Sahte Kaza kitap kapağı

12. bölüm / 13

Sahte Kaza

11. BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Velmira .

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 13Şu an: 11. BÖLÜM

SELAMMMMMMM CANKUŞLARRRRR
NABERSİNNNNNİZZZ
BÖLÜMÜMÜZE BEĞENİ VE SATIR ARALARI YORUMLARI BEKLİYORUMMMMM
VELMİRA KEYİFLİ OKUMALAR DİLERRR
★★★
"Her neyse, yarın akşam bir organizasyon yaparız."
"Nerede yapılacak peki?"
"Salon tutmayı düşündüm ama güvenliğinden pek emin olamadım. E tabii, karım da fazla kaçma meraklısı insan, güvenemiyor." Yüzüne baktım ve sevimlice gülümsedim.
"Tabii insanlar güvenemiyor. Sen kafana pek takma."
Yüzünde alaycı bir gülümseme oluştu. Beni baştan aşağı süzdükten sonra konuştu.
"Cidden bu kadar mı?"
"Aynen."
"İyiymiş."
Sinir bozucu bir sırıtışla cevap verdim. Şu an çok savunmasızdım ve bana her şeyi yapabilirdi ama o, benimle sadece aradaki o buz dağıyla samimiyet kuruyordu. Tabii buna samimiyet denirse... Yine de onun yanında güvende hissediyordum. Sanki her şey çok doğruydu ama bu sadece BU şekilde kalmalıydı. Bizim ilerimiz olamazdı, olmamalıydı.
Her yetişkin insan gibi biz de farkındaydık. Sonuçta bir kadınla erkeği aynı evde mecburiyetten tutarsanız günün sonunda oluşan şey sevgi veya aşk değil, elde etme arzusu olurdu.
Ve ben böyle bir arzuya yenilmek veya bu kadar basit bir insan olmak istemiyordum. Bizim ilişkimiz, nedeninin bile tam olarak adı konulmayan bir anlaşmanın sonucunda ortaya çıkmıştı.
"Her neyse, akşama her şey daha net olur."
Bir anda konuşmasıyla düşüncelerimden ayrıldım.
"Akşama mı? Yarın akşam yapılacaksa düğün, ben akşama kadar ne yapayım?"
"Zaten gelinlik istemediğin belli. Ben bir tane beyaz bir şey diktiririm. Geriye en önemli şey olarak organizasyon falan kalıyor. Merak etme, onlar hızlı bir şekilde olacak şeyler."
"Of, tamam." dedim ve kaldığım odaya ilerledim ama yine konuşarak beni durdurmuştu. Bu sefer daha fazla ilgimi çeken bir konu olduğu için heyecanla arkamı döndüm. Gözlerimdeki ışıltıların yanıp söndüğüne emindim.
"Siz Kerem'le ikidir ne izliyorsunuz?" Ellerimi değişik hareketlere sokarak cevap verdim.
"Ayyy, animasyon filmi! Frozen. Sen de izle, insanı enerjisini negatiflikten ayırıyor. Gerçi ben ilk başlarda reşitlik partisinde falan bayağı üzülmüştüm. Tabii yine üzüldüğüm bir sürü şey var ama bu en başı çekiyor. Bir de Anna var. Ayyy, çok iyi bir şey! Ona bayılıyorum. Bak, üstümdeki bu karakter Anna işte."
Saçma hareketlerim son bulduğunda ve tek nefeste kurduğum bu uzun cümle karşısında derin bir nefes aldım. Bu sefer göz kırpıştırarak birbirimize bakıyorduk. Adam da şaşırdı tabii. Gerizekâlı ben, neden saniyede yüz cümle kurdum ki? Of, rezil.
Aybars en son tepki olarak, sanki küçük bir çocuğun mutluluğuna şahit oluyormuşçasına gülümsedi.
Aslında aman amanlık bir çocukluğum olmamıştı. Anne ve babamı erken kaybettiğim için her başarımla sırtımı sıvazlayan babaannem olmuştu. Evet, ona minnettardım ama saçımı okşayan bir baba ve ilk mesleğimi alıp vatan için yemin ederken gözlerinde gurur görebileceğim bir annem olsun istemiştim.
Ama Allah'ın yazdığı kadere kulun karşı çıkması yakışmazdı. Ben de şu anki hâlime şükrediyordum.
Küçük yaşta kendime bakmak istemiştim. Babaanneme yük olmak istememiştim. Evet, o beni yük olarak görmüyordu belki ama bir yerde eksikler vardı işte. Sekizinci sınıfta çalışmaya başlamıştım. Bulduğum, bana uyan her işte çalışmıştım ve sesimi çıkarmamıştım. Lisede de aynı şekilde yapmıştım.
Üniversitede iki bölüm okumuştum. Hem Radyo ve Televizyon okuyarak gazete habercisi olmuştum hem de Siyasi Bilgiler ve İktisadi ve İdari Bilimler okuyarak MİT'te yer almıştım. Ve istediğim takdirde eski MİT ekibime geri dönme şansım vardı.
"Sakin ol ama hep aynı yerde sayıklıyorsunuz. Ya da izlediğiniz şeyi yüz defa falan izliyorsunuz."
"Öncelikle bu filmi yüzden fazla izlemişimdir ama Kerem'lerle dördüncü bölümü izliyoruz."
"Nasıl ya? O iki bölüm değil mi?" Şaşkın bir şekilde ciyaklarken ona baktım. İzlemiş miydi?
"İzledin mi?"
"Hayır, bir tanıdığımdan biliyorum."
"Hmm... İzlediğini sanmıştım ama evet, normalde iki bölüm. Ama benim izlediğim uygulamada beş bölüme ayırmışlar."
Anladım anlamında kafa salladı. Sesimde bariz bir geri çekilme vardı. Nedeni onun filmi izlememiş olması mıydı yoksa daha demin aklıma düşen düşüncelerin bir anda modumu düşürmesi miydi, bilmiyorum ama bir şekilde enerjim düşmüştü. Frozen izlemeliydim.
Çenemi eliyle tuttu ve yere odaklanan bakışlarımı kendisine çevirmeme sebep oldu.
"Filmi izlemediğim için mi üzüldün?"
"Yok, bir insanın böyle bir şeyden mahrum kalmasına üzüldüm."
Çenemi elinden kurtardığımda devam ettim.
"Ve bir daha benim çenemi tutma."
"Bana odaklan diye yaptım."
"İyi, bir daha yapma. Hadi, görüşürüz."
Bir daha ona bakmadan odaya geçtim ve yatağa uzandım. Enerjim bir anda gitmiş gibiydi. Karmaşık duygular içerisindeydim.

