11. bölüm · Sana Rağmen
Yabancı Bir Gözlemci
Genç kız üstündeki ince örtüyü kendine biraz daha çekti. Başı, genç adamın dizlerindeyken ve parmakları saçlarında geziniyorken huzurlu görünüyordu. Yarı açık, uykulu gözleriyle gencin gözlerine bakıyordu. Bunu yapmayı ne de çok sevdiğini düşündü.
Sert ve rahatsız bir koltuğun üstünde olmalarına rağmen ikisi de kıpırdamaktan çekiniyor, sanki bunu yaparlarsa o anın bir bulut gibi dağılıp kaybolacağını düşünüyorlardı.
Gece neredeyse bitmişti. Oracıkta, küçücük bir koltuğun üzerinde tüm günlerini geçirmişlerdi.
Tüm gün hakkında hiçbir şey bilmedikleri konular hakkında konuşmuş, anlattıkları komik anılarla kemikleri acıyana dek gülmüşlerdi.
Genç adam, kızın her hareketini izlemekten keyif alıyordu. Ellerini saçlarına götürüşünü ve bir yere dalıp gitmesini izlemek hoşuna gitmişti. Bunu bin yıl daha yapmaya devam edebileceğini düşünerek gülümsedi.
“Seni daha çok tanımak istiyorum,” Dedi genç adam ciddi bir ses tonuyla. “Hayatın hakkında daha çok şey öğrenmek istiyorum.”
Genç adamın sıcak dokunuşlarını saçlarında, bazen de boynunda, hissetmek hoşuna gitmiş gibi görünüyordu. “En sevdiğim rengin ne olduğu gibi mi?”
Tebessümleri genişlerken birbirlerine bakıyorlardı. “Evet, kesinlikle bunun gibi şeyleri.”
Gözlerini kısıp ciddi bir konu hakkında düşünüyormuş gibi yaptı genç kız. “Gri sanırım, ya senin?”
Bir süre düşünüp, “Siyah,” dedi. “Neden gri?”
“Çünkü hem siyah hem de beyaz gibi. İyi veya kötü olmak için çabalamayan bir renk.”
Kaşlarını kaldırıp, “Garip bir bakış açısı,” derken de gülümsüyordu. “İlginç bir kızsın.”
“Daha ilginç olan şeyler de var.”
“Hım, ne gibi?”
“Senin böyle ıssız bir yerde bir evinin olması gibi.”
Genç adam bir anlığına geçmişe gitmiş gibi yerdeki bir noktaya odaklandı. Ardından silkelenip genç kızın saçlarıyla oynamaya devam etti.
“Çok küçükken babamla ne zaman yalnız kalmak istesek buraya gelirdik ve birlikte öylece otururduk. Annemle araları bozukken kafasını toplamak için buraya geliyor ama genelde daha da dağıtarak geri dönüyordu.”
Gözlerinde kısa bir anlığına beliren hüznün ardından buruk bir tebessümle omuzlarını silkti.
“Annemin tedavisi olmayan bir hastalığı vardı, bu yüzden tartıştıklarında anneme bağırmak ve canını yakmak babam için en korkutucu şeylerden biriydi. Sinirini atması gerektiğinde odun parçalamaktan yana oluyordu.” Ardından başını hızlıca sallayarak, “Neyse, bunlardan bahsetmeyelim.” dedi.
Genç kız ona daha fazla soru sormak istiyordu. Ailesini, nerede olduklarını, nasıl bir evde yaşadığını…
Ancak anlaşılan bunların sırası değildi. Konuyu kapatmak adına sorabileceği yeni bir soru düşündü.
“Buradayken korkmuyor musun?”
Kafasını salladı. “Hayır, neden korkayım ki?”
“Ormandayız. Ve dışarısı kapkaranlık. Ve de tek başınasın.”
Genç adam bir süre düşündü. “En fazla bir ayı gelir.”
Genç kız korkuyla gözlerini açtı.
“Ayı mı?” Diye sordu yerinden hızla doğrulurken.
“Şaka yaptım.”
Derin bir nefes verdi. “Komik değildi.”
Genç adam kızın aksine gülüyordu. “Biraz komikti.”
“Hiç değildi.” Dedi tedirgin bir ifadeyle.
“Yüz ifadene bakılırsa epey komikti.”
“Görkem,” Dedi tehditkâr bir sesle. Bir yandan parmağını sallıyor bir yandan da yüzüne ciddi bir ifade yerleştirmeye çalışıyordu. “Eğer bir daha ayı şakası yaparsan buradan giderim.”
“Yirmi kilometreden fazla yürümek seni zorlamayacaksa tabii…”
“Yürürüm.”
“Tamam, sakin ol.”
