aklından ne geçtiğini biliyorum, lütfen kendini bırakma Burçe.” Dedi.

“Bırakmam. Ben bu anı görmeyi ne kadar çok istiyordum biliyor musun? Kaç kere hayalini kurdum, kaç kere gözümün önüne geldi.”

“Alperen’in de senden farkı yok. İkiniz de gördüğüm en salak insanlarsınız.”

“Farkındayım. Salak olduğumuzun.” Dedim ve güldüm. Hazal da güldü.

Alçin peşinde Alperen’i koşturarak yanıma koştu. Bana koşarken kollarını açtığında bende kollarımı açtım. Kollarımın arasına girdiğinde nefes nefese sakinleşmeye çalışıyordu. Saçlarının tepesinden öptüm. Alperen başımızda dikilmiş bize bakıyordu.

Alçin başını kaldırıp bana baktığında gülümsemeye çalıştım.

“Sen niye adımı duyunca ağladın? O da ağlayacak gibiydi. Sevmediniz mi beni?” diye sorduğunda bir süre susup nasıl açıklayacağımı düşündüm.

“Aksine seni çok sevdik. Hatta o kadar çok sevdik ki aklımıza kızımız geldi senin adını duyunca.” Dedim. Gözlerini şaşkınlıkla açıp konuşmaya devam etti.

“Sizin kızınız mı var? Beni ona götürün arkadaş olup oynayalım.” Dediğinde gözlerim yine doldu.

“Vardı. Minicikti. Melek oldu sonra. Onun adı da Alçin’di. O yüzden ağladım bende.”

Bir süre düşünür gibi oldu. “Annem gibi mi melek oldu? O abla bana öyle dedi. Annem de melek olmuş.” Derken Hazan’ı gösterdi minik parmaklarıyla.

“Evet, annen gibi.” Dediğimde aklına bir fikir gelmiş gibi baktı. Sonra hızlı hızlı konuşmaya başladı.

“E ben sizin kızınız olurum ki. Hem sende benim annem olursun. Olmaz mı?” dediğinde başımı salladım. “Olur.” dedim. Bana tekrar sarıldığında başımı gökyüzüne kaldırıp derin bir nefes aldım. Alperen’e baktım.

Tam Alperen ağzını açmış bir şey diyecekken helikopterin sesinin gelmesiyle Alçin’i kucağına alıp ilerlemeye başladı. Bende birkaç adım gerilerinden peşlerine takıldım.

Helikoptere binmeden Alçin yanıma gelince önce ben binip hemen ardından Alperen’in Alçin’i uzatmasıyla hemen kucağıma alıp yerime yerleştim. Herkes binip yerleştiğinde helikopter havalanmaya başladı.

Helikoptere binmenin heyecanı ve aşağı da koşturmanın yorgunluğu üzerine çökmüştü minik Alçin’in. Kollarımın arasında uyuya kalmıştı. Yüzündeki saçları çekip güzel yüzüne baktım. Çok güzel ve akıllı bir kızdı.

Onu izlerken bende uyuya kalmışım. 10 dakika kadar uyumuşum. Helikopterin sarsıntısıyla uyandım. Karargâhın pistine iniyorduk.

Kucağımda uyuyan Alçin hala uyuduğu için oldukça yavaş hareketlerle ilerledim ve indim helikopterde. İnerken uyanıyor gibi olsa da uyumaya devam etmişti. Rütbe sırasına göre dizildiğimizde albay bizi bekliyordu.

“Hepinizi tebrik ederim çocuklar,” dedi ve hepimize baktı. “Böylesine riskli bir görevi kayıpsız bitirdiniz. Bir de misafirimiz var sanırım. Daha fazla üşümesin, dağılabilirsiniz.” Dediğinde hızla hangara geçtim. Alçin’i hangardaki koltuğa yatırıp hemen üzerimdeki montu çıkarıp üzerine örttüm.

Hepimiz eşyalarımızı yerine bırakıp koltuklara oturduk.

Tim sessizce sohbet ederken uyuyan Alçin’e baktım. Kızım geldi aklıma. Sardıkları bez, koydukları kutu, mezarı…

Bir süre düşündüm. İçimde hep bir acaba vardı. Kızım yaşasa nasıl olurdu acaba? İyi bir anne olur muydum acaba? Gibi gibi bir sürü soru.

“Burçe abla, çıkalım mı?” diyen Hazan’a baktım. “Siz çıkın güzelim, kız tek kalmasın.” Dedim Alçin’i gösterip. Evime götüremezdim, burada da tek bırakamazdım. Zaten eve gidesim de yoktu. Tim çıkarken bizde Alçin’le baş başa kaldık. Kızın yüzünü izledim biraz. Soluktu.

Gözlerim yavaş yavaş kapanırken kader, acıyı ısrarla yeniden yazacaktı.