★★★

Bir süre sonra yataktan bazı serzenişler duyarak uyandım. Sanki birine acı çektiriyorlardı. Yataktan kalkarken belimin ve boynumun tutulduğunu fark ettim. Benim de ağzımdan acı bir inilti koptu ama tok bir erkek sesinin iniltiyi bastırmasıyla hemen kapımı açıp kafamı koridora uzattım.
Ses karşı odadan geliyordu ve büyük bir ihtimalle ses Aybars'a aitti. Zaten eve fazla kişi almadığı gibi bu kata da kimseyi çıkarmıyordu. Benim de onun odasına girmemi istememişti.
Ama şu an duyduğum sesler beni o odaya çekiyordu ve girmem gerektiğini hissediyordum.
Girecektim.
Kapı kolunu tuttum. Aklım, "Sana ne? Girme, ne olacak?" diyordu ama merhametim o odaya girmem için yalvarıyordu. Kolu yavaş bir şekilde aşağı indirip odaya girdim.
Bu odaya ilk defa girmiştim. Odaya Aybars'ın kokusu sinmişti. Yine bu adamın kokusunu öğrenmek için can attığım zamanlardaydım.
Şu an bunu düşünmemeliyim.
Odanın ortasında bulunan ve başlığından nevresimine kadar her şeyin siyah olduğu yatağa ilerledim. Atlas uyuyordu ama huzurlu bir uykuda değildi. Kâbus görüyor olmalıydı. Vücudu fazla gerilmişti, daha buradan anlayabiliyordum. İçim daha çok acıdı.
Hemen yatağın başına ulaştım.
"Aybars, kâbus görüyorsun." Gerçekten bayağı etkili oldu. Bu beynim işlevini mi kaybetti acaba? Omzundan tutup sarsmak istedim ama omzuna dokunduğum an elimi geri çektim. Resmen cayır cayır yanıyordu. Elimin tersini alnına koyduğumda daha fazla sıcak olduğunu fark ettim. Üzerinde tişört olduğu için vücudundaki ısıyı daha az almama rağmen irkilmiştim ama teni daha fazlaydı.
Hemen elimi yanaklarına vurdurup uyanmasını sağladım. Ateşli hastalıklardan hep korkmuştum. Bir keresinde babaannem ateşli bir hastalık geçirmişti ve acile yatması gerekmişti. Korkunçtu.
Aybars böyle de bir tepki vermeyince yatağın yanındaki komodinde duran suyu alıp yüzüne döktüm. Bunu biraz hızlı yapmış olabilirim ama amacımız onu kurtarmak.
Bir anda irkilerek uyanınca ben de irkildim. Kısık, tok ve yorgun çıkan sesiyle konuştu.
"Ne yapıyorsun, kızım? Zaten donuyorum, bir de sen buz gibi suyu döküyorsun."
Yani sesi belki birazcık etkileyici çıkmış olabilirdi ama birazcık yani.
"Ateşin var, Aybars. Duş alman gerek."
Çok masum bakıyordu ya bana. Böyle bakmamalıydı. Sonuçta düşmanım değildi ki arkamı dönüp gideyim. Düşmanım mıydı yoksa? Bu adam hakkında hiçbir şey bilmiyorum.
"Tamam, ben alırım. Çık sen."
"Odanda yapacağım hiçbir şey yok, sakin ol."
"Gazete habercisisin sen. Her an her şeyi yapabilirsin."
Ona boş bir bakış attım. Şu an çıkıp gitmeliydim çünkü bana çık demişti. Böyle dediği için çıktığımda vicdanım sızlamazdı. Sonuçta sızlar mıydı?
"Kes sesini, gel banyoya gir de bir duş al."
"Soğuk soğuk..."
"Ya, sen sıcaksın. Kalk, duş al."
Aybars'a bakarken aklıma bir kitapta yazan söz gelmişti. Erkekler hastalandıklarında fazla nazlı olur gibi bir şeydi. Şu an tam cümleyi hatırlamıyorum ama ana fikir bu, en azından.
"Beni zor kullanmaya teşvik ediyorsun. Kalk işte."
Şu hasta hâlinde bile bana küçümseyici baktı ve konuştu. Cidden bu adam onca zamandır hiç mi bir halt anlamamıştı yoksa bilmemezlikten mi geliyordu?
"Sen beni bu yataktan kaldırıp banyoya götürebileceğini mi sanıyorsun?"
"Evet."
"Kızım, sen benim vücudumu görmüyorsun herhâlde."
Onu baştan aşağı süzdüm. Şimdi gerçekleri konuşmak gerekirse harbi big boydu yani. Kocam olay resmen.
Of, tövbe tövbe. İçime değişik insan türleri giriyor, garip bir şeyler oluyor bana.
"Beni küçümsediğin zamanlarda sana neler yapmıştım?"
"Hatırlamıyorum. O kadar etki bırakmamışlar demek ki."
Ona alınmış gibi baktım ve konuşmak için dudaklarımı araladım.
"Ya, kocam, nasıl hatırlamazsın? Daha iki üç saat önce gerçekleştirdim birisini. İkisinin depoda olması lazım. E, bir kerede evin önünde mi ne yapmıştım."
Yüzünü şiddetli bir şekilde buruşturdu.
"Kızım, kafam çatlıyor zaten. Bir yandan da donuyorum. Susar mısın?"
Cevabım sadece kahkaha atmak olmuştu.
"Kalkmayacak mısın şimdi?"
"Hayır."
"İyi, benden günah gitti."
dedim ve omuzlarından tutup yan çevirdim.
"Ya, kızım, valla hâlim yok. Sen de yaralısın zaten, zorlama."
Yaralı olduğumu bile unutmuştum. O derece bünyem sağlamdı yani.
"O zaman kalk, git banyoya."
"Hayır."
diye sızlandığında artık sabrım kalmamıştı. Elimi omzunun altından geçirerek tuttum, sonra da kolundan tutarak hızla ayağa kaldırdım. O olayın şaşkınlığını yaşarken bir kolunu omzumdan arttırarak yürümesine yardımcı oldum.
Banyoya geldiğimizde yeni yeni şoktan çıkıyor olmalı ki konuştu.
"Nasıl yaptın sen o hareketleri bu kadar kısa sürede?"
"Beni küçümsememen gerektiğini söylemiştim."
Kapıyı açıp onu ileri iteklediğimde yerinden oynamadı. Ben de güç kullanmamıştım zaten.
"Bir saniye... Sen haber gazetecisi olmak için fazla eğitimlisin. Bu kadar olamaz."
"Yav, he he. Geç içeri."
"Bak, beni geçiştiriyorsun."
"Aynen. Hadi bak, yaralıyım. Uğraştırıyorsun beni."
dedim alaycı bir şekilde.
"Yaranı çok umursuyor GİBİ konuşuyorsun bir de."
"Tamam."
dedim ve bu sefer gerçek bir güçle ileri ittirdim.
"Şimdi çıkacağım. Ben odaya geldiğimde yıkanmış olmazsan seni boğarım."
"Aslında gücüm yok. Nasıl yıkanayım ki?"
Sesli bir yas çektikten sonra bıkkın bir şekilde ona baktım. Hayır, hayır. Onu tabii ki de yıkamayacaktım. Evet, kocam olsa bile sonuçta benim kocam olduğu için kocam değil, anlaşma olduğu için kocam. Ne düşünüyorum ben? Of!
"Aryel, ciddiyim ya. Hastayım ben. Nasıl yıkanayım?"
"Ben mi yıkayayım, Aybars?"
Salak bir sırıtışla bana baktı. Omzunu kapının pervazına yasladığında konuşmaya başladı.
"Yıkar mısın?"
"Of, saçmalama. Tabii ki de hayır."
Bana gerçekten üzülmüş gibi bir bakış attı.
"Yıkamanı isterdim."
Ciddi mi diye bir süre yüzüne baktım. Ya, acayip ciddi bakıyor bu.
"Ciddi değilim demen için en güzel zaman şu an."
"Karım değil misin?"
"Olmadığımı biliyorsun."
Yüzü bir anda ciddileşti ve sımsıcak olan eliyle çenemi tuttu. O da değildi, adam birazdan havale geçirecek.
"Kocan olmadığımı mı düşünüyorsun?"
"Değilsin zaten."
"Yarın akşam düğünümüz var."
"Anlaşmalı evleniyoruz."
Tam ağzımı açmış, ona itiraz edip tekrar konuşacakken işaret parmağıyla dudaklarımı kapattı ve sus işareti yaptı.
"Biz zaten evliyiz. Hem resmî hem de dinî olarak. Sen bana evli değiliz diyemezsin. Bana karşı aşk duygusu beslemiyor olabilirsin ki bu senin hayatın için en iyi şey olur ama evli değiliz diyemezsin."
Konuyu dağıtmak adına parmaklarından uzaklaştım.
"Hasta olunca çenen düştü. Geç banyoya."
dedim ve sırtından itekleyerek duşakabine geçirdim. Bana döndüğünde yine o alaycı gülümsemesi suratındaydı.
"Üstlerimle mi yıkanayım, karım? Yardım et."
"Sabrımı zorluyorsun, Aybars Demir."
Yüzünü yüzüme yaklaştırdı. Teninden yayılan sıcağı hissediyordum.
"Sabrını zorlarsam ne olur, Aryel Demir?"