Kızın yeniden dizlerine uzanması için elleriyle dizlerine vurdu. Kız rahatlamış bir ifadeyle kucağına yattı.
“Burada ayı falan yok, merak etme.”
“Tamam, teşekkür ederim.”
“Yani muhtemelen yok.”
Kız yeniden doğrulduğunda kahkahalarla onun yüzündeki ifadeye baktı. Kızın bu tedirgin hâlini uzaydan baktığında bile görebilirdi.
“Asıl garip olan sensin,” Dedi ona bakarak. “Bununla bu kadar eğlenmen garip.”
Genç adam dudaklarını birbirine bastırıp parmaklarıyla hayalî bir fermuar çekiyormuş gibi yaptı. Sonrasındaysa aynı hareketi kız da yaptı.
“Sen neden konuşmayacaksın?”
“Sen konuşmadığın sürece konuşmam.”
“Peki, sessiz kalalım. Neyse ki böyle de anlaşabiliriz”
Genç kız onaylayan bir hareketle başını salladı. Bir süre daha loş odada kaldılar. Arada sırada aynı anda birbirlerine bakıyorlar, aynı şeyi düşünüyormuş gibi gülüyorlardı.
Kim bilir, belki de aynı şeyi düşünüyorlardı.
𖣂
Evden çıkmak için hazırlanmaya başlamışlardı. Önce getirdikleri eşyaları piknik sepetine yerleştirmişler, sonra da kabaca bir temizlik yapmışlardı.
“Buraya epeydir gelmiyordum,” Dedi tozları temizlerken.
Genç kız ona yardım ederken dönen başını yok saymaya çalışıyor, arada bir sendeliyordu. Neyse ki genç adam tozlarla uğraştığından bunu fark etmemişti. Onu telaşlandırmak istemiyordu. Nasılsa bu basit bir baş dönmesiydi, diye düşündü.
Genç kız telefonuna art arda gelen bildirimlere bakmak için elindeki bezi sehpanın üstüne bıraktı. Gelen mesajların yarısı annesine diğer yarısı da arkadaşlarına aitti. Sera ve Toprak nerede olduğunu soruyor, annesi de iyi olup olmadığını merak ediyordu.
Annesine kısaca nerede ve kiminle olduğundan bahsetmişti. Ancak bu tabii ki yeterli değildi. Eve gittiğinde daha fazlasını anlatacaktı.
Genç adam garip bir ifadeyle telefondaki mesajları yanıtlayan kıza baktı. “Mesajlar kimden geliyor?”
Sesindeki huzursuzluk genç kızın dikkatinden kaçmamıştı.
“Arkadaşlarımdan,” Dedi annesinin mesajını yanıtlarken. “Ve annemden.”
Arkadaşlarının olduğu gruba kısa bir mesaj yazıp telefonu çantasına yerleştirdi.
“Hangi arkadaşlarından?”
Genç kız bu sorudaki sitemi de görmezden gelerek yanıtladı. “Evimize geldiğin zaman tanıştığın arkadaşlarımdan.”
“Adlarını bile hatırlamıyorum.”
“Sera ve Toprak.”
“Ah, evet. Tamamen unutmuştum.”
Gözlerini belli belirsiz devirip masanın üstündeki tozları silmeye devam etti.
“Onlar en yakın arkadaşlarım,” Dedi kız. Gencin tepkisini ölçmeye çalışıyor ancak neden bir anda moralinin bozulduğunu anlayamıyordu. “Neden bir anda sessizleştin?”
Genç yanıt vermeden kapıyı aralayıp topladığı çöpleri dışarıdaki çöp kutusuna attı. Geri döndüğündeyse sessizliğini devam ettirdi.
Genç kız bunun üstünde durmak istemiyordu. Bu tepkiyi, daha doğrusu tepkisizliği, anlamsız bulmuştu. Yine de aralarında bir sorun çıksın istemiyordu, bu yüzden onun yaptığı şeyi yaparak işine devam etti.
Kısa bir süre sonra çıkmak için tamamen hazırlardı.
Genç kız herhangi bir şey duymak, aralarındaki bu garip ve bir o kadar da rahatsız edici sessizliğin bitmesini istiyordu. Kapıdan çıkarken arkasındaki genç adama kaçamak bakışlar atmıştı. Genç adam tüm bunları görmezden gelerek piknik sepetini alarak kızın arkasından çıktı ve kapıyı olması gerekenden biraz daha hızlı kapattı.
Belki de yalnızca genç kıza öyle gelmişti, bilmiyordu.
“Bir sorun mu var?” Diye sordu dayanamayarak.
“Ne gibi bir sorun olabilir ki?”
Zifiri karanlık ormanda sesleri yankılanıyordu. Kendi sesleri dışında hiçbir ses yoktu. Ve bu sessizlik fazla gürültülüydü.
