Sahte Kaza kitap kapağı

11. bölüm / 13

Sahte Kaza

10. BÖLÜM

Vaveyla Yazarı: Velmira .

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 13Şu an: 10. BÖLÜM

Geç geldiği halde kısa bir bölüm olduğunun farkındayım çok çok özür dilerim ama bazı sebeplerden dolayı böyle oldu telafi etmeye çalışacağım.

Hatta bir ara kitaba ara vermeyide düşündüm ama kıyamadım🥹🥹

O yüzden affınıza sığınarak BÖLÜM SİZLERLE AŞKLARIMM SEVİLİYORSUNUZ

KEYİFLİ OKUMALAR 🫂

★★★

Bazı insanlar ailelerini seçemedikleri için üzülürlerdi, ben ise ailemin geleceğini seçemediğim için üzülenlerdendim. Her zaman çok iyi birer anne ve baba olmuşlardı ama sanki bir şeyler eksikti. Zaten öldüklerinde çok küçüktüm; hatırladığım kadarıyla annemle babamın gözlerinde hep bir hüzün vardı. Belki de çocukluğun getirdiği anlamsızlıkla bana öyle gelmişti.

Mesela bazen Atlas'ın gözlerinde soğukluktan ayrılmış bir pişmanlık yakalıyorum. Hatta en bariz şekilde, psikoloğun “Ona zarar vermeyen kişilere güveniyor,” sözlerinden sonra gözlerinden daha derin duygular geçmişti.

Kerem'de de hüzün vardı mesela ve bana kaybettiği bir şeyi hatırlatıyormuşum gibi bakıyordu. İnsanların ne düşündüklerini anlamak isterdim.

"Serhat?"

"Efendim abi?"

"Şu saçı iki yandan örgülü olan, kırmızı pelerinli kızın adı ne lan?" Şu an fısıldadığını falan düşünüyordu galiba ama fısıltısı bağırış gibi olduğu için pek bir şey değişmiyordu.

"Abi o pembe değil mi?" Kerem derin bir nefes alarak dişlerinin arasından konuştu.

"Serhatçığım, sence şu an pelerin önemli mi? Adını hatırlamazsam ve filmin sonunda Aryel bize soru sorursa kalırız ortada. Gerçi uzuvlarımız bedenimizden ayrılır ama..." Dediği şeyle gülümsedim. Bana ne yapacağını iyi biliyordu.

"Kesin sesinizi aptallar, sizi duyuyorum! Hem o pelerin mor, kör müsünüz?"

"Abi..." dedi Serhat korkuyla.

"Sus ve ölü taklidi yap."

Söylediği şeyle şeytanice gülümseyerek onlara kafamı çevirdim.

"Adı Anna. Şimdi sesinizi kesin! Film izlerken ses sevmediğimi biliyorsunuz bence." İkisi de aynı anda suçlu çocuklar gibi başlarını aşağı yukarı salladılar.

Sevimlice gülümsedim ve önüme döndüm. Üstüme kola döktüğüm için değiştirmek zorunda kalmıştım ve üstünde Anna olan pijama takımlarımı giymiştim. Hava hafif soğuk olduğu için uzun bir takım seçmiştim. Saçlarımı da iki yandan örüp bırakmıştım, uçlarına da Anna resmî olan tokalar takmıştım. Çok güzel görünüyordum.

Üstünde Anna olan her şeye sahip olmak istiyordum çünkü bu karakteri çok seviyordum.

"Saçların çok iyi olmuş bu arada ufaklık."

Bu sefer gerçek bir gülümseme ile ona döndüm.

"Yaaa şapşik, sağ ol!" O da gülümseyerek bakıyordu. Bazen onun kardeşi olduğumu düşünüyordum çünkü bana bunu hissettiriyordu. Uzun saçlarım örmemin etkisiyle hafif kısalmıştı. Kapkaraydı saçlarım, tek bir açık yer bulamazdınız. Anneme veya babama pek benzemezdim; yani fotoğraflara göre öyleydi. Hatta ikisinin de saçları açık renkti ama fotoğrafa bakarken babaannem, annemin saçının boya olduğunu, normalde saçlarının benimki gibi siyah olduğunu söylerdi.