Soyadımı fazla baskılamıştı sanki. Bir şeyleri anlamam için... Neyse, biraz daha durursak adam ciddili havale geçirecek.
Göğsünden itekleyerek dikilmesini sağladım. Elimi belinin hizasında arkasına uzattım. Bu da ona fazla yakınlaşmama sebep oldu. Gözlerindeki yoğunlukla bana bakarken buz gibi suyu açtım ve geri çekildim.
"Hadi, Aybars. Yıkan. Odaya geldiğimde hazır ol."
Bana "ciddi misin?" bakışları atarken ben ona daha fazla bakmadan banyodan çıktım. Kalbim göğüs kafesime o kadar hızlı vuruyordu ki elimi üstüne koymam gerekti. Sanki duracakmış gibi...
Neden bir anda böyle olmuştu ki?
Hemen odadan çıktım ve aşağı indim. Dolaptan aldığım tavuğu haşlanması için ocağa koydum ve tavuk çorbası için diğer şeyleri hazırladım. Babaannem ben hastalandığımda hep bu çorbayı yapardı ve çok iyi gelirdi.
Hazırladığım malzemeleri tencereye koydum ve ocağın altını yaktım. O ısınırken ben tavuğu aldım. Haşlanan tavuğu didikleyip bir taşa koydum, daha sonra hepsini birden tencereye attım ve karıştırdım. Baharatlarını da koyduktan sonra kaynamaya bıraktım.
O sırada da tezgâhı sildim ve temiz tas ve kaşık çıkarttım. Onları tepsiye koyduğumda aklıma gelen şeyle salona geçtim. Masanın orayı temizlemek için gelmiştim ama orası çoktan pırıl pırıldı. Halı da temizlenmişti.
Yüzümdeki gülümsemeyle mutfağa geri döndüm.
Aslında yemek yaparken aklımda Aybars'ın cümlesi yankılanıyordu.
"Bana karşı aşk duygusu beslemiyor olabilirsin." demişti.
"İkimiz de beslemiyoruz." dememişti.
Bana böyle ucu açık konuşursa aklım karışırdı ya. Of!
Düşünceleri sonraya saklayarak tasa hazır olan çorbayı koydum. Sonra limon sıkıp pul biber atarak odasına çıktım. Kendim hasta olduğumda bu kadar uğraşmıyordum ben ya. Gerçi ben çok hasta olan biri değildim. Olduğumda da biraz zorlu geçerdi.
Elimin tersiyle kapıya art arda vurdum. İçeriden sesi gelince kapıyı açıp içeri girdim. Üzerine yeni kıyafetler giymişti. Saçları da hâlâ nemliydi.
"O kadar uzun süre gelmedin ki kaçtın sandım."
dedi alayla karışık bir şekilde. Ben de aynı alayla karşılık verdim.
"Aaa, kocam, hastalıkta sağlıkta demedik mi?"
Bir anda hasta olmasının etkisiyle değişik çıkan sesiyle kahkaha attı. Ben de yavaşça yatağın yanına gittim ve komodine tepsiyi koydum. Elimin tersiyle alnını kontrol ettiğimde ateşinin düşmüş olduğunu anlayıp rahat bir nefes verdim.
"Umarım düğünümüze kadar atlatırsın hastalığını. Hasta bir kocayla düğüne giremem."
"Ben olmadan giremezsin zaten oraya."
"Yoo, başka koca bulurum. Zor mu?"
"Evet."
Önce ona baktım, memnun olmayan bir ifadeyle. Sonra kendime baktım. Gözlerimi tekrar ona çıkardığımda egolu bir şekilde baktım ve konuştum.
"Bence elimi sallasam ellisi."
Bana baktı ve ciddi bir şekilde konuştu.
"Elini salladığında gelen ellisini geri döndürmek için yanında olacağım, karım."
Söylediği cümleler diğer hitaplarımız kadar alaycı değildi ve bu korkutuyordu.
Söylediği cümleleri umursamayarak konuştum.
"Her neyse, ateşin düşmüş. Bağışıklığın güçlensin diye çorba yaptırdım. Al, iç."
Bilerek yaptırdım demiştim. Sonuçta onu düşündüğümü düşünmesini istemezdim. Bir saniye onu düşünmedim. Tamam mı? Merhamet duygusu sadece.
"Kime yaptırdığını sorsam?" Konuş Aryel. Ne diyeceksin şimdi adama? Of!
"Üzümü ye, bağını sorma diye bir söz var. Şu an sus ve onu uygula." O alık gülüş yine yüzüne yerleşti. Bence hasta olduğu içindi.
"İyi, bakalım. Ama kolum falan ağrıyor benim, içemem."
Sabır dilenircesine ona baktım. Bu adam sınırları neden bu kadar aşmıştı?
"Sen hayırdır ya?"
"Travma geçirdiğin zamanlara say. Hastalığım geçince sen etkisi de geçer."
Şimdi neden yaptığı anlaşılmıştı. Ben, travma sonrası yine eski Aryel olmuştum ve bu Kerem geldiğinde olmuştu.
Bir şey sormak istiyorum. Başka bir kadın gelmezdi, değil mi? Yani sonuçta ben Kerem'i abim gibi benimsemiştim. Evet, çok kısa süredir tanışıyoruz ama samimiyetini hissediyordum.
"Hatırladın, değil mi karıcığım?"
"Hayır, o ana dair hiç bir şey hatırlamıyorum." Yalan. Her şeyi en ince ayrıntısına kadar hatırlıyordum. Hatta kafama kondurduğu öpücüğü de hatırlıyordum. Kahretsin!
"Bence hatırlıyorsun." Dişlerimi sıkarak gözlerine odaklandım.
"Saçmalama. Hatırlamıyorum diyorsam hatırlamıyorumdur."
"Gözün öyle demiyor ama."
"Ya, sana ne benim gözümden? Sus, iç şu çorbayı. Soğuttun ya." Yine anlamlandıramadığım gülüşle bana bakıyordu. BU adamın derdi neydi ya?
"Kolum ağrıyor, içemem." Ona çorba içirmemi mi istiyordu? Bu anlamıyordum ki.
"Ne yapabilirim, Aybars? Hastasın ya. Bir yerlerinin ağrıması çok normal." Çocuk gibi dudaklarını büzdü.
"Sen yedirmelisin." Evet, bu gerçekten çok açık oldu. Tamam, bu kadar açık olmasına da gerek yokmuş.
Ona çorbayı içirmeyecektim. Bunu sadece gerçekten evli olanlar yapardı, değil mi? Bir saniye, ne alaka? Bunu iki arkadaş da yapabilir sonuçta. Ama biz arkadaş mıyız ki onunla? Hayır. Karı kocayız. Bu nasıl denklem ya? Of!
"Hayır, kendin iç çorbanı."
Sırtını yatağın başlığına yaslayıp ayaklarını uzattı. Bu adamın boyu ne kadardı acaba? Dilini damağına vurdurarak "cık" sesi çıkardı. Of!
"Aybars, çocuk musun? İç işte. Bak, soğuyacak. Bir anlamı kalmaz."
"Sen içir işte."
Cidden içmeyecekti. Bence bu odadan çıkıp gitsem bile içmeyecekti. Yani çıkarım da vicdanım rahat etmeyeceği için içirmeliyim. Büyük konuşmamalıydım.
Yatağın boş olan yerine oturup tası elime aldım. Şükürler olsun ki hâlâ sıcaktı. Kaşığı aldım ve ağzına götürdüm. Usulca açtı ve çorbayı içti. Gözleri memnuniyetle kapandı.
Tekrar çorba almak için kaşığı tasa daldırdığımda daha yeni aklıma gelen şeyi yaptım ve hafif hareketlerle karıştırdım. Tekrar ağzına götürdüğümde açtı ama bu sefer alır almaz değişik şeyler yapmaya başladı.
"Kızım, sıcak bu."
"Ya, aynı çorba. Diğerinde yanmadın." Dedim ama diğerini karıştırmadan vermiştim. Bilmesine gerek yoktu.
"Ne bileyim."
"Tamam, bir dahakine dikkatli olurum." Dedim ve kaşığa biraz daha çorba aldım. Bu sefer kendi ağzıma yaklaştırarak üfledim. Sonra bir anlık dürtüyle üst dudağımla sıcaklığını kontrol ettim. Sıcaklığı iyiydi.
Kaşığı ağzına götürdüğümde bana değişik değişik baktığını gördüm. Tiksinmiş miydi? Tabii ki tiksinmişti.
Kaşığı geri çekmeden konuştum.
"Kusura bakma. Rahatsız olacağını bir an düşünemedim. Ben yeni kaşık getiririm." Dedim ve elimi çekmek için harekete geçtim. Aynı sırada onun eli bileğimi yakaladı ve çekmeme engel oldu. Dudaklarını aralayarak çorbayı içti ve konuştu.
"Rahatsız olmadım. Olmam da. Sakın öyle düşünme." Bir süre sustu. Sadece gözlerime odaklandı ve devam etti.
"Hiçbir zaman da düşünme. Anlaştık mı?"
Şu an adamın etkisindeyim. Bir saniye, bir saniye... Etkilenmem. Hayır, olmaz.
Bir cevap vermem gerektiğini hissedip başımı olumlu anlamda salladım. Memnun olmuş ifadeyle bana bakarken aynı şekilde yemeğini vermeye devam ettim. O da aynı derinlikle bana baktı.