“Bilmiyorum, tuhaf davranıyorsun.”
“Sana öyle geliyordur,” Dedi eşyaları bagaja yerleştirirken. “Bir sorun yok.”
Genç kız anlam veremediği bu durumu sonlandırmak için aklına gelen ilk fikirle ona döndü.
“Ayılardan korkmuyorum,” Dedi muzip nir gülümsemeyle. “Ve sana bunu kanıtlayabilirim.”
Bagajın kapağını kapatırken ona döndü genç adam.
“Nasıl kanıtlayabilirsin?”
Kız birkaç adım geriledi, yüzü hâlâ genç adama dönük olduğundan düşmemek için bir kez arkasına bakmıştı.
Önce yavaş sonra da hızlıca koşmaya başladı.
“Beni yakala.”
Sesi ormanda yankılanırken umursamadan koşmaya devam ediyordu. Arkasındaki adım seslerine bakılırsa genç adam bu konuda ondan daha iyiydi.
Gencin hafif kıkırtılarını duyduğunda biraz olsun rahatlamıştı. Ancak bu her ne kadar bir oyun olsa da yakalanmak istemiyordu. Gerçekten korkmadığını göstermek, dahası kendine de kanıtlamak istiyordu.
Var gücüyle koşmaya devam ederken yakalanmasına birkaç adım kalmıştı ki ayağına takılan taşla sendeledi. Ve hemen ardından bir taşa daha takılıp tökezlediğinde dengesini kuramayıp sarsıldı.
Yere kapaklanacağını düşündüğü o kısacık anda genç adam onu tutmuş, düşmesine engel olmuştu.
Kollarını sıkıca saran ellere baktı. Bu iyi bir refleksti.
“Sen iyi misin?” Telaşlı gözlerle ona bakıyordu genç.
“Evet, iyiyim.”
Toparlanmaya çalışarak silkelendi. Henüz onu tutmayı bırakmayan kollara, daha sonra da gence baktı.
“Yüzündeki korku dolu ifadeyi sil lütfen, yalnızca taşa takıldım.” Bu düşünceleri sesli dile getirmek planları arasında değildi. Ancak çıkıvermişti işte.
“Sana bir şey olmasından korkuyorum,” Dedi onu tutmaya devam ederken. “Kendine dikkat etmeni istiyorum.”
Başka bir şey söylemese de bu korkusunun altındaki şeyi biliyordu genç kız. O gün hastanede baktığı gibi bakıyordu ona. Gerçek, saf bir korkuydu bu.
“Bana bir şey olmayacak Görkem.”
Gencin güzel gözlerinden süzülen birkaç damla yaşa baktı kız. “Yanımda olduğun sürece olmayacak.”
Bunu genci mutlu etmek, gülümsediğini görebilmek için söylemişti. Neyse ki öyle de oldu. Buruk bir tebessümle kollarını genç kızın beline dolayarak onu kendine çekti. Sarılması, genç kızın kaburgalarını acıtacak kadar sıkıydı ancak durumundan şikayetçi değildi. Her ikisi de bunu sonsuza dek sürdürebilirdi.
Gencin sıcak nefesini her soluk verişinde boynunda hissetmesi tüylerini ürpertiyordu. Titrediğini fark ettirmemek adına kollarından yavaşça ayrıldı. Ona uzatılan eli zarifçe tutarak arabaya dek yürüdüler.
“Bir dahaki sefere beni gülümsetmek istediğinde zarar görmeyeceğin şeyleri yap.” Hınzır bir gülümsemeyle ön yolcu koltuğunun kapısını açtı.
“Sen bu yüzden yaptığımı nereden biliyorsun?”
“Bir şeyleri bilmem için söylemene gerek yok.”
Konuşmak için dudaklarını aralamıştı ki söyleyeceği şeyden vazgeçip arabaya bindi. Söyleyeceği şey her neyse muhtemelen genç adam bunu zaten biliyordu.
Genç adam, kızın aksine sakin hareketlerle arabayı çalıştırdı. Son kez iyi olup olmadığını kontrol etmek ister gibi kendisine bakan kıza döndü. Kızın yüzünde her zaman belli belirsiz bir gülümseme vardı. Neredeyse hiç silinmeyecek türden bir gülümsemeydi bu. En kötü anlarda bile her şeyin iyi olacağını düşündüren türden.
“Bana neden öyle bakıyorsun?”
“Nasıl bakıyorum?”
Kız ne diyeceğini bilemeyerek dudaklarını büktü.
“Böyle işte.” Dedi kafasını biraz eğerek.
Şimdi çocuğa attığı bakışlar tıpkı ona atılan bakışlar gibiydi. Bir şeyleri merak ediyor, keşfetmek istiyor gibi.