Geri önüme dönüp filme odaklandım ama bir anda içeri Aybars girdi.

"Aryel, acil gelmen lazım!" dedi ve bize baktı. Bence şu an buradaki ortamın saçmalığına takılmıştı: Üstümde Annalı pijama takımı, elimde boş mısır tabağı, ortadaki küçük masanın üzerinde ise Serhat yüzünden dökülmüş mısırlar, boş kola şişesi, birkaç abur cubur ve benim halıya döktüğüm, silmeye üşendiğim için bariz bir şekilde belli olan kola lekesi... Yalnız acayip rezil bir ortam! Normalde gayet düzenliyimdir ama şu an gram düzenli olma isteği yok içimde.

"Lan sadece iki üç saattir evde yoktum, üçüncü dünya savaşı çıkarmışsınız!"

Ters ters baktım ve konuştum:

"Kocacığım lütfen ama! Temizlersin sen, inanıyorum sana."

"Ben mi temizleyeceğim?"

"Evet."

Ağzını açmış bana cevap verecekken bakışlarıma ayrı bir sertlik ekledim. Bence anlayacağını anlamıştı.

Ve bu lanet adamın öptüğü yer karıncalanıyordu. Ne oluyor lan bana? Film izlerken de elim birkaç kez öptüğü yere gitmiş ve aşındırana kadar kaşımıştım. En son Kerem elimi tutmuş, kafama bakmıştı. Yara olduğunu söyleyip hafif hafif okşayarak sızısını götürmüştü, ben de bir daha elimi kafama atmamıştım.

"Tamam o zaman, bir soru daha. Lütfen tek soru, tek cevap yapalım."

"Aaa tabii ki de, uzatmayı sevmem."

"Şu herifin yakın koruması neden evimde?" Derin bir nefes alarak konuştum.

"Öncelikle cümlende fazlasıyla mantık hatası olduğu için tek cümle kuramayacağım." Kuruyan dudaklarımı dilimle ıslattım ve devam ettim: "Şu herif değil, Kerem. Daha sonra yakın koruması değil, kardeşi gibi gördüğü kişi olan Serhat. Biz diyor muyuz Emre'ye 'sadece yakın koruman' diye? Hayır. Ve son olarak, senin evin değil, bizim evimiz! Ben istediğim kişiyi çağırırım ve bu kişilerin arasında Serhat da var, anladın mı?"

Bana hayret eder gibi baktığında:

"Aferin canım, anlayacağını biliyordum. Şimdi kes sesini, film izliyoruz."

Filmi kaldığı yerden başlattıktan sonra kafamı koca ekrana çevirdim. Çevirirken Serhat'ın ayağa kalktığını, Kerem'le bana şaşkın şaşkın baktıklarını gördüm.

"Lan Serhat, otur şuraya!"

"Aryel Hanım, gideyim ben..." Tam adım atacaktı ki filmi tekrar durdurdum.

"Lan gerizekalı herif! Şu filmi bana on kere tekrar başlattırmayın, nefret ediyorum diyorum, anlamıyorsun! Zaafım var oğlum bu filme. Otur şuraya! Oturmazsan sinemanın bilet parasını sen verirsin çünkü bu bölüm bitecek!"

Aybars o aptal nefesini boşa harcayarak bir cümle kurdu:

"Hayır, bu iki gerizekalı evimden gidecek."

Bir anda ayağa kalktım ve Aybars'ın karşısına dikildim. Bunu sadece iki saniyede yaptım.

"Bana bak, düzgün konuş! Sen niye 'gerizekalı' diyorsun?"

"Sen diyorsun?"

"Benimle sen bir misin oğlum, hayırdır? Buradan bir çakarım, Yeşil Türbe'ye kadar yolun var, haberin olsun!"

"Sen mi bana vuracaksın?" dedi küçümseyici bir tonda.

Ona doğru yaklaştım, elimi boynuna attım ve kulağına yaklaştım.