★★★

Kapım çaldığında cevap olarak "Bir saniye." demiştim çünkü birinin beni bu kadar beyaz bir şeyin içinde görmelerini istemiyordum.
Evet, daha önce beyaz gömlek veya beyaz eteklerle kombinim olmuştu ama aralarında hep farklı bir renk vardı. Şu an üzerimde farklı hiçbir renk yoktu.
Aybars'la dün akşam çorbasını içirdikten sonra odama çekilmiştim. Ertesi sabah, yani bugün, gözlerimi açtığımda geri kapatmak istedim. Sürekli bir şekilde ama hiç açmamak şartıyla.
Çünkü Aybars bir tane gelinlik ayarlamıştı. Fazla beyaz olmaması için süt beyazına kaçan bir renk seçmişti ama bu da beyazdı. Hem de fazlasıyla.
Her şeyi yapacak özgüvenim var. Bakın, ciddiyim, her şeyi. Ama bu kadar beyaz bir şeyle o kadar insanın içine çıkmak...
İşkence.
Tek tesellim üzerimde cidden iyi durmasıydı. Hatta bayağı bayağı iyi durmuştu.
Mira, Meltem ve Nisa sabahtan gelip makyajımı, saçımı vs. ayarlamışlardı. Melisgil de asla yalnız bırakmamışlardı. Her şeyim hazır olduğunda sadece gelinliği giymek kalmıştı. Onları dışarı çıkarmıştım ve şu an kapıda büyük bir ihtimalle kızlar vardı.
Aybars'ı dünden beri hiç görmemiştim. Sadece gelinliği ve ayakkabıları salona koyduğuna dair mesaj atmıştı.
Sabahtan beri Emre, Arda, Kerem ve Serhat düğünümüzün olacağı yerin, yani Çığıran Sarayı'nın güvenliğiyle uğraşmışlardı. Arda'nın anlatımına göre korumalar fazlalaşmıştı. Hatta sivil korumalar bile vardı.
Birçok ünlü isim düğünümüzde olacaktı ve karanlık bağlantıları fazla olan isimler de davetliydi.
Babaannemi aramış, onu çok sevdiğimi falan söylemiştim ama onun gelmesini istememiştim çünkü güvenli olma konusunda benim de şüphelerim vardı. Ona bazı şeyleri üstü kapalı anlattığımda bana hak vermişti.
Benim tarafımda Mira, haber ekibim, MİT'teki başkanımız ve MİT ekibim gelecekti. Bir kişi hariç...
Gelinliğim kare straplez, korse şeklinde geliyordu. Eteği dökümlüydü ama kabarık değildi. Sağ bacağımı ortaya çıkaran derin bir yırtmacı vardı ve eteğin üstüde tülle kaplıydı. Kollarımda da dirseklerime kadar uzanan tül eldivenler vardı.
Ayağımdaki zarif beyaz topuklular ile gerçekten güzeldim.
Ama fazla beyazdım.
"Girebilirsiniz."
dediğimde kapı açıldı ama içeriye kızlar değil, Aybars girdi.
Beyaz gömleğini siyah pantolonunun içine koymuştu. Ayağında siyah ayakkabılar ve üzerinde siyah kravat ve ceket vardı.
Yakışıklı olmuştu.
Fazla yakışıklı olmuştu.
İkimiz de aynı anda boğazlarımızı temizlerken göz göze geldik. Onun gözlerinde hayranlık ifadesi vardı.
Yavaş adımlarla bana yaklaştığında kalbim geçen günkü gibi atmaya başladı.
Adımımı arkaya atmamın sebebi hem etkisinden çıkmak hem de onu tekrar baştan aşağı süzmekti. Gözlerime memnun olmuş ifadeyi ekleyerek ona baktım.
"Sen de fazla yakışıklı olmuşsun. Evde kal, ben kıskanç bir kadınım."
Kafasını arkaya atarak bir kahkaha patlattı. İlk zamanlardaki duygusuz adama ne olmuştu?
"Anla artık, o nikâh masasına sadece benimle oturacaksın."
Bu sefer ben kahkaha atarak ona baktım.
"Kader."
Yüzü bir anda kasıldı ve yavaş adımlarla bana yaklaştı. Bir elini belime koyduğunda kalbim yine hızlı hızlı atmaya başladı. Umarım sesini duymuyordur.
"Üstünde benim gelinliğim varken başka bir adamla evlenebileceğinin vurgusunu mu yaptın?"
Sertçe yutkundum ama geri adım atmadım.
"Hayat bu, ne olacağı belli olmaz."
Yüzünü bana doğru biraz daha yakınlaştırdığında fısıldadı.
"Tekrar et."
Diye fısıldadı ama sesi toktu. Yani nasıl diyeyim, etkileyici.
"Her şey olabilir ve ben başka bir adamla evlenebilirim."
Çenesinin biraz daha gerildiğine yemin edebilirim.
"Bizim düğünümüzün olduğu bir günde bu kadar cüretkâr cümleler kurman takdire şayan, karım."
Yüzünün biraz daha bana doğru yaklaştığını fark ettiğimde konuştum.
"Anlaşmalı bir evlilik yaptığımızı bazen unuttuğunu düşünüyorum."
Kafasını kulağıma yaklaştırarak konuştu. Bu kadar ani yaklaşımlar bana göre değildi. Yapmamalıydı.
"Hiçbir zaman unutmadığımı emin olabilirsin. Ve eğer unutursak, o zaman bizim sonumuz olur, mavi göz."
"Merak etme, ben unutmam."
Kafasını tekrar benim yüzümle eşitlerken cıkcıkladı.
"Büyük konuşma."
Gülümsemekle yetindim ve elinden kurtuldum. O da bu gereksiz anın büyüsünden çıkmış olmalı ki boğazını temizleyerek dikleşti. Ben de sırtımı dikleştirdiğimde aynı anda kapıya ulaştık.
Zaten koridora çıktığımda nefes alışlarım yine düzensizleşmişti. Değişik bir histi. Merdivenlerden aşağı inerken ellerim titremeye başlamıştı.
Bir saniye... Duygularını saklayabilen Aryel'e ne olmuştu?
Aybars yine elini belime koymuştu. Of, iyi alıştı bu da! Bir anda da yapmazsın be adam.
Son merdivene geldiğimizde artık aşağıdakileri görüyorduk. Mira ile Efe bir yerde durmuş, bir şeyler konuşuyorlardı. Arda ve Emre yine bir şeyin kavgasına tutuşmuşlardı. Arda bütün gün bizi arayıp Emre'yi yanından almamızla alakalı bir şeyler demişti ama hiçbirini dinlememiştik.
Melis, Selin, Nisa ve Meltem dörtlüsü gayet iyi anlaşmışlardı ve şu an gülüşerek bir konu hakkında konuşuyorlardı. Can, Kerem, Serhat ve diğer Kerem de bir şeyler konuşuyorlardı. İki tane Kerem olması garipti. Bizden büyük olan Kerem, haber ekibimdeki Kerem'e aynı isimde oldukları için sataşmıştı.