“Sana bakmam seni rahatsız mı ediyor?” Alacağı yanıtın olumsuz olmayacağını bilmesine rağmen onun utandığını görmek için böyle bir soru sormuştu genç.
Genç kız kızarmıştı. Ve böyle olduğunda kızın suratındaki ifade genç adamı hem eğlendiriyor hem de koruma güdüsünü körüklüyordu.
“Elimde olsa gözlerinin bir saniyeliğine bile benden ayrılmasına izin vermezdim, Görkem.”
“Ayrılmasınlar.” Dedi ona yaklaşarak.
“Ayrılmasınlar.”
Her ikisi de gözlerini aynı anda kapatmış, aynı hisleri yaşamış ve aynı anda açmışlardı. Birbirlerini öperken hissettikleri duygu onları oldukları yerden koparıyor ve zaman kavramının olmadığı bir yere götürüyordu.
Birbirlerine bakıyorlarken genç kızın içini kemiren bir şeyler vardı. Ona sormak için can attığı ama sormaktan çekindiği soruları, almaktan korktuğu yanıtları vardı.
“Zamanı geldiğinde bana her şeyi anlatacak mısın?”
Genç afallayarak dudaklarını araladı. “Neyden bahsediyorsun?”
“Hayatın hakkında hiçbir şey bilmiyorum Görkem,” Dedi sitem edercesine. “Bana zamanı geldiğinde her şeyi anlatacağına söz veriyor musun?”
Genç adam karşısındaki kıza karşı dibini göremeyeceği kadar derin hisler besliyordu. Bu yüzden onu kırmak veya korkutmak en son isteyeceği şey bile değildi.
Ne yanıt vereceğini bilemeyerek bir süre düşündü. Sonrasındaysa tamamen dürüst olmanın en iyisi olacağına karar vererek derin bir nefes aldı.
“Yaşadığım hayat, hayatın birazı bile değildi. Sen bir anda karşıma çıkana kadar…”
Genç kız aldığı yanıttan tatmin olmuş gibi görünmüyordu. Bu yüzden devam etti.
“Nerede olursam olayım hissettiğim şey, bana ait olmayan yerde yabancı bir gözlemci gibi olmaktı. Bundan ötesi yoktu.”
Genç kız, onun damarlarından akan hüznü hissediyordu. Nasıl yapacağını bilmiyordu ama bir şekilde ona ızdırap gibi gelen her şeyi ondan söküp almak istiyordu.
Cesaret vermek istercesine başını salladı yalnızca, devam etmesini istiyordu. Başlamışken daha fazlasını bilmeye ihtiyacı vardı.
“Ama bu benim için herhangi bir şey, artık alıştım.”
Gencin söylediği her sözle birlikte yavaşça her bir parçası dağılıyordu. Ancak ansızın hayatına giren bu kızın yanındayken tüm duygularını açıkça söylemeyi becerebilmek sandığı kadar zor değildi.
Acıyla dolu, kayıp bir ruha baktığını düşündü kız. Bu düşünceyle birlikte kendine kızdı. Ona acımak istemiyordu, asla ve asla.
Her ne söylerse söylesin yeterince iyi ifade edemeyeceğini düşünerek tuttuğunu fark etmediği nefesi verdi. Arkasına yaslanıp başını hafifçe yukarı kaldırdı. Yutkunmak o an için son derece zor bir şeydi.
“Keşke içimde neler döndüğünü tarif edebilsem.”
Şimdilik açıklayamayacağı çok şey vardı. Bazı şeyleri henüz kendine bile açıklayabilmiş değildi.
Kızın parmakları yavaşça ellerine uzandı. Tutuşu gittikçe sıkılaşırken gencin kafasından atamadığı ve asla atamayacağını düşündüğü bazı şeyler yavaşça silikleşti, daha az rahatsız edici oldu, en sonundaysa tamamen yok olmuşlardı.
Genç kız hiçbir şey söylemeden bile ona iyi gelebiliyordu. Onu kendi karanlığından çekip alamıyordu belki ancak onunla birlikte kötü olan her şeyi hissediyordu.
Ve bu hissetmek için yalvardığı her şeyden daha iyi hissettiriyordu.
“Bana iyi geliyorsun, ihtiyacım olan her şey gibi. Ama seni kendi sorunlarıma dahil etmek…”
“Hüznünü istiyorum, onu paylaşmanı istiyorum.”
Gencin ördüğü duvarlar onun karşısında bir bir yıkılmaya başlıyordu. Çatırdamaların sesini duyuyordu. Tamamen yıkılmasından korkacağını sanıyordu hep, oysa şimdi bunu istiyordu. Bu kez birinin ona gerçekten ulaşabilmesini istiyordu.
