16. bölüm / 18
Sana RağmenGerçek ve Paradoks
Bölümler 18Şu an: Gerçek ve Paradoks
- 1 Kayın Ağacı1.659 kelime
- 2 Yalnızca Tek Dilek1.474 kelime
- 3 Kısa Bir An547 kelime
- 4 Bazı Şeyler Değişmez1.304 kelime
- 5 Belirsizlik Denizinden Bir Parça1.566 kelime
- 6 Kırık Bir Kelime1.637 kelime
- 7 Soluk Yeşil1.087 kelime
- 8 Yara ve Şifa169 kelime
- 9 Seni İlk Kez Görmek Gibi1.206 kelime
- 10 Ağaç Ev1.483 kelime
- 11 Yabancı Bir Gözlemci1.839 kelime
- 12 Herkes Memnun Olduysa1.664 kelime
- 13 Her Şey Kötüleştiğinde802 kelime
- 14 Eski Bir Fotoğraf1.397 kelime
- 15 Beş Yıl Önce900 kelime
- 16 Gerçek ve Paradoks844 kelime · Okuduğun bölüm
- 17 Kesinti939 kelime
- 18 Âşık mı oldun? Hem de ansızın? Birdenbire?390 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
O geceye dair hatırladığım şeyleri eksiksiz bir şekilde anlatmak için çabalamıştım.
Beni dinlemişti, güzel gözlerini merakla kırpıştırmak dışında hiçbir şey yapmadan.
Her şey tıpkı bir önceki gibiydi. Ağaç evde, aynı yerde dizimde uzanıyordu. Soğuk parmakları arada saçlarımı karıştırıyor ve yeniden güçsüzce beline iniyordu.
“Bir şeyler eksik,” dedim anlattıklarımı zihnimde canlandırırken. “Parçaları oturtamıyorum.”
“Bunu kabullenmenin ne kadar zor olduğunu biliyorum ama…”
“Hayır,” dedim net bir ifadeyle. “Bu kabullenememek değil. Bir şeyler sandığımdan farklı ilerledi ve nasıl ilerlediğini bilmiyorum.”
Gözlerini kısarak bir süre beni izledi. “Sence o gece ne oldu?”
Yorgun bir nefes verdim. “Bilmiyorum.”
Bana bakarken gergince yanaklarını ısırıyordu. Bazen de tırnaklarını avuç içlerine batırıyor ve istemsizce yaptığını söylüyordu.
“Bunu her yaptığımda ellerimi tutuyorsun,” dedi gülümserken. “Sen tutana kadar ne yaptığımı fark etmiyorum bile.”
“Biliyorum,” derken başımı sallıyordum. “Bu yüzden ellerini tutuyorum.”
Gülümsemesi yavaşça solarken aynı anda kaşlarını çatıyordu. “Ne oldu?”
Yattığı yerden heyecanla kalktığında, “Sana kazanın fırtına yüzünden olduğu söylendi,” dedi. “Ama senin hatırladığın son şey gök gürültüsü.”
Bakışlarındaki derinlik beni içine alarak düşüncelerine erişmemi sağladı. Kast ettiği şeyi kavramamsa birkaç saniye sürdü.
“Kaza yaptıkları sırada… fırtına yoktu.”
Söylediğim şeye inanamayarak başımı salladım. Hatıralarımı capcanlı bir şekilde hatırlayabilmek için kendimi zorluyor, zorladıkça bir şeyleri daha net görebiliyordum.
Gerçek, bir bıçak gibi kalbime saplanmıştı ve düşüncelerim tarafından soğukkanlılıkla döndürülüyordu.
Beliz gözlerini anlayışla kırparak oturuşunu dikleştirdi. “Gözlerini kapat,” dedi omuzlarıma uzanırken. “Böylece daha iyi hatırlayabilirsin.”
Dokunuşlarını hissederken kendimi güvenli bir yerde olduğuma ikna etmem kolaylaşmıştı. Hatırlamak istemediğim, belki de bilinçaltımın derinliklerine gömdüğüm bazı şeyler su yüzeyine çıkıyordu.
Gözlerimin önünde canlanan zifiri karanlık.
Sonra karanlığa karışan hafif bir aydınlık.
Kulaklığımdan gelen melodi, altımdaki zeminin soğukluğu…
Pencereye yöneldiğimde fırtınanın dindiğini görmüştüm.
Nihayet sessizlik olmuştu. Beraberinde getirdiği huzur ve yatağımdaki sigara paketi…
“Yoktu,” derken yavaşça gözlerimi açtım. “Fırtına yoktu.”
Bana o geceyi anlatan kimdi?
Kazanın fırtına yüzünden olduğunu kim söylemişti?
“Kazayı nasıl öğrendin?” dedi aklımı okumuşçasına.
“Bunu hatırlamıyorum,” dedim sıktığım çenemi gevşeterek. “En azından şimdilik.”
Beş yıl öncesinden bugüne dek kafamı kurcalayan tüm soru işaretlerini bir şekilde geçiştirmeyi öğrenmiştim. Ancak şimdi bunu yapmayı bırakmak istiyordum. Eğer gerçekler beni bir şekilde bulacaksa yanımda o olmalıydı.
Beliz varken bunu yapabilirdim.
Ama o olmadığında… yaşama tutunmaya çalışmak tüm vaktimi almaya devam ederdi.
“Belki de bulamayacağın cevapları aramaktansa soruları değiştirmelisin.”