"Hazır mısın?" dedi Aybars kısık bir sesle.
Kafamla onayladığımda teker teker merdivenleri inmeye başladık. Adım seslerimizle herkes susup bize baktı.
Normalde bu kadar kişiyi evine almayan Aybars, kalp krizi geçirmediği için şanslıydık. Bizim odalarımızın olduğu kata asla kimseyi almadığı için ikinci katta bir odada hazırlanmıştım. Kızlara da bir şeyler zırvalayıp odama giremeyeceklerini vs. söylemiştim. Şu an hepsi mutlu mutlu bize bakıyordu.
"Yaa, çok güzelsiniz, maşallah!"
Diyen kesinlikle herkesten mutlu olan Miray'dı. Can dostumdu.
"Patroniçem." Dedi Arda duygulu bir sesle. O da bir diğer canımdı. Aslında herkesten daha derin bir hikâyemiz vardı. Arda, bizim MİT'te çalışan bir çocuktu ve beni MİT'ten tanıyordu. Bazı sebeplerden dolayı haber merkezindeydi. Birçok görevde birbirimizin canını kurtarmıştık.
Ama en korktuğum operasyonda Arda'yı alıp öldüresiye işkence ettiklerinde yangın çıkarıp bırakmışlardı. Arkama bakmadan o yangına girmiştim çünkü hepimiz kardeştik. Haber ekibimizdekiler bilmezdi ama Arda'yla böyle bir geçmişimiz vardı ve fazlasıyla duygusal biriydi.
Salak çocuk.
Hepsine gülümseyerek baktım. En son basamağı indiğimizde Mira koşarak boynuma atladı. Herkesle tek tek sarıldığımda sona iki kişi kaldı: Kerem ve Arda.
Kerem yavaş adımlarla yanımıza geldi. Önce bana sarıldı.
"Çok güzel olmuşsun, ufaklık."
"Teşekkür ederim." Dedim mutlulukla. Daha sonra benden ayrıldı ve Aybars'a baktı. Ben sarılmayacaklarını düşünürken Aybars kollarını açtı.
"Gel lan buraya." Aybars da gülümseyerek ona sarıldı. Sanki yıllar sonra birbirlerini bulmuş abi kardeş gibiydiler.
"Bu kızı üzersen kafana sıkarım."
"Merak etme, üzersem ben de kafama sıkarım." dedi ve bunu bana bakarak söyledi.
Yapma, yapma işte... Of!
"Sıra bende galiba." Diyen Arda'nın gözleri dolu doluydu. Her zaman en duygusalımız o olmuştu ama kendi canı için değil, bizim için en duygusalıydı.
Kollarını açıp bana yaklaştığında ben de kollarımı açarak onu bekledim. Benim kollarımı açtığımı görünce hızlı adımlarla geldi ve yüzünü boynuma gizledi.
"Çok güzel olmuşsun."
"Teşekkür ederim." Derken sesim çatladı. Ağlamamalıydım ama bu çocuk beni çok zorluyordu.
Geri çekildiğinde gözleri boncuk boncuktu. Elini Mira'ya uzattı. Mira da hemen istediği şeyi anlamış olmalı ki eline bir şey tutuşturdu.
Ne olduğuna bakmak için kafamı çevirdiğimde nefes almayı unuttum.
Kırmızı kurdele.
Belki bağlayacak babam yoktu ama Arda her zaman yanımdaydı. Artık kendimi tutamadım ve bir damla gözümden düştü.
Bana yaklaşıp üç kere açıp bağladı ve dördüncüde tamamen bağladı. Ayrıldığımızda bu sefer ben sarıldım. Her zaman kardeşimdi, her zaman kardeşim olacaktı.
"İyi ki varsın be oğlum."
"Sen de iyi ki varsın be abla."
Aramızda üç dört yaş vardı ama her zaman küçük kardeşimdi.
"E tamam, kendi düğününüze geç kalacaksınız."
Mira'nın serzenişiyle ona baktım. Ağlamamak için kendini zor tutuyordu. Aklımdan geçenleri o anlardı.
İçimdeki o huzursuzlukla dışarıya ilerledik.
Bunu âşık olduğum adamla yaşamak isterdim. Onunla evlenip yuva kurmayı isterdim ama ben daha tam anlamıyla tanımadığım biriyle gerçekleştiriyordum ve bunu neredeyse garipsemiyordum bile.
Herkes dışarı çıktığında arabalara dağıldılar. Biz Aybars'la onun arabasına binecektik.
Yolcu koltuğunun kapısına ulaştığımda önüme uzandı ve kapıyı açtı. Ben de hemen kendimi bıraktım ve derin bir nefes aldım.
Keşke sevdiğim adamla evlenebilseydim.
Aybars da sürücü koltuğuna oturduğunda arabayı çalıştırdı. Önümüzde bir araba, sağımızda ve solumuzda ilerleyen ama arkamızda kalan iki araba vardı. Diğerleri de onların arkasında kalmıştı. Bir sürü koruma vardı.
Fazla fazla bir konvoydu.
"İyi misin sen?" Aybars'ın sorusuyla kafamı ona çevirdim.
"Hayır."
"Neyin var?" Kafamı tekrar cama çevirdiğimde derin bir nefes aldım ve öyle konuşmaya başladım.
"Âşık olduğum bir adamla bu anı yaşamak isterdim, tanımadığım biriyle değil." Camdan gördüğüm kadarıyla çenesini sıkıyordu. Bence göz yansıması gibi bir şeyler oldu bana.
"Zaten süreli bir evlilik. Boşandıktan sonra âşık olduğun adamla evlenirsin."
"Sanmıyorum."
Gerçekten sanmıyordum. Zaten evlilik hayallerim arasında değildi ama evlendiğim günün de yanımda olmasını istediğim kişi Aybars değildi.
"Neden?"
"Üstümde etki bıraktın." Bunu alaylı bir şekilde söylememiştim. Gerçek buydu.
Bir şeyler mırıldandı ama anlayamadım. "Ne dedin?" diye sormak da içimden gelmedi.
"Umarım benden boşandığında karşına istediğin adam çıkar."
"Umarım benden boşandığında karşına iyi bir kadın çıkar."
Hayat ne kadar garipti. Kocamla düğünümüze gidiyorduk ama boşandığımızda karşımıza çıkacak insanlar için dua ediyorduk.
"Sen zaten iyi bir kadınsın." Kafamı olumsuz anlamda iki yana salladım.
"Bilemezsin." Saniyelik bir sürede bana bakmıştı, sonra tekrar kafasını yola çevirdi.
"Benden bir şeyler saklıyorsun, mavi göz."
"Senin yaptığın gibi." Dediğimde vücudu bariz bir şekilde gerildi. Demek ki gerçekten saklıyordu. Ama ne?
"Benim bir şey sakladığımı nereden çıkardın?" Derken bile diken üstündeydi.
Hadi ama, bu kadar da belli etmezsin.
"Hadi ama, Aybars. Bu kadar belli etme. Bak, bana kabul ettim bir şey sakladığını."
