15. bölüm / 18
Sana RağmenBeş Yıl Önce
Bölümler 18Şu an: Beş Yıl Önce
- 1 Kayın Ağacı1.659 kelime
- 2 Yalnızca Tek Dilek1.474 kelime
- 3 Kısa Bir An547 kelime
- 4 Bazı Şeyler Değişmez1.304 kelime
- 5 Belirsizlik Denizinden Bir Parça1.566 kelime
- 6 Kırık Bir Kelime1.637 kelime
- 7 Soluk Yeşil1.087 kelime
- 8 Yara ve Şifa169 kelime
- 9 Seni İlk Kez Görmek Gibi1.206 kelime
- 10 Ağaç Ev1.483 kelime
- 11 Yabancı Bir Gözlemci1.839 kelime
- 12 Herkes Memnun Olduysa1.664 kelime
- 13 Her Şey Kötüleştiğinde802 kelime
- 14 Eski Bir Fotoğraf1.397 kelime
- 15 Beş Yıl Önce900 kelime · Okuduğun bölüm
- 16 Gerçek ve Paradoks844 kelime
- 17 Kesinti939 kelime
- 18 Âşık mı oldun? Hem de ansızın? Birdenbire?390 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Fırtına nihayet dinmişti. Kulaklığından gelen müziğin sesini biraz kıstı. Oturduğu soğuk zeminden kalkarak penceresine doğru yürüdü. Alp’ten gelen mesajları görmezden gelerek telefon ekranını kapattı. En yakın arkadaşı onun için boş yere endişe ediyordu, o iyiydi.
Camı açıp temiz havayı içine çekti. Tatlı bir rüzgar esintisi tüm düşüncelerini alıp götürmüştü.
Yan odadan gelen gürültü kesilmişti. Her şey her zaman olduğu gibiydi. Anne ve babası muhtemelen önemsiz bir nedenden dolayı kavga etmişler ve barışmışlardı. Bu onların normaliydi. Göz açıp kapayıncaya kadar tartışıp sakinleşirlerdi.
Babası iri yarı bir adamdı. Gözlerinde alevli bir parıltı vardı. Kaba görünümünün aksine nazik ve düşünceli biriydi. Oğlunun odasına ansızın girip ona nasihatlar vermeyi severdi.
“Et ve kemikten daha fazlasıyız,” demişti bir keresinde. “Yapabileceklerimizin sınırı yok. Unutma, engeller sadece zihnimizde var.”
Oğlunun da tıpkı onun gibi başarılı bir cerrah olmasını istiyordu adam. Kendisi için işi neredeyse her şeyden daha önemliydi. Elinden gelenin fazlasını yapıyordu hep. Bunu yüz, belki de daha fazla kez söylemişti.
Ama onun için asıl önemli olan, iyi bir insan olmaktı. Bu şekilde cennete gidebilir ve çok sevdiği ailesiyle sonsuza dek mutlu bir yaşam sürebilirdi.
“Herkesi kalplerine dokunarak iyileştirebilirsin, bunun için kalp cerrahı olmana da gerek yok tabii.”
Annesi hastaydı. Babası onun hastalığı hakkında konuşurken gözyaşlarıyla savaşırdı.
Eşinin gözlerinin önünde yavaş yavaş yaşamdan kopuyor oluşuna müdahale edememesi ona ağır geliyordu.
İyileşmesini en çok istediği kişiye hiçbir şey yapamıyordu sonuçta. Oysa sayısız kez hayat kurtaran biriydi o. Yapamayacağı bir şey yoktu.
Annesi son evre akciğer kanseriydi. Artık yapılabilecek çok az şey vardı. Bu yüzden eşine üzülmemesini, hastalığının kimsenin suçu olmadığını söyleyip duruyordu.
Ancak annesi yine de hastalığının sorumlusu babasıymış gibi davranıyordu. Giderek huysuzlaşıyor ve gülümsemesini ailesinin hafızasından siliyordu.
“Bu ilaçlardan artık sıkıldım!” diyordu bağırarak. “Hiçbiri işe yaramıyor, artık hiçbirini istemiyorum!”
Eşinin getirdiği tepsideki ilaçlara hep nefretle bakmaya başlamıştı.
“Nasıl olsa yakında öleceğim, daha fazla bu iğrenç şeyleri yutmak istemiyorum!”
Öfkeyle yerinden kalkıp ona haykırmaya devam ediyorken bile karşısındaki adam şefkatle onu izliyor ve içten içe kahroluyordu.
Ciğerlerine dolan soğuk havayla bir anlığına ürperdi. Camı yeniden kapatıp yatağındaki sigara paketine uzandı. Bunları düşünmenin yeri değildi. Henüz anne ve babası tartışmayı yeni bitirmişken zihnini susturmak istiyordu. Nitekim yapıyordu da.
Ama neden yine de mutlu hissedemiyordu?
Yarı aralık duran kapıyı sonuna kadar açarak odasından çıktı. Soğuk zeminde adım seslerini duyuyordu. Evin içindeki sessizlik kulaklarında çınlıyordu sanki.
Önce anne ve babasının odasına baktı. Ama orada değillerdi. Sonrasında televizyonun kısık sesini duydu. Ses mutfaktan geliyordu.