“Nasıl yani?”
Bana henüz kazanılmamış bir zaferi elde edeceğinden eminmiş gibi bakıyordu.
Önüne düşen birkaç tutam saçı zarifçe kulak arkasına yerleştirirken, “Demek istediğim, asıl sorulması gerekenin kaza sebebinin sana neden farklı anlatıldığı.” dedi.
Kelimelere dökmekten ölesiye korktuğum o düşünceler istemsizce dudaklarımdan dökülüverdi. “Belki de bunun cevabını zaten biliyorumdur.”
Yarı uyuşmuş vücudumla oturduğum yere uzanmıştım. Şimdiyse benim başım onun dizlerindeydi. Soğuk parmakları saçlarımı karıştırıyor ve içtenlikle bana bakıyordu.
“Bence birçok şeyi zaten biliyorsun,” dedi sessizce. “Zihnin, kalbinin kaldıramadığı gerçekleri sessizce değiştiriyor.”
“Sana gittikçe bağlanıyor muyum?”
“Bilmem,” dedi tatlı bir sesle. “Bağlanıyor musun?”
Başımı hafifçe kaldırıp ona baktım.
Kendinden emin görünmesini sağlayan gülümsemesi ve tatlı bir egosu vardı. Ve bu hâliyle beni kendine bağlamakla kalmıyor, hep yanında olmak istememe neden oluyordu.
“Bu bağlanmanın ötesinde gibi duruyor,” dedim büktüğü dudaklarına bakarken. “Biraz daha ötesinde.”
Öne eğilip dudaklarıma sıcak bir öpücük kondurduğunda onunla ilgili her şeyin hafızama tüm ayrıntılarıyla kazındığını anlamaya başlamıştım.
Çünkü karanlığımın içinde boğuluyorken bile hissettiğim en güçlü şey onun varlığıydı.
Bunu sesli söylememiştim. Ama yine de duymuş gibi gülümsedi.
Hava yavaş yavaş kararırken aydınlığın bizi bulamayacağı bu odada bir süre sessizce bekledik.
“Hadi ama,” dedim ellerimle başını kendime çekerken. “Bir şeyler söyle.”
Dudaklarını birkaç kez aralayıp kapatmıştı.
“Şimdiki planın ne?” Diye sordu en sonunda. “Ya da bir planın var mı?”
“Seninle ilgili mi?” Diye sordum sırıtarak.
Yanağıma hafifçe vurup gülümsedi. “Hayır, şapşal. Kazayla ilgili.”
Ciğerlerime dolan hava göğsümde bir ağırlık oluşturmuştu. Soluduğum havayı gergince verdim.
“Açıkçası, ben…” Sözcükler boğazımda bir yumru oluşturuyordu.
Duraksadığımda, “Devam et,” demiş ve güven verircesine omuzlarıma dokunmuştu.
“Açıkçası… bunun bir kaza olduğundan emin değilim.”
Sonsuzluk gibi gelen birkaç dakikanın ardından sesli bir nefes verdi. Dediklerime inanamayarak, belki de yalnızca anlamıyordu, kaşlarını çattı.
“Bu da ne demek oluyor?”
Tam karşısında duruyor ve yalnızca tepkisini ölçmeye çalışıyordum. İstediğim şey bunun bir saçmalık olduğunu söylemesiydi.
Ve söylediğim şeyin aksine beni inandırması.
Ancak gözlerinde görebiliyordum, bana inanan bir parçası vardı. Söylemeye çalıştığım şeyin o kadar da saçma olmayabileceğine inanan bir yanı.
Dudaklarını yalayıp etrafına bakındı. “Ne söylediğinin farkında mısın?”
“Farkındayım,” dedim sesimdeki gerginliği gizlemeye çalışmadan. “Birçok şeyin farkında değilim ama söylediğim şeyin farkındayım, Beliz.”
Yanak içlerini ısırıp kaşlarını çatmaya devam etti. Yüzündeki ifadede bariz bir korku vardı.
İhtimaller silsilesinin içinden en ürkütücü olanını söylüyordum. Ama geçmişi değiştiremezdim. Olan zaten olmuştu. Bundan sonrası içinse yapabileceğim tek şey o gece neler olduğunu öğrenmekti.
Hızla yerinden kalktı. “Bence farkında falan değilsin,” derken odanın içinde volta atıyordu. “Bunun ne kadar korkunç olduğunu anlayabiliyor musun?”
İronik bir gülüşle, “Diğer şeylerin yanında bunun ne kadar az korkunç olduğunu bilmiyorsun.” dedim.
“Bilmiyorum,” diye yanıtladı sinirle. “Bilmek de istemiyorum.”
Tepkisini anlayabiliyordum. İma ettiğim şey kolayca kavranabilir bir şey değildi pekâlâ. Bu yüzden ikimizin de zamana ihtiyacı vardı. Onun anlamlandırması gerekiyordu, benimse yanılmam.
“Ama anlamıyorum,” dedi tiz bir sesle. “Böyle düşünmene sebep olan şey ne?”
Yavaş adımlarla buzdolabına yöneldim. İçinde sadece birkaç içki bulunan dolabı açıp şişelerden birine yöneldim. Tuttuğum şişeyi havaya kaldırıp hafifçe salladım. “Sert bir içkiden sonra yeterince açıklayıcı olabilir miyim?”
Bölüm etkileşimi