Direksiyonu o kadar sıkıyordu ki parmak boğumları beyazlaşmıştı.
"Sana bir şey saklamıyorum, dedim."
"Ben de saklıyorsun dedim. Ve eğer şimdi ne sakladığını söylersen ileride acı çekmeyiz, ne sen ne ben."
"Aryel, sınırını zorlama. Saklamıyorum, dedim ama sen ne sakladığını söyleyeceksin."
Dilimi damağıma vurdurarak "cık" sesi çıkardım.
"Maalesef."
"Söyle."
"Benden bir şey saklarken mi?"
"Senden bir şey saklamıyorum." Kafamı ona çevirdim.
"İnanmıyorum."
"Yemin ederim."
"Et. İnançlarına güvenerek yalan yere yemin etmeyeceğine inanıyorum."
"Yemin ederim, senden bir şey saklamıyorum."
Bir anda yemin etmesiyle şaşırdım. Yalan yere yemin edecek bir tipe benzemiyordu.
"Tamam."
"Sen söyle o zaman sakladığın şeyi."
Ondan sakladığım tek şey MİT'te çalışıyor olduğumu bilmemesiydi ve şu an bunu anlatmak istediğime emin değildim. Sonuçta geçmişim kolay değildi.
"Zamanı gelince."
"Şu an zamanı."
"Emin ol, benim için yaralayıcı bir şey. Zamanı değil diyorsam değildir."
Gözlerini yoldan ayırıp bana baktı, sonra tekrar yola çevirdi bakışını.
"Tamam." Dedi ama sesinde birden çok duygu vardı.
Bir süre sonra sarayın önüne gelmiştik. Hemen arabadan indi ve kapımı açtı. Elini uzattığında aynı naziklikle tutup dışarı çıktım.
Direkt düğünün yapılacağı yere çıkmak yerine kral dairesinin olduğu yere gittik.
Mira elime beyaz lale buketi verirken benden heyecanlıydı.
"Her şey tamam. Merdivenlerden inerken dikkatli olun."
Bana bakarken yumuşak olan gözleri Aybars'a kaydı ve bir anda sertleşti.
"Bana bak lan, sana hiç güvenmiyorum. Kardeşimi bilerek bile ittirebilirsin. Zaten sana kuruluyum."
"Abartma be. Hem bana neden kurulusun?"
"Aryel kaybolduğunda bana yaptığın atarı gideri unuttum sanma."
"Sus."
Bir anda kafamı Aybars'a çevirdim.
"Düzgün konuşuyoruz birbirimizle, değil mi?" Derken cümlemin sonunda Mira'ya baktım. İkisi de aynı anda ağızlarının içinde onaylayan mırıltılar çıkardılar.
Daha sonra Efe, Mira'yı çağırdı. Üzerindeki yere kadar uzanan simsiyah elbiseyle çok güzel duruyordu. Yeşil gözlerini ortaya çıkaran bir makyajı vardı ve çok güzeldi.
Birbirimize gülümseyerek baktık. O sevgilisinin yanına gittiğinde Aybars'la tek kaldık.
"Hazır mısın?"
"Sanırım." Dediğimde bana baktı.
"Ben hiç hazır değilim." Bir anda gelen itirafla kafamı ona çevirdim.
"Hı?"
"Hı ya, hı. O kadar adam koydum her yere. Efe ve Kerem'in de adamları var ama güvenlikten emin değilim."
"Sakin ol. Her şey yolunda ilerleyecek."
"Bilmiyorum." Derken kapımız çalındı. Melis vardı. Onun üzerinde de kısa, zümrüt yeşili bir elbise vardı.
"Hadi, gelin artık."
"Tamam." Dedim gülümseyerek. O da bana gülümseyerek baktı ve dışarı çıktı.
Aybars'a baktığımda ifadesini toplamış bir şekilde kolunu bana uzatmıştı. Sol elimi nazikçe koluna koydum ve kapıdan çıktık.
Aybars' on şirketinşn tasarımcısı Sema'dan yardım alarak düğün davetiyesini hızla hazırlayıp bastırmıştık.
Merdivenlerden tek tek inerken her adımda anksiyetem biraz daha artıyordu çünkü çok beyazdım. Şey, bir de bir durum daha var: Ben düğünlerde duramıyorum.
Babam Kürt ve ben aslında Şanlıurfa'da doğmuşum. Her yaz giderdik. Kürtçemin olduğu gibi yöresel oyunlarına da fazlasıyla hâkimdim ve şarkı çaldığı an ben ayağa kalkardım. Sanırım bu, kendi düğünümde de böyle olacaktı.
"Aybars, bir şey sorsam?"
"Tabii."
"Ya, biz anlaşmalı evleniyoruz ama ben oynarım. Yani genetik gibi bir şey, istemeden gelişiyor. Valla yerimde duramam. Sorun olmaz, değil mi?" Bana döndü baktı.
"Ciddi mi?"
"Hı hı."
"Asla sorun olmaz. Saçmalama, çok iyi olur. Kesin oyna." Playlist'i Mira hazırlamıştı ve yarısı Kürt halaylarıyla oluşuyordu.
"Mesela ne oyunu oynayacaksın?"
"Halay çekeceğim." Dedim bir çırpıda, yüzümdeki gülümsemeyle.
"Ne?"
"Hı." dedim.
"Sen çekersen Kerem de çeker."
"Nereli?"
"Urfa." Dediğinde bir süre yüzüne baktım ama aynı zamanda aşağı inmeye devam ediyorduk.
"Anlamadım."
"Neyi?"
"Kerem Şanlıurfalı mı?"
"Evet." Ayyy, Kerem Urfalıydı benim gibi. Acaba Kürt müydü?
"Bir şey sorsam?"
"Direkt sor şu sorularını."
"Kerem'in Kürt olma ihtimali?"
"Annesi değil ama babası Kürt. O da Şanlıurfa doğumlu."
Cümlesini bitirir bitirmez ciyakladım.
"Benim gibi yani."
Bir anda bana baktı. Sanki pot kırmış gibi dudağını dişledi.
"Sen de oralıydın, değil mi?" Derken sanki olmamasını diler gibi bir hâli vardı.
"Evet." Derken çok mutluydum.
Sonunda merdivenler bitince herkes bizi alkışlamaya başladı. Giriş ve dans şarkımız Volkan Konak'ın "Aleni Aleni" şarkısıydı. Bunu da ben seçmiştim. Çok güzeldi ve hayalimdi.
Tam ortaya geldiğimizde bir eli belimi buldu. Benim de bir elim onun omzuna gittiğinde diğer elimdeki çiçek kaldı. Kurtarıcım Mira geldiğinde hemen buketi aldı ve geri Efe'nin yanına geçti.
Boşta kalan ellerimiz havada buluşunca şarkının ritmine göre adımlamaya başladık.
Nakarat gelmeye yakın geri çekildim. İki elimizden tutarak beni etrafımda döndürdü. Geri sırtımı onun göğsüne yasladığımda kafamı kaldırdım ve göz göze geldik. Tam nakarat girdiğinde alnıma bir öpücük kondurdu.
Alnıma yazdı kader, silemedum
Ağladum, ağladum, hiç gülemedum
Kimseye söylemedum, diyemedum
Aşk diye çektuğumi...