"Bir ara bunu masaya yatıralım," dedim ve o daha ne olduğunu fark edemeden dizimi karın boşluğuna geçirdim. Yüzü kıpkırmızı oldu ama herhangi bir ses çıkarmadı.

"Yatıralım..." Sustu, nefes alarak devam etti: "...masaya."

Arkamdan gelen kahkaha sesine hızla kafamı çevirdim ve ters ters baktım. Benim bakmamla Kerem de sesini kesti. Koltuğa gidip telefonumu aldım ve salondan çıkmak için kapıya yöneldim.

"Siz sesinizi kesmediğiniz için film falan izleyemedik, çok sağ olun!"

Kerem de bir anda ayağa kalktı.

"Kız nereye? İzlerdik."

"Başka bir zamana artık."

İkisi de onaylayan mırıltılar çıkardı. Vedalaştıktan sonra onlar dışarı gitti, ben de merdivenlere yöneldim.

"Senin yaptığın şey de kovmaktı."

"En azından kibar olmaya çalıştım ve hayır, benimki kovmak değildi." Gülme sesi kulağıma geldiğinde odalarımızın olduğu kata çıkmıştık.

"Sende bir şeyler var, bu kadar katı kısa sürede çıkmazsın."

"Neden? Sen çıkıyorsun ama?"

"Evet, ben çıkıyorum çünkü eğitimli olduğumu kabul ediyorum."

Ben de eğitimliydim ama bunu Aybars'a söylemek istediğime emin değildim. Ne de olsa samimiyetimiz yoktu. Kocamdı... Olabilir, anlaşmalı kocam sonuçta.

"Yaran varken bu kadar enerjik olman saçma. Bir şeyleri açıkla bana."

"Sana bir şey açıklamak zorunda değilim," derken odama ilerliyordum.

Ama bir anda kolumdan tuttu ve kendine çevirdi. O sırada kokusu burnuma doldu. Ağır bir koku değildi ama etki bırakan türdendi. Tam olarak ne olduğunu anlayamamış ama merak etmiştim. Şu an sorsam çok mu saçma olurdu acaba? Şu an bana bunu sorsa direkt söylerdim ama ben bunu ona söyler miydim? İşte buna cevap veremezdim.

"Ne yapıyorsun?"

"Ne yapıyormuşum?"

Bezgin bir ifade ile baktım. Hint veya Kore dizilerini bu kadar kınamamalıydım. Halime bak; mal mal birbirimize bakıyoruz...

Kolumu elinden çektim, o da zorlanmadan bıraktı. Kafamı "Hayırdır?" anlamında salladım. Bir süre yüzüme odaklandı, daha sonra beni baştan aşağı süzdü. En son hareleri tokalarımda kaldığında yüzü gülmemek için zor duran bir ifade almıştı. Gülünecek ne vardı şu an?

"Bunları nereden aldın?"

"Konumuz bu mu? Sana şu an bunu anlatmayacağım."

"Neyse, yaran iyi gibi. Zaten acilinden düğün yapmalıyız çünkü haber her yerde yayılıyor."

"Ne haberi?"

"Vurulduğunun haberi."

Vurulduğumun haberinin yayılmaması gerekiyordu. Bu, işleri kötüleştirmekten başka bir şeye yaramazdı. Saçmalık!

"Öf, yaralı yaralı düğün mü yapayım?"

"Yaralı yaralı her şeyi yaptın, bir düğün mü yapamayacaksın?"

"Peki bir şey sorsam?" Kafasını onaylayan bir şekilde salladı.

"Gelinlik giyecek miyim?"

"Gelin olduğuna göre..."

Ama o şey çok beyazdı, öf!

"Ama çok beyaz!"

"Gelinliğin anlamı bu çünkü."

"Oha, ciddi misin? Şoklardayım şu an, aptal herif!"

Yeni bölümde düğünleri olacak beklemede kalın bebeklerimmmmm🫶🏻🫶🏻🫶🏻

Sizi seviyoreeeeeeee🫶🏻🫶🏻

Lütfen anlayın beniiiii

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

17okunma 2beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.