Şafakta Operasyon kitap kapağı

1. bölüm / 10

Şafakta Operasyon

GİRİŞ

Vaveyla Yazarı: Tutaste _25

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 10Şu an: GİRİŞ

Şırnak’ta güneş doğmadan bir saat önce yola çıkan Katliam Timi sonunda yolsuz domuzların -teröristlerin- kaldığı mağarayı gören dağa gelmişti, içeride iki askerimiz vardı. Katliam Timi’nin komutanı Ayça Ak ve timi silahlarına susturucu taktıktan sonra sessizce plana uygun bir şekilde domuzların inine girdiler.

Hepsini temizledikten sonra askerlerimizin kaldığı yere doğru ilerlerken Ayça bir şeyin ters gittiğini hissediyordu. Savaş kurallarından biri de “ Düşmanını iyi tanımak “ tı. Katliam Timi bu konuda gereğinden fazla bilgiye sahipti.

Ayça’nın şüphesi yoktu. Burada bir haltlar döndüğünden emindi. Bir anda adımları durunca Katliam’ın da durması anlıktı. Kimse neden komutanları Ayça’nın durduğuna anlam verememişti.

Ayça tuzağa çekildiklerinden adı kadar emindi. Bunu doğrulayan ise gelen silah sesiydi. Katliam Timi hızlı bir atiklikle kayaları önlerine siper alırken, Komutanları olan Ayça’nın neden durduğuna yeni anlam verebilmişlerdi.

Ayça hem ateş ederken hem Saydırıyordu:
“yolsuz domuzlar! Kansız itler. Size it demek bile köpeklere hakaret!”

Geçen bir saatin ardından tüm yolsuzlar ölmüştü, ama askerlerimizden iz yoktu. Ayça buna sinirlenmişti. Üç gündür bu operasyonu planlıyor, esir tutulan askerleri kurtarmak için geceleri gündüzlerine katıyorlardı. Ama pes etmeyecekti. Katliam Timi pes etmek ne bilmezdi. Sadece üç şey için atardı yürekleri:
Din
Vatan
Bayrak

Ayça içindeki öfkeyi dizginlemeye çalışırken mağarada sert otoriter sesi yankılandı:
“ Katliam toplan! Karargâha dönüyoruz “
İtiraz edecek oldular ama ellerinden gelen bir şey yoktu.
***
23:50 Hakkari
Ayça Ak’ın anlatımıyla
Karargâha dönmüştük. Üç gündür gecemizi gündüzümüze katarak planladığımız operasyon başarısız geçmişti. Yolsuzlara asla olmayan sinir kotam ağzına kadar doluydu. Ellerinde rehin tuttukları bir Binbaşı vardı. Önemli olan bir üstüm olması değildi. Önemli olan kansız domuzların elinde tuttukları askerin TÜRK ASKERİ olmasıydı.

Türk Devleti şu ana kadar hiçbir vatan evladını onlar gibi yolsuzlara bırakmamıştı. Yine bırakmayacaktı. Askerlerimizi almakla kalmayacak, aynı zamanda bir TÜRK askerini esir almanın hesabını da burunlarından getirerek soracaktık.

Telefonumun çalmasıyla oturduğum yerde dikleşerek arayan kişiye baktım. Ekranda “Kardeşim arıyor…” yazıyordu. Aramayı cevapladığımda erkek kardeşim Alp’in enerjik sesi kulaklarımın pasını almıştı. Büyük bir neşeyle “Ablaların en güzeli, en güzel çiçeğim nasılsın?” dedi. Sesinden yine bir haltlar yediği için yardım isteyeceği belliydi.

“Gine ne halt yedin Alp?” derken sesimde bıkmış bir ezgi vardı.
“Aşk olsun abla seni aramam için illa bir halt yemem mi gerekiyor? Özlettin kendini,” derken karşısındaki kişinin Bordo Bereli bir asker olduğunu unutuyordu. En ufak şeyde bile küçük yalanını ortaya çıkartabilirdim.

“Belli ki bir haltlar yemişsin. Yoksa böyle yalakalık yapmazsın.” Dememle ise karşı taraftan gelen oflama bir olmuştu.

Sonunda bir halt yediğini kabul eden canım kardeşim Alp, “ Tamam, evet bir halt yedim.” Diyerek itirafta bulundu.
“Gine ne yaptın dökül bakayım.” Derken sesimdeki sertlik yumuşamıştı.

“Bir çocuk okulda bana bulaştı,” derken sesindeki öfke anlaşılıyordu “Hayır anlamıyorum si-“ ağzına gelen küfürü tamamlamadan yutmak zorunda kaldı. Doğru bir seçimdi yoksa dilini koparıp balıklara yem edeceğimi biliyordu.

“Yani git başkasına bulaş, değil mi? Bana kafayı takmış. Eşyalarımı yere fırlatınca dayanamadım, çocuğu dövdüm”

Evet, biricik canım kardeşim dövdüm dediyse büyük ihtimalle kendine karışan çocuğu hastanelik etmişti. Öfkelenince ne yaptığını bilemez gözüne perde inerdi. Ama eşya dediği şey eğer babamdan ona kalan son şeyse işte o zaman sonucu hiç düşünemiyorum.

Muhtemelen disiplinlik olmuştu ve annem bilmiyordu.

Bıkkınlık dolu sesimi kuşanarak, “Ne halt yediysen bu sefer kendin halletmek zorundasın Alpocuğum çünkü gelemem. Biliyorsun bu aralar yoğunum” dedim

“Abla!” diye ağzından dökülen feryatla telefonu yüzüne kapamıştım. Hayatta yanında hep ben olmayacaktım. Artık kendi ayaklar üstünde durmayı öğrenmeliydi. On yedi yaşına basmıştı. Hayat her zaman yüzüne gülmeyecekti alışmalıydı bu döngüye.

Telefonumu tam cebime koyacaktım ki Alp’in -timimdeki- odaya girip selam vermesiyle durdum. “Komutanım,” diyerek başlamıştı sözüne. “Askerlerimizin nerede olduğunu tespit ettik, hava koşulları değerlendirildi, her şey konuşuldu. Hikmet Albay, Katliam hazırlansın emrini verdi.”

Duyduğum haberle hemen ayaklandım. Artık esir düşen askerlerimizi kansızların elinden alma vakti çoktan gelip çatmıştı. Vakit kaybetmeden hazırlanıp yola çıktık.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

3okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.