Ah felek, hep inadun bana midur?
Herkese ak da bize kara midur?
Aşk acıdan, sızıdan yana midur?
Anla ne ettuğuni...

Tekrar aynı pozisyona geldiğimizde ayaklarımız ritmik bir şekilde hızlı hızlı ilerlemeye başladı. Fazla iyi dans ediyorduk ve fazla gerçekti.
Şarkı sonlandığında herkes alkışlamaya başladı. Gerçekten güzel bir danstı ama öpücüğü aniydi. Üstünde duramayacağım kadar ani.
"Güzeldi."
"Güzeldi."
Aynı anda konuşmamız ikimizi de gülümsetti. Eli belimde yerimize geçerken kafamı kaldırıp etrafına baktım.
MİT ekibi ve başkanımız vardı.
Ayaklarım yürümeyi bıraktı. Aybars da benimle beraber durdu.
Sinan Başkan yavaş adımlarla bana ilerliyordu. Her zaman bir baba sıcaklığıyla yaklaşmıştı.
"Aryel."
"Başkanım." Dediğimde çoktan kollarını açmıştı. Hemen sarıldım. O da aynı sıcaklıkla sarılışıma karşılık verdi.
"Hani evlenmek yoktu?" Bakışlarımı Aybars'a çevirdim.
"Ani gelişen şeyler ya." Gülümseyerek birbirimize baktık. En son yine o konuştu.
"Kendi mevkindan birini bulursun diye düşünmüştüm."
Of, bu adam iyiydi, hoştu da böyle gereksiz şeyleri vardı. Böyle şeylere ne gerek vardı?
"Kendi mevkisinden derken?" Hızla Aybars'a baktım.
"Aynı meslekten demek istiyor, hayatım." Dedim bir kaşımı kaldırarak. Aynı şekilde de Sinan Başkanı gösterdim. Anlamasını umuyordum.
Anladı.
"Ha, anladım güzelim."
derken elini tekrar belime koydu. Bu adam da dünden hazır be.
Gülümseyerek tekrar başkana baktık. Aybars'a değişik değişik bakıyordu.
"Aryel'e göre fazla karanlıksın." Offf, susması gerekiyordu. Aybars'ın belimdeki eli sıklaştı.
"Anlamadım beyefendi, ne demek istiyorsunuz?"
"Yeraltında bağlantıların olduğunu herkes biliyor."
"Yani?"
"Aryel, dünyan için fazla temiz değil mi, evlat?" Valla benim hayatım Aybars kadar karanlık olmayabilirdi de pek de aydınlık değildi sanki ya.
"Bırakın da ona kendisi karar versin."
"Tabii ki." Dedi ve tekrar bana döndü.
"Görüşürüz, Turna."
Turna benim görev adımdı. MİT'ten ayrıldıktan sonra kimse bana böyle seslenmemişti.
Bu adam ne yapmaya çalışıyor, ne?
Yanımızdan gittiğinde Aybars belimden yön vererek sandalyeye ilerletti.
"Sana neden Turna dedi?"
Buruk bir tebessüm ile ona baktım. O zaten bana bakıyordu.
"Geçmiş."
"Üzgün bir geçmiş mi?"
"Çok."
"Dönüşü yok mu?" Gözlerimin ardı sızlarken konuştum.
"Ölmüş canı Allah'tan başka kim diriltir?" Onun da gözlerinden acı geçti.
"Kusura bakma, gerçekten."
Hüzünlü havayı dağıtmak için neşeyle gülümsedim ve konuştum.
"Kocam, bugün bizim düğünümüz ve senin karın çok güzel performans sergileyecek."
O da laf değiştirmek istediğimi anlamış ve gülümsemişti.
"Heyecanla bekliyorum."
Gülümsemem sırıtışa döndü ve normal oyun havası oynayan insanlara baktım. Kendi düğünüm hariç düğünleri hep sevmiştim. Şu an kendi düğünümü de sevdiğimi fark etmiştim, yanımda âşık olduğum biri olmasa bile.
Herkes oynamış, yorularak yerlerine çekilmişti. Mesela ben şu an ayağımdaki topuklu ayakkabılarla kalkıp halay çekecektim ama asla yorulmayacağımı bilirdim.
Kerem'e baktığımda yanında biriyle konuşuyordu. Ona baktığımı hissettiğinde bana baktı. Elimi kaldırıp "gel" işareti yaptım. İkiletmeden kalktı ve yanıma geldi.
"Bir şey mi istiyorsun, ufaklık?"
"Sen Kürt'müşsün." Kafasını şaşkınlıkla Aybars'a çevirdi, sonra tekrar bana baktı.
"Evet de ne oldu?" Bir anda ayağa kalktım.
"Ya, bunca zaman bana nasıl söylemezsin? Seninle o kadar Frozen izledim. Benim için önemli bir etkendi."
"Kızım, sormadın."
"Gerekiyor muydu?" Gözleri korkuyla Aybars'a baktı.
"Bak Aybars, ben senin bu karından fena korkuyorum. Tut."
Aybars kahkaha atıp konuştu.
"Karımın arkasındayım."
"Konumuzu saptırma." Diyen bendim.
"Kızım, valla sorsan söylerdim. Hem neden taktın buna?"
"Ya, ben de Urfa Kürt'üyüm." Bir süre mal mal yüzüme baktı.
"Ne?"
"Ne, ne?"
"Sen niye söylemedin, kızım?"
"Sormadın."
"Gerekiyor muydu?" Gözlerim Aybars'a kaydı.
"Kocam, ben de şu an Kerem'den korkuyorum. Lütfen tut onu."
"O sana hiçbir şey yapamaz, karım." Otuz iki diş sırıtarak Kerem'e döndüm.
"Neresinden?"
"Ya, şu an onun önemi yok. Halay çekelim, n'olur?"
"Biliyor musun ki?"
"Kimse elime su dökemez."
"Beni daha görmedin." Diyen Kerem'e ben cevap vermeden Efe, Mira ve Arda geldi yanımıza. Efe bir anda konuya dâhil oldu.
"Konu, yanlış anlamadıysam halay ve bu konuda oyum Kerem'den yana."
"Benim de." Diyerek şaşırtan Aybars'tı. Gerçi neden şaşırıyorum ki? Beni mi tutacaktı?