Annesi sinirle yemek masasındaki tabakları birbiri üstüne koyuyor ve sertçe tezgaha bırakıyordu. Babasıysa annesine korku dolu gözlerle bakıyordu.
Annesini bu denli öfkelendiren şeyin ne olduğunu bilmiyordu. Hızla annesine doğru yürüyerek titreyen ellerini tuttu. “Anne, neler oluyor?”
Annesi onun için endişelenen oğlunu dirseğiyle kenara ittirdi. Oğlunun sendeleyip masaya çarptığını fark etmemişti bile. Masadan aldığı son tabağı da tezgaha bıraktığında, neredeyse fırlatmıştı, tabak kırıldı. Parçaları etrafa yayılırken kırıklardan biri annesinin eline batınca acıyla inledi.
Babası telaşla ayaklanıp pek derin olmayan kesiğe baktı. Peçetelerden birine uzanıp annesinin yarasına bastırdı.
“Bırak!” diye bağırdı annesi. “Defol git başımdan!”
Bir yandan ağlıyor, bir yandan da ona sıkıca sarılan eşini kendinden uzaklaştırmaya çalışıyordu.
“Defol dedim sana!” Hıçkırıkları arasından kelimeler zar zor çıkıyordu. Ancak yine de tüm gücüyle bağırmaya ve tepinmeye devam ediyordu.
“Her şey senin yüzünden oldu,” dedi eşinin kolunu yumruklarken. “Bu lanet olası hastalığın sebebi de, ailemizin dağılmasının sebebi de sensin!”
Annesinin neyden söz ettiğini anlayamayarak afalladı.
Ailesi dağılmış mıydı?
Annesinin hastalığının sebebi nasıl oluyor da babası oluyordu?
“Bu da ne demek oluyor böyle?” Dedi çocuk dağıldığından henüz haberi olmayan ailesine bakarak.
Babası sakin bir tavırla, aslında bunu yapmak için kendini zorluyordu, ellerini kaldırıp onlara sakinleşmeleri gerektiğini söyledi. Ancak böylesine bir kavgada nasıl sakin kalınabilirdi, kendisi de bilmiyordu.
“Artık her şey bir yalan gibi hissettiriyor,” diye devam etti kadın. “Benim hayatım… yıllardır senin elinde döndürdüğün bir çarktan ibaret.”
Nefes alışverişi düzensizleşiyor, etrafı net görmekte zorlanıyordu.
Gözyaşlarını silmek için öne atılan adamı hızla iterek kendinden uzaklaştırdı. Adamın bakışları hem nefretle hem de acıma duygusuyla yanıp tutuşuyordu.
Ve bunu görmenin oğlunu ne kadar incittiğini görseydi kendini asla affetmezdi.
“Gerçekleri çarpıtıyorsun,” dedi titrediğini gizlemeye çalışarak. “Hiçbir şey yalan değildi. Sadece bazı şeyler değişti.”
Bunu gayet sıradan bir şeymiş gibi söylemesi kadını daha da öfkelendirmişti. Artık içinde asla söndüremeyeceği bir alev vardı. Buna daha fazla dayanamıyor, ateşin onu ve ailesini nasıl yakacağını önemsemiyordu.
“Sadece bazı şeyler değişti mi?” Ellerini sinirle boynuna götürdü. Etrafında birkaç tur atıp yeniden ona artık bir yabancı gibi hissettiren adama döndü.
“Evimden defol git,” dedi kapıyı göstererek. “Seni bir daha görmek istemiyorum.”
Adam gergince oğluna bakarak onları yalnız bırakmasını söyledi. Ancak oğlunun ne olduğunu anlamadan gitmek gibi bir niyeti yoktu.
“Görkem, sana odana gitmeni söylüyorum.” Diye bağırdığında bile çocuk yerinden kıpırdamamıştı.
Bunun üzerine komodinin üstündeki araba anahtarını kapıp eşini kapıya doğru çekiştirmeye başladı.
“Bunu oğlumuzun yanında konuşacak değiliz,” diyerek kısa bir açıklama yaptı. “Hemen döneceğiz.”
Kadın, adamın sıkıca tuttuğu kolunu ondan kurtarmaya çalışsa da hiçbir şey yapamadı. “Bırak beni,” dedi onu itmeye çalışırken. “Konuşacak hiçbir şeyimiz yok.”
Gözyaşları arasında sözcükler bir bulut gibi havaya karışıyor ve karşısındaki adama engel olamıyordu.
“Ölene dek yüzünü görmek istemiyorum… ve zaten bu uzun sürmeyecek.”
Çocuk ne yapacağını bilemeyerek anne ve babasına bakıyor, annesinin apaçık onunla yalnız kalmak istemediğini görse de bir tepki veremiyordu. Sanki görünmez bir güç onu olduğu yere sabitlemişti. Kıpırdayamıyordu.
Birkaç dakika sonra, karşı koyma çabalarının sonuçsuz kalacağından emin olan kadın ikna olmuştu. Eşiyle birlikte evden çıktı. Kapı gürültüyle kapanmadan hemen önce gök gürültüsünün ürkütücü sesini işitti çocuk.
Olduğu yerde bir süre öylece kaldı.
O gece, anne ve babasının evden çıkışını son kez izlediğini henüz bilmiyordu.
Bölüm etkileşimi