"Kocam, gerçekten mi?"
"Yani..." Falan diye ağzında bir şeyler geveledi ama elimi kaldırarak susturdum. Bu sefer Arda konuştu.
"Size bir şey diyeyim mi? Bu konuda ablamdan başka iyi tanımam."
"Ben de." Diyerek coşkuyla katılan Miray'dı.
Canlarım benim ya.
"Görelim o zaman." Konuşan Kerem'e baktım.
"Görelim. Ben daha iyi oynarsam düğünden sonra lunaparka gideriz."
"Tamam. Ben daha iyi oynarsam düğünden sonra go-karta gideriz." Sağ elimi kaldırıp ona uzattım. Kafamı diğerlerine çevirdim.
"Okey misiniz?" Herkes onayladı. Kerem de elimi sıktığında anlaşmayı tamamladık.
Elimi çektiğimde elim duvağıma gitti. Bununla çekemezdim. Tokalı olması avantajımdı.
Aybars ne yapacağımı anlamış gibi kalktı ve arkama geçti. Duvağı çıkarıp masanın üstüne koyduktan sonra kulağıma yaklaştı. Kimsenin duymayacağı şekilde fısıldadı.
"Bu gelinliği seçtiğime pişman olduğum dakikalardayım. Sizin yörenin halayı fazla hareketli ve bu gelinlik gereksiz açık."
"Ne yapalım?"
"Bence oynama. Kıskanç bir adamım ben." Sıcak nefesi kulağımı gıdıklıyordu. Geri çekildim ve bu sefer ben kulağına yaklaştım.
"Bu salonda kızların çoğu sana bakıyor. Bakmayan kısım sadece bizimkiler. Ben de kıskanç bir kadınım." Kafamı çektiğimde gülümseyerek bana baktı.
"Düğünümüzü terk etmeyi teklif ediyorum." Gerilerken konuştum.
"Bekle. Ben oynadıktan sonra kaçarız."
"Anlamı kalmıyor." Sevimlice gülümsedim ve Kerem'i tutup aşağı çektim. Pistte olan herkesi oturttuktan sonra Kerem'e döndüm.
"Başka oynayabilen birileri var mı?"
"Ben birkaç Kürt arkadaşımı çağırmıştım halay çekmek için zaten."
"Çok iyi! Neredeler?"
Kerem elini ağzına götürerek ıslık çaldı. Herkes sustu. Kapıdan siyah gömlekli adamlar girmeye başladı.
"Birkaç arkadaş" dediği kişi bir aşiret yarısıydı.
Pist geniş olmasa rahat beş sıra olurduk ama genişlikten dolayı dönmemize gerek olmayacaktı.
"Birkaç arkadaşının sayısı tam olarak kaç?"
"Ben ve Serhat'la kırk dokuz."
"Ellinciniz benim yani." Derken sırıtıyordum. Sonra aydınlanmayla Kerem'e baktım.
"Koca bebek de mi Kürt?"
"Evet."
"Ayyy!" Derken çok mutluydum.
Kırk yedi adam sırayla geldi. Kerem'e selam vererek yerlerini aldılar. Serhat da aralarına girdiğinde çok iyi görünüyorlardı. Benimle yaşıt falan olmalıydılar.
"Halay başı benim."
"Hayhay." Diyerek Serhat'ın elini tuttu. Ben de Mira'dan bez alarak onun elini tuttum ve bu da halay başı olduğumu kanıtladı.
Mira'ya işaret verdiğimde şarkıyı açtı. Güzel bir ritimle ayağımı yere vurdum. Aynı şekilde kalkıp diz çöktük. Ritmik hareketlerle gidip gelirken Kerem'in ayağı takıldı.
Bir anda kafamı geri atıp kahkaha attım. Aybars'la Efe kıpkırmızı kesilmişti.
Daha da keyiflenerek halayı hızlandırdım. Gerçekten terapi gibiydi.
Şarkı son bulduğunda gülerek ona baktım.
"Keremcim, ben ayağımda bu topukluyla kaymadım, sen düz tabanla kaydın lan."
"Kızım, sus ya!"
Bir tane daha kahkaha atıp Efe'lerin yanına geçtik.
"N'oldu? Bir kızardınız sanki."
"Kerem, ben senin kadar rezil bir insan görmedim lan. Bari bayılsaydın da uyandığında beyin sarsıntısından bunları hatırlamasaydın."
Konuşan Efe'ye Mira cevap verdi.
"Hayatım, bence Kerem'den çok siz rezil oldunuz."
Buna da kahkahalarla gülerken Aybars'a baktım.
"Kocam."
"Karım."
"Lafını geri aldın mı?"
"Hem de nasıl."
Artık herkes gülmeye başlamıştı. Yalan da olsa güzeldi.
Düğün aynı şekilde ilerlemişti. Halaydan sonra pistten ayrılmamıştım. Bir ara Aybars'a halay öğretmeye çalışmıştım ama fazla yakın olduğumuzdan ikimiz de bir şey anlamamıştık. En son Kerem aramıza girmiş, öyle çekecektik ki Aybars Kerem'in ayağına bastı ve Kerem bunu abartarak çığlık atmaya başladı.
Şimdi de herkes teker teker ayrılıyordu.
"Eee, lunaparka gidiyoruz."
"Evett!"
"Bu gelinlikten kurtulmalıyım."
"Kral dairesinde kıyafet var, canım. Gel, gidelim."
diyen Miray'la merdivenlere yöneldik.
"Bir saniye, bir saniye! Biz gömleklerle mi gideceğiz lunaparka?"
"Hayır, ben bize bir şeyler ayarladım. Kızların karşı odası."
Hep birlikte merdivenlerden çıkmaya başladık. Saat gece yarısını biraz geçmişti ama yirmi dört saat açık olan bir yer biliyorduk.
Güzeldi her şey.
Yalan olduğu hâlde.

NASILDIIIII
WHATSAPP KANALIMA GELİRSENİZ DETAYLARI KONUŞURUZZZZ

Seviyomm siziii 😘 😘 🫂 🫂

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

20okunma 4beğeni 2yